Yazar Arşivi

Çok Eşlilik İslam’da Yasaktır

Pazartesi, 12 Mayıs 2008

Yüce Allah Ahzab 52’de Hz Muhammed’e seslenerek şöyle diyor: “Kadınlar artık sana helal değil. ONLARI güzel bulsan bile EŞLERİNLE DEĞİŞTİRMEN DE” - ve lâ en tebeddele bihin.

Görüldüğü üzere Allah’ın Elçisi artık (min ba’d) eş de değiştiremez – LA TEBEDDELE. Neden? Çünkü çok eşlidir. Onun, bir eşini bırakıp yerine başka bir kadınla evlenmesi EŞ ÜSTÜNE EŞ alması demek. İşte bu haram. Yoksa tek eşli bir inanırın o eşini bırakıp BEKAR kaldıktan sonra evlenmesi helal (Nisâ 20) çünkü evliliğe bekarlıktan geçiyor; eş üstüne eş almıyor.

İslamın son peygamberi Ahzab 52′den sonra bir daha asla evlenmemiştir. Yoksa rabbine baş kaldırmış olurdu, risalet elinden alınırdı ve o “Büyük Gün”de hesaba çekilirdi (Yûnus 15). Bu kadar kesin.

Tanıdığım birine bunu hatırlatmak zorunda kaldım. Din görevlisiydi. SÜNNET diyor başka bir şey demiyordu. “Hz Peygamber ne yaptıysa yapmalı, ne yapmadıysa yapmamalıyız. Sünneti terkeden İslamdan çıkar.”

“Peki,” dedim. “Ahzab 52’den sonra Peygamber bir daha hiç evlenmedi. Ama bazı inanırlar evli oldukları halde bir daha bir daha evleniyor; onlar İslamdan çıkıyor mu?”

Çıt yok. Sessizlik…

Gerçekten çarpıcı ve İslam adına üzücü bir durum. Bir din ki… peygamberine EŞ ÜSTÜNE EŞ almayı yasaklar; Allah’ın Elçisi yasağa harfi harfine uyar. Ama ümmeti çatır çatır EŞ ÜSTÜNE EŞ alır. Peygamber gider Mersin’e, ümmmeti gider tersine. O dinde ciddiyet kalır mı?

(more…)

Kuranda baş örtüsü var mı? (1)

Pazartesi, 25 Şubat 2008

“İlahiyat bilginleri niye konuşmuyor?” deniyordu ya; övgü Allaha, biri sonunda konuştu. Diyanet İşleri eski başkanı profesör doktor Süleyman Ateş 17 Şubat 2008 tarihli VATAN gazetesindeki yazısında diyor ki:

Khimâr esas itibariyle örtmek anlamına gelirse de dinsel örfte baş örtüsü anlamını kazanmıştır.

Asırlar önce yazılmış Akhterî adlı Osmanlıca lügatta “khimâr” sözcüğü, “Avretler (kadınların) başına sardığı bez” diye tanımlanmaktadır.

İbn Manzur’un Lisanu’l-Arab’ında da “khimâr”ın baş örtüsü olduğu belirtilmektedir.

Ünlü müfessir Kurtubî de “va’l-yadribne bi-khumurihinne alâ cuyûbihinne: Khimârlarını yaka yırtmaçlarının üstüne koysunlar” (Nur: 31) ayetinin tefsirinde khimâr sözcüğünün, kadınların başına örttükleri örtü olduğunu belirttikten sonra diyor ki: “O zamanda kadınlar baş örtülerinin uçlarını arkaya sarkıtırlardı. Yüce Allah, örtülerinin uçlarını yaka yırtmaçlarının yani göğüslerinin üstüne koymalarını buyurdu.”

İki hususa dikkat eder misiniz:

(1)Koyu harfli Arapça ifadedeki CUYÛB, çoğuldur. Tekili ceyb. Bunun Kuranî anlamı yani doğru anlamı için Neml 12’ye bakınız. Allah orda Mûsa’ya sesleniyor:

edhıl yedeke fî ceybike
elini koynuna sok

Mûsa’nın KOYNU, memelerinin olduğu yerdir yani göğsü. İnsan, elini yaka yırtmacından gırtlağına değil göğüs yırtmacından göğsüne sokar. Önce mealdeki bu yanlışı düzeltelim; “Allah ne diyorsa o!” diyelim. Allah’ın sözlerini çarpıtmayalım.

(2)KHİMAR, her ne kadar genel anlamda örtü ise de Nûr 31 özelinde baş örtüsüdür. Ben de buna inanıyorum. Çünkü göğüs yırtmacına en yakın örtü baş örtüsüdür; masa örtüsü ya da pencere örtüsü değil. Akıl var izin var.

“O halde, Nûr 31′de tesettür var!” iddiasına gelince, bu o çok bilinen bektaşi öyküsündeki Allah’ın “Namaza yaklaşmayın!” dediği iddiasına benzemiyor mu?

(more…)

Kuranda baş örtüsü var mı? (2)

Pazartesi, 25 Şubat 2008

Sayın Ateş’in ikinci ve son bölümde yazdıklarını, virgülüne dokunmadan, alıntılıyorum. Lütfen okuyun. Sonra üç sorum olacak:

Hazreti Ayşe, kadının yüzü ve elleri dışındaki kısmı örtmeleri gerektiğini söylemiş, Hz. Peygamber baldızı Esma’nın ince bir giysi giydiğini görünce, kadının yüzü ve ellerinden başka yerlerini de örtmesi gerektiğini buyurmuştur (Bkz. Kurtubî, Tefsir: 18/229-230). “Bu zamanda ben bunu kullanamıyorum, toplumsal şartlar buna engel” diyebilirsiniz. O mesele sizinle Allah arasında. Ama “baş örtüsü yoktur, Müslüman bilginler hep çarpıttılar” derseniz bu sav büyük cürettir, sırf birilerinin hoşuna gitsin diye söylenmiş bir sözdür. İslâm’ı bilen bir kimsenin hatta bir müsteşrikin (doğu bilimci) dahi bu savı kabul edeceğini sanmam.

1400 yıldan beri Müslüman kadınlar başlarını örterler. Siz Peygamber’in hanımlarının başı açık gezdiklerini mi düşünüyorsunuz? Bundan 50 yıl öncesine kadar analarımız, bacılarımız, kızlarımız hep başı örtülüydü. Bunlar hep yanlış mı yaptılar? Ayrıca Kur’ân kadınların, ziynetlerini yabancı erkeklere göstermemelerini de emrediyor. Saç kadının ziyneti değil mi? Eğer ziynet değilse niçin kadınlar hemen her hafta kuaföre gider, saçlarını türlü biçimlere sokarlar? Şunu bilin ki baş örtüsü Kur’ân’ın emri olduğu gibi İncil’in de Tevrat’ın da emridir. Hiç kimse kendi keyfi için dinin hükümlerini çarpıtmamalı. Baş örtüsü takmayacaksan takma ama inkâr etme. Çünkü inkâr vebaldir, günahtır.

Siz nasıl isterseniz öyle gezersiniz, özgürsünüz. Şunu her zaman belirtiyorum: Müslümanlık elbette sadece baş örtüsünden ibaret değildir. Baş örtüsü de Kur’ân’ın emirlerinden biridir. Ama ondan çok daha vurgulu emirler vardır. Mesela yalan söylememek, doğruluk, gıybet etmemek, kalbi kötü düşüncelerden, kinden nefretten korumak, kimsenin kusurunu araştırmamak, nefsi için istediğini başkası için de istemek gibi… Bunlar hep Kur’ân ve hadisin vurgulu emirleridir. Herhangi bir sebeple başını kapatmadı diye kadın dinden çıkmaz. Ancak “Kur’ân’da böyle bir şey yoktur” demek kanaatime göre büyük yanlıştır. “Var ama ben bunu uygulayamıyorum” derseniz o sizinle Allah arasındadır. Başınızı örtmeseniz de elinizden geldiğince Kur’ân’ın doğruluk, dürüstlük, dedikodudan uzak durma, kalbi kötü düşüncelerden koruma, haksızlıktan uzak durma gibi vurgulu emirlerini uygulamaya çalışın. Bunlar sizin uhrevi kurtuluşunuza yardım eder.

Üç soru:

-Tefsirlerinizde açıkladığınıza göre kadınların, erkek kölelerine ziynetlerini açması caizdir. Mevdudi’nin anlattığına göre de Hz Fatıma, üstü başı açıkken, babası kölesiyle birlikte çıkıp geliverince utanıp paniklemiş. Hz Peygamber, “Zararı yok; yalnızca baban ve kölen var!” demiş. Doğru olabilir mi bu?

-Size göre inanan hanımların kölelerine, ERKEK korumalarına ve hizmetçilerine vücut denen ziynetlerini açması caizdir. Peki, günümüzde ERKEK hizmetçiler ve korumalar istese hanımları onlara vücutlarını açar mı? Örneğin Hayrunnisa Hanımefendi sizin Allah adına verdiğiniz icazete uyup göğsünü, saçını erkek korumalarına açar mı?

-Hocam! Soruyorsunuz: “Saç kadının ziyneti değil mi?” Ah güzel hocam! Bu, öykünün yalnızca “Namaza yaklaşmayın!” kısmı. Lütfen devamını da görün! Evet, saç kadının ziyneti, tıpkı göğsü gibi. O yüzden ikisinin üstünde de khimar var… da sonra? Kadının, ziynetlerini şu şu şu erkeklere açması caizdir. Hiç akletmez misiniz; o iş orda kalır mı?

(more…)

Hurilerden mi bahsediliyor Rahman 56′da?

Cumartesi, 20 Ekim 2007

Hurilerden söz ettiği öne sürülen ayetler var. Onlardan biri Rahmân 56.

Ayetin Arapçası:
Fîhinne kâsıretu t-tarfi lem yatmis hunne insün kablehum ve la cânnun.

Türkçesi:
Oralarda daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış, bakışlarını dikmiş eşler vardır (Edip Yüksel)

Onlarda bakışları kısa (eşlerinden başkalarına bakmayan) dilberler de var ki onları daha önce hiçbir insan ya da cin kanatmamıştır (Süleyman Ateş)

Yani o dilberlerin kızlığını cennetlik erkekler bozup kanatacakmış. Şimdi bu ayeti inceleyelim.

İddianın göze çarpan ilk abes yanı: dilberler ve eşler ayetin Arapçasında yok. Onları mütercimlerin üretip ayete sokuşturmuş.

(more…)

Gılmanlar, Vildanlar (?)

Cumartesi, 20 Ekim 2007

İçinde vildân kelimesi bulunan ayetler:

Çaresiz çocuklar - müstad’afîne min el-vildân (4:127).

Çocukları yaşlı eden gün - yevmen yec’alu l-vildâne şîbâ (73:17)

Çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar -müstad’afîne min er-ricâli ve n-nisâi ve l-vildân (4:75, 98).

“Vildân“ın bir türevi olan veled pek çok ayette geçiyor. Onlar hariç içinde vildân kelimesi geçen yukardaki dört ayet var.

Vildân, “velîd“in çoğulu. Mümine: dişil - mümin : eril, müslime : eril - müslim : eril örneklerinde görüldüğü üzere velîde : dişil - velîd : eril olduğuna göre vildân da eril bir kelime. Ama yukardaki dört ayetin hiç birinde cinsiyet kavramı yok.

İçinde gılman geçen ayetler:

Müjde! Bir oğlan -ya büşrâ hézé gulamun (12:19).

Sana bilge bir oğlan müjdeliyoruz –inna nübeşşiruke bigulamin alîm (15:53).

bir oğlana rastlayıncaya kadar -hattâ iza lekıyâ gulamen (18:74).

O oğlana gelince, onun ana babası mümindi –

ve emmé l-gulamu fekâne ebevâhü müminîn (18:80).

Bir oğul sahibi nasıl olurum! – Ennî yekûnülî gulamun (19:8).

Görüldüğü üzere gılman, erildir çünkü oğlan demek. Kuran onları “sedef içinde (bembeyaz) inciler” diye tanıtıyor (52:24) ama şehvevî doyum araçları gibi gösteren en küçük bir imada bulunmuyor. Tıpkı vildan gibi cinselliği olmayan melekler onlar. Daha doğrusu hizmet melekleri.

Cehennemde azap meleklerinin bulunması doğal olduğuna göre cennette hizmet meleklerinin bulunması doğal değil mi.

Ama geleneksel yaklaşımdaki şehvet saplantısı onları yine de parlak oğlanlar yapıp çıkmış. Kuran’a ve İslama en büyük ihaneti yaparak.

Hasan AKÇAY