Yazar Arşivi

Yusuf Suresinde 12 gezegen mucizesi yok

Cumartesi, 06 Eylül 2008

Yusuf 4. Bir vakit Yûsuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla (kevkeb), Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm.”

Yusuf 100. Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı. Hepsi, Yûsuf’un önünde secde eder gibi eğildiler. Yûsuf dedi: “Babacığım, işte bu, benim önceden gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi…..

Rüyanın yorumu zaten ortada. Ana tema gök cisimleri değil. Anne, baba ve onbir kardeş Yusuf’un önünde saygı gösterisinde. Buradan yola çıkılarak güneş sisteminde 12 gezegen var yorumu yapmak yanlış.Güneş Sisteminde şu an gerçekten 12 gezegen mi var? Bu sizin gezegen tanımınıza bağlı. Cin13 arkadaşımızın bu konudaki katkısı şöyle;

Verilen tanımlar tanım biraz “eski”. Yeni tanıma göre bir “gezegen”in yörünge çevresini temizlemiş olması gerekmekte. Bu durumda plüton, ceres, eris gibi gökcisimleri “cüce gezegen” kategorisinde, vesta,pallas,hygeia gibi astreoid kuşağı cisimleri ise “küçük gezegenler” kategorisinde.

Kısaca sistemimizdeki gezegen sayısı artmıyor,azalıyor.

Tabi, bu, sizin gezegen tanımınıza göre değişir. Dilerseniz, oort ve kuiper kuşağı cisimlerini de güneş sistemindeki gezegenler olarak tanımlarsınız. O zaman da gezegen sayısı bir trilyona çıkar.

(more…)

Oruçlarımızı Erken mi Açıyoruz?

Cuma, 29 Ağustos 2008

Önce ayete bakalım:

Bakara 187. …. Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın….

Bu ayete göre bizler oruç  tutmaya “beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilince” başlamamız gerekiyor.

Bu ayet hakkında Bülent Ayberk’in sıradışı ve dikkate değer bir yorumu var. Belki başka insanların da Ayberk’in benzer yorumları vardır ama ben duymadım, okumadım. Adamın her ak dediğine kara deme bağnazlığı içinde olmadığımdan ve hakkındaki spekülasyonları sunduğu bilgilerden ayrı tuttuğumdan ötürü Ayberk’in bu ilginç ve kayda değer bakış açısını sizlerle paylaşmak ve yorumlarınızı almak istedim.

Ayberk ayetteki bu iplik örneğinin normal ölçülerdeki bir kitabın sayfalarındaki yazıların rahatça okunabilmesiyle eşdeğer olduğunu söylüyor. Buradan da, oruç tutmaya hava kapkaranlıkken değil aydınlanmaya başladığı an başlamak gerektiği hükmünü çıkarıyor.

Seyyid Kutup da aynı kanıya varanlardan birisi. Kendi ülkesinde de oruca erken başlandığını söylüyor. Kutup’un tefsirinde ilgili ayet hakkındaki yorumundan bir bölüm:

Yani “Ufukta ve dağ doruklarında aydınlık belirinceye kadar…” Bu aydınlıktan kasdedilen şey, “yalancı şafak (fecr-i kâzib)” diye anılan gökte beyaz ipliğin belirmesi durumu değildir. İmsak vaktinin belirlenmesi ile ilgili bize ulaşan rivayetlere dayanarak diyebiliriz ki, imsak vakti güneşin doğuşundan az önceki vakittir. Biz şimdi, ülkemizdeki geleneksel ibadet takvimi uyarınca şer’i vaktinden biraz daha önce imsaka giriyoruz. Bu durum, belki de daha ihtiyatlı olma endişesinden kaynaklanıyor.

(more…)

Mevlit Okuma Saçmalığı

Çarşamba, 27 Ağustos 2008

Süleyman Çelebi Hz. Muhammed tapkını bir adam.  Öyle uydurmalar yazmış ki dikkatlice okuyan “bu kadar mı” demekten kendini alamıyor.

 

Bu adamın söylediklerinin Kur’ani hiçbir dayanağı yok. Hatta bazı söylediklerinin Siyerde ve Hadislerde bile kaydı yok. Bir bal dolusu şerbetin Amina Hatun’a Hurilerin eliyle sunulması, evinin melekler tarafından Kabe gibi tavaf edilmesi, Sündüs isimli bir meleğin havaya onun için döşek sermesi örneğinde olduğu gibi.

 

Bu Mevlid-i Şerif denilen şiir ne acıdır ki yalnız Allah’ın ululanması gereken mabetlere ibadet neşesiyle sokulmuştur. Ve ne trajikomiktir ki bu şiir Son Peygamberimizin doğum günü kabul edilen gün haricinde daha birçok alakasız günde de aynen ibadet havasında okunmaktadır. Bu şiir diğer kandil gecelerinde camilerde araya birkaç ayet, salavat sıkıştırılarak okunmaktadır. Ayrıca bu buram buram peygamber tapkınlığı kokan ve birsürü zırva içeren şiiri çocuğunun doğumunun şerefine, onu sünnet ettirirken, evlendirirken, askere gönderirken okutanları görebilirsiniz.  Hacc dönüşünde okutulacak mevlid hele bir de yemekliyse işte onun sevabı sizi cennete doğru kanatlandırıp uçurur.

(more…)

KURAN’DAKİ ORUÇ

Salı, 19 Ağustos 2008

Kuran-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 183,184,185 ve 187 numaralı dört ayetinde oruçla ilgili tüm bilgiler verilir. Bu dört ayeti inceleyen kişi oruçla ilgili bilmesi gereken her noktayı öğrenir. Bu ayetler şöyledir:

183-Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin de üzerinize yazıldı. Umulur ki sakınırsınız.

184-Sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Zorlukla dayananlar, Şdye olarak bir yoksulu doyurmalıdır. Kim gönülden bir hayır yaparsa, bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

185-Ramazan ayı ki; insanları doğru yola ileten, apaçık ve ayırt edici olan Kuran onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya tanık olursa, onda oruç tutsun. Hasta ya da yolculukta olanlar tutamadığı gün sayısınca diğer günlerde. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu, sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola ilettiğinden dolayı Allah’ı yüceltmeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.

(more…)

Harem Selamlık İslam’da Yoktur

Pazar, 04 Mayıs 2008

 

 

Harem - Selamlık Kur’anda var mıdır?

 

Hiçbir Kur’an ayetinde Rabbimiz Harem-Selamlık uygulamasını emretmemektedir. Bırakın emretmemeyi Rabbimiz hiçbir ayetinde bu mevzuya en ufak bir gönderme bile yapmamıştır. Durum bu olduğu halde nasıl oldu da bu cahiliyye adeti güzel dinimizin önemli bir gereği gibi anlaşıldı?

 

 

Örflerin Dinleştirilmesi

 

Bu sapkın inancın dinleştirilmesindeki birincil etken birilerinin örflerini din sanmamızdır. Örflerin dinleştirilmesi bizim başımızın belasıdır.

 

Birilerinin kadına bakışını dinleştiren bizler kendi ellerimizle “erkek egemen” bir din yarattık. Bu erkek egemen dinde kadınlar ikinci sınıf yaratıktırlar. Bu dine göre Allah erkeği muhatap almakta ve ona seslenmektedir, din yalnız erkekler için vardır. Kadınlar yan unsurdurlar.

 

Bu “erkek egemen” din anlayışında kadın kapkara çarşaflara sokulur ama o kadının eşi yada kardeşi istediği tarz kıyafeti rahatça giyebilmektedir. Erkeğin adeta Tanrı olduğu bu dinde erkek kısa paça pantolonlu, kısa kollu gömlekli, spor ayakkabılı takılabilir ama kadın simsiyah bir çuvalın içine hapsolmak zorundadır. Bu bakış açısı erkeğin kıskançlığının mutlak referans alındığı bir bakış açısıdır.

 

(more…)

HANİFDOSTLARA ERİŞİM

Çarşamba, 24 Ekim 2007

Selam Arkadaşlar

Forum sitemize erişim adresimiz :  www.hanifdostlar.net
Yada: http://63.231.71.139/

www.hanifdostlar.com ‘a saldırı oldu. Veri kaybı söz konusu değildir.

Kısa bir süre sonra adımızı saldırganlardan geri alacağız inşallah.

Yayın adresimizi duyurma adına forum bir süre kilitli kalacaktır.

HanifDostlar Ekibi

YASAK AĞAÇ

Pazar, 21 Ekim 2007

-Cinsel Güdülerin/Dürtülerin Açığa Çıkması-

Araf 19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

Adem ve Eşi cennetteki tüm nimetlerden faydalanma özgürlüğüne sahipti. Sadece bir nimet hariç. O nimetten faydalanmaları Allah tarafından yasaklanmıştı. Acaba bu yasak ağacın özelliği neydi? Ondan yiyince ne olacaktı ki Allah bu ağaçtan faydalanmalarını yasaklamıştı? O ağaçtan yendiği içindir ki dünya serüveni başladı. Bu ağacın özelliği neydi acaba? Ağaç deniliyor ama burada ağaç=şecere bir sembol, bir simge olmalı.

Araf 20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”

Araf 21- Ve: “Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti.

Ayetten anlaşılıyor ki bu ağaçtan yedikleri an Adem ve Havva cinsel organlarının farkına varacaklardı. Daha önce bu organlarının farkında değiller miydi? Farkındaydılar ama bu organlarının üreme konusunda işlevlerinin olduğunu bilmiyorlardı.

(more…)

Huri seks objesi midir?

Perşembe, 11 Ekim 2007

Yazan: Yaseen, Kaynak: free-minds.org , Çeviren: İbrahim YILMAZ

Hadislere dayanarak bir takım gelenekçi Müslümanlar cennete girdiklerinde 70 tane huri ve bu dünyadan 2 tane inanan kadınla ödüllendirileceklerini düşünürler. Hadislerde ve günümüzde ve daha önce yapılmış Kuran çevirilerinde bulunan tasvirler, kadınları ve Allah’a ve Kuran’ın doğruluğuna inanan tüm erkekleri rencide edecek türdendir. Bu genç, güzel hurilerin geçtiği ayetleri toplama görevini ben üstlendim. Kuran’ın yorumunda bir yanlışlık olduğuna ikna olmuştum. Daha sonra bu ayetlerin anlaşıldığından çok farklı şeyleri ima ettiğini gördüğümde çok şaşırdım. Bu yalanın bu kadar sürmesine şok olmuştum. Bu ayetlerin içeriği yiyecek, içecek, rahat mobilyalar ve diğer “nesneler”di. Hala birçok Müslüman’ın inandığı gibi hurilerden bahsedilmiyordu.

Hur kelimesi bir sıfattır ve saf / kristal beyazı anlamlarına gelir. Ayetlerdeki tanımlamaları incelemeden önce inşallah gidersek cennette kiminle birlikte olacağımıza bakalım.Cennette kimlerle olunacak?

İnananlar eşleriyle birlikte olacaklar. 36:56′da geçen “ezvecuhum” ( -onların- eşleri ) kelimesi belli bir cinse hitap etmiyor. 2:25, 4:57 ayetleri eşleri saf / temiz olarak anlatıyor (ezvacüm mütühheratün).

(more…)

Unutturulan, silinen yada ertelenen ayetler hangileri?

Perşembe, 11 Ekim 2007

Kaynak: submission.org, Çeviren: Hasan AKÇAY, Link: Hanif Dostlar

 

Biz bir ayet”i siler, unutturur ya da ertelersek ondan daha iyisini ya da onun dengini getiririz. Allah’ın her şeye kâdir olduğunu  bilmiyor musun? (2:106) 

 

Müfessirlerin iddiası:

 

Bu ayet Kuran’daki bazı ayetlerin öteki bazı ayetler tarafından neshedilmiş olduğunu onaylar. Çünkü onlara göre 2:106’daki ayet Kuran “ayet”i demektir.  

 

Oysa ayet kelimesi, Kuran’daki kullanımına göre, dört değişik anlama gelir.

 

a-Mucize: Andolsun, Biz Musa’ya açık seçik dokuz mucize verdik –Velekad éteyna Musa tıs’a âyât

 

b-ibret: Ve Nuh kavmi… elçileri yalanlayınca onları boğup insanlara ibret yaptık –Ve kavme nuhin… lemma kezzebû’r rusule ağrakna hum ve cealna hum li’n nai âyeta (25:37).

 

c-işaret: Dedi: “Rabbim! Bana bir işaret ver… -Kâle rabbi c’allî âyeta (819:10).

 

d-Kuran ayeti: Bu mubarek kitabı sana ayetlerini iyice düşünsünler diye indirdik -Kitabun enzelna hu ileyke mubarakun li yeddebberû âyâtihî…  (38:29) 

 

Şimdi 2:106’yı ele alırsak bu ayetteki ayet kelimesinin Kuran ayeti anlamına gelmediğini  kolayca görürüz. Öteki üç anlamdan her hangi biridir. Yani mucize, ibret, işaret. Çünkü:  

 

1-Eğer 2:106’daki ayet Kuran ayeti olsaydı unutturursak (ma nesneh) ifadesi ona uymazdı. Kuran’daki bir ayet nasıl unutulabilir? Müfessirlerin dayanaksız iddiası gereğince başka bir ayet tarafından neshedilmiş olsa bile hâla Kuran’da bulunmakta ve biz onu görüp durmaktayken? 

 

2- Onun dengini getiririz (ne’ti bi hayrin minhé) hiçbir anlam ifade etmezdi çünkü bir Kuran ayetini onun dengiyle değiştirmek abes iştir. Allah abes iş yapmaz.

 

3-Ama eğer 2:106’daki ayet mucize, ibret ya da işaret ise ayetteki bütün kelimeler yerli yerine oturur. Örneğin unutturursak sözleri zamanın akışı içinde olup biten gerçeği dile getirir. Musa ve İsa’nın mucizeleri çoktan unutuldu. Biz onlara Kuran’ın anımsatması sayesinde iman ediyoruz.  

 

Ondan daha iyisini ya da onun dengini getiririz (ne’ti bi hayrin minhé ev mislihé) de öyle. Aslında ilahî bir mucizedir olup biten.  Allah bir mucizeyi kullandıktan sonra atıp ondan daha iyisini ya da onun dengini elbet getirir. Buyurun:

 

Andolsun, Musa’yı ayetlerimizle firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa  onlara: “Ben alemlerin rabbinin elçisiyim,” dedi. Musa onlara ayeterimizi her getirişinde güldüler. Oysa gösterdiğimiz  her ayet öncekinden daha büyüktü. Belki dönerler diye onları azapla da yakaladı (43:46, 47, 48).

 

RABBİMİZİ NASIL ZİKREDELİM?

Salı, 09 Ekim 2007

Okuma ile Zikr arasındaki ilinti

Yüce Allah bize Hz. Muhammed’le seslendi. İlk emri “OKU” oldu. Vahyin ilk kelimesinin “OKU” olması çok anlamlıdır. Okuma bilmeyen(?) bir insana “OKU” denilmesi de…

Okumak en temel farzdır. Bize emredilen ilk farzdır. Bizim yegane amacımız vardır: OKUMAK.

Okumak aslında gözle olmaz, gönülle ve akılla olur.

İnsan neden okur? Anlamak, kavramak, çözmek için değil mi? Yani düşünmek için okursunuz. Düşünüp de anlamak anlayıp da çözmek için. Girift meseleleri çözüp de gereğince hayat sürmek için okursunuz. Neyi çözmeniz yada görmeniz gerekir? Allah’ın varlığının delillerini, kudretini, sanatını.

Okumaktan gaye düşünmektir. Bu yüzden DÜŞÜNMEK EN TEMEL FARZDIR. Bu farzdan daha öncelikli hiçbir farz yoktur.

(more…)

TARİKATÇI İDDİALARA YANITLAR

Salı, 09 Ekim 2007

Tarikatçı iddia 1 : Ali İmran 200’de rabıtadan bahsediliyor. Mürşit rabıtasının Kur’anda yeri var, haktır.

Evet bu ayette RaBiTu kavramı var ama konunun mürşit rabıtasıyla ilgisi yok. Herhangi bir meale bakan sıradan bir insan bile bunu net olarak görebilir.

O ayette düşman karşısında ve savaş esnasında sabretmekten, uyanık olup gözetlemekten ve böylece gafil avlanmamaktan bahsediliyor.

Ribat ileri karakol anlamındaki askeri yapılarında ismi.

Diyanet Meali Ali İmran 200:

Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Kur’anda Rabıta kelimesi değil türevleri geçiyor. Kehf 14, Kasas 10, Enfal 11 ve 60. Hiçbirisinde mürşit rabıtası veya onu çağrıştıran en ufak bir işaret yok.

Tarikatçı iddia 2: Mürşitlerle daimi birliktelik Tevbe 119’da geçiyor. Allah sadıklarla birlikte olun diyor. Sadıklarla yani şeyhlerle her an birlikte olmak ise ancak rabıta ile mümkündür.

(more…)