Forum Sitelerimiz

Hanif Dostlar: hanifdostlar.net - hanifdostlar.org - hanifdostlar.info - 63.231.71.139

Kur’an Yolunda: forum.kuranyolunda.com

Hanifler Forum: www.hanifler.com

 

 

 

 

 

“Forum Sitelerimiz” için 2 Yorum

  1. muhakeme diyor ki:

    FELÂKETLERDEN İBRET ALMAK GEREKMEZ Mİ?

    Yüce Allah (c.c.) hayatı da, ölümü de acaba kimler daha güzel ameller ortaya koyacak bilmek için yaratmıştır.[1] Nitekim insanlar zorluklarla sınandıkları zaman[2] gerçek yüzlerini ortaya koymaktadırlar.

    Mesela Kur’an-ı Kerim, okyanusun ortasında dev dalgalarla boğuşan bir gemide bulunan insanların bu sıkıntıdan kurtulmak için can-ı gönülden Allah’a yalvarırlarken, fırtına dinip sağ salim limana ulaştıklarında sanki az önce dua edenler kendileri değilmiş gibi pek çoğunun verdikleri sözlerinden döndüklerini ifade etmektedir.[3]

    “Bize bir hükümdar tayin et ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım!” diyenlerin çoğunluğunun savaşmaları emredildiğinde geri dönüp kaçtıklarını da yine Kur’an-ı Kerim bildirmektedir.[4]

    Bu ayetlerden, zoru görünce kaçanların veya kaytaranların iki yüzlüler oldukları anlaşılmaktadır. Zorluklarla mücadele etmeyi göze alamayanların, bu tercihleriyle ne kadar büyük bir yanlış yaptıkları ise ortadadır. Bu kimselerin seçimlerini inandıkları değerler uğruna değil de, dünyanın geçici zevklerinden yana kullanmış olmaları düşündürücüdür. Yani; bu kimseler başlarına gelen sıkıntılara katlanmak ve gereken dersi almak yerine, kaçarak sorumluluklarından kurtulmayı düşünmüşler ve gerçek anlamda inanmadıklarını da böylece ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla da imtihanı kaybetmişlerdir.

    Oysa kıyâmetin kopacağı ana kadar insanlar açlıkla, kıtlıkla, depremlerle, ölüm korkusuyla, yangınlarla, sakat kalmakla, savaşlarla, tayfun, hortum, kasırga, heyelan gibi bir takım doğal âfetlerle imtihan olunacaklardır. Bu, Yüce Allah’ın koyduğu ve hiçbir zaman değişmesi söz konusu olmayan bir kuraldır.

    İnsanoğlu bu felaketlerin zararlarından korunmak veya en az kayıpla atlatabilmek için tedbirler almakla yükümlüdür. O bütün tedbirleri aldıktan sonra takdiri Allah’a bırakmakla mükelleftir. Nitekim bazı doğal âfetlere karşı hazırlıklı olmak için erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi artık bugün bir zorunluluk haline gelmiştir. Depremleri önceden tespit etmeye yönelik deneylerin veya buluşların yapılmasında, hayvan hareketlerinin ve tabiatın gözlenmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Burada bir kez daha ifade etmek gerekir ki, yeteri derecede önlem almayan kimselerin suçu kadere yüklenmeleri kesinlikle doğru değildir. Bu, işin kolayına kaçmaktır ve bunun savunulabilecek hiçbir tarafı da yoktur.

    Bütün bu doğal afetler dünyadaki imtihanın birer unsurlarıdır. Bunları ibret alınması gereken ilâhi ikazlar şeklinde değerlendirmek de mümkündür. Çok daha az can ve mal kaybıyla atlatılacak bazı felâketlerin acı bilançosu, ihmaller sonucu eğer artırıyorsa bunun suçlusu insanoğlunun kendisidir. Allah, insanlara asla zulmetmemektedir. İnsanlar kendi elleriyle kendilerine yazık etmektedirler.[5] Dolayısıyla geçmişten ders alan, aklını kullanan, tedbirler almakta gevşek davranmayan ve sorumluklarının farkında olan insan her halükarda kazançlı çıkacak ve aldığı tedbirlerin karşılığını görecektir.

    Bu hâdiseleri doğru değerlendirebilmek için doğru bir bakış açısına sahip olunması gerekmektedir. İnsanoğlu karşılaştığı bir takım sıkıntıları olumlu anlamda bir değişim ve dönüşüm için fırsat olarak kabul ederse, her şeye yeniden başlaması söz konusu olabilir.

    Maruz kaldığı sıkıntıları isyan ile karşılayan ve “niye ben” şeklinde sorgularken daha da fazla hata yapan bir insan, böyle bir sonuca iman eksikliği sonucu ulaştığını bilmek durumundadır. “Lütfunda hoş, kahrında hoş” demesini bilmeyen, “Allah var, keder yok” anlayışını kendisine ilke edinmeyen, imkanının tükendiği yerde Allah’ın yardımının geleceğine inanmayan bir mü’minin her zaman istikametten sapması ve şeytanın elinde oyun ve eğlence aracı olması mümkündür. Bu itibarla hatalarından dersler çıkaran, dar bakış açılarından kurtularak hayata daha geniş bir pencereden bakan, öz eleştiri yapan bir kimse sonunda mutlaka hedefine ulaşacak, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edecektir. Ancak bunun için de çok ciddi çabalar sarf edilmesi gerektiği ortadadır ve bu gerçeğin hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

    selam ve dua ile….
    ————————————————————–

    [1] Mülk, 67/2. “O, hem ölümü hem de hayatı yaratmıştır ki, sizi sınamaya tâbî tutsun (ve böylece) davranış yönünden hanginiz daha iyidir (onu göstersin) ve yalnız O’(nun) kudret sahibi ve çok bağışlayıcı (olduğuna sizi inandırsın).”

    [2] Bakara, 2/155; Âl-i İmrân, 3/140, 186; Hûd, 11/7; Kehf, 18/7; Muhammed, 47/31; İnsân, 76/2.

    [3] Yunus, 10/22-23. “…Gemidekiler sevinç ve güvenlik içinde hissederler kendilerini; derken bir fırtına yakalar gemiyi ve dalgalar her yandan kuşatır onları, öyle ki, (ölümün) kendilerini çepeçevre sardığını düşünürler de (o zaman) dinlerine sıkı sıkı sarılıp yalnızca Allah’a yönelerek: “Bizi bu (felaketten) kurtarırsan, andolsun ki şükreden kimselerden olacağız!” diye yalvarıp yakarırlar O’na. Ne var ki, Allah onları bu (felâketten) kurtarır kurtarmaz, hemen yeryüzünde haksız yere azgınlık yapmaya koyulurlar!…”. Ayrıca bkz. Lokmân, 31/31-32.

    [4] Bakara, 2/246. “Musâ’dan sonra İsrâil oğullarının önde gelenlerinin, peygamberlerinden birine: “Bize bir kral tayin et ki Allah yolunda savaşalım!” dediklerini bilmez misin? O: “Ya savaşmanız emredilir de savaşmaktan kaçınırsanız?” diye sordu. Onlar: “Biz ve çocuklarımız yurtlarımızdan sürülmüşken Allah yolunda neden savaşmayalım?” diye cevap verdiler. Halbuki savaşmak onlara emredilince, bir kaçı dışında, uzak durdular; ama Allah zalimleri çok iyi biliyordu.”. Ayrıca bkz. Nisâ, 4/77; Muhammed, 47/20. “İmana ermiş olanlar: “Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı!” derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların (münâfıkların), ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur.”. Bu konuyla ilgili ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/167.

    [5] Nisâ, 4/79; Rûm, 30/41; Şûrâ, 42/30; Zümer, 39/51. Ayrıca bkz. Bakara, 2/27; Âl-i İmrân, 3/117; Hûd, 11/33, 101; Tevbe, 9/70; Ra’d, 13/25; Nahl, 16/118; Mü’minûn, 23/71; Ankebût, 29/40; Rûm, 30/9-10; Yûnus, 10/44; Kasas, 28/77; Fussilet, 41/46; Zuhruf, 43/76; Fecr, 89/12-14.

  2. mehmet rende diyor ki:

    başka bir foruma yazdığım aşağıdaki cevabi yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. hanifdostlar şu anda kilitli burada da ancak burayı buldum. teşekkürler.

    Konu Başlığı: İnsanlar eziliyorsa ve kader varsa suçlu tanrı mıdır?
    Gönderen: mert8 üzerinde Ekim 02, 2008, 01:56:53 ÖÖ

    aleykümisselam

    kader insanın kaderi bu dünyada doğmak ölmek ve ahirette yargılanmaktır. sizin belirttiğiniz anlamda kader diye birşey yoktur. Allah ın verdiği emirler ve görevler ile insanoğlunun insiyatifi vardır. verilmiş olan emirleri din olarak tanımlarız bunlar ibadet etmek ve iyi işler yapmaktır diyebiliriz.

    görevler ile insanoğlunun insiyatifi ayrı şeylerdir.
    görevler Allah ın insanoğlu nun ruhlarını yarattığı zamandaki verdiği görevlerdir. bazıları ilim yapacak. bazıları dinde yükselecek. bazıları yönetici olacak. bazıları zengin olacak. diğerleride arada kaynayacak Allah a -seviyelerine göre- ibadet edecekler.
    insanoğlunun insiyatifi de bu emir ve görevleri yerine getirirken kendi rıza ve istekleri doğrultusunda iyiyi ve kötüyü bularak sonuçta cennete veya cehenneme gideceklerdir.

    yukarıda da değindiğim gibi bu dünya üzerinde hiçbir insanoğlu eşit yaratılmamıştır. Bıisim Allah erRahman erRahim den de anlaşılabilir bu. onun için ben niye fakirim benim niye buyum yok şuyum yok çocuk niye bir yaşında öldü bu adam niye çok zengin yakışıklı ve akıllı ama bende yok …. gibi çeşitli boş fikir ve kuruntular ile günaha girmeyin.

    bu dünyada adalet yoktur. bu dünyada çocuğun 1 5 10 veya 20 yaşında ölmesi Allah ı ilgilendirmez çok fakir olup cehennemi dünyada yaşaman Allah ın sorunu değildir. sen Allah ın emir ve görevlerini layıkıyla yap. Allah ın bu dünyada insanoğlundan istediği budur.

    bu dünyada Allah a ibadet vardır. görevler vardır insiyatif vardır. ahirette nereye gideceğin senin bu emir ve görevleri yapıp yapmamana bağlıdır. her insan kendi yolunu seçer ve oraya gider. adalet yargılamadadır ve sonuçtadır. bundan hiç şüpheniz olmasın.

    ayrıca İslam da tanrı yoktur Allah vardır. buna özen gösterelim. günaha girmeyelim

    sağlıcakla kalın

    mehmet rende

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: