Yazar Arşivi

Haram mı yoksa Günah mı !!!?

Cuma, 25 Temmuz 2008

Son zamanlarda bir de “haram-günah” kavramları üzerinde tartışmalar gözlemlemekteyiz. “İçki (alkollü içkiler) haram değil günahtır” “Zina haram değil günahtır” “haram ayrı günah ayrı şeyler mi?” ve buna benzer konuşmalar ve sorular meseleye vakıf olmayanlar tarafından konuşulur ve tartışılır olmuştur.

Kur’an’da men/yasak edilen şeylerin neyle ifade edildiği, haramın ve günahın birbirinin aynımı yoksa ayrımı şeyler olduğu, zina ve alkol/içki içmek haram mı yoksa günah mı? Gibi konulara, Allah’ın yardımıyla Kuran’dan çok kapsamlı olmamak kaydıyla analiz etmeye çalıştık.     

Buradaki görüşler benim Kuran’dan çıkarımlarımdır… En doğrusunu Allah bilir.  Kur’an’ın bu konuya ne dediğine bakacak olursak, Kur’an’da bu konuları dört kavramda görebiliriz:

Haram H R M    ح رم ))

Günah C N H   (  جناح)

Günah Z N B    (ذنب )

Günah İ S M      ( اِثم ) 

(more…)

İlahi hitabın serüveni

Pazartesi, 24 Mart 2008

Yaratıcının yaratıklarıyla kurduğu irtibat….

Aşkın olanın nahif olana hitabı….

Halik’ın mahlûk ile iletişimi….

İlahi itabın serüveninin seyri….

İlk resulden son resule kadar Allah insanla nasıl kelam etmiştir? Kitaplar aracılığıyla kurulan bağ ve Kur’an’ın günümüze kadar ulaştırılması.

Toplumular, kavimler, tarihler, kültürler, sorunlar/illetler farklı farklı olmasına rağmen, sünnetullah değişmeden nasıl bir seyir izlemiş ve hep aynı amacı uygulamaya koymuştur?

Kur’an tek harfi değişmeden, onca kültür ve tarih farkına rağmen, sorunları nasıl çözmüş ve Kur’an günümüze gelinceye kadar anlam alanı değiştirilmiş_midir?

Allah’ın insanlığa halifelik (2/30 - 6/165 - 35/39 - 38/26) verdiğinden bu güne kadar, sürekli mesaj olarak gönderdiği, her kavmin/medeniyetin kendi kullandığı dilde,(6/87 - 7/65,73,85 - 10/87-11/50,61,84 - 26/106,124, 142,161 - 27/45 - 29/38 - 46/21 - 50/13) (kelimeler farklı söylense bile) mana itibarıyla aynı şeyi ifade etmekte olan dinin adı, bugünkü anlamı itibarıyla İslamdır (5/3).

İlk inen vahiyden bu güne kadar, Allah’ın emriyle hep aynı kanaldan (vahiyi yolu kanalı temiz olmayanların ulaşamayacağı zorlu yol cebrail), aynı kitaptan, (levhi mahfuz), resullere Allah’ın mesajını bir birinden farksız olarak, her kavme/topluma kapasitesi ölçüsünde, yine onların anlayacağı dilde ihtiyacı kadarı gönderilmiştir.

İnsanlık tarihini incelediğimizde, çeşitli devirlerin geçtiğini bilmekteyiz. Tarih öncesi devir ve tarihi devir olarak isimlendirilmektedir.
Tarih öncesi devir; Taş devri

  • A) Yontma ve cilalı taş devri..
  • B) Maden devri (bakır, tunç ve demir devri)

Tarihi devir:

  • A) İlk çağ MÖ 3.200 MS sora 375 e kadar.
  • B) Orta çağ MS 375 MS 1453 e kadar.
  • C) Yeniçağ MS 1453 MS 1789 a kadar.
  • D) Yakın çağ MS 1789 ve günümüze kadar.

Toplumlar geliştikçe, medeniyetlerin birbirlerine toplu akıl halinde bıraka geldiği, bilgi, bilim, buluşlar, keşifler ve teknolojinin gelişmesi, geçmişten geleceğe doğru, insanlığın tekamülüne/gelişmesine yol açmış ve bu ölçüde son gelen resule kadar vahiy’de insanlığın konumunu göz önünde bulundurarak, o ölçüde hitabın kapasitesini ve kapsamını geliştirerek nazil olmuştur.

(more…)

Şahit olan da şahit, şahit olmayan da!

Pazar, 02 Mart 2008

Elestü bi Rabbiküm kalu bela şehidna

Şahit olanda şahit, şahit olmayanda.

Ne zaman şahit olduk!?

7/Araf/172 Hani Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demişlerdi. Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz.

Bu ayete baktığımız zaman, biz Allah’a (“Rabbimize”) söz vermişiz; “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” Bu söz ne zaman ve nerede verilmiş? Biz neden hatırlamıyoruz!? Eğer hatırlamıyorsak, nasıl olurda sorumlu oluruz!? “Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz.” Buda gösteriyor ki biz bundan hesaba çekileceğiz….

Kur’an’da yer aldığına göre, bu sözün/hadisin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın yalan, yanlış, hata, şaka, vs.. yapmadığını bildiğimize göre, bunu ciddiye almamız gerekiyor ve bu söz bize nerede, ne zaman ve nasıl söylenmiş!? Biz nasıl söz vermişiz? Neden hatırlamıyoruz? Nasıl olurda sorumlu oluruz?

Nasıl söz vermişiz?: Merak edenler *=* Ciddiye alanlar *=* İlgilenenler *=* Sancısını çekenler *=* Kaygılananlar *=* Önemseyenler *=* Düşünenler *=* Endişelenenler *=* Titizlik gösterenler *=* Emek verenler *=* İnce eleyip sık dokuyanlar.

Lütfen ağır ağır, tertil tertil, tefekkür ederek okuyun.

57/Hadid/1-5 Göklerde ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. Aziz’dir O, Hâkim’dir.Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi O’nundur; diriltir, öldürür. Her şey üzerine kudret sahibidir O.Evvel’dir O, başlangıcı yoktur; Ahir’dir O, sonu yoktur; Zahir’dir O, her şeyde belirir; Batın’dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir O.O, odur ki, göklerle yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerinde egemenlik kurdu. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. O, nerede olursanız olun sizinle beraberdir. Allah, işleyip üretmekte olduklarınızı en iyi şekilde görmektedir.Göklerin de yerin de mülkü ve yönetimi O’nundur. İşler ve oluşlar O’na döndürülür.

Aşkın olanın yoktan var ettiği (cinne vel inse) mahlûk/yaratıklarıyla nasıl iletişim kurar?

(more…)

Kuran’da Evrim/tekamül!…yada..

Salı, 01 Ocak 2008

Yaratan’ın! Yaratılış sürecinde, yaratıkları üzerindeki takdirinin seyri:

Önsöz

Ön yargılardan!

Şartlı yaklaşımlardan!

Basmakalıp görüşlerden!

Taklitçi zihniyetten!

Şablonculuktan!

Körü körüne bağlanmaktan ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım!

Peşinen şunu ifade edelim ki! Bu zaaf dolu çalışmada yer alan görüş ve düşüncelerimiz % 100 haktır!.. Allah c.c bunun böyle anlaşılmasını murat etmiştir!. Söylediklerimiz mutlak doğrudur ve bundan âlâ doğru, bunun üstünde görüş yoktur!.. Diye bir iddiamız elbette olamaz.

Her şeyden önce biz insanız! Yanlış yaparız kasıtlı olmasın! Hata yaparız ısrarcı olmasın! Kusurumuzu başkalarına bulaştırma olmasın! Ne benim görüşüm başkasını bağlasın, ne de başkasının görüşü olmazsa olmaz olsun.

Burada yer alan görüş ve düşünceler, bizim başta Kuran’dan olmak üzere, edindiğimiz bilgiler ışığında, kapasitemizi zorlayarak inatçı bir azimle, idrak çatlatırcasına anlamaya çalıştıklarımızdan ibarettir.

Savımızda illa doğru budur ve değişmez gibi bir yanlışa düşmekten Allah’a sığınırım! Biz ancak şunu deriz; bugün geldiğimiz nokta burası, yarın daha bir doğruyu yakalarsak onu tercih ederiz. Çünkü değişik görüş ve düşüncelere değer vermezsek! doğruları yakalamada tarafsız olamayız. “bir bilenin üzerinde de bir bilen vardır” 12/76Bir dostun da dediği gibi, Kusursuzluk sadece Allah’a mahsustur.

En doğrusunu bilen Allah’tır.

Öncelikle yaratılmış olan her varlığın, canlı yada cansız, zahir yada batın, hareketli yada durağan, küçük yada büyük, kütlesi çok yada hacmi büyük, sıcak yada soğuk, vs.. temelde neden meydana geldiği, hangi dönüşümlerden geçtiği, yeryüzünün yaşama elverişli hale gelmesi, hayatın/canlılığın nasıl başladığı, bitki ve hayvanların nasıl geliştiği, insanın sahneye çıkışı, Adem’e ruh üflenmesi, meleklerin ona secde etmesi ve İblis’in secde etmemesi, halifeliğin verilmesi, Adem ve eşinin cennete yerleştirilmesi ve orada yasak ağaçtan yemeleri, insanlığın üremesi ve ahseni takvim olması. Bu konular bir biriyle bağlantılı, bir birini açan ve destekleyen, insanlık tarihini ihbar eden zincirin halkalarıdır.

(more…)

Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı!

Pazartesi, 10 Aralık 2007

Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı! Nitelik ve amaç:

Salatın/namazın niteliği, kalitesi, mahiyet yada Kur’an’ın istediği nedir?.

Salat/namaz hususunda Kur’an’ın üzerinde durduğu konu vakit yada rekat sayısı değil! Niteliktir. Süreklilik, samimiyet/içsellik, huşuu ve huduu, maddi ve manevi temizlik, tazim saygı, bağlılık vb..

Namaz gösterişsiz olmalı!!! Âdemoğlu sinesinde barındırdığı her türlü endişeyi kaygıyı ve güvensizlik duygusunu itminan edeceği, Müslüman’ın İlahıyla olan özel bağı, sükûn bulabileceği, yalnızlığını paylaşacağı, alacağı önemli kararları, içindeki fırtınaları, acıyı kederi derdi kasaveti sunacağı ve arada hiçbir engel olmadan Rabbine götürecek en yakın mesafe namazdır. “Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” 2/153

Aşkın olanın hiçbir mekan veya zaman sınırlaması yapmadan her an kulunu davet ettiği, müthiş bir hediyedir namaz. “..Allah anıldığında yürekleri titreyen..”8/2

Sevinçli misin, yoksa sıkıntılı mı, içinden çıkamadığın bir sorunun mu var, yada kimseyle paylaşamadığın bir sırrın, bir ayıbın mı var, belki de huzur arıyorsun, ne bileyim, insana dair ne kadar erdem veya zaaf varsa say sırala, Rabbimiz çağırıyor ve bize değer veriyor; “..Sen onları rüku eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri-izi vardır. Bu onların Tevrat’taki nitelikleri. İncil’deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin..” 48/29 (2/3,177 - 5/12 - 6/92 - 8/2,3 - 9/71 - 17/110 - 22/35,41 - 23/2 - 31/4 - 35/29 - 70/22,23,34)

(more…)

En önemli üç toplantı

Perşembe, 06 Aralık 2007

Birinci toplantı: Bireysel toplantı (Salat/Namaz)

Kendini temizle (abdest al, yıkan, yada teyemmüm et)

İkinci toplantı: Bölgesel toplantı (Cuma)

Elbiseni temizle (en güzel kıyafetlerini giy)

Üçüncü toplantı: Uluslar arası toplantı (Hac/Tartuşma)

Dünyanı temizle (ihrama gir, yasakların olduğu elbise yani onu giydiğinde savaş yok avlanmak yok vs..)

Birinci toplantı: Bireysel toplantı (Salat/Namaz)

Günün belli vakitlerinde (4/103) yapılır önce beden sel temizlik yapacak, ne yapıyorsa bir kenara bırakacak, dalıp gitmek yok dünyanın cazibeli yapısına, ara verip dur diyecek, beni benden alıp götürme, şarj olmam lazım diyip, suyla buluşacak, yüzünü yıkayacak, ellini kolunu yıkayacak, başını mesh edecek, ayaklarını yıkayacak yada mesh edecek (4/43-5/6) bedensel temizlik tamamlanınca, şimdi zihinsel temizlik yapacak, kafasında hiçbir şeye izin vermeyecek mal, şehvet, ihtiras, kin ve içki sarhoşluğuna (4/43) izin vermeyecek.

Büyük bir hudu ve huşuyla (17/106-110) Rabbinin huzurunda hayatının muhasebesini yapacak, nerede hatalıyım, kime haksızlık ettim, fahşadan uzak durmalıyım (29/45), neyi yapmamam gerekiyor, zekatı, infakı, yardımlaşmayı, yapmalıyım, adaleti ayakta tutmalıyım, neyi yapmam gerekiyor vs. ezcümle ahlakı değerlerin vicdanda bilançosu çıkarılır. İnsanı hayata tekrar hazırlar, zira insan unutkandır (21/37-5/13-6/68-9/67-20/115-23/110-38/26-58/19) günü gününü, saati saatini ve dakikası dakikasını tutmaz, sık sık hatırlatılmalı. Rabbiyle olan bu bireysel toplantıda ondan yardım dileyecek (2/153), ve Allah’a olan bağlılığını hatırlayarak, hayatın her alanında bu şuur ve bilinçle hareket edecektir. Namazı/toplantısı biter hayata geri döner artık haksızlık etmez diğer namaz vaktine kadar.

(more…)

Şeytan mı yoksa İblis mi?

Salı, 13 Kasım 2007

Ş e y t a n

Ş t n Arap dilinde “şeytan” sözcüğüne kök olabilecek iki tane sözcük vardır; bunlar, “ştn” ve “şyt” sözcükleridir. Biz, “şeytan” sözcüğünün Arapça olduğu kanaatini taşıyoruz. Zaten tüm lüğatlarda da “ştn” maddesinde ele alınır. “Şeytan” sözcüğü, “ştn” kökünden gelir. “Ştn” sözcüğü, “ip; derin kuyulardan kovaya bağlanılarak su çekilen, hayvanların bağlandığı ip” demektir. Bu ip uzak ve derin işlerde kullanıldığından bunun fiili olan “şatana” fiili, “baude (uzak oldu)” anlamında kullanılmıştır. “Fey’alün” kalıbındaki “şeytan” sözcüğü, “iyiden, güzelden uzak olan her şey” için kullanılır olmuştur. Nitekim başında yelesi olan çirkin bir yılan cinsine de “şeytan” adı verilmiştir. Saffat 65 suresinde geçen “sanki şeytanların başı gibi…” ifadesindeki “şeytanlar”, sözü edilen çirkin yılanlardır. Bu sözcüğün, “yanma” özellikle de zeytin yağının ve işlem görmüş üzümün yanması” anlamındaki “şyt” kökünden geldiği de varsayılsa da birincisi asıl olandır. (Lisan; 5/114, 115) İşte kur’an Hakkı YILMAZ alıntı.

Şeytanı tanıyalım;Şeytan kötülüğü, habis olanı, çirkin ve her türlü hayasızlığı içine alan bir kavramdır.

Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık (bunlardan) vazgeçecek misiniz? (5/Maide 90,91)

(more…)

İslam’da delil sorunu!

Çarşamba, 07 Kasım 2007

İslam’da delil sorunu!:

Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta HİÇBİR EKSİK BIRAKMAMIŞIZDIR. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar. (6/Enam 38)

Elif, Lam, Ra. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞ bir Kitaptır. Ki ALLAH’tan başkasına tapmayasınız. Kuşkusuz ben, O’ndan size bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. (11/Hud 1,2)

İslam’da delil konusunda üç ana görüş vardır, bu görüşleri tek tek ele alıp, hangisinin hakikat olduğunu Kuran’ın ışığında tahlil edip ortaya çıkarmaya çalışalım.

1. Görüş “edilleyi şeriye (kaynak) 4 tür kitap, sünnet, icma ve kıyas tır” diyenler.

2. Görüş “kur’an tek kaynak değil ana kaynaktır” diyenler

3. Görüş “tek kaynak kur’an dır” diyenler.

“Edilleyi şeriyye (kaynak) 4 tür kitap, sünnet, icma ve kıyas tır” diyenler. Edilleyi şeriyye (şeraitte delil olan anlamındadır) bu görüş ehli sünnet in referans aldığı ana ilkedir. Kitap (kur’an), Sünnet (resulün söz, uygulama ve takrirleri), İcma (ümmetin ortak görüşü) Kıyas (emsal teşkil edecek delillerden esinlenme) anlamına gelir. KİTAP Birincisine Kuran’a sözümüz yoktur iman ederiz, Allah’ın koruması altında tevatür’en gelmiş, içeriğiyle mükemmel bir kitaptır. Eğer bir şüphe olsaydı, insanların onu tahrif edebilme ihtimali olsaydı ve az bir beşer sözü girseydi, Allah’ın öteden beri koyduğu yasa işlerdi ve tekrar kitap ve resul gönderirdi. Çünkü âlemlerin rabbi insanlığı hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır.

(more…)

Üç Kur’an tasavvuru!

Çarşamba, 24 Ekim 2007

Bugün İslâm dünyasındaki düşünce hayatında birbirinden ayrı üç Kur’ân tasavvuru bulunmaktadır. Aşağıda bu üç tasavvuru yer yer meteforlara da başvurarak izah etmeye çalışacağım.

I – Birinci tasavvur,tarih boyu İslâm dünyasında egemen olmuş Sünni tasavvurdur. Bu tasavvura göre Kur’ân kutsal bir kitaptır. Mutlak olan Allah’ın mutlak kelâmıdır. O’nun zatı ile kaim ezeli sıfatları olan ilim, irade ve kelâm sıfatlarının bir tecellisidir. Bundan dolayı “Kelâm-ı Kadîm”dir.
Yaratılmamıştır. “Kelâm-ı Nefî” olarak yani mana olarak Allah ile birlikte ezelidir. “Kelâm-ı Lafzi” olarak yani Arapça olarak Hz. Muhammed’e 7. yüzyılda indirilmiştir.
Hitabı ve hükümleri evrenseldir. Yani bütün insanlaradır. Hükümleri itibariyle tarih üstü, toplum dışı sabit ve mutlaktır. Tanrı nihaî hakikati söylemiştir. Bu inanç giderek bütün hakikati söylemiştir kanaatine dönüşmüştür.

Teşbihde hata olmaz. Onun taşı toprağı (harekesi-harfi cerri) altındır. İbarelerin, ifadelerin, cümlelerin altında binlerce anlam gizlidir. Her çağa göre manalar çıkarılabilir. O evrensel bir akide ve evrensel bir şeriattır. Vahiy, aklın alternatifidir (akıl-nakil). Aralarında derece farkı değil; mahiyet farkı vardır. Vahiy (Kur’ân), tabir yerindeyse Allah’ın aklının bir ürünüdür. Kur’ân’ın içerdiği dini ruh, şeriatı da beden metaforlarıyla karşılayacak olursak; onun ruhu da bedeni de kıyamete kadar bakidir, değişmez ve evrenseldir. Bu Kur’ân anlayışını ‘Ay’ meteforuyla da izah edebiliriz. Ayın sınırları bellidir. Sönmüştür, ancak sürekli ışık verir. Ayın ışık kaynağı Güneştir. Kur’ân da sabittir. (Mevrid-i nassda içtihata mesağ yoktur). Ancak, Ayetlerden her zaman yeni manalar çıkarılabilir. O manaları ayetin altına Allah depolamıştır.

(more…)