“Kurân bizden akıllıdır” demiştik..
İnsanoğlunun aklıyla, o akla hitap eden vahiydeki üstün ve öğretici aklı mukayese eden mecazi bir cümledir bu! Yâni, aklımızı sevmekle yetinip Kurân’daki aklı görmemezlikten gelemeyeceğiz.. Aklımızın böyle bir lüksü yok!
“Kurân kül yutmaz” demiştik..
Yâni, Kurân hakikaten akledebilenlerle, aklediyormuş gibi yapanları birbirinden ayırt eden bir mizan veya mihenktir. Ona yöneldiğimizde, okumamızın kaç ayar olduğunu veya aklımızın kaç kırat olduğunu hemen ortaya koyar..
Bu açıklamadan sonra, “Kurân’ı nasıl okumalıyız” sorusuna bakabiliriz.
Böyle büyük bir mûcize karşısında bendenizin ilk cevabı şu olur…
“Elbette, ansiklopedi okur gibi değil!”…
İşte, tam bu noktada Kurân’ın aklı, ruhu, îcâzı ile bizim aklımız arasındaki temel farka işâret etmiş oluyoruz..
Burası gerçekten çok önemli!!!
Nedense; biz Kurân okumalarımızda bir ansiklopedik arayış içindeyiz..
Yâni, Kurân şöyle bir “kitap” olsaydı cana minnet olacaktı… Açsaydık Kurân’ı , baksaydık fihristine ve alsaydık fetvayı… Fihristinden bakarak mesela namaz bahsini açsaydık da, namazın nasıl kılınacağına kadar bütün detayları oradan okusaydık ve geriye hiçbir ihtilaf kalmasaydı, ne güzel olurdu(!?)….
(more…)