Yazar Arşivi

ganimetleri Resulün eline nasıl vereceğiz?

Perşembe, 20 Kasım 2008

1. BÖLÜM : 31. Ya kavmena ecıbu daıyellahi ve aminu bihı yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azabin elımkardeşlerim, Allah’a çağıran Resul’e uymak, O’nu bize Elçi olarak gönderen Yüce Allah’ın davetine uymak demektir( Ahkaf 31 ). apaçık gerçek budur… size gelen bir elçiye O’nu gönderene uymak adına uyarsınız. kendisi adı üstünde ELÇİ’dir. niye ” ELÇİ’ye zeval olmaz ” demişler, işte bu yüzden. lütfen sürekli ön kabüllerimizin etkisiyle değilde biraz da objektif bakmaya çalışalım. maalesef bazı insanların aklına, Resül dendiği zaman akıllarına sadece ve sadece Resül’ün kendisi yani şahsiyeti geliyor. halbuki biraz daha düşünerek ve tertil üzere , beşerî ve zannî bilgi zincirlerinin / Kur’an dışı bilinç ve görgülerinin etkisinden yani süper karartıcı gözlüklerinden kurtularak, YALNIZCA Kur’an’a katışıksız ve yalın bir şekilde, ihlasla yönelinebilirse, Kur’an’daki Resul gerçeği tüm açıklığıyla ortaya çıkacaktır.

şöyleki :

1. Yes’eluneke anil enfal kulil enfalü lillahi ver rasul fettekullahe ve aslihu zate beyniküm ve etıy’ullahe ve rasulehu in küntüm mü’minın

2. İnnemel mü’minunellezıne iza zükirallahü vecilet kulubühüm ve iza tüliyet aleyhim ayatühu zadethüm ımanev ve ala rabbihim yetevekkelun

8 Enfal 1 :

1 Sana ganimetlerden sorarlar; de ki: “Ganimetler, Allâh’ın ve Elçi(si)nindir. Siz, (gerçekten) inananlar iseniz, Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah’a ve Elçisine itâ’at edin!”

2 Mü’minler o kimselerdir ki, Allâh anıldığı zaman yürekleri ürperir, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.

kardeşlerim, sadece bu Ayetlerden de açıkça anlaşılıyorki Yüce ALLAH’ın adı anıldığında inananların ” vecilet kulubühüm ” yürekleri ürperir ve AYET’leri ( HADİS iddiaları değil…) okunduğu zaman İMAN’ları artar ve RABB’lerine tevekkül ederler. yahu arkadaşlar hiç hadislerden bahsediliyor mu ne burada nede Kur’an’ın hiçbir yerinde. yalnız ve ancak ” ahsenül hadis ” olan Kur’an’a itaatten bahsediliyor. asla ” Ey kullarım, bakın sakın unutmayın Kur’an’ın yanında + olarak / İLÂVE olarak birde elçimin hadislerine uyacaksınız ) diye bir şey yok. tabi burada bazı arkadaşlar hemen şunu söyleyeceklerdir: ” etiy’ullahe ve rasulehu ” .

halbuki burada açıkça vurgulanan Yüce Allah’a itaat Kur’an’a itaat, Sevgili son Resulüne itaat ise hadis iddialarına itaat demek değildir kesinlikle… Resule itaatten Ayet’te kastedilen Resül’ün ilgili tüm konumlarıdır. hadislerle ilgisi yoktur bunun. yok eğer illaki ve billaki burada kastedilen bizzat Resül’ün kendisidir diye ısrar edecek olunacaksa eğer, o zaman ben de derimki ” hadi arkadaşım o halde götürün ganimetleri bizzat Resul’ün eline koyun ! / eline verin…bakalım bunu nasıl yapacaklar ? bugün elde ettiğimiz bir ganimeti, bizzat Sevgili Resul’ün eline koyabiliyorsanız, BİZZAT eline verebiliyorsanız, Ayet’te ” Resule itaat ” emri verilirken kastedilen’in kesinkes Sevgili Resulün BİZZAT kendisi olduğunu anlamış olacağız. ” Resule itaat ” ten kastedilen sizin kendinizi zorlayarak, Ayetleri eğip bükerek anlamak istediğiniz gibi hadislere itaat değildir kardeşim. Sevgili Resul’ün ” devlet başkanı ” , ” baş yargıç ” , ” baş kumandan ” vb. konumlarıdır. hadislerle ve hadislere uymakla asla ve kat’a ilgisi yoktur. var diyorsanız ve burada kastedilenin Resul’ün bizzat şahsiyeti ise o halde verin ganimetleri Sevgili Resul’ün bizzat eline, bizde size inanalım.

evet, ganimetleri Sevgili son Resul’ün eline nasıl koyacağız, eline nasıl vereceğiz ?

yine burda sünnet müdafiîleri tarafından , geçersiz bir çaba ile, sünneti savunma mekanizmaları limitsiz bir şekilde işletilip devreye sokularak, bu seferde belki de şu söylenecektir:

41. Va’lemu ennema ğanimtüm min şey’in fe enne lillahi humüsehu ve lir rasuli ve lizil kurba vel yetama vel mesakıni vebnis sebıli in küntüm amentüm billahi ve ma enzelna ala abdina yevmel fürkani yevmel tekal cem’an vallahü ala külli şey’in kadır

.8/41.

Ayırım gününde, iki ordunun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize ve ALLAH’a inanıyorsanız, bilin ki elinize geçen her ganimetin beşte biri ALLAH’ın ve Elçisinindir. Bu pay, akrabalar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışların hakkıdır. ALLAH her şeye Güç Yetirendir.

halbuki, burada da objektif bakıldığında açıkça görüldüğü gibi, ganimetin beşte birinin, Allah’ın ve Elçisi’nin olduğu görülmektedir.

Yüce Allah’a ganimetin beşte birini vermeyi, yetime, yoksula, yolda kalmışa, mağdur ve mazluma vb.vermek şeklinde açıklayabilmek mümkün iken,

ganimetin beşte birini , şayet Kur’an’da her Resul ismi geçtiğinde , sırf hadisleri ve sünneti vahyin bir parçası imiş gibi göstermek adına, illaki ve billaki Resulün BİZZAT KENDİSİ İMİŞ GİBİ göstermeye çalışacak olursak,

o halde ben de 2. defa sormak zorunda kalırım:

ganimetleri Sevgili son Resul’ün eline nasıl koyacağız, eline nasıl vereceğiz ?

Sevgilerimle

NOT :

ilgili konu :

KUR’AN’DA MUHAMMED VE PEYGAMBERLERİN MİSYONU

2. BÖLÜM :

“enfal, ganimet” kavramlarını,

a. mahiyet,

b. muhteva ve

c. keyfiyetini nasıl izaha kavuşturabiliriz :

a. mahiyet :

enfal = nefeller = ” nefel ” in çoğulu = kökü nefel demektir. hiçbir karşılık beklemeden hibe ve teberruda bulunmak, karşılıksız vermek, bağış ve hibeler anlamındadır.

b. muhteva :

bu kelimenin bu Ayet’lerdeki bağlamındaki muhtevası, içeriğine baktığımızda :

düşmandan kahr veya sulh ile ; ister savaş ister barış yoluyla zabtedilen emvâl (mallar), ganâimler, taşınır taşınmaz mülkler, çalışıp emek harcanmadan elde edilen emeksiz kazançlar… bunlar tarla, bağ, bostan gibi taşınmaz mülk olabileceği gibi, at, deve gibi taşınır en’âm veya kılıç, ok gibi taşınır mallar da olabilir.

c. keyfiyet :

Enfal suresinin bize intikal etmiş bulunan ve Ayet’ler ile çakışan tarihi bilgilere göre Bedr savaşında elde edilen ganimetlerin bölüşülmesinde, yani bölüşülme esnasında sahabe’ler arasında çıkmış bulunan ihtilaf ve muaraza, çekişme, birbirlerine ganimetler ile ilgili muhalefet ederek karşı karşıya gelmiş bulunmaları vaziyeti, yani ”o ” hâl ve ” o ” durum ile ilgilidir.

verilen Ayet’ler, ganimetlerin paylaşımdan önce, İslam devlet başkanı , baş kumandan , baş yargıç olan Sevgili Resule götürülmesi gerektiği, Sevgili Resul’ün devlet başkanlığı sıfatı ile Yüce Allah’ın hükmünü ” gelen Ayet mucibince , gereğince ” ifâ edeceğini , ” Allah ” anıldığı zaman yürekleri ürperen, Ayetler’ İ okunduğu zaman imanları pekişen ve böylelikle tevekkül katsayıları artan Mü’minlerin, Allah’a ve O’nun hükümlerini uygulayan Resul’e -konum evlet Başkanına - İTAAT etmeleri gerektiğini buyurmaktadır kanaatimce…burada Sevgili Resulün devlet başkanlığı konumuna açık bir işaret vardır.

daha önce de söylediğim gibi, Sevgili Resul’ün Resul konumu dışında devlet başkanlığı, baş yargıç, baş komutan ve sosyal konumları vardır. Sevgili Elçi’nin her adının geçtiği yerde, adının karşılığı olan yere illaki ve billaki ” Peygamber ” kelimesinin oturtulması inananları açmaza sürüklemiş, hadis İDDİAlarının bir vahiy ürünü olduğu sonucuna ULAŞMAK İSTEYEN ön kabul sahibi olan arkadaşlara, bir mazeret , bir pay olmuştur…halbuki, Sevgili Elçi, Hz.Muhammed’in bahsettiğim tüm bu konumlarından Yüce Allah bize bahsetmektedir. ancak bu konumları görmezden gelinmektedir…

veddua

Muhabbetle

NOT :

ENFAL’İN GEÇTİĞİ AYETLER :

8/1 ( İKİ DEFA ) :

1. Yes’eluneke anil enfal kulil enfalü lillahi ver rasul fettekullahe ve aslihu zate beyniküm ve etıy’ullahe ve rasulehu in küntüm mü’minın

17/79 :

79. Ve minel leyli fe tehecced bihı nafiletel leke asa ey yeb’aseke rabbüke mekamem mahmuda

21/72 :

72. Ve vehebna lehu ishak ve ya’kube nafileh ve küllen cealna salihıyn

3. BÖLÜM :

Malları gibi “insanlarda” ganimete dahil midir?

değerli kardeşim,

bence, tüm insanlığa rahmet olsun diye gelen bir ” ilahi din ” in , yeryüzünde insanlığın kendi elleriyle ürettiği beşeri, tağuti dinlerden çok önemli bir farkının olması gerekir…ben naçizane olarak, hemen hemen tamamı insanoğlunu bir ” ekonomik hayvan ” ” bir mal ” derekesine düşüren yeryüzü fiavunî dinleri, Yüce Rahman’ın bize alın ve bu din’i yaşayın diye emir buyurduğu ilahi din ile özdeşleştiremeyeceğimizi , eşitleyemeyeceğimizi düşünüyorum. ilahi din’imizin yeryüzü beşeri dinlerinin hepsinden ama hepsinden çok daha asil , çok daha ahlakî, çok daha insancıl ve çok çok daha merhametli olduğunu biliyorum, biliyoruz ve Yüce Rabbime bize böyle mukaddes bir din gönderip, karanlık zulumatlar ve yeis içinde bırakmadığı için şükrediyorum. bir kardeşimin söylemiyle, ” şükründen aciziz ” gerçekten…

değerli kardeşim ,

konu ile ilgili Ayetlere birlikte bir bakarsak :

2/177 : ( rikâb )

bu Ayet’te Birr’in mahiyeti hakkında Yüce Allah tarafından açıklama getirilirken, bu açıklamalar içinde, sevdiği halde mal verilecekler arasında akrabalara, yetimlere……….kölelere diye sayılmıştır. yani köleler mal ise, kendilerine mal verilmesi emir buyurulmayacaktı diye inanıyorum…

4 / 92 : ( fetehriyru rakabetin )

hataen bir kişiyi öldürenin bir köle azad etmesi emir buyruluyor

5/ 89 : ( rakabetin ) :

” lağv ” ile edilen yeminlerin keffareti olarak yapılması gerekenler arasında köle azad etmeyi sayması

9 / 60 : ( rikâbi )

sadakaların kime verilmesinin farz kılındığı ile ilgili gruplar sayılırken köleler’in, kalpleri ısındırılacakların yani müellefetil kûlub’un hemen arkasında zikredilmeleri görülmeye şayan ve bence manidardır.

58 / 3 : ( fetahriyru rakabetin ) :

hanımlarından zıhar yapanların tekrar hanımlarıyla temas etmeden önce bir köle azad etmeleri koşulunun emir buyurulması…

90/ 13 : ( fekku rakabe ) :

iki şeyi birbirinden kopararak ayırmaya fekk denir. rakabe ise boyun demektir.

yani boyunlarından ellerinizi çekin demek oluyor, yani boyunlarını rahat bırakın…

gelen tarihî bilgilere göre, Hz.Ömer’in hayatına mal olmuş bir meseledir bu… fekku rakabe…

köleleri bir mal gibi gören, insanları bir mal diye tarif eden kireçleşmiş , kronikleşmiş firavunî tabiat sahibi insanlar (!) , fekku rakabe… yapmak isteyen Hz.Ömer’in şehadetine imza atmışlardır… ne mutlu O’na ve onun gibi olmaya layık olanlara, olabilenlere… Yüce Rabbim bizi de Kur’an hakikatleri yolunda şehadete layık ve muvafık kılsın inşaAllah.

Yüce Rahman’a emanet olunuz.

muhabbetle

hasanöktem

EKMEKLE İMTİHANIMIZ, KISITLI DÜNYA’MIZ VE RASAD

Salı, 15 Nisan 2008

Selamün Aleyküm

evet, maalesef bunlar her zaman var, her zaman da olacaktır. ” doğrusu şükredenler pek azdır ”, ”doğrusu inananlar çok azdır ”, ” insanların çoğu iman etmezler ”, insanların çoğu şirk koşmadan iman etmezler ”,’’sabredenleri müjdele ”
işte imtihanın sırrıda şudur ki, olumsuz ve kısıtlı bir ortamda bile olsak, bizi yaratan yüce Rabbimize karşı göstereceğimiz teslimiyet derecesi ” şartlar ne olursa olsun, duyduk ve itaat ettik ! ” demek / diyebilmek ölçüsü.

Yüce Rabb, isteseydi yüz milyarlarca yıldızın içinde şu anki dünyamızın milyar katı daha büyük ve KISITSIZ bir gezegende bizi yaratır, şu anki mevcud nebatat’ı bitmez tükenmez ( SINIRSIZ ) bir vaziyette meydana getirebilirdi. fakat Yüce Rahman, bizim nispeten kısıtlı bir ortamda bazan darlık, bazan da bolluk ama her zaman tükenme olasılığı bulunan ve üstelik açgözlü bir tabiat içinde yaratmıştır ki vaziyet , biçim, durum , ORTAM, tam olarak İMTİHANİ özellikler taşısın. düşünün ki, yerden fışkıran buğdayın artık gerekli olup toplanamadığı için yerinde kalıp çürüdüğü, ağaçlardan düşen meyvelerin yolların sağında solunda tokluktan çatlıyacak hale gelmiş hayvanların bile artık yiyemediği bolluk ve çoklukta vb. durumda, böyle bir vaziyette insanlar arasında artık ekmek vb. kavgası olur mu? ya peki ekmek kavgası olmayınca ekmek ile ilgili imtihanımız olur mu? işte kısıtlı bir dünya ortamında yaradılışımızın İMTİHANİ hikmetlerinden biri de budur Allahu alem. kısıtlı ve sınırlı bir ortamda ne yapmakta olduğumuz ve nasıl davrandığımızdan mes’ul tutulacağız kardeşlerim. zekat, sadaka, infak, yetimi korumak, yoksulu doyurmak, komşusu aç iken tok yatmamak işte bütün mes’ele budur. işte ” RASAD ” ” gözetlenme ” yerinden görünecekler… Yüce Melik’in her an müdahil olduğu katından / yanındann görülecekler. ve bizim teslimiyet derecemiz, rızasına nail olma hassasiyetimiz, gelecek kaygımız , bize gönderdiği mektubta yazılanlara olan sadakatimiz… ahiret’e yakinen inanmalıyız, affı olmayan ŞİRK cürümününden uzak durmalıyız , akla gelen / gelmiyen hiçbir şeyi çalmamalıyız,  doğruyu / yalnızca doğruyu sulandırmadan söylemeliyiz, başkasının hakkına el uzatmamalıyız, her tür tecavüzden sakınmalıyız, rızkımızı başkasına el açmadan, gaspetmeden, ZULMETMEDEN, temin etmenin meşru yollarını ısrarla aramalıyız, Kainat Ayet’lerini korumalıyız, israf etmemeliyiz, kestiğimiz ağacın yerine yenilerini dikmeliyiz, komşumuzun bahçesine zorla veya türlü hilelerle girmemeliyiz, başka bir ülkenin petrolünü türlü entrikalarla , zulüm ve kan dökmek suretiyle gaspetmemeliyiz, tüm hücrelerimizle Kaviyy, Kayyum ve Muntakim olan Yüce Allah’ın rasad yerinde olduğunun bilincinde ve şuurunda olmalıyız . en büyük mahkeme CELB’inin CEBİMİZ’de olduğunu ve her an çağrılabileceğimizi asla unutmamalıyız…işte biz insandan beklenenler ve Yüce Rabb adına yapmamız gerekenler. işte halifelik . işte şükür, işte küfür… seçmek ve seçtiğimizin de sonucuna katlanmak tamamen bize / AMELİMİZE kalmış kardeşlerim :

89 Fecr 14-30 :

14 Elbette Rabbin gözetleme yerindedir (her an kullarının fiillerini gözetlemektedir).

(more…)

KENDİ İCAD’LARIMIZ DIŞINDA, KUR’AN’DA HERŞEY VARDIR

Perşembe, 10 Nisan 2008

Selamün Aleyküm,

Kardeşlerim, Kur’an’da kendi icad ettiklerimiz dışında herşey vardır ve apaçık bir kitaptır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Kur’an’ı anlamak için MUTLAKA 80 ham ilim ve 150 tali ilim görmeye gerek yok. bu şekilde düşünmek , ” Andolsun ki biz, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık, ÖĞÜT ALAN YOK MUDUR? şeklinde bize seslenen Yüce Allah’a karşı zulüm isnadı anlamına gelir, lütfen daha dikkatli olalım. tüm insanlık alemine , size MÜBİN bir kitap , bir MEKTUP, açık bir MESAJ gönderdim diyen Yüce Allah’ın Kur’an’daki bu NET söylemine karşı hatalı ve aykırı bir düşüncedir bu. yarattığı biz kullarını en iyi tanıyan Yüce Rabbimizin, bizim rahatlıkla anlıyabileceğimiz ,ebedi cennet ve ebedi cehennem hayatımızı, çok ciddi bir geleceğimizi  ilgilendirecek kadar önemli olan bir kitabı, bize ZOR ANLAŞILIR bir vaziyette göndereceğini mi zannediyorsunuz? böyle düşünüyorsanız, lütfen tertil üzere Kur’an’ı tekrar okumanızı tavsiye ederim. samimi bir şekilde Kur’an’a yönelen bir kul, mutlaka kendisini cennete götürebilecek, cehennemden koruyabilecek kadar bir bilgiye ulaşabilir. bu Yüce Allah için çok kolaydır.

sorun ise şuradadır kardeşlerim,

apaçık olan Kur’an’a BİZ APAÇIK DEĞİLİZ MAALESEF…

Kur’an’ı anlamak için ” sahih ” olmak ” tahir ” olmak lazım. ” tahir ” olmanın da dereceleri vardır mutlaka. malum ” her bilenin üstünde bir bilen vardır = RASİHİN , 3/7  ;  4/162 ) sadece necaset değil tabiki anlatmak istediğim. pak ve temiz olmak; Yüce Allah’a yönelişinde samimi olup riya dan uzak olmak ;  liyakatli olup tüm zulüm mekanizmalarından uzak durmak ; yüreğini ,kalbini tövbetün nasuha ile arındırmış olup tekrar günah işlememek konusunda azimkar olmak , benliğini , herşeyini kendisini yaratan Rabbine BAĞLAMAK ( SALAT ETMEK ) EDEBİLMEK işte bütün mes’ele budur kardeşlerim, mes’ele budur. bunları yapabiliyor musun ? bunları yapabiliyorsan kesinlikle ve kesinlikle Kur’an’ı anlarsınız. bu şekilde hele bir yönelin Yüce Allah’a doğru, Yüce Allah sizi geri mi çevirecek ? bu mümkün değil. ” ve la yazlimü rabbüke ehada ” Yüce Rahman hiçkimseye zulmetmez ” ne dağdaki çobana zulmeder , ne bir kenti en kolay ve daha çabuk nasıl yok ederimin hesabını yapıp, laboratuvarlarda çalışarak gece gündüz yeni bir bomba icad etmenin peşinde olan bilimciye zulmeder, nede sabah akşam rabbinin rızasını arayarak ilimde derinleşmeye çalışanlara zulmeder… kesinlikle zulmetmez, O Rab’tır. en yüce mürebbidir, en güçlü terbiye edicidir. sıfatlarının ve sünnetinin gereğini yapar, ADALET yapar, GEREĞİNİ yapar. kalbi tuğyan karanlığı ile dolu olan ve RAHMAN’a yönelişinde binbir yamukluk (  şahıs olarak kimseyi kastedmiyorum ) bulunanlar tabiki okuduklarından bir şey anlamıyacaklardır : ”

La ikrahe fid dıni kad tebeyyener ruşdü minel ğayy* fe mey yekfür bit tağuti ve yü’mim billahi fe kadistemseke bil urvetil vüska lenfisame leha* vallahü semıun alım

256 Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur. Kim tâğût (şeytân)ı inkâr edip Allah’a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir.  S.Ateş

(more…)

TAĞUT YOLUNDA MI, ALLAH YOLUNDA MI?

Cumartesi, 08 Mart 2008

HA ŞEHRİN KAPISI, HA EVİMİZİN KAPISI  ;  ARADA ZAMAN FARKI VAR

Kardeşlerim, ( Fil suresinde değinildiği üzere ) dar’ün nedve’nin egemenliğinde bile olsa, orada mevcut bulunan şirk ve küfre karşı verilmiş bulunulan mücadelenin dışında, ve beraberinde, maruf gereği, yurd / vatan ile alakalı olarak birtakım sorumlulukların da olduğunu düşünüyorum. yanlış mı düşünüyorum, doğru mu düşünüyorum nihayetinde benim şahsi düşüncemdir. bu düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim. bugün, İslam kelimesini yeryüzünden silmeye and içmiş olan amerikan / israil yönetimi , filleriyle ( tanklarıyla ) yurdumuzu istila ve işgal etmeye başlasa, onlara karşı savaşırım. bana ne diyemem. bana göre şehid, bir başkasına göre niyazi olacaksam bile bunu ben Allah için yaparım. şu anda henüz rivayetler dinine tabi olan komşum, hadi bana  hakkını helal et komşu, conilerin şehrimize girip herşeyimizi, tüm geride zar-zor kalabilmiş değerlerimizi , ırzımızı , namus ve şerefimizi ayakları altına almamaları için onlarla savaşmaya gidiyorum ,” Kur’an’ın tuvaletlere atılmasını görmektense ölürüm daha iyi ” dediğinde , sen git bizleri savun, benim niyazi olmaya niyetim yok demem, ne kadar doğru olur? bana göre yanlış olur. ben nasılki evimi, yurdumu ve tüm dünya’yı Yüce Allah’ın murad ettiği bir hale/ şekle getirmek için mesai yapmak / gayret göstermek zorundaysam, yine aynı kapsam dahilinde bu savaşa katılmam icap eder diye düşünüyorum. Yüce Rabbim için katılırım, tağutun hükmünün baki kalması , iyi yürümesi için değil…katılırım ve katıldığım için yeniden kurulacak olan coğrafyada, Yüce Allah’ın dilediği biçimi istemeye, isterken de diretmeye olan mecalimin artmasına katkıda bulunurum.  

hilfu’l fudul ile ilgili bir yazı buldum. bunlar tabiki kesin bilgiler değildir. ve esasen bizim nazar-i itibar ettiğimiz şeyler de değildir. ancak konuyla bir miktar alakası olduğu için bir kez bakmak üzere, kesin olmayan bir tarihi bilgi babından bilgilerinize sunuyorum. lütfen bakınız.

Yüce Allah’a emanet olunuz.

Selam ile.

hasanoktem

” CİN ” LERİN VARLIĞI KUR’AN’İ BİR HAKİKATTİR

Cuma, 08 Şubat 2008

Selam,

(AHKAF suresi 29. ayet)

S. Ateş
Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): “Susun, (dinleyin)” dediler. (Okuma) Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:

1 De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’ân dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz harikulâde güzel bir Kur’ân dinledik.

2 Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

3 Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

4 Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kâfirleri) Allâh hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

5 Biz insanların ve cinlerin, Allah’a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),

6 Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.

7 Onlar da sizin sandığınız gibi Allâh’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.

cin ile ilgili Ayetlerden benim çıkarsama yaptığım, şahsi kanaatim olan sonuçlar şunlardır. eğer yanlış bir çıkarsama yaptıysam , Yüce Allah’tan dileğim beni yanlışım üzerinde bırakmamasıdır.

(more…)

GAMSIZ AMCALAR

Cuma, 14 Aralık 2007

bu şiiri naçizane , M……. ın önünde selpak sattığı için ,güvenlik görevlisi tarafından , bir süre soğutucu dolaba tıkılıp cezalandırılan ” o ” küçük kız çocuğuna ithaf ediyorum…

GAMSIZ AMCALAR

uzandı , minicik bir eldi ,

dumanlı ve soğuk, yağmurlu bir günde

tuttuğu peçete değildi sanki

yüreğimin damarlarıydı elindeki

amca yüz bin , yüz bin diyordu

ayır benden gözlerini n’olur, biliyorum ,biliyorum…

olamadık sana ”yüz binler” , tek bir amca

oyuncak diye yahşi mallar tutturduk

unuttuk seni affet !

ısıtamadık ” o ” narin , soğuk ellerini

en koyu gözlüklerimi

süratle taksam bile

çağdaşını , Fatma ‘ mı, oyuncaklarının başından

niçin alıp getirir , gaddar beyin hücrelerim

neden gözlerini gözleriyle değiştirir aniden

bir cerrah bulun bana acilen

yok etsin, çabuk olsun, çektiğim acıyı

görmemek, kurtulmak

katılmak , karışmak istiyorum

imrendiğim(!) , olamayacağım

kesinlikle olmayacağım

o büyük(!), muhteşem(!) şişman amcalara…

22 nisan 2001

hasan öktem

KUR’AN - AKIL VE MÜKELLEFİYETİMİZ

Cuma, 09 Kasım 2007

Selam

Konuya bakışımıza derinlik kazandıracağına inandığımdan, önce akıl kelimesinin bazı sözlük anlamlarına bir bakalım :

Akıl :

1- İnsanda bulunan ve vücuttaki yeri , işleyişi kaydedilemeyen ,düşünce,anlama ve tedbir alma hassası,us

2-İdrak,anlama,fehim,kavrayış,zeka.

3-Düşünce,fikretme.

4-Sadece maddi şartlara göre , duyuların verilerini dikkate almadan belli kalıplar içinde dar ve hesabi düşünme.

5-hafıza,hafıza kuvveti.

6-rey,tedbir,tavsiye,görüş.

Akıl fiilin lalasıdır: Akıl hareketlerimizi yönlendirir,akıl hareketlerimize hocalık eder.

Akl-evvel: Allah , yaradılıştan olan akıl,en yüksek derecede anlayış.

Akl-ı kül: Tabiatta görülen ilahi nizam.

Akl-ı selim: Doğru karar verebilen ,selamete eren akıl,sağduyu.

Aklın miskalesi ilimdir: Akıl ilmi ölçü alır.

İslam fıtratı üzerinde yaratılan ve Dünyaya bu vaziyette gelen insanoğlunun , beraberinde getirdiği bir akıl-fıtrat programı vardır. Bu program akl-ı kül ile örtüşmekte , yaradılış amacı gereği kendisini yaratanın verdiği misyonu üstlenmektedir. Bu üstlenme aşağıdaki Ayetlerde açıkça görülmektedir:

(more…)

KUR’AN’A DAVETİ KUR’AN’CA YAPMAK

Pazar, 04 Kasım 2007

selam dostlar,

Da’vet :Kur’an’da : ” ud’u ”, ” enzir ”, ”belliğ ”, ” zekkir ” gibi kalıplarla verilmiştir.

Da’vet :çağrı/çağırma, ziyafet, dua/ niyaz ,bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek, çekme/ celb etme, sebebiyet verme vb. anlamlara gelmektedir.

74 Müddessir 1-3 :

Ey elbisesine bürünen

Kalk uyar

Rab’bini tekbir et

sevgili Peygamberlerimiz/ Rasül / Elçiler; İslam’ı insanlık tarihi boyunca insanlara tebliğ etmeye, tek-bir ilah olan Yüce Rabbimize iman etmeye da’vet etmişlerdir.buna mukabil lanetli şeytan da tatil yapmamış, sürekli olarak insanoğlunu, kibre / azmaya / tuğyana / şirke / küfre da’vet etmiştir.buda onun misyonudur tabiki.Rasül / Elçiler insanları küfürden- imana, karanlık zulumatlardan- Nur’a , her türlü sapıklıktan- hidayete yani TEVHİD’e da’vet edip, şirk ten ise sakındırıp inzar ederlerken, insanları Yüce Rab’lerinin onlara vahiy’le gösterdiği / açıkladığı biçimce bir metod kullanarak İslam’a davet etmişlerdir.yani vahy nasılki Rabbani ise, Vahy’e insanları da’vet metodu da yine Rab’bani olmalıdır.ilahi mahreçli olmalıdır.(tabiki akıl-mantık kullanılacaktır, ancak vahyin kılavuzluğunda) :

88 Ğaşiye 21-22 :

(Ey Muhammed )sen öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin(ente muzekkir).onların üzerinde zorlayıcı değilsin.

48 Feth 8-9 :

biz seni, şahid, müjdeleyici ve uyarıcı ( mubeşşiren ve neziren ) olarak gönderdik.

ki, Allah’a ve Rasulüne inanasınız, O’nu(n dinini ) destekleyesiniz.O’na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O’ nu tesbih ed(ip şanını yücelt)esiniz…

(more…)

SIFIR HATA VEYA = KUR’AN

Cuma, 02 Kasım 2007

selam,
(niyeti şimdilik çok önemli değil) araştırmacı pozisyonundaki bir vatandaşın sorusu:

bir kere elimizde bulunan Mushafı o hadis uyduranlar diye iddia ettiğiniz kimselerden aktarılagelenlerdir. buna ne diyeceksiniz?

CEVAP: Mushaf’ın da, hadislerin de beşer eliyle bize kadar geldiği, bundan sonrada gelecek nesillere beşer eliyle ulaşacağı doğrudur.

sadece Kur’an ve hadis değil : TEVRAT , İNCİL, ZEBUR VE DİĞER SAHİFELER de bize beşer eliyle ulaşmıştır.

PEKİ, BİZ BUNLARDAN MESELA TEVRAT VE İNCİL’ İ NEDEN REDDEDİYORUZ ? onlar da bize beşer eliyle ulaşmış .( üstelik Allah kelamı iddiası )

meselenin hayati noktası ilk şuradan başlıyor :

SIFIR HATA VEYA KUR’AN :

Yüce Rabbimizin göndereceği , uymadığımızda Cehenneme, ihlasla teslim olup pratik hayatımızda uyguladığımızda ise bizi Cennete götürecek kadar CİDDİ olan bir KİTAB (VAHY) mutlaka ve mutlaka SIFIR HATA , YANİ TAMAMEN HATASIZ OLMALIDIR. eğer ” min İNDİLLEH ” yani Allah’tan geldiği iddia edilen KİTAB’ ta , tek bir AYET bile(HAŞA )hatalı , çelişkili, kusurlu, eksik, tenakuzlu veya yanlış olsaydı ; KADİRR OLAN ALLAH ‘ ın tek bir yerde dahi yanlış yapması sözkonusu olamayacağına göre ”BU KİTAP ALLAH KELAMI DEĞİLDİR ” hükmünü yerdi. işte şu anda insanlar tarafından tahrif edilen , Tevrat ve İncil bu durumdadır. yanlışlık yapma, nisyan, tenakuza düşme, bilememe vs. gibi tüm kusurlar beşer olan biz kullar için geçerlidir. HAŞA O nasıl RABB dır ki ancak biz beşer kullarına ait olan ” HATA ” ile malul olsun. bu imkansız olduğuna ve tek bir hata bile bulunamadığına göre Kur’an’ın Allah kelamı olduğu kesinlikle anlaşılır.

Şu anda ki Tevrat ve İncil’in, Allah kelamı olarak kabul edilemeyeceği içlerindeki hatalardan da anlaşılabilir.Allah kelamı iddiasıyla ortada bulunan Tevrat ve İncil’in içinde ; Kur’an’a uymayan, kendi içinde çelişkili hatalar mevcuttur.

(more…)

REKAT SAYISININ FARZLAŞTIRILMASI ÜZERİNE (2)

Pazar, 28 Ekim 2007

selam,

bakıyorum bazı dostlar(!) en nihayet fıkhi bir konudaki , farklı yorumları ellerini oğuşturarak , büyük bir maçı izleme heyecanıyla beklemekteler. hiç boşuna heveslenmeyin. samimiyetinden şüphe etmediğim ama bu konudaki zorlama yorumlarına katılmadığım sevgili adaşımla 3. dünya savaşını başlatmayacağız. en azından kendi namıma söylüyorum.

yahu biraz sabır…elbette biz de bildiklerimizi söyleyeceğiz herhalde. sabır Müslüman’ın özelliklerinden değilmiydi yoksa? halbuki de bu heyecan, hakkı -hakikati aramak/bulmaya çalışmak için olmalıydı , öyle değil mi?

dostlar,

sizden ricam ya bu yazımı hiç okumayın, yada hepsini okumadan bırakmayın. ricamın nedeni, anlatmak istediğim şey ancak bu şekilde tam olarak , konu bütünlüğü içinde anlaşılacaktır.

(more…)

REKAT SAYISININ FARZLAŞTIRILMASI ÜZERİNE (1)

Pazar, 28 Ekim 2007

17 İSRA SURESİ 110

De ki : ” ister” Allah” diye dua edin, ister ” Rahman ” diye dua edin. hangi isimle çağırırsanız O en güzel isimler hep onundur. bununla beraber namazda sesini pek yükseltme.kendin işitmeyecek kadarda gizleme.ikisinin arası bir yol tut. ”

Ayetteki mavi kısımın anlamı:

öyle ki, namaz kılarken okuduğun Ayetleri sadece kendine duyuracaksın. başkalarına eziyet vermemelisin.sesinin tonu/şiddetine dikkat et.

selam,

benim asıl üzerinde durmak istediğim konu bu Ayet değil. konu sadece namaz veya rekat sayılarıda değil aslında. asıl değinmek istediğim konu, dışarıdan ( Kur’an dışı her çeşit zanni yoldan) bir şekilde temin edilip, kutsallaştırılıp , sonrada ön kabüller/din haline getirilen bu beşeri bilgilerin , Kur’an da karşılığının aranmasıdır/ böyle müthiş bir gaflete düşülmesidir. namazda rekat sayılarının farzlaştırılması ise, bu gaflete sadece bir örnektir:

(more…)