‘Yazarlar’ Kategorisi için Arşiv

ganimetleri Resulün eline nasıl vereceğiz?

Perşembe, 20 Kasım 2008

1. BÖLÜM : 31. Ya kavmena ecıbu daıyellahi ve aminu bihı yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azabin elımkardeşlerim, Allah’a çağıran Resul’e uymak, O’nu bize Elçi olarak gönderen Yüce Allah’ın davetine uymak demektir( Ahkaf 31 ). apaçık gerçek budur… size gelen bir elçiye O’nu gönderene uymak adına uyarsınız. kendisi adı üstünde ELÇİ’dir. niye ” ELÇİ’ye zeval olmaz ” demişler, işte bu yüzden. lütfen sürekli ön kabüllerimizin etkisiyle değilde biraz da objektif bakmaya çalışalım. maalesef bazı insanların aklına, Resül dendiği zaman akıllarına sadece ve sadece Resül’ün kendisi yani şahsiyeti geliyor. halbuki biraz daha düşünerek ve tertil üzere , beşerî ve zannî bilgi zincirlerinin / Kur’an dışı bilinç ve görgülerinin etkisinden yani süper karartıcı gözlüklerinden kurtularak, YALNIZCA Kur’an’a katışıksız ve yalın bir şekilde, ihlasla yönelinebilirse, Kur’an’daki Resul gerçeği tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktır.

şöyleki :

1. Yes’eluneke anil enfal kulil enfalü lillahi ver rasul fettekullahe ve aslihu zate beyniküm ve etıy’ullahe ve rasulehu in küntüm mü’minın

2. İnnemel mü’minunellezıne iza zükirallahü vecilet kulubühüm ve iza tüliyet aleyhim ayatühu zadethüm ımanev ve ala rabbihim yetevekkelun

8 Enfal 1 :

1 Sana ganimetlerden sorarlar; de ki: “Ganimetler, Allâh’ın ve Elçi(si)nindir. Siz, (gerçekten) inananlar iseniz, Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah’a ve Elçisine itâ’at edin!”

2 Mü’minler o kimselerdir ki, Allâh anıldığı zaman yürekleri ürperir, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.

kardeşlerim, sadece bu Ayetlerden de açıkça anlaşılıyorki Yüce ALLAH’ın adı anıldığında inananların ” vecilet kulubühüm ” yürekleri ürperir ve AYET’leri ( HADİS iddiaları değil…) okunduğu zaman İMAN’ları artar ve RABB’lerine tevekkül ederler. yahu arkadaşlar hiç hadislerden bahsediliyor mu ne burada nede Kur’an’ın hiçbir yerinde. yalnız ve ancak ” ahsenül hadis ” olan Kur’an’a itaatten bahsediliyor. asla ” Ey kullarım, bakın sakın unutmayın Kur’an’ın yanında + olarak / İLÂVE olarak birde elçimin hadislerine uyacaksınız ) diye bir şey yok. tabi burada bazı arkadaşlar hemen şunu söyleyeceklerdir: ” etiy’ullahe ve rasulehu ” .

halbuki burada açıkça vurgulanan Yüce Allah’a itaat Kur’an’a itaat, Sevgili son Resulüne itaat ise hadis iddialarına itaat demek değildir kesinlikle… Resule itaatten Ayet’te kastedilen Resül’ün ilgili tüm konumlarıdır. hadislerle ilgisi yoktur bunun. yok eğer illaki ve billaki burada kastedilen bizzat Resül’ün kendisidir diye ısrar edecek olunacaksa eğer, o zaman ben de derimki ” hadi arkadaşım o halde götürün ganimetleri bizzat Resul’ün eline koyun ! / eline verin…bakalım bunu nasıl yapacaklar ? bugün elde ettiğimiz bir ganimeti, bizzat Sevgili Resul’ün eline koyabiliyorsanız, BİZZAT eline verebiliyorsanız, Ayet’te ” Resule itaat ” emri verilirken kastedilen’in kesinkes Sevgili Resulün BİZZAT kendisi olduğunu anlamış olacağız. ” Resule itaat ” ten kastedilen sizin kendinizi zorlayarak, Ayetleri eğip bükerek anlamak istediğiniz gibi hadislere itaat değildir kardeşim. Sevgili Resul’ün ” devlet başkanı ” , ” baş yargıç ” , ” baş kumandan ” vb. konumlarıdır. hadislerle ve hadislere uymakla asla ve kat’a ilgisi yoktur. var diyorsanız ve burada kastedilenin Resul’ün bizzat şahsiyeti ise o halde verin ganimetleri Sevgili Resul’ün bizzat eline, bizde size inanalım.

evet, ganimetleri Sevgili son Resul’ün eline nasıl koyacağız, eline nasıl vereceğiz ?

yine burda sünnet müdafiîleri tarafından , geçersiz bir çaba ile, sünneti savunma mekanizmaları limitsiz bir şekilde işletilip devreye sokularak, bu seferde belki de şu söylenecektir:

41. Va’lemu ennema ğanimtüm min şey’in fe enne lillahi humüsehu ve lir rasuli ve lizil kurba vel yetama vel mesakıni vebnis sebıli in küntüm amentüm billahi ve ma enzelna ala abdina yevmel fürkani yevmel tekal cem’an vallahü ala külli şey’in kadır

.8/41.

Ayırım gününde, iki ordunun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize ve ALLAH’a inanıyorsanız, bilin ki elinize geçen her ganimetin beşte biri ALLAH’ın ve Elçisinindir. Bu pay, akrabalar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışların hakkıdır. ALLAH her şeye Güç Yetirendir.

halbuki, burada da objektif bakıldığında açıkça görüldüğü gibi, ganimetin beşte birinin, Allah’ın ve Elçisi’nin olduğu görülmektedir.

Yüce Allah’a ganimetin beşte birini vermeyi, yetime, yoksula, yolda kalmışa, mağdur ve mazluma vb.vermek şeklinde açıklayabilmek mümkün iken,

ganimetin beşte birini , şayet Kur’an’da her Resul ismi geçtiğinde , sırf hadisleri ve sünneti vahyin bir parçası imiş gibi göstermek adına, illaki ve billaki Resulün BİZZAT KENDİSİ İMİŞ GİBİ göstermeye çalışacak olursak,

o halde ben de 2. defa sormak zorunda kalırım:

ganimetleri Sevgili son Resul’ün eline nasıl koyacağız, eline nasıl vereceğiz ?

Sevgilerimle

NOT :

ilgili konu :

KUR’AN’DA MUHAMMED VE PEYGAMBERLERİN MİSYONU

2. BÖLÜM :

“enfal, ganimet” kavramlarını,

a. mahiyet,

b. muhteva ve

c. keyfiyetini nasıl izaha kavuşturabiliriz :

a. mahiyet :

enfal = nefeller = ” nefel ” in çoğulu = kökü nefel demektir. hiçbir karşılık beklemeden hibe ve teberruda bulunmak, karşılıksız vermek, bağış ve hibeler anlamındadır.

b. muhteva :

bu kelimenin bu Ayet’lerdeki bağlamındaki muhtevası, içeriğine baktığımızda :

düşmandan kahr veya sulh ile ; ister savaş ister barış yoluyla zabtedilen emvâl (mallar), ganâimler, taşınır taşınmaz mülkler, çalışıp emek harcanmadan elde edilen emeksiz kazançlar… bunlar tarla, bağ, bostan gibi taşınmaz mülk olabileceği gibi, at, deve gibi taşınır en’âm veya kılıç, ok gibi taşınır mallar da olabilir.

c. keyfiyet :

Enfal suresinin bize intikal etmiş bulunan ve Ayet’ler ile çakışan tarihi bilgilere göre Bedr savaşında elde edilen ganimetlerin bölüşülmesinde, yani bölüşülme esnasında sahabe’ler arasında çıkmış bulunan ihtilaf ve muaraza, çekişme, birbirlerine ganimetler ile ilgili muhalefet ederek karşı karşıya gelmiş bulunmaları vaziyeti, yani ”o ” hâl ve ” o ” durum ile ilgilidir.

verilen Ayet’ler, ganimetlerin paylaşımdan önce, İslam devlet başkanı , baş kumandan , baş yargıç olan Sevgili Resule götürülmesi gerektiği, Sevgili Resul’ün devlet başkanlığı sıfatı ile Yüce Allah’ın hükmünü ” gelen Ayet mucibince , gereğince ” ifâ edeceğini , ” Allah ” anıldığı zaman yürekleri ürperen, Ayetler’ İ okunduğu zaman imanları pekişen ve böylelikle tevekkül katsayıları artan Mü’minlerin, Allah’a ve O’nun hükümlerini uygulayan Resul’e -konum evlet Başkanına - İTAAT etmeleri gerektiğini buyurmaktadır kanaatimce…burada Sevgili Resulün devlet başkanlığı konumuna açık bir işaret vardır.

daha önce de söylediğim gibi, Sevgili Resul’ün Resul konumu dışında devlet başkanlığı, baş yargıç, baş komutan ve sosyal konumları vardır. Sevgili Elçi’nin her adının geçtiği yerde, adının karşılığı olan yere illaki ve billaki ” Peygamber ” kelimesinin oturtulması inananları açmaza sürüklemiş, hadis İDDİAlarının bir vahiy ürünü olduğu sonucuna ULAŞMAK İSTEYEN ön kabul sahibi olan arkadaşlara, bir mazeret , bir pay olmuştur…halbuki, Sevgili Elçi, Hz.Muhammed’in bahsettiğim tüm bu konumlarından Yüce Allah bize bahsetmektedir. ancak bu konumları görmezden gelinmektedir…

veddua

Muhabbetle

NOT :

ENFAL’İN GEÇTİĞİ AYETLER :

8/1 ( İKİ DEFA ) :

1. Yes’eluneke anil enfal kulil enfalü lillahi ver rasul fettekullahe ve aslihu zate beyniküm ve etıy’ullahe ve rasulehu in küntüm mü’minın

17/79 :

79. Ve minel leyli fe tehecced bihı nafiletel leke asa ey yeb’aseke rabbüke mekamem mahmuda

21/72 :

72. Ve vehebna lehu ishak ve ya’kube nafileh ve küllen cealna salihıyn

3. BÖLÜM :

Malları gibi “insanlarda” ganimete dahil midir?

değerli kardeşim,

bence, tüm insanlığa rahmet olsun diye gelen bir ” ilahi din ” in , yeryüzünde insanlığın kendi elleriyle ürettiği beşeri, tağuti dinlerden çok önemli bir farkının olması gerekir…ben naçizane olarak, hemen hemen tamamı insanoğlunu bir ” ekonomik hayvan ” ” bir mal ” derekesine düşüren yeryüzü fiavunî dinleri, Yüce Rahman’ın bize alın ve bu din’i yaşayın diye emir buyurduğu ilahi din ile özdeşleştiremeyeceğimizi , eşitleyemeyeceğimizi düşünüyorum. ilahi din’imizin yeryüzü beşeri dinlerinin hepsinden ama hepsinden çok daha asil , çok daha ahlakî, çok daha insancıl ve çok çok daha merhametli olduğunu biliyorum, biliyoruz ve Yüce Rabbime bize böyle mukaddes bir din gönderip, karanlık zulumatlar ve yeis içinde bırakmadığı için şükrediyorum. bir kardeşimin söylemiyle, ” şükründen aciziz ” gerçekten…

değerli kardeşim ,

konu ile ilgili Ayetlere birlikte bir bakarsak :

2/177 : ( rikâb )

bu Ayet’te Birr’in mahiyeti hakkında Yüce Allah tarafından açıklama getirilirken, bu açıklamalar içinde, sevdiği halde mal verilecekler arasında akrabalara, yetimlere……….kölelere diye sayılmıştır. yani köleler mal ise, kendilerine mal verilmesi emir buyurulmayacaktı diye inanıyorum…

4 / 92 : ( fetehriyru rakabetin )

hataen bir kişiyi öldürenin bir köle azad etmesi emir buyruluyor

5/ 89 : ( rakabetin ) :

” lağv ” ile edilen yeminlerin keffareti olarak yapılması gerekenler arasında köle azad etmeyi sayması

9 / 60 : ( rikâbi )

sadakaların kime verilmesinin farz kılındığı ile ilgili gruplar sayılırken köleler’in, kalpleri ısındırılacakların yani müellefetil kûlub’un hemen arkasında zikredilmeleri görülmeye şayan ve bence manidardır.

58 / 3 : ( fetahriyru rakabetin ) :

hanımlarından zıhar yapanların tekrar hanımlarıyla temas etmeden önce bir köle azad etmeleri koşulunun emir buyurulması…

90/ 13 : ( fekku rakabe ) :

iki şeyi birbirinden kopararak ayırmaya fekk denir. rakabe ise boyun demektir.

yani boyunlarından ellerinizi çekin demek oluyor, yani boyunlarını rahat bırakın…

gelen tarihî bilgilere göre, Hz.Ömer’in hayatına mal olmuş bir meseledir bu… fekku rakabe…

köleleri bir mal gibi gören, insanları bir mal diye tarif eden kireçleşmiş , kronikleşmiş firavunî tabiat sahibi insanlar (!) , fekku rakabe… yapmak isteyen Hz.Ömer’in şehadetine imza atmışlardır… ne mutlu O’na ve onun gibi olmaya layık olanlara, olabilenlere… Yüce Rabbim bizi de Kur’an hakikatleri yolunda şehadete layık ve muvafık kılsın inşaAllah.

Yüce Rahman’a emanet olunuz.

muhabbetle

hasanöktem

Arkadaş Peygamber

Pazartesi, 20 Ekim 2008

Kur’an’da peygamber isimlerinin İbrahim”, “Musa”, “Nuh” Muhammed” şeklinde “mahalleden arkadaşıymış gibi” alabildiğine tek ve yalın kullanılması öteden beri çok dikkatimi çekmiştir. Bu konuda nicedir bir şey yazmak istiyordum

Acaba bu tür isimler Kur’an’da neden yalın geçiyor?

Ben bunun bilinçli bir kullanım ve mesaj olduğunu düşünmekteyim.

Oysa dini kültürümüzde bunun tam tersi bir durum var. “Mazhar-i mevcudât, seyyid-i kâinât, server-i fahr-i âlem” vb. bir dizi ünvan ve lakaplar sıralanmadan ve özellikle de “sallallahu aleyhi ve sellem” (s.a.v) demeden peygamber ismini anmak saygısızlık sayılıyor.

Halbuki bu türden abartılı ifadeler Bizans ve Sasani imparatorluk geleneğinin modasıydı. Emevi, Abbasi ve Osmanlı imparatorluklarına da olduğu gibi geçti. Padişahların ve sultanların adı “Halife-i rûy-i zemin, devletlû, haşmetlû, azametlû padişahımız efendimiz hazretleri…” vs. denilmeden telaffuz edilemezdi.

(more…)

Vahiy Aklın Efendisidir-III

Salı, 07 Ekim 2008

“Kurân bizden akıllıdır” demiştik.. 

İnsanoğlunun aklıyla, o akla hitap eden vahiydeki üstün ve öğretici aklı mukayese eden mecazi bir cümledir bu! Yâni, aklımızı sevmekle yetinip Kurân’daki aklı görmemezlikten gelemeyeceğiz.. Aklımızın böyle bir lüksü yok!

“Kurân kül yutmaz” demiştik..

Yâni, Kurân hakikaten akledebilenlerle, aklediyormuş gibi yapanları birbirinden ayırt eden bir mizan veya mihenktir. Ona yöneldiğimizde, okumamızın kaç ayar olduğunu veya aklımızın kaç kırat olduğunu hemen ortaya koyar..  

Bu açıklamadan sonra, “Kurân’ı nasıl okumalıyız” sorusuna bakabiliriz.

Böyle büyük bir mûcize karşısında bendenizin ilk cevabı şu olur…

“Elbette, ansiklopedi okur gibi değil!”…

İşte, tam bu noktada Kurân’ın aklı, ruhu, îcâzı ile bizim aklımız arasındaki temel farka işâret etmiş oluyoruz..

Burası gerçekten çok önemli!!!

Nedense; biz Kurân okumalarımızda bir ansiklopedik arayış içindeyiz..

Yâni, Kurân şöyle bir “kitap” olsaydı cana minnet olacaktı…  Açsaydık Kurân’ı , baksaydık fihristine ve alsaydık fetvayı…  Fihristinden bakarak mesela  namaz bahsini açsaydık da, namazın nasıl kılınacağına kadar bütün detayları oradan okusaydık ve geriye hiçbir ihtilaf kalmasaydı, ne güzel olurdu(!?)….

(more…)

Ebu Hureyre (???)

Salı, 23 Eylül 2008

Giriş

Allah Rasulü (s)’nün hadisleri eğer Kur’ân-ı Kerîm gibi Din’in temel bir kaynağı ve her müslümanın bilmesi ve uyması gereken bir esas olsaydı, Rasul (s) kendinden sonrakilere taşınması için Sahabe’den bunları ezberlemelerini isterdi. Böyle bir durumda ise Sahabe’nin imanca ve de takvaca en üstünleri ve ilimce en güçlülerinin hadisleri en çok rivayet edenler olması gerekirdi. Yani çok rivayette bulunanların (Muksirûn), az rivayette bulunanlardan (Mukıllûn) daha üst bir mertebede bulunmaları ve bu ikincilerin, gerek takva ve gerekse ilim açısından diğerlerinin gerisinde olmaları icap ederdi, ne var ki meşhur hadis kitaplarında da mülahaza ettiğimiz gibi durumun tam aksine olduğunu görüyoruz. Râşîd Halîfeler, Rasul (s)’ün ölürken kendilerinden hoşnut olduğu -bir rivayete göre Cennetle müjdelenen(!)- on Sahabe, Muhacirlerin ileri gelenleri, Ensar’ın öncüleri gibi Din’de yüksek bir mertebe ve ilme, dîni hükümlerde ihtiyat ve danışmanlık yetkisine sahip Sahabîler en az rivayette bulunanlar olduğu gibi bunlar arasında kendilerinden tek bir hadis dahi rivayet edilmemiş olanlar vardır!

Onlar açısından durum bu noktada da kalmamış, Sahabe’nin büyükleri hadis rivayetinden çekinerek, kardeşlerini bundan  menetmişlerdir. Bazıları daha da ileri giderek yazılı bazı hadis sahifelerini yaktırmıştır. Bu durum bizi Sahabe’nin avamından olmasına rağmen, en geniş çaplı rivayette veren fazla hadis aktarımından bulunan Ebu Hüreyre’yi, müstakil bir başlık altında ele almaya itti.

Ebu Hüreyre’nin -genelin kendisine güvenmesi sayesinde- rivayet ettiği bu kabarık hadis yekûnu; içerdiği bir çok şüphe ve çelişkiyle ve Yahudilik, Hristiyanlık vb. inançlar için malzeme teşkil edecek mahiyette unsurları bünyesinde barındırmasına rağmen, eğer meşhur hadis kitaplarında yer almayıp Müslüman zihinlerde hakimiyet tesis etmemiş olsaydı yine bu başlık için kalem oynatmaz, kendimizi yormazdık. Ama…

(more…)

İnsan Allah’ın halifesi mi?

Salı, 23 Eylül 2008

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Bir gün Rabbin meleklere: “Yeryüzünde bir halifelik oluşturmaktayım” dedi. Melekler: “Orada karıştırıcılık yapacak ve kan dökecek birilerini mi oluşturuyorsun? Ama neylersen, güzel eylersin; biz bu sebeple sana boyun eğeriz. Sen en temizini yaparsın” dediler. Allah dedi ki: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” (Bakara 2/ 30)

Başkasının yerine geçene halife  veya halef denir. Her insan, öncelikle aile büyüklerinin yerine geçer. Hayatı boyunca, bir çok kimsenin malını, makamını ve imkanlarını ele geçirebileceği gibi elinde olanı da kaptırabilir.

Bütün karışıklıklar, elindekini kaybetme korkusundan veya başkasının yerine geçme arzusundan kaynaklanır. Peygamberlere karşı gelenler de ellerindekini kaybetme korkusu ile hareket etmişlerdir. Buna karşılık her bir peygamber şunu söylemiştir: “Ben sizden bunun bir karşılığını beklemiyorum. Alacağım karşılığı alemlerin Rabbi verecektir.” (Şuarâ 26/127)

(more…)

Halaka ve Ceale kavramları

Pazartesi, 22 Eylül 2008

 M. Kürşad ATALAR - kuranislami.com

Bu yazı, Kur’an’ı anlama sorununa çözüm bulmak amacı ile geliştirmeye çalıştığımız ‘kök-anlamlılık’ yönteminin örnek bir sözcük üzerine uygulama çalışmasıdır. Burada seçilen örnek terim, c-a-l harflerinden oluşan ‘ceale’ fiilidir. Öncelikle Kur’an ayetleri temelinde bu fiilin kök-anlamı araştırılmakta, ardından bu fiil ile yakın-anlamlılık özelliği gösteren ‘halaka’ fiili arasında bir mukayese yapılmakta ve bu mukayesenin ardından her iki fiilin kök-anlamları ölçeğinde, tartışmalı kimi ayetlerin yorumu yapılmaktadır. Bu nedenle, bu çalışma, farklı bir yöntemle yapılmış küçük çaplı bir tefsir çalışması olarak alınabilir.

 Kök-Anlamlılık Yönteminin Özellikleri:

Bu yöntemin temel özellikleri şöyle sıralanabilir:

1. Herhangi bir metni anlamak için, anlamın en küçük birimi olan sözcüğe müracaat edilmelidir.           

2. Her sözcüğün bir kök/öz/sabit anlamı vardır ve bu anlam zaman ve dışsal etkilere karşı dirençlidir.

3.   Her eyleme karşılık tek bir kelime kullanılır. Yakın-anlamlılık/çok anlamlılık sorunu, nefsi etkilerden/subjektiviteden kaynaklanmaktadır ve çözümlenebilir bir sorundur.

4.   Deyimler, en az iki kelimeden oluştukları için terkip özelliğindedir. Bu nedenle sözcük tahlilinde bir kriter olarak alınamazlar.

Bu özellikleri, bir örnek kavram temelinde test edebiliriz. Burada seçtiğimiz sözcük, ‘ceale’dir. Bu yöntem diğer sözcükler için de aynı şekilde uygulanabilir.

Ceale/Halaka Fiilerinin Anlam Alanları

Bilinmelidir ki ‘ceale’ fiil kökü ile kastedilen anlam ile ‘halaka’ fiil kökü ile kastedilen anlam arasında fark vardır. Ceale fiil kökü, halaka fiil kökünden farklı bir eylemi nitelemek için kullanılmaktadır[1]  Ceale’nin asli/sabit anlamı, yapmak/kılmak’tır; halaka’nın asli sabit anlamı ise yaratmak’tır. Tefsirlerde, ceale fiiline karşılık olarak, çoğunlukla, terimin bu sabit/asli anlamı göz önünde tutulmakla birlikte, kimi ayetlerde anlam ‘yaratmak’ olarak verilebilmektedir.[2] Biz, her iki sözcük arasındaki anlam farkını, Kur’an ayetlerini, semantik yöntemin imkanlarını kullanarak göstermeye çalışacağız.

(more…)

KUR’AN’DA HZ. ADEM

Pazar, 21 Eylül 2008

Kur’an’ı Anlamak, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2003

Adem kelime olarak sâmî dillerine mensup bir kelimedir. İbranca “âdâmâh” sözü “ekili alan” demektir ve kök olarak “âdem” “kızarmak” mastarından gelmektedir. Verimli toprağın renginin kızıl olmasına yapılan bir analojiyle “kızıl toprak” anlamındadır. Nitekim Arapça’da da “toprak ve yeryüzü” anlamına gelmektedir. İsim olarak, semavî dinlere mensup topluluklar tarafından ilk insan ve ilk peygamber olduğuna inanılan ve künyesi “ebu’l-beşer” (insanlığın atası) olan bir şahsiyetin adıdır ki buna da Hz. Adem denmektedir.

Hz. Adem hakkında yanlış inançlar ve efsaneler oldukça çoktur. Özellikle: Allah’ın yeryüzüne toprak almak için, sırasıyla Cebrail, Mikail ve İsrafil adındaki büyük melekleri gönderdiği ve onların istenen toprağı getiremeyip sonra Ölüm meleğini gönderdiği onun her çeşit topraktan birer avuç getirdiği ve Allah’ın bu toprakları çamur yaparak 80 yıl şekilsiz bıraktığı, güneşte kuruttuğu ve sonra şekil vererek 120 yıl daha ruhsuz bırakarak bilâhere ruh verdiği ve böylece canlanıp ilk insanın meydana geldiği ve adının Adem olduğu, eşi Havva’nın onun kaburga kemiğinden yaratıldığı, Cennet’te zina ettikleri, yılan hikayesi, başka bir gezegenden yeryüzüne düştükleri, Adem’in Serendib adasına, Havva’nın Hicaz’a düştüğü vs. hususundaki söylentilerin İslâmî hiçbir mesnedi yoktur. Bu hususta bu rivayetleri haklı çıkaracak ne bir ayet ve ne de sahih bir hadis mevcuttur. Bu rivayet ve efsanelerin kaynağını Yahudi, Süryani ve diğer hristiyan menşe’li kaynaklar oluşturmaktadır. Muharref Tevrat’ın “Hilkat” bahsinin Yahudi ve Süryaniler tarafından yapılmış yorumlar zamanla İslâm toplumuna girmiş ve yapılan tefsir ve kısas-ı enbiya ile ilgili kitaplarda yer alan “isrâiliyat” denen menkabeleri vücûda getirmiştir.

(more…)

İslami Reform Bildirisi

Cumartesi, 13 Eylül 2008

“Bu, büyüklerden biridir ve insanlara uyarıdır. Artık isteyen ilerler isteyen geri kalır.” (74:36-37).

Muhammed peygamber öldükten sonra şeytani bir gelişme oldu. Erkek din uleması, Kuran’ın öğretilerine doğrudan aykırı bir şekilde, dini yalnızca Allah’a özgülemek yerine onu aşağıdaki listedeki ‘kutsal’ ortakların bir ürünü haline dönüştürdüler:

*Allah +
*Muhammed +
*Muhammed’in arkadaşları +
*Muhammed’in arkadaşlarının arkadaşları +
*Mezheb kurucuları +
*Mezheblerin sonraki önderleri +
*Belli bir mezhebin ilk uleması +
*Belli bir mezhebin son uleması; vb, vb.

Bu ortaklık Muhammed’in sözleri sayılan ‘hadis’leri, Muhammed’in yaptıkları sayılan ’sünnet’i, bazı seçkin eski ulemanın ortaklaşa hükmü sayılan ‘icma’yı ve onların her birine ait ictihadlardan oluşan ‘şeriat’ı üretti ve sonuçta Muhammed’in bu dünyadan ayrılışını izleyen yaklaşık otuz yıl içinde birbirine düşman bir sürü mezhep ortaya çıkardı (6:159; 23:52-56). Ortaçağa ait Arap/Hristiyan/Yahudi kültürlerinin bu bileşkesi, son peygamberin ilettiği din güya bu imiş gibi, insanlara Allah’ın kuşkudan arınmış dini diye sunuldu. Oysa gerçekte Allah’ın insanlara seslenme aracı olarak Muhammed’e indirdiği son ve geçerli tek ileti Kutsal Kuran idi; orada şöyle deniyordu:

(more…)

Teveffi Kelimesi ve Arap Dili

Cuma, 12 Eylül 2008


Kur’an-ı Kerim’de teveffi kelimesinin bir tek manası vardır; ruhun alınması. Teveffi kelimesi herkes için “ölüm” olarak tercüme edilirken neden Hz. İsa sözkonusu olduğunda “cismi ve ruhu ile birlikte göğe kaldırıldığı” vb. söylentilerine malzeme ediliyor? Bu çarpıtma neden yapılıyor?

 

Teveffi Kelimesi Tefa’ul Babından olup mastar hükmündedir. Kuran-ı Kerim’de bu kelime yirmi beş yerde kullanılmıştır. İki yerde İsa için ve yirmi üç yerde, Resulullah Muhammed (as) Dahil olmak üzere diğer insanlar için. Tefa’ul babından mastar olan bu kelime, çeşitli zaman çekimleri halinde çeşitli ayetlerde geçmektedir.

 

Allah özne ve insan nesne olduğu zaman Kuran-ı Kerim’in her yerinde bu kelime sadece canın alınması için kullanılmıştır. Hiçbir zaman cismin alınması veya ruh ile cisim her ikisinin birden alınması manasında kullanılmamıştır. Ayrıca bu kelimenin Arapça kullanılışında böyle bir mana yoktur. Teveffinin bu şekildeki kullanılışının bir tek manası vardır o da, Allah’ın veya meleklerin bir insanın ruhunu almasıdır.Yani onu doğal yollarla öldürmesidir.

(more…)

Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır

Çarşamba, 10 Eylül 2008

İslam karşıtlarının yaptığı en güzel çarpıtma taktiklerinden biri de ayet cımbızlamadır. Bu yolla surenin bağlamından koparılan ayet alınır ve aslında sadece savunma savaşına izin veren söylemler sanki saldırı savaşını ve dinsel baskıyı emrediyormuş gibi gösterilir. Örneğin:

9 - Tevbe Suresi

1. Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur bu;

2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah`ı âciz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder.

3. Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O`nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövde ederseniz bu sizin için hayırlırdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah`ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muştula!

4. Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever.

5. O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr`dur, Rahîm`dir.

(more…)

Yusuf Suresinde 12 gezegen mucizesi yok

Cumartesi, 06 Eylül 2008

Yusuf 4. Bir vakit Yûsuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla (kevkeb), Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm.”

Yusuf 100. Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yûsuf’un önünde secde eder gibi eğildiler. Yûsuf dedi: “Babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi…..

Rüyanın yorumu zaten ortada. Ana tema gök cisimleri değil. Anne, baba ve onbir kardeş Yusuf’un önünde saygı gösterisinde. Buradan yola çıkılarak güneş sisteminde 12 gezegen var yorumu yapmak yanlış.Güneş Sisteminde şu an gerçekten 12 gezegen mi var? Bu sizin gezegen tanımınıza bağlı. Cin13 arkadaşımızın bu konudaki katkısı şöyle;

Verilen tanımlar tanım biraz “eski”. Yeni tanıma göre bir “gezegen”in yörünge çevresini temizlemiş olması gerekmekte. Bu durumda plüton, ceres, eris gibi gökcisimleri “cüce gezegen” kategorisinde, vesta,pallas,hygeia gibi astreoid kuşağı cisimleri ise “küçük gezegenler” kategorisinde.

Kısaca sistemimizdeki gezegen sayısı artmıyor,azalıyor.

Tabi, bu, sizin gezegen tanımınıza göre değişir. Dilerseniz, oort ve kuiper kuşağı cisimlerini de güneş sistemindeki gezegenler olarak tanımlarsınız. O zaman da gezegen sayısı bir trilyona çıkar.

(more…)