Yazar Arşivi

1 SMS 5 YTL, 1923′e boş mesaj at, sen de bir fidan dik !

Çarşamba, 21 Mayıs 2008

Yeşil Bir Türkiye İçin
Ağaçlandırma Seferberliğine
Sen de Katıl..


 

Ağaçlandırma Seferberliği Başladı!..
Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Seferberliği yurt genelinde başlatıldı. Eylem planı kapsamında 5 yılda 2 milyon 300 hektarlık alanda erozyon kontrolü, ağaçlandırma ve ormanların iyileştirilmesi çalışmaları (rehabilitasyon) yürütülecektir.

 

Kampanyaya destek verecekler için;

SMS: 1923 (Tüm Operatörler için 1 SMS 1 Fidan: 5 YTL)

Hesap No: T.C. Ziraat Bankası, 1923

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

Sınırlar ve ülkeler

Salı, 13 Kasım 2007

Bir ülke, bir Türkiye düşünün, devlet olmanın gereklerinin tümünü yerine getirmiş. Açı doyurmuş, çıplağı giydirmiş. Vatandaşları, hiç bir zorlama ve baskı altında kalmadan, tamamen gönülden hissederek, Allah bu devlete zeval vermesin diyor.

Bu öyle bir devlet ki, halkının hem dünyevi hem uhrevi mutluluğu için çalışmış. Eğitmiş, eğitmek için araştırmış… Öğretmiş, denetlemiş. İyiliği emretmiş, kötülükten men etmiş.

İnsana ve aklına değer vermiş. Ehiller yetiştirmiş de iş ehline teslim etmiş. Kimsecikleri kayırmamış. İnsanın ırkına kökenine değil de yapıp ürettiklerine, pozitif hayata katkılarına önem vermiş. Türkçe veya Kürtçe, şu dilde bu dilde konuşmaya değil de, doğruyu ve güzeli söylemeye önem vermiş.

Adalet üzerinde tir tir titremiş. Demiş ki, Allah varlığını birliğini dahi adalet üzere açıklamış, kim adaletten yüz çevirirse asla iflah olmaz.

Dinde zorlamaya gitmemiş. Var olan bütün putları / tabuları yıkmış. Kendisi de yeni yeni putlar, tabular icad edip dayatmamış.

(more…)

Bazı vakitlerde namaza sınırlama getiren rivayetler Kuran’a aykırıdır

Pazar, 07 Ekim 2007

Soru: Güneş doğarken namaz kılmak mekruhtur diye biliyoruz. Bununu sebebinin de çok eski çağlarda insanların, yaşam üzerindeki olumlu etkisinden dolayı güneşi bir tanrı olarak algılamaları, o zaman bunun bir tabiat olayı olduğu bilinmediği için güneşin her doğuşu esnasında minnet duygularını ifade etmek için insanların güneşe tapınmaları olduğu söyleniyor. Böyle yanlış şeylerin meydana gelmemesi için de güneş doğarken namaz kılmanın mekruh olduğunu duymuştum. Eğer sebep bu ise Allah’ın birliğine, ahirete, meleklerine ve peygamberlerine inanan ve güneşin doğmasının bir tabiat olayı olduğunun bilincine varan münevver bir Müslüman’ın tam namaz kılarken güneşin doğması, batması ve buna benzer tabiat olaylarını da yanlış bir şekilde algılamasının mümkün olmayacağını düşünüyorum. Ben sabah namazımı kılarken “acaba güneş şu an doğmakta mı? Ya namaza durduktan sonra doğmaya başlarsa?” diye düşünüyorum. Yani bu konuda tereddütlerim oluyor. Bazen sabah namazı güneşin tam doğuşuna denk gelebiliyor. Burada önemli olan niyet mi? İslâmiyet’te pek çok şeyi bir mantıkla izah etmek mümkün olduğuna göre acaba yanlış mı düşünüyorum? (Erhan Merdioğlu)

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan rivayet
Cevap: Sabah namazının ve ikindi namazının farzı kılındıktan sonra yani güneş doğarken, batarken, bir de öğle vakti güneşin tam ufkun ortasına geldiği zaman nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu belirten bazı rivayetler vardır. Şeyh Alî Nâsıf, et-Tâ-cu’l-Câmi’u li’l-Usûl fî Ahâdîsi’r-Resul adlı eserinde bu rivayetleri toplamıştır. Abdullah İbn Abbas’a dayandırılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (nafile) namaz kılmaktan men etmiştir.

Abdullah İbn Ömer’e dayandırılan bir rivayete göre de Peygamber şöyle demiştir: “Güneş doğarken, batarken namaz kılmaya çalışmayınız. Çünkü güneş, şeytanın iki boynuzu üzerine doğup batar.” Bir başka rivayette de “Güneşin kaşı görününce, güneş yükselinceye dek namazı erteleyin, güneşin kaşı kaybolunca, tam batıncaya kadar namazı erteleyin” denilmektedir (Seyhan ve Nesâî). Amr ibn Abse ise şöyle demiş: “Ey Allah’ın Elçisi, dedim, gecenin hangi vaktinde namaz ve dua daha çok işitilir (kabul edilir)? Buyurdu ki: Gece ortasının sonları. O zaman, dilediğin kadar namaz kıl çünkü o vakitte kılınan namaz meşhuddur, mektuptur (melekler o namaza tanık olurlar, onu yazarlar, o namaz gerçekten kılınacak, kabul edilecek namazdır). (more…)

Aramızdaki Ortak Kelime

Pazar, 07 Ekim 2007

Acaba Kur’anda neden Hz.İbrahim’e ve Hanif dine özellikle vurgu yapılmıştır? Neden Resulullah bile Hanif Dine/Millete uymakla emrolunmuştur?

Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, müşriklerden değildi. (Nahl Suresi, 123)

Çünkü üç semavi dinde de Hz.İbrahim ortak bir değerdir. Bu üç din ‘İbrahimi Dinler’dir ve dolayısıyla kardeş dinlerdir. Hz. İbrahim’e iman, ona duyulan sevgi ve saygı Yahudiler ve Hıristiyanlar için olduğu gibi Müslümanlar için de son derece önemlidir. Hz. İbrahim’in Kur’andaki sıfatı ise Hanifliktir. Allah ‘Hz. ibrahim’ ve ‘Hanif’ ortak değerlerini baz alarak bu üç semavi dini şirkten arındırılmış olarak bir çatı altında/ bir ortak payda etrafında toplamak istiyor. Bu ortak değer üç semavi din arasındaki asgari müşterektir. Allah bu yüzden Ehli Kitaba Kur’an aracılığıyla şu çağrıyı yapıyor:

De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.” (Ali İmran Suresi, 64)

Hz.İbrahime ve Hanifliğe bu kadar vurgu yapılmasındaki gaye üç semavi dinin aslında aynı tek kaynaktan geldiğini vurgulamak içindir. Kitap ehli ile aramızdaki olması gereken ortak değer Hz. İbrahim’in Ahlakıdır, Hanif tavrıdır.

(more…)

Allah dualara nasıl icabet eder ?

Pazar, 07 Ekim 2007

“Bana dua edince Ben , o dua edenin duasına icabet ederim . Öyleyse onlar da Benim davetime icâbet etsinler ve Bana iman etsinler ki , doğru yola ulaşmış olsunlar.” (Bakara 186)

Rabbimizden bizi dosdoğru yola iletmesini istiyoruz .

Rabbimiz de bize , Kitab gönderdiğini ve hayır / şer olarak iki yolu açıkladığını bildiriyor .

İnsanların duası:

“Bizi dosdoğru yola ilet.” (Fatiha 6)

Allah’ın cevabı:

“Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap’ tır.” (Bakara 2)

“Biz ona “ iki yol - iki amaç ” gösterdik.” (Beled 10)

(more…)

Kölelik ve İslamiyet

Pazar, 07 Ekim 2007

Köle, “hukukî, iktisadî ve sosyal bakımlardan hür insanlardan farklı ve aşağı statüde kabul edilen kimse” demektir. Köle, inanç ve ibadet yönünden özgür olmasına rağmen medenî; yurttaşlık hakları yönünden tam özgür değildir. Mal mesabesinde olup, alınır, satılır ve mirasa kalır.

Köleliğin Tarihçesi:

Köleliğin tarihi çok eski zamanlara dayanmaktadır. “İnsanlık kadar eskidir” dense yeridir. Zira dinî metinlere göre kölelik uygulaması tarih öncesi zamanlara kadar gitmektedir. Dinî metinlerin dışında, karanlık döneme ait ne bilgi ne de efsane olmadığı için, bu konuda başvurulacak yegâne kaynak dinî metinler olmaktadır.

Eldeki Kitab-ı Mukaddes’te, Nuh peygamberin oğullarından birinin köleleştirildiği yer almaktadır.

(more…)

Kuran okumak için abdest alma şartı var mı?

Pazar, 07 Ekim 2007

Bir okurum, “Kurân-ı Kerîmi okurken abdest almaya gerek var mı diye soruyor. Kurân’da abdest alma emri sadece namaz hakkındadır. Kurân okumak için abdest almak gerekmez. Çünkü Kurân’ın hiçbir yerinde böyle bir emir yoktur. Vakıa Suresi’nin “O, elbette değerli bir Kurân’dır, saklı bir kitaptadır. Ki ona temizlerden başkası dokunmaz” mealindeki 77 ve 79.uncu ayetlerin yanlış yorumlanmasından ötürü Kurân okurken abdest alma anlayışı egemen kılınmıştır. Oysa bu ayetlerde kastedilen kitap, Kurân değil, Kurân’ın ana kaynağı olan ve Allah katında bulunan Ana Kitap’tır. Yahut Hz. Musa’ya verilen ve kitap ehli tarafından özenle saklanan ilahi kitaptır. El-Mutahherun, tertemizler anlamına geldiği gibi sünnetliler anlamına da gelir. Eğer kitap ile kasıt Allah katındaki Levh-i Mahfuz denilen Ana Kitap ise ona dokunan tertemizler yüce, soyut ruhlardan ibaret olan meleklerdir. Zaten insanların o Ana Kitap’a dokunması mümkün değildir.

(more…)

Altın Yüzük Takmak Haram mıdır?

Pazar, 07 Ekim 2007

Soru: Soru-Cevaplar bölümünde erkeklerin altın yüzük takmalarının Haram olmadığını yazmışsınız. Halbuki erkeklere altının haram olduğu konusunda birçok hadis var. Bu hadislere dayanan ulemanın büyük bir çoğunluğu da erkeklerin altın yüzük takmalarının haram olduğunu belirtmiştir. Siz hangi delile dayanarak erkeklerin altın yüzük takmasının haram olmadığını iddia ediyorsunuz?

Altın yüzük takmak haram değildir.

Kur’an merkezli olmayan bazı hadislerde, altın takmanın haram olduğu rivayet edilmiştir. Tarihi süreçte, rey ehliyle yapmış olduğu mücadeleyi kazanan hadis ehli; madalyonun iki yüzünden birisini (ki bu yönü tamamıyla Kur’an’a aykırıdır.) kitlelere “din” diye sunmuştur. Hadis ehlinin tekfire kadar varan iftira kampanyasından çekinen ve kendilerini Ebu Hanife’ye nispet eden bazı alimlerde zaman içerisinde şafileşmekten kurtulamamıştır. İtham ve iftiralardan çekinerek meydanı hadisçi kesime bırakan Hanefilerin pasiflikleri yüzünden zaman içerisinde Ebu Hanife ve İmam Malik gibi alimlerin görüşlerine uymayan isnad eksenli Şafi hadis usulü, sünni kesimin hakim hadis usulü haline dönüştürülmüştür.

(more…)

Kuran Dışı Vahiy

Pazar, 07 Ekim 2007

Aslında, İslam tarihi olarak adlandırılan müslümanların tarihlerini incelediğimiz zaman, İslam anlayışındaki birçok çarpıklığın temelinde, ‘Kur’an dışı Vahy’ anlayışı yatmaktadır. Bu yanlış anlayış; inancımıza Kur’an dışı düşünce ve pratiklerin girmesine davetiye çıkarmıştır. Her zaman olduğu gibi minareyi çalan kılıfını da hazırlamıştır. Veya daha sonraları çalacağı minareye kılıflar aramaya başlamıştır. ‘Kur’an dışı Vahiy’ anlayışı bunun güzel örneklerindendir. Bektaşî mantığı dediğimiz mantık da bu insanlar için biçilmiş kaftandır. Çünkü konuya destek arama gayretleri ve ileri sürdükleri mazeretler kendilerini ele vermiştir. Savundukları anlayışların Kur’anî delili sorulduğunda, böyle bir gayret içine girmişlerdir. Konu ile ilgili ileri sürdükleri ayetler bunu açıkça ortaya koymaktadır. Aslında bu anlayışı savunanlar arasında, ileri sürülen deliller konusunda da bir ittifak yoktur. Zaten konunun tarihi ve mantıkî bir mesnedi de yoktur. Boyutları fazlaca düşünülmeden ortaya atılmış bir iddiadır bu. Kimisi bunu Hikmet kelimesiyle izah etmeye kalkmış. Allah; Kur’an’da ‘kitap ve hikmet verdik’ diyor ya, bu anlayışta olanlar da Kitap’tan kastedilen Kur’an olduğuna göre, Hikmetten murad ise sünnet/ hadistir diyerek işin içinden çıkmışlardır. Kitab’ın ve hikmetin Kur’an’da nasıl kullanıldığını incelemeden hükümlerini verivermişlerdir. Kimisi de; ayetlerin siyak ve sibakını, Kur’an’ın üslubunu, anlatım tekniğini göz önünde bulundurmadan Necm; 3-4, Nisa; 113, Bakara; 151, Tahrim; 3 gibi ayetlerle gûya anlayışlarını pekiştirmişlerdir.

(more…)

Kuran başka bir dilde okunabilir mi ?

Pazar, 07 Ekim 2007

Dinin dili olur mu? Dinin dili olur ise öbür diller neden var? Dinin dili olmaz ise Kur’an’ı Kerim neden tam metniyle Türkçe’ye veya başka bir dile çevrilemiyor. Kur’an’ın Arapça inmesi ve şimdi başka dillere tercüme edilirken Arapça harflerin tam olarak tercüme edilememesi dinin Arapça olduğu anlamına gelmez mi?’ diyorsunuz.

Kur’an, Müslümanların bağlı oldukları dinin kitabıdır. Yani, kuralları Allah tarafından belirlenen dinin kitabı. Bu yönüyle, yani kaynak itibariyle din Allah’a aittir. Dil’in dayandığı kaynak ise insandır. Kaynakları farklı olan iki ayrı şey’le karşı karşıyayız. Böyle oluncada dil, dine ait olmayıp, insanın sahip olduğu bir şeydir. Dil, çeşit çeşit olma ve değişken bir özelliğe sahipken; dinin (vahyin) böyle bir özelliği yoktur. Ve dil, dinden ayrı olarak, dinin dışında da vardır. Yani, dil, dinle sınırlı değildir. Yarattığı kuluna kelimeleri öğreten; ona, eşyayı tanıma, algılama ve anlamlandırma gücünü veren Allah; dilleri çeşit çeşit ve farklı farklı kılmıştır.

(more…)

Benim halkım Kur’an’ı terk etti

Pazar, 07 Ekim 2007

 

(Recep İhsan Eliaçık) Kuran, bilgiden ziyade esasında bir bilinç kaynağıdır. Epistemolojiden ziyade ontolojiye dâhildir. Yani bilgi kaynağı olmaktan ziyade, bilgiye ulaşacak olan insanoğluna hitaptır

Kur’an, peygamberin kıyamet günü Allah’a şöyle şikayette bulunacağını söyler:

“Peygamber diyecek ki: “Ey Rabbim! Benim halkım bu Kur’an’ı terketti.” (Furkan; 25/30)

Ayette geçen “Kur’an-ı mehcur tabiri terk edilmiş, bir kenara atılmış, bırakılmış, uzaklaşılmış Kur’an demek…

Peygamber rabbine hangi halkı şikayet edecek dersiniz?

Kim bu Kur’an’ı bir kenara atan halk?

(more…)