“Tanrı’nın Doğum Günü” Kutlu Olsun Mu?

Neyzen SEMAZEN

(Başlık, Sn. Burak Özdemir’e ait bir kitabın adıdır ve bu yazı Sn. Özdemir’e açık mektuptur. Yazar, roman formundaki kitabında İslam ve Kurân merkezli yeni iddialar ve açıklamalar ortaya koymuştur.)

Burak Bey, Merhaba!

Biz tanışıyoruz.. Sohbetimiz olmamıştı ama bir ortamda tanıştırılmıştık. Ancak, ben sizi –geçmişte- bir insan kaynakları sitesindeki haftalık köşe yazılarınızdan biliyorum. Yazılarınızı zevkle okuyordum. Arada, bir iki e-posta alışverişimiz de olmuştu.

Nice zaman sonra, aklıma düşürüldünüz.. Geçen zamanda, ne ile meşgul olduğunuzu merak etmiştim. Sorumun cevabı çok geçmeden elime tutuşturuldu…

Sorumdan haberdar olmayan kardeşim, bir arkadaşından aldığı bilgi notunu elime verdi. Not kâğıdının üzerinde adınız ve kitabınızın adı vardı.. “Tanrı’nın Doğum Günü”..

Notu okuduğum esnada isminiz çağrışım yapmadı ve size dair sorumu da unutmuştum. “Sonra bakarım” dedim ve kağıdı bir kenara koydum.

“Sonra” oldu ve bilgi notunu tekrar okudum ve internet sorgulamasını tamamlayınca, her şey yerli yerine oturdu ve sizi hatırladım.. Sizin hakkınızda bilgi isteyen sorumu da…

Bugün 14 Mayıs ve kitabınızı okumaktayım. Elimde, kitabın 15. baskısı (v.1.0.2b) bulunuyor. 6. bölümü tamamladım. 137. sayfasına kadar okudum. Elbette, dikkatle ve itina ile…

Kitabı tamamladıktan sonra yapıcı tenkitlerde bulunmak; bunları sizinle ve herkesle paylaşmak niyetindeydim. Ancak, bunun zamana yayılabileceği ve bu işe istesem de yeterli zaman ayıramayacağım endişesiyle –elde fırsat varken- bir yazı kaleme almayı ve bunu açık bir mektup olarak takdim etmeyi uygun gördüm.

Bilemiyorum, bu açık mektubumun gönlümden geçen olumlu etkiyi doğurması ne kadar mümkündür? Sizin için ve kitabı okumuş ve okuyacak herkes için… ??

Tabii, şu sorulacaktır.. “Okuması tamamlanmayan bir kitabın eleştirisi ne kadar doğrudur?” Bu yüzden, tenkit yazımın yerindeliğine sözüm tamamlandığında karar verilmesini rica edeceğim.

Öncelikle, şunu belirtmeliyim.. Kitapta ele aldığınız temel ve detay konularda derinlemesine (alışıldık sınırlardan daha derin) analiz geliştirebilecek bir altyapıya sahibiz. Bunun yanında, sizi tanıdığımızı zannediyoruz; sizin samimiyetinize inanıyoruz ve sizi nitelikleri yüksek çok değerli bir insan olarak görüyoruz. İtirazımız ne kadar büyük olursa olsun, sizin hakkınızda böyle düşünüyoruz.

Bizim itirazımız, içinizden gelen ve size bir kitap yazdıran o kimliği meçhul sese.. Siz ona kitabınızdaki gibi DONA (Doğrudan O’na) demeyi tercih ediyorsanız; Dona’ya… Kim ise veya neyse ona! Belki de onlara?!

Sözü eğip bükmeden; doğrudan ona-size-herkese şöyle söyleyelim.. Bize göre, siz metafizik bir komplonun mağdurusunuz!

Vahim bir durum! Siz, her ne kadar büyük bir hediyenin size bahşedildiğini düşünseniz de….. Entrika o kadar büyük ve kamuflaj o kadar metafizik ki oyuna gelmemek mümkün değil!!!

Sizi, korumasız yakaladılar ve entrikanın “görülmemiş” olanını sizin iyi niyetinizi kullanarak sahneye koydular!! Dava adamı olabilecek bir mayanız vardı ve fakat İslam konusunda altyapınız (teorik-pratik) yoktu ve fakat metafiziğe ilginiz çoktu… Dahası, tam bir kalemşör idiniz…

Bu, herhalde İslam Dünyasında daha önce örneği az görülmüş; belki de -çapı ve zamanlaması dikkate alındığında- hiç görülmemiş bir komplo… Çünkü, İslam Dünyası peygamberlik, mehdilik, mesihlik iddialarına tanıklık etmiştir de, “Abraham-Esther Hicks, JZ Knight-Ramtha” benzeri bir fenomenle Kurân’ın sırlarının deşifre edildiğine herhalde ilk defa tanık olmaktadır?!

Maalesef, bu komplonun bir numaralı mağduru sizsiniz Burak Bey!

Sizi, bu mağduriyetten kurtaracak Kudret Eli’nin lutufkâr uzanışını göreceğiniz günlerin yakın olmasını niyaz ediyorum. İnşaALLAH, Dona’nın entrikası bu EL’in kudretiyle açığa çıksın ve oyun bozulsun!

Tabii, “bilenler” nazarında Dona “Kurân’da Reenkarnasyon” teziyle “tanrıcılık” oyununda otomatik olarak sınıfta kalmıştır.

Elbette, reenkarnasyon mevzu olduğunda bazı Kurân âyetlerinin buna yorumlanabileceği ihtimaline –bir ihtimal olarak- vurgu yapan ilahiyatçılarımız vardır. Onlar, akademisyenler olarak ihtimallerden bahsedebilirler… Ancak, Dona ve biz akademisyen olmadığımıza göre ihtimallerin değil; gerçeklerin tarafında yer alırız.. Akademisyenler ve biz (ben) ihtimal hesaplarında hata yapabiliriz; ancak Dona hata yapamaz! Aksi takdirde, Dona “Dona” olmaz ve “doğum gününü” kutlayamaz!

Bir “bilen” olarak bu meselede Dona’yı nakavt edecek bir çalışma yapmayı arzu ederdik; ancak bu başlıbaşına bir kitap kaleme almayı gerektireceği için bundan uzak durmaya ve sadece işaret edip geçmeye mecburuz.

Dolayısıyla, bir açık mektupta yer verilecek kadar sınırlı, minik bir örnekleme için Dona’nın ahkâm kestiği konulardan birini seçmeliyiz. Öyle ki, örnek meramımızı kâmilen olmasa da kısmen anlatmaya vesile olsun. Alınan numûne, tahlil yoluyla ürünün tamamı hakkında fikir vermeye müsait olsun…

Bunun için, s.117’de ve sonrasında geçen AURA=NURA konusunu seçtim.

Dona’ya göre “Aura” Kurân’da da tarif ediliyor..

Neden olmasın?! Buna itirazımız olamaz.

Ancak, Dona kendini -biz fâniler gibi- hata yapma lüksüne sahip görüyor ki, aurayı tarif eden âyetler olarak şu örneklemeyi yapıyor..   1) Bakara/273 2) Hac/72 3) Muhammed/30

Burak Bey ve bu açık mektubu okuyan Değerli Dostlar!

Lütfen, ilgili âyetleri önce elinizdeki bir mealden inceleyin… Orada geçen “yüzlerinden tanırsın” ifadesinden hareketle Dona’nın -bunun aurayı tanımladığı- vurgusunu lütfen unutmayın.

Eğer okuduysanız; ilgili ifâdenin bir “yorum” olarak auraya işaret edebileceği ihtimalini herhalde çok görmezsiniz.

Evet, şimdi lütfen ilgili âyetlerin orijinaline bakınız ve “yüzlerinden tanırsın, tanırdın” cümleciğinin Arapça karşılığını bulun…

Bir şey fark edebildiniz mi?!

Fark edemeyenler için yardımcı olmak vazifemiz……..

Hâc/72 diğer iki örnek âyetten farklı! Bakara/273 ve Muhammed/30’dan farklı!

İki âyette, Dona tarafından aura olarak tanımlanan “Sima” kelimesi Hâc/72’de bulunmuyor. Onlardan farklı olarak bu Kurân adresinde “Vecih-Vücûh” kelimesi var…

Dolayısıyla, sormak gerekiyor!

Sima=Aura ise Vecih nedir? Yok eğer, Vecih=Aura ise Sima nedir??

Umarım, Dona’nın bu soruya cevabı Sima=Vecih=Aura şeklinde değildir!?? Çünkü, Kurân’ı kendisinin inzâl ettiğini düşünen ve iddia eden Dona, Semazen’in sözleri gibi misli getirilebilecek ve hiçbir üstünlüğü olmayan “sözler” ediyor demektir… Böyle olursa, Dona “kâinatın en deneyimli metin kodlayıcısı” nasıl olur???

Unutulmasın ki, Dona’ya göre “müteşâbih bir âyet yaratmak” için özel bir dil (Arapça) yaratmak gereklidir. (Sayfa:45) Bir dili (Arapça) yaratan ve Kurân kriptolarını en özel biçimde kodlayan, bizim yakaladığımızı atlamış olabilir mi? Tanrı (Dona, Gizemli Sesin Sahibi) böyle bir hata yapabilir mi?

Biz, kulların hatasız olamayacağını bilerek; Yaratan’tan ötürü yaradılanları hoş görebiliriz. Fakat, Dona’yı hoş görebilir miyiz??? Onu hatasıyla sevebilir miyiz??

Burak Bey! Dikkatinizi çekmiştir; hedefimde hep Dona var… Bu yüzden, Dona’nın Arapçası gibi Türkçesini de beğenmediğimi söylemeye mecburum..

Siz, “okur-yazar” olarak gâyet iyi biliyorsunuz; Dona –kolayca anlaşılsın diye- Aura’nın baştaki “a”sını kaldırıp yerine bir adet “n” koyuyor ve iyi bildiğimiz “nur” kavramıyla ses benzerliğine de işaret ederek “nura” kelimesini türetiyor. Böylece, “Aura=Nura” oluyor…

Şimdi, lütfen 118. sayfada yer alan şu cümlelere dikkat edelim ve burada yakaladığımız farklılıkların hata olup olmadığına, hata ise büyük olup olmadığına ve Dona’ya yakışıp yakışmadığına; yakışmıyorsa Dona’nın tanrılığına halel getirip getirmediğine karar verelim..

“Kişinin nurası, onun ruhsal elbisesidir.” (1)
“Cehennem, aurandaki karanlık negatif enerjidir.” (2)
“Nura, insanın canını acıtan negatif enerjinin kendisidir.” (3)

Şu halde, bu Türkçe anlatım karşısında “Cehennem=Nura” sonucuna varılmıyor mu?? Aura=Nura değil miydi? Cehennem, auradaki karanlık negatif enerji değil miydi?

Evet, en başta söylediğim gibi sözü uzatma, çok sayıda örnek sunma, hakkında kitap yazılacak kadar derin konulara girme taraftarı değilim ve maalesef imkânlarım ancak bu kadarına izin veriyor.

Bir şeyleri anlatabilmiş olmayı temenni ediyorum. Burak Bey, size bu komplonun mağduriyetinden kurtuluş diliyorum. Bence siz, bu komplo vasıtasıyla bir mağduriyet yaşıyorsunuz ve fakat aynı zamanda Kurân ile tanıştınız! Bu tanışıklığın değeri konusunda Dona ile hemfikiriz. Ancak, Dona hakkında sizinle hemfikir değiliz!

Umarım, sizi bir “doğum günü partisi” düzenlemeye teşvik eden bu sıra dışı süreci -bir de- bu açıdan değerlendirirsiniz. Çünkü, Dona’nın hatalarını yukarıdaki örnekler kabilinden sıralamaya kalkışsam –tahmin ediyorum- “dona” kalırsınız!!

Tahlil etmeye çalıştığım numûnelerin siz ve bütün okuyucular için yeterli olmasını Cenabı Allah’dan niyaz ediyorum. Bu duaya, şimdilik “Âmin” demekte zorlanacağınızı biliyorum. Ancak, biz olmayacak duaya “âmin” talep etmiyoruz. Sizi, Dona’nın rızası için değil ama Allah rızası için seviyor, sayıyoruz.. Size bütün doğum günleriniz şimdiden kutlu olsun diyor ve ömrünüzün uzun olmasını diliyoruz da, Dona’ya bir doğum gününü bile çok görüyoruz..

Eğer, duamız kabul olur ve siz mağduru olduğunuz komplonun farkına varırsanız; ciddi bir depresyon yaşayacağınız muhakkaktır. Çünkü, bu yöndeki bir farkındalık beraberinde ağır bir üzüntüyü getirecektir. İşte, asıl o zaman dimdik durma zamanıdır! Maalesef, süreci ve neticeleri ile ağır bir imtihandan geçiyorsunuz. Cenâbı Allah, sizi ve okuyucularınızı Dona’nın şerrinden korusun! Âmin!

Son söz olarak, size meditasyonlardan uzak durmanızı önerebilir miyim? Bu öneri, şu anda sizin için anlamlı değilse; meditasyon öncesinde ve hatta sırasında iki âyeti kerimeyi içinizden ve Arapça olarak çokça okumanızı tavsiye edebilir miyim? MÜ’MİNÛN/97,98

En iyi dileklerimle,

Neyzen SEMAZEN

Not: Burak Bey, röportajınızda 20 küsur meali tek tek inceleyerek en doğru çevirileri kullanmaya çalıştığınızı ve doğru olanın da bu olduğunu söylüyorsunuz. İşte, bu konu için Dona’ya değil de size itiraz ediyorum. Aksi iddia ve ispat edilemeyecek bir kesinlik düzeyinde yanılıyorsunuz! Çevirileri birbiriyle mukayese ederek, kutsal metine en “muvafık” olanı aramanın ve arayıp da bulmanın yolu Kurân Arapçası’nı bilmekten geçer.. Aksini düşünmek ve iddia etmek –maalesef- dünyanın yuvarlak olmadığını söylemek kabilinden hatadır. Özür dilerim.


Toplam Okunma: 4460 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 04.07.2009 - 01:37
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

““Tanrı’nın Doğum Günü” Kutlu Olsun Mu?” için 42 Yorum

  1. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Dostlar, Merhaba!

    TDG (Tanrı’nın Doğum Günü) kitabının geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabileceği yönünde “endişe” taşıyorum..

    Bir kitabın daha çok sayıda okuyucu ile buluşmasından “endişe” duyulur mu diye sorularsa, bunun haklı sebebi yukarıdaki yazımızdan kolayca anlaşılabilecektir.

    Maalesef ve maalesef “aldanmak” dayanılmaz bir câzibeye sahiptir! “Aldanışlar” üzerine bina edilecek bir “İslâmi Bilinç” İslâm’a ne kadar yaklaşabilir ve aldınışlarla beslenen bir “bilinç” ne kadarlık bir bilinçtir????

    Muhtemelen, TDG başka dillere de çevirilecektir.. Bu yüzden, bizim açık mektup şeklinde düzenleyerek kaleme aldığımız makalemiz -belki de- bu kitaba yöneltilmiş ilk ciddi eleştiridir. Buradan hareketle, bu makalenin muhtelif adreslerde yayınlanmasını önemli görüyorum. Siz değerli dostlarımın katkılarınızı rica ediyorum.

    Selam,

    N_S

  2. hasanoktem diyor ki:

    Selam Neyzen SEMAZEN Kardeşim,
    emeğiniz için teşekkürler.
    söz konusu kitabı henüz okumuş değilim. siparişim yerine gelince inşaAllah.
    fakat bu kitaba yöneltilmiş bulunan bu eleştirinizi müsaadenizle hanifdostlara alıntılayacağım. böylelikle bu kitaba tarafınızdan yapılmış ilk ciddi eleştirinin, bu kitabı okumuş veya benim gibi yeni okuyacaklar için faydalı olacağını düşünüyorum.
    Yüce Allah’a emanet olunuz.

  3. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Hasan Bey, Aleyküm Selam!

    İlginiz için gönülden teşekkürler..

    Bu nevi kitapların kendileri için sakınca arzedeceği okuyucu kitlesi, metafiziğe merakı olmasına rağmen yolu bir türlü “din” ile kesişmemiş insanlardan oluşuyor.. Yazar da zâten böylesi bir profile sahip.. Böyle olunca, Kurân’a ve İslâm’a bu kadar ilgisiz ve dolayısıyla bunlar hakkında bilgisiz bir insandan gelen bu çapta bir performans gerçekten çok sıradışı..
    Ancak, okuyucular bilmelidirler ki, su üstünde yürüyecek derecede sıradışı olanlar bile konu “yazmak” olunca su üstüne yazıp yazmadıkları tetkik edilmelidir!!!

    Selam ve Saygılarımla,

    N_S

  4. Ali Aksoy » Blog Archive » » “Tanrı’nın Doğum Günü” Kutlu Olsun Mu? diyor ki:

    […] Kuran Müslümanı Kategori Kuran  |  Yorum (RSS)  |  Geri İzleme Toplam Okunma: […]

  5. “Tanrı’nın Doğum Günü” Kutlu Olsun Mu? « Hayırlarda Yarışanlar diyor ki:

    […] Kaynak: Kuran Müslümanı […]

  6. “Tanrı’nın Doğum Günü” Kutlu Olsun Mu? « Uyarıcı Yazılar diyor ki:

    […] Kaynak: Kuran Müslümanı […]

  7. “Tanrı’nın Doğum Günü” Kutlu Olsun Mu? diyor ki:

    […] Kaynak: Kuran Müslümanı […]

  8. muhiddin diyor ki:

    Neyzen SEMAZEN

    “Bu nevi kitapların kendileri için sakınca arzedeceği okuyucu kitlesi, metafiziğe merakı olmasına rağmen yolu bir türlü “din” ile kesişmemiş insanlardan oluşuyor..”

    Saygideger Semazen, bu cok yerinde tesbitiniz olayi ozetliyor. Evet, metafizige ilgi var ama insanlar dinlerini dogrultamiyorlar. Dinimizin emirleri yerine getirilmiyor. insanlar sadece kendi fikirlerini din haline getiriyor, kendi murad’ larini Rabbimizin muradi sayiyor. Boyle olunca da Din imar olunmuyor ve ne acidirki Din yikiliyor. Onlarin karsiligi da, “kendi elleriyle yaptiklari” oluyor. Halbuki, bizim elimizin ustunde o’nun eli var. Bagliligimiz ona olursa, her turlu beseri fikirlerden arinip tam bir ummi olarak ona teslim olabilirsek, beseri degil ilahi ilimden nasiplenir ve Allah’in dini islam ile sereflenebiliriz.

    Biz asagilarin en asagisinda olanlar yuce olan Allah katinda ki dinimiz islam’i asagilarin en asagisi fikirlerimiz ve isteklerimiz boyutuna indirmekten artik KURTULMALIYIZ.

    Siz kisaca yazar’in celiskilerini goz onune sermissiniz. Yazar dustugu celiskilerle kendisini zaten curutmus. Anladigim kadariyla fikirlerine Kuran-i Kerim’den dayanak buldugunu dusunmus ama Kuran’i Kerim onu dayanaksiz birakmis :)

    Saygideger SEMAZEN, bizde sizdeki nur’dan istifade etmekteyiz, aydinlanmaktayiz, Allah razi olsun. Simdi bu cumledeki nur icin, (nur = negatif enerji, faciasina girmiyorum) Nur= aura/isik diyebilirmiyiz? Ayrica sizdeki “nur” bildigimiz aura/isik gibi “molekuler” bir yapiya da sahip degil. Ne olacak simdi? :)

    En icten saygi ve sevgilerimi sunuyorum.

  9. muhiddin diyor ki:

    Neyzen SEMAZEN

    “Bu nevi kitapların kendileri için sakınca arzedeceği okuyucu kitlesi, metafiziğe merakı olmasına rağmen yolu bir türlü “din” ile kesişmemiş insanlardan oluşuyor..”

    Saygideger Semazen, bu cok yerinde tesbitiniz olayi ozetliyor. Evet, metafizige ilgi var ama insanlar dinlerini dogrultamiyorlar. Dinimizin emirleri yerine getirilmiyor. insanlar sadece kendi fikirlerini din haline getiriyor, kendi murad’ larini Rabbimizin muradi sayiyor. Boyle olunca da Din imar olunmuyor ve ne acidirki Din yikiliyor. Onlarin karsiligi da, “kendi elleriyle yaptiklari” oluyor. Halbuki, bizim elimizin ustunde o’nun eli var. Bagliligimiz ona olursa, her turlu beseri fikirlerden arinip tam bir ummi olarak ona teslim olabilirsek, beseri degil ilahi ilimden nasiplenir ve Allah’in dini islam ile sereflenebiliriz.

    Biz asagilarin en asagisinda olanlar yuce olan Allah katinda ki dinimiz islam’i asagilarin en asagisi fikirlerimiz ve isteklerimiz boyutuna indirmekten artik KURTULMALIYIZ.

    Siz kisaca yazar’in celiskilerini goz onune sermissiniz. Yazar dustugu celiskilerle kendisini zaten curutmus. Anladigim kadariyla fikirlerine Kuran-i Kerim’den dayanak buldugunu dusunmus ama Kuran’i Kerim onu dayanaksiz birakmis :)

    Saygideger SEMAZEN, bizde sizdeki nur’dan istifade etmekteyiz, aydinlanmaktayiz, Allah razi olsun. Simdi bu cumledeki nur icin, (nur = negatif enerji, faciasina girmiyorum) Nur= aura/isik diyebilirmiyiz? Ayrica sizdeki “nur” bildigimiz aura/isik gibi “molekuler” bir yapiya da sahip degil. Ne olacak simdi? :)

    En icten saygi ve sevgilerimi sunuyorum.

  10. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Ali Aksoy,

    Katkılarınız için gönülden teşekkürler.. İnşaALLAH, bu açık mektup sanal dünyada TDG adının geçtiği her yere ulaşır..

    Selam,

    N_S

    Not: Sevgili Muhiddin’e ayrıca teşekkürler…

  11. tarık diyor ki:

    TDG’de bazı çelişkiler saptamış olmanızın kitabın tamamını çürütebileceği fikrine katılmıyorum. Eleştirinizi yazarken kitabın genel fikrini gözden kaçırdığınız gibi önemli olan çoğu detayları atlayarak seçtiğiniz birkaç hataya takılmışsınız. Dona’nın da yazarı bir insan olduğu için yaptığı (şimdiye kadar yazınızda yer verdiğiniz tek hatasını) sırf Dona Tanrıyı temsil ediyor diye ona yüklenmeye çok yer verdiğinizden oldukça yanıltıcı bir eleştiri sunmuşsunuz.Kitabı okumayan biri eleştirinizi okursa kafasında çok farklı düşünceler oluşacak : bir eleştirmen olarak buna neden olmamalısınız.

    Benim fikrim, söz konusu kitabın 2 ekseni olduğu yönünde. Bunlardan biri sünnet anlayışını kur’an ve peygamber kavramlarıyla beraber işleyip eleştiriyor ve kültürel yaşantının ve dinleştirmenin, islam felsefesine olan etkilerinden bahsediyor. Kitabın daha ön plana çıkan diğer ekseni ise kur’an-ı kerim’in felsefi ve mantıksal incelemesi.

    Yazar burada dünyadaki diğer din, inançlar ve felsefelerle kur’an arasında paralellikler aramakta. Bunu yaparkende kolaya kaçmadan, sağlam argümanlarla kendisini savunuyor. Nitekim kitabında yer yer, kişinin kendi islamını, kendi cennetini ve kendisini bulmaya yönelik arayışında kur’anın ona sağladığı kolaylıklardan da bahsetmiş. Burada bahsedemeyeceğim bir çok açıdan bu kitabı oldukça ilham verici buluyorum. Ümmetleşmenin anlamını yitirip bireyselliğin önem kazanmaya başladığı günümüz dünyasında, tüm yaradılan insanlara indirilmiş olma gibi bir iddiası olan dinimizin katı kabuğundan sıyrılıp bir yaşam görüşü olarak değer kazanması ve her yaşantıya hitap etmesi ancak kutsal kitabımıza getirilen farklı yorumlarla mümkün olur. Yazarın amaçladığı şey, Tanrıyı bizi bulutların üzerinden izleyen uzun beyaz sakallı yaşlı adam kimliğinden çıkarıp onu bize yaklaştırmak. Bunu da elbetteki Tanrı ile insan arasındaki bütün engelleri kaldırıp bu yolculuğumuzda Kur’an’ı bize köprü olarak konumlandırmakla başarıyor.

    Yazarın kendi deyimiyle Fatih ile Nişantaşının buluşması, İslam gerçek amacına ulaştığı zaman gerçekleşecek.

    Kısacası bu kitap, sizden daha fazla ilgiyi hakediyor. Bu sayfalarda sizin daha iyi hazırlanmış eleştirilerinizi okumak hepimizi daha mutlu eder.

  12. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Tarık Bey, Merhaba!

    Yukarıdaki yorumunuzu cevaplamaya çalışacağım.. Bunun için alıntıladığım size ait satırların başında T_ bendenize ait satırlarda da N_S_ kısaltmasını kullanacağım..

    T_ TDG’de bazı çelişkiler saptamış olmanızın KİTABIN TAMAMINI ÇÜRÜTEBİLECEĞİ FİKRİNE katılmıyorum. Eleştirinizi yazarken KİTABIN GENEL FİKRİNİ gözden kaçırdığınız gibi ÖNEMLİ OLAN ÇOĞU DETAYLARI ATLAYARAK seçtiğiniz birkaç hataya takılmışsınız.

    N_S_ Kitabın tamamını (kelimesi kelimesine) çürütmek gibi bir anlayışa zâten sahip değilim.. Ancak, kitabı birkaç hataya takılarak ve önemli detayları atlayarak eleştirdiğim yönündeki düşünceniz külliyen yanlıştır. Eğer, eleştiriyi ÇOK DİKKATLE okuyacak olursanız, esasa ilişkin çok önemli detayları yakalayabilirsiniz..

    T_ Dona’nın da yazarı bir insan olduğu için yaptığı (şimdiye kadar yazınızda yer verdiğiniz TEK HATASINI) SIRF DONA TANRI’YI TEMSİL EDİYOR diye ona yüklenmeye çok yer verdiğinizden oldukça yanıltıcı bir eleştiri sunmuşsunuz.

    N_S_ Kabul edemeyeceğim.. Eleştiri makalem, hiç yanıltıcı değil; bilakis çok doğrultucu…. “Tek Hata” vurgunuz ise gerçekten çok şaşırtıcı.. Makalemi dikkatle okuduğunuzdan emin misiniz? Yoksa, okur gibi mi yaptınız??? Mesela, siz “Reenkarnasyon” konusunda Kurân’a göre sağlam bir kanaat geliştirecek durumda mısınız?? Yoksa, TDG’nin reenkarnasyon verileri(?) sizin bu konuya İMAN etmeniz için yeterli olacak mı??

    Ayrıca, DONA konusuna atıf yapmamız -kitabı okuyanlar bileceklerdir ki- bizim keyfimizin eseri değildir.. Yazar, verdiği röportajlarda kitabın yazım serüvenini detaylandırmıştır.. Buna göre, kitap O. Pamuk’un Kar’ı yazması gibi “alelusul” kaleme alınmamıştır.. Sıradışı bir etkileşimin varlığı ile ve kitaba misyon yüklenmek sûretiyle bir yazım gerçekleştiği iddiası vardır..

    T_Kitabı okumayan biri eleştirinizi okursa kafasında çok farklı düşünceler oluşacak : bir eleştirmen olarak buna neden olmamalısınız.

    N_S_ Bir eleştirmen olarak bu kitap hakkında neden olacaklarım hep pozitif olacaktır.. İnsanlar, kitabı okuyacaklar ve içindeki yanlışlar hakkında bu makale ile haberdar olacaklardır.. Bu da pozitif bir şeydir!

    T_Kısacası bu kitap, sizden daha fazla ilgiyi hakediyor. Bu sayfalarda sizin daha iyi hazırlanmış eleştirilerinizi okumak hepimizi daha mutlu eder.

    N_S_ TDG bendenizden görebileceği ilginin optimum seviyesindedir. Bundan daha fazlasını hak etmemektedir..

    Bu sayfalarda, bendenizin hazırladığı bir çok “iyi hazırlanmış” makale vardır ve siz de onları herkes gibi okuyabilirsiniz.. TDG için kaleme aldığım makale de süper seviyede “iyi hazırlanmış”tır.. Tabiiki, bu eleştiri hakkında farklı beğeni seviyeleri için söylenecek son şey; her HIDIR’ın söyleyeceği gibi……….”Elimden gelen budur!”..

    Saygılarımla,

    Neyzen SEMAZEN

  13. emel diyor ki:

    merhaba neyzen; tesadüfen okuduğum yazınıza istinaden TDG yi okuyan biri olarak cevap vermek istedim.aura =nura =cehennem eşleştirmesi yanlıştır.nura nız yada auranız pozifte olabilir negatifte olabilir.yani cehennemde olabilir cennette olabilir.Bu sizin elinizdedir.hangisini hakediyorsanız onu yaşardınız.saygılarımla

  14. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Merhaba, Sn. Emel,

    Dona da konuyu sizin izah ettiğiniz gibi izah etmeliydi.. Edememiş.. Sürçilisan eylemiş.. Siz, ben, Burak Özdemir sürçilisan edebiliriz; Dona yapamaz!!! İşte bütün mesele!!!

    Saygılarımla,

    N_S

  15. emel diyor ki:

    sayın neyzen aynı kitaptan aynı cümleleri okumuşken bu cümlelerin taraflarımızdan farklı anlaşılması izahta bir sorun yaşandığını göstermez .izah aynı cümlelerle yapılmıştır algılayışlar farklıdır.Bu da izah edenin değil okuyanın sorunudur.Bir olan yolda yoldaş olduğumuzu düşünüyorum.yazınızı dün detaylı bir şekilde okuyamadığım için bugün katılmadığım bazı konuları ifade etmek istiyorum.Kuran akademisyenlerin çalışma kitabı değildir,akademisyen olmasanızda Kuran ı okuyup temiz aklınızla kendi payınıza almanız gerekeni almalısınız.Kaldı ki ben bu konunun akademisyeni olsam ,çalışma kitabım da Kuran olsa ,müslüman toplumu bu kadar bilgi fakiri bırakmazdım.TDG nin bu kadar etki yaratmasının tek suçlusu! o akademisyenlerdir.33 yaşıma kadar geleneksel dini inançlarla büyütülen ben günümün 3 saatini Kuran okuyarak ,çalışarak geçirmekteyim.Art niyeti olmayan bir TDG okuyucusunun kitap bittikten sonra yaptığı ilk şey gidip bir kuran meali almaktır,lütfen bunu gözardı etmeyin.Evinde Kuran meali olmayan kaç eve bu kitaptan sonra meal girmiştir keşke bilebilsek.meal satışlarında artma oldumu keşke bilebilsek.şunu da diyebilirsiniz;doğru bir kaynaktan yanlış sonuçlar çıkarmak ve yanlış yola sapmakta mümkündür.Mukaddes olanla kurulan bağ da mukaddestir.Hak bir dinin hak olan kitabı Kuranı okumak için arapça öğrenmemiz gerektiğine inanmıyorum.Bu Kuranın erişebilirliğini kısıtlar, hedef kitlenizi daraltır..Hak din hakettiği yere böyle böyle ulaşamaz.Burada görev arapçayı bilen akademisyenlere düşüyor.Bu konu da da çok başarılı olduklarını düşünmüyorum.Alışıldık sınırların dışında bilgisi olanlar bu bilgileri toplumla paylaşmıyorlarsa buna malesef kendine müslünam denir .saygılarımla

  16. aysun diyor ki:

    Merhaba Sayın Semazen,

    TDG ile ilgili yazılarınızı dikkatle okudum. Bu kitabı dün bitirdim. Türkiyenin şu ortamında “bunlar müslümansa ben değilim” dediğim noktada bu kitap elime geçti. Bu kitabın beni tekrar müslümanlığa kazandırmasının mutluluğunu yaşıyorum. Emin olun bu durumu kırk yıl uğraşsanız siz başaramazdınız. Bu kitabın ne kadar önemli olduğunun başka bir açıdan bakmanızı sağlamaya çalıştım. saygılarımla…

  17. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Emel, Merhaba!

    E_sayın neyzen aynı kitaptan aynı cümleleri okumuşken bu cümlelerin taraflarımızdan farklı anlaşılması izahta bir sorun yaşandığını göstermez .izah aynı cümlelerle yapılmıştır algılayışlar farklıdır.Bu da izah edenin değil okuyanın sorunudur.

    N_S_Hayır efendim; kesinlikle yanılıyorsunuz! Maalesef, öyle bir devirden geçiyoruz ki ve öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki “akın ak, karanın kara” olduğu bile tartışılır olmuş… Bu “kasıtlı ve öngörülmüş” bir süreç! Bizlerin böyle olması özellikle isteniyor.. Muratlarına erdiler; ellerini oğuşturuyorlar.. Tartışılması mümkün olmayan, kesinliği kanıtlanmış ve aksi artık iddia edilemeyecek konuları ve gerçekleri bile son nefesimize kadar “tartışmamız” isteniyor…

    Farkında değiliz; bize öyle bir “huy” edindirler ki; bu asırda neredeyse “dünyanın yuvarlak olup olmadığını” tartışmaya açacağız!! Bizim elimizden -daha çok akledebilmek propagandasının arkasına gizlenerek- sağlıklı akletme yeteneğimizi çaldılar.. Kaptılar ve kaçtılar; kapkaç kurbanlarıyız.. Bizler, 21. asrın “akıl mağdurları”yız!!!

    Şimdi, sizin yukarıda alıntıladığım cümlenize gelelim.. Lütfen, rica ediyorum şöyle yapınız!! Bir ya da iki Türk Dili ve Edebiyatı Profesörü bulunuz ve benim “sorunlu okuyuşumun” tenkidini onlara yaptırınız! Sözün sahibinin “sorunsuz” ve benim okuyuşumun “sorunlu” olduğu konusunu lütfen askıda bırakmayınız ve lütfen bu konuyu “tartışılabilir” olmaktan çıkartınız… Lütfen!!

    E_Kuran akademisyenlerin çalışma kitabı değildir,akademisyen olmasanızda Kuran ı okuyup temiz aklınızla kendi payınıza almanız gerekeni almalısınız.

    N_S_ Aynı fikirdeyiz.. Herkes, Kurân’dan feyz almak için çalışmalıdır..

    E_Kaldı ki ben bu konunun akademisyeni olsam ,çalışma kitabım da Kuran olsa ,müslüman toplumu bu kadar bilgi fakiri bırakmazdım.TDG nin bu kadar etki yaratmasının tek suçlusu! o akademisyenlerdir..

    N_S_ İslam toplumunun Kurân’a bu kadar uzak düşmesinde elbette ilâhiyatçılarımızın da önemli bir payı vardır.. Ancak “tek suçlu” vurgunuza katılamayacağım.. Uzun mesele; işte bu meseledeki pay/ paydalar tartışılabilir!!

    E_şunu da diyebilirsiniz;doğru bir kaynaktan yanlış sonuçlar çıkarmak ve yanlış yola sapmakta mümkündür.Mukaddes olanla kurulan bağ da mukaddestir.

    N_S_Hayır efendim; mukaddes olanla kurulan her bağ-bağlantı “mukaddes” değildir!! İnsan nefsinin öyle halleri vardır ki mukaddes ile “kâfir” olmayı başarabilir…

    E_Hak bir dinin hak olan kitabı Kuranı okumak için arapça öğrenmemiz gerektiğine inanmıyorum.Bu Kuranın erişebilirliğini kısıtlar, hedef kitlenizi daraltır..Hak din hakettiği yere böyle böyle ulaşamaz..

    N_S_Bu konu iki yönlü! Yâni, Arapça öğrenmek gerekli de olabilir; olmayabilir de… Bireysel tercihlerimizle çok alâkalı… Eğer, makalede TDG’den alıntı yaparak örneklediğimiz gibi “Sima ile Vech” arasındaki farkın size sağlayacağı açılımların peşinde olacak kadar Kurân ile ilgiliyseniz, bu ilgi Arapça bilgisini zorunlu kılar.. Yok eğer, hayat şartlarımız ve entelektüel vaziyetimiz elvermediği için daha yüzeylerde seyretmeyi dünyamız ve âhiretimiz için yeterli görüyorsak elbette Arapça’yı sökerek, derin Kurân incelemelerine girmekten uzak dururuz.. Herkesin, Kurân hakkında allâme-i cihân olmasını beklemek herhalde akla uygun değildir…

    E_Bu konu da da çok başarılı olduklarını düşünmüyorum.Alışıldık sınırların dışında bilgisi olanlar bu bilgileri toplumla paylaşmıyorlarsa buna malesef kendine müslünam denir.

    N_S_Hayır efendim; “kendine müslüman” denmez!! “Herşeyin bir zamanı var” denir… Biliyorsunuz; devrimler travma yaratır! :) TDG bir “devrim” olacaksa ve onun yarattığı travma “Reenkarnasyonu” getirecekse, vay Kurân’a dönerek ve yönelerek günde 3 saat Kurân çalışanlara!!!

    Saygılarımla,

    N_S

  18. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Aysun, Merhaba!

    TDG’yi okuyup bitirmişsiniz ve sizin üzerinizdeki olumlu etkisinden sevinçle bahsediyorsunuz.. Bu sevincinizi kıskanmayız ve bundan ancak mutluluk duyarız.. İnşaALLAH, İslâm’a TDG vasıtasıyla gerçekleşen yönelişiniz hep sırâtı müstakıym üzere devam eder..

    Ancak, takdir edersiniz ki sizin gibi “memnuniyet” ifade edenlerin beyanlarıyla yetinemeyiz ve ilgili kitabı ilmî olarak tahlil etmeliyiz.. Bunu siz yapamıyor olabilirsiniz ve fakat yapabilenlere de karşı çıkmamalısınız…

    Saygılarımla,

    N_S

  19. Emre_1974tr diyor ki:

    Selam sevgili Neyzen Semazen;

    İşte benim de yıllardır insanları uyarmaya çalıştığım, tüm dinlere sızarak onları yozlaştırmaya, çok tanrılı pagan birer oluşumlar haline getirmeye çalışan Ruhçuluk yine işbaşında maalesef. Zaten İblis hiç durmadan çalışarak insanların ayağını kaydıracağına söz vermişti.

    Ruhçulukla ilgili olarak bir arkadaşımla birlikte hazırladığımız videomuz:

    http://video.google.com/videop.....&hl=en

    İlgili yazılarımdan örnekler:

    http://www.hanifdostlar.net/fo.....&TPN=1

    http://www.supermeydan.net/for.....10933.html

    http://www.supermeydan.net/for.....33941.html

    İnsanlıkla tarih boyunca uğraşan ve sürekli uydurma öğretisini(ruhçu öğreti, spiritualizm) aşılayan sistemli bir güçle karşı karşıyayız.

    Selam.

  20. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Ve Aleyküm Selam, Sevgili Emre!

    Arkadaşınızla beraber hazırladığınız sunuş videosunu izledim. Konuyu çok derli toplu izah etmişsiniz.. Özellikle, bu sapkın öğretileri misyon edinmişlerin hazırladıkları fasiküllerden yaptığınız alıntılar çok dikkat çekici!

    “Sûreti Hakk”dan görünerek çevirilen dolaplar karşısında oyuna gelmemek gerçekten çok zor.. Çünkü, insanoğlunun en temiz duygularını istismar ederek iman dolandırıcılığı yapılıyor.. Elbette, bu ithamım bu niyetini gizlemek “maharetini” sergileyen çok az sayıda insana ve daha çok sayıda metafizik varlıklara yönelik.. Yoksa, diğerleri için sadece “mağdur” veya “kurban” dememiz gerekiyor..

    Bir entrika, metafizik unsurların planlaması ile uygulanıyorsa; bunun ne kadar “sinsi” cerayan edeceğini hesap etmek bizlere düşüyor.. Mesela, bizim yazımıza konu olan kitapda öyle fikirler ve bu fikirleri vurgulayan öyle cümleler var ki, bunlara hayran olmamak ve bu fikirleri onaylamamak mümkün değil!! Ancak, maalesef hemen yanında reenkarnasyon da var ve başka daha nice açıklar da var.. Biz, kitabın yazarını da “mağdur” olarak görüyoruz ve niyetindeki samimiyetinden şüphe duymuyoruz..

    İnşaALLAH, hepimize hayatın akışında aldanışlardan arınmamız kolaylaştırılır ve imanlarımız ilahi destekle sigortalanır..

    Saygılarımla,

    N_S

  21. Eren Erdem diyor ki:

    Selamlar

    Değerli Neyzen dost. Çalışmanızı okudum.Nitekim Tanrının Doğum Günü adlı kitabı da okudum. Ben de aşağıda Nacizane birkaç eleştiri sundum.

    Benim Yaratılıştan Kıyamete adlı, Yarım bıraktığım yazı dizimde, Bakara 30. ayetin içeriğinde Ceale ifadesinin YARATMA ihtiva etmediğini belirtmiştim. Nitekim bu ifade, mevcut bir halden, faklı bir hale aktarmak olarak tanımlanmakla beraber, VAR olan bir olgu için kullanılır.

    Mevzuu kitapta Yaratılmak olarak çevrilen ve Meleklerin kan dökme işini nereden bildiğini sorgulayan arkadaşımız, maalesef ilahi sayfaların mantığına aykırı çıkarımlar yapmış, bir kelime hatası üzerine BÜYÜK BİR KULE inşa etmiş. Levhi Mahfuz bilgisi ile ilgili analojiler kurmuş…

    Bu konuda uyarı yapmış olmama rağmen hiçbir cevap alamadım. Çünkü o bilgi tamamen yanlıştır. Yani o çalışma değişmez ise, Kuran muhkemiyatının kavranmasında sorunlar olacaktır.

    Ancak, Kibir adlı pagan tanrısı :) maalesef yazarımızı sarmış olacak ki, bu önemli uyarıları göz ardı edip, tamamen yanlış olan bu kavramsal çalışmaları sürdürmektedir.

    Bu bağlamda, dikkate davet ediyorum..

    Şu an, Farklı bir anlayış ışığında, hoş bir kitap çalışması içerisindeyim. Bir türlü bitiremediğim(çeşitli sorunlardan ötürü) kitabıma çok ciddi anlamda yoğunlaşıp zamanı oraya izafe etmiş bulunmaktayım. Tanrının Doğumgünü kitabında bulunan ve HATALI kurgulanan birçok meselenin de, Kuran muhkemiyatı dahilinde incelendiği kitabımız ciddi bir bakış açısı kazandıracak diye düşünüyorum.

    İlahi sayfalar bütün muhteşemliği ile bizleri şaşkınlığa iterken, bundan bencillik edip sadece kendimizin istifade etmesi hoş olmasa gerek…

    Selam ile…

  22. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Eren Bey, Merhaba!

    Kitap hazırlığınızda size Cenabı Allah’dan muvaffakiyet dilerim..

    Rabbimiz, katındaki doğrulara ulaşmayı, bilmeyi, bulmayı ve paylaşmayı kolaylaştırsın.. Dona’ların şerrinden korusun.. EUZÜ BİLLAHİ MİN’EŞ-ŞEYTAN’İR-RACîYM…

    Selam,

    N_S

  23. Eren Erdem diyor ki:

    Selamlar,

    Güzel temenniniz için teşekkür ederim..

    Tanrı ve Tanrısallık üzerine ayrıca düşünmemiz gerek.

    Tanrısallık dayatanlar aslında Tanrı Doğuruyorlar.

    Tanrısallığı, sessizce içimize sokup, Varlıktan AYRI bir Tanrı felsefesini adeta gönüllere sokuverir oldu anlayışlar.

    La ilahe illallah VE La havle vela kuvvete illa billahil alliyul aziym. ifadelerindeki Anlam üzerine düşünmeden.

    İnsan gibi TANRI, düşüncesinin mağdurları, Metafizik oyunlara gelip VARLIK ve TANRI diye bir başkalaşma icad ediyorlar.

    Bunu Allah Reddeder :)…

  24. Agartha,Mu,Sirius diyor ki:

    Sorumluluğu dışarıda bir yerlere, başkalarına vermek, suçu dışarı atmak olgusu, Tanrı’yı, dinleri, kaderciliği, adına kutsal kitaplar dediğimiz yazmaları getirdi. İnsan, sorunlarıyla baş edebildiği sürece aklına ne tanrı, ne melek, ne de başka varlıklar gelmiştir… Tanrıyı biz sorumsuzluğumuz ve korkularımızla yarattık!
    Sadece yaratmakla kalmadık, onu süsleyip, bir gizem içine soktuk. ‘Tanrı emirleri’ adı altında kutsal kitaplar yazdık! Kendi içindeki yüceliği keşfetmiş olanları “peygamber” ilan edip onları ulaşılmaz yerlere koyduk, mezarlarını putlaştırdık… Korkudan beslenenlerimiz Tanrı’nın yaratılmasında bilinçli bir çaba sarfetti… Bakın etrafımıza, başkalarını kendine bağımlı kılmak isteyenler ( onlar kişi, din adamı, spritüel, siyasetçi olabilirler) korku enerjisini kullanıyorlar. .. Nerede korku varsa orada tanrıya tapınma vardır, nerede başkalarını aldatma ve yönetme varsa orada sürekli tanrıya öykünme vardır, bu tesadüf değil…
    Nerelerde korku var? Nereler korku saçıyor? Camiler… Kiliseler… Havralar… Savaş alanları… yokluk, açlık… gücünü kendi dışında başka şeylere vermiş olan spritüeller… Din adamları ve siyasetçiler ise tam tersine korkudan besleniyorlar. Korku bırakılırsa ne olur? Korku bırakıldığında Tanrı da gider… Şeytan gittiğinde Tanrı da gider! Şeytanı, karanlığı ( diğer adıyla korkuyu) tuttuğumuz sürece Tanrı da burada tutulmuş olur. Tanrı bilincini tuttuğumuzda şeytan da burada kalır.
    Bizim bulunduğumuz boyutlarda ne şeytan ne de Tanrı var. Sizin bildiğiniz anlamda bir tanrı buralarda oturmuyor. O dualite içindeki insanın korku dolu zihninin ürünüdür… Dualiteyi bıraktığımızda tanrılar da şeytanlar da kaybolur, ışık ve karanlık kaybolur, saf bilinç oluruz!.. Aydınlanmanın en geniş tanımı budur: Saf bilinç olmak! Ona ille de tanrı ya da Allah demek, herhangi bir isim vermek zorunda değilsiniz. Onu tanımlamak zorunda değilsiniz. Tanımlamak zihin işidir.
    Halbuki o bizdir biz oyuz. Bize şah damarımızdan da yakın olan içinde olduğumuz odur. İçimizden başka her yerde arayıpta bulamadığımız..

    Sevgili Dostlar,
    Din bilgisinden nasibini almamış olarak nitelediğiniz kişilerden biri olan ben kendimi bulma yolunda ne kadar ilerlediysem Kuranı da o kadar daha iyi anladım. Keşke herkes ön yargılarını bırakarak, başkalarını suçlamaya son verip içindekini anlamaya çalışsa.

    Lemurya da söylediğiniz gibi: ONA ASHUA ONA ASHMEA (ben yaratan ve yaratılanım)

    Tanrı bilincinin gitme vaktidir… Tanrı kelimesinin içine sıkıştırdığınız şeylere bakın. Bunların aileden, toplumdan size aktarılmış veriler olduğunu göreceksiniz. Afrika’da, amazonlarda yaşayan bir kardeşiniz “Tanrı” kelimesi içine sizden başka şeyler koyar… Her ülke, her kültür “Tanrı”yı kendince tanımlar, yüceltir, tapar… ortak tek bir noktanız var; KORKU. Her kültürde ondan korkuluyor.

    Şimdi korkunun olmadığı bir anınızı hatırlayın: mutlu, başarmış, aşık olduğunuz, her şeyin yolunda olduğu bir an… Girin o anın içine ve bakın: O ANIN İÇİNDE TANRI YOKTUR. Mutluyken tanrıyı hatırlamazsınız. Mutluluktan uçtuğunuz bir anda her şey öylesine dolu, öylesine mükemmel, öyle yerli yerindedir ki, Tanrı aklınıza ancak tüm bunları kaybetmeye başladığınızda gelir… Tanrı size depresyon da gelebilir, mutlulukta değil. Hem depresyonu hem de mutluluğu bıraktığınızda size ne gelebilir? Boş, sınırsız ve sonsuz şimdiki an… Saf bilinçlilik hali. Bu hali tanrı olarak tanımlamak istiyorsanız, buyurun yapın, ama önce bu hale ulaşmanız, onu yaratmanız gerekir!

    Karanlığı, Işığı, kötüyü ve iyiyi… Şeytanı taşlamayı ve Tanrıya tapınmayı bırakabilir misiniz? Melekleri kutsayıp kendinizi küçük görmeyi, diğer alemlere hayranlığı ve kendinizi yargılamayı bırakabilir misiniz? Cenneti ve Cehennemi bırakabilir misiniz? Eğer cennete gitmeyi hayal ediyorsanız, cehennem de sizinle içeri gelecektir. Tanrıyı bırakın, şeytan da gidecektir…

  25. Eren Erdem diyor ki:

    Selamlar, özellikle son günlerde heyecanla okuduğum ve kurduğu analojiler üzerine düşündüğüm nadir kitaplardan biri olan Tanrının Doğum günü adlı çalışma ile ilgili bazı tespitler üzerinde durmak adına yazdığım yazımda, yazar ya da çalışma hedef olarak gösterilmemektedir.

    Tarafımdan ifade edilen bilgilerin, gerçek anlamda GRAMER ve KAVRAM bazında önem arz ettiğini belirtmek isterim. Hatalı anlamlandırılan ayetler üzerine büyük binalar inşa ederek, GİZEMLİ bir kurgu oluşturmak ilgi çekici bir çalışma ortaya çıkartır. Bu talep ile doğru orantılı bir durumdur… Meselemiz, Bakara Suresi 30 ile başlayan levhi mahfuz kurgusu üzerine dir.

    Mevzuu kitapta bahsedilen, Bakara 30. ayetin çevirisindeki hata üzerine çok ciddi bir bina inşa edilmiş olmakla beraber, kelimenin gerçek anlamı yerine konduğunda, maalesef o bina çökmekte ve geriye tehlikeli bir enkaz bırakmaktadır.

    Şöyle açalım ayeti :

    Ve iz kale rabbüke lil melaiketi inni cailün fil erdi halifeh, kalu e tec’alü fiha mey yüfsidü fiha ve yesfiküd dima’, ve nahnü nüsebbihu bi hamdike ve nükaddisü lek, kale inni a’lemü ma la ta’lemun

    Tam çevirisi :

    Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”

    Cailün = Ceale = ca’l

    Bu kavram : Var olan bir olgunun, bulunduğu durumun değişimi/yükselme/yücelme/hal değişimi, anlamı dışında bir anlam barındırmaz.

    YARATMA = Harekeden ibarettir.

    Ya eyyühen nasu’büdu rabbekümüllezi halekaküm vellezine min kabliküm lealleküm tettekun

    Ey insanlar! Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabb’inize ibadet edin ki, korunabilesiniz.

    Yaratma : Halık.

    O ayet dahilinde bulunan Cailün ifadesine YARATACAĞIM anlamı biçmek ile, Siyaha beyaz demek arasında fark yoktur…

    Şimdi Yazarımızın kurduğu binadan bahsedelim..

    YARATACAĞIM olarak çevrilen kelimenin doğurduğu bir sonuç :

    Melekler insanın kan dökeceğini nerden biliyordu ?

    Onlar Levhi Mahfuz bilgisine sahiplerdi!

    Hayır, maalesef öyle değil. Melekler Kan döküldüğüne şahitlerdi, çünkü tam anlamıyla yeryüzünde akılsız varlıkla vardı ve bunlar KAN DÖKÜP, BOZGUNCULUK yapan varlıklardı…

    Nitekim, Halifeleştirmek yolu ile HAL değiştirip ADEMLEŞMELERİ sağlandı… Yani Eşya(Varlığı tanımlama ) öğretildi.

    Meleklerin GAYB bilgisine sahip olmadıklarını ;

    Dediler ki: “Yücedir şanın senin. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim. Sen, yalnız sen Alîm’sin, her şeyi en iyi şekilde bilirsin; Hakîm’sin, her şeyin bütün hikmetlerine sahipsin.”Bakara 32

    Ayetinde görürüz.Çünkü O akılsız varlıklara RUH(BİLGİ) yükleyeceğini kast eden Rabbimize karşılık, bunun olacağından habersiz biçimde o Varlıkları O an ki durumlarına göre değerlendiren MELEKLERİN GAYBI bilmediği NET ve APAÇIK biçimde karşımıza çıkmaktadır… Tüm bu nedenlerden ötürü YAZARIMIZIN çalışmasını tekrar gözden geçirmesini diler, saygılar sunarım.

    Kitap ile ilgili diğer bilimsel eleştirilerimizide sunacağız.

    Eren Erdem.

  26. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. A_M_Sirius,

    Sizi üzecek bir kelam edeceğim; özür dilerim!

    Yazdıklarınızı dikkatle okudum.. BÜYÜK aldanış içindesiniz!!

    Çerçeveniz yanlış; içeriği yanlış!! Sadece, “zan” üretmektesiniz!

    Kullandığınız kelimeler, kurduğunuz cümleler ve meseleyi inceleme ve sunma biçiminiz yanlış!! Meramınız yanlış, maksadınız yanlış, hedefiniz yanlış!! Hepsi KOCA bir aldanış!!

    Ancak, bütün bu sözlerimin sizin için hiç bir anlamı yok!! Benim veya bir başkasının sizi ikna edebilmesi mümkün değil!!

    Sizi, kendi cümlelerinizi kullanarak köşeye sıkıştırabilirim ve size “Yeter artık!” dedirtecek delillerle mukabele edebilirim.. Sizi, %100 yenileceğiniz bir münazarının içine çekebilirim.. Size, hedeflediğiniz veya nail olduğunuzu düşündüğünüz “SAF BİLİNÇ” aşamasından çok uzak olduğunuzu ispat edebilirim…… Ancak, bütün bu gayretler nafiledir!!! Çünkü, “SAFTİRİK BİLİNÇ” aşamasında olanlara laf anlatmaya, sesini duyarmaya, sözünü belletmeye aslında kimse muktedir değildir!!!

    Netice olarak, kendi adıma havanda su döğmeye hiç niyetim yok.. Size ancak hidayetiniz için dua etmek suretiyle yardımcı olabilirim ki zâten siz buna da ihtiyaç duymazsınız…

    N_S

  27. Emre_1974tr diyor ki:

    Bu ruhçu öğretinin temel karakteristiklerinden biri de evrim inancıdır. Yani fiziksel ve ruhsal olarak evrim inancı binlerce yıldır cinler tarafından insanlara benimsetilmeye çalışılmaktadır.

    Tıpkı ruhlar alemi, reenkarnasyon, panteizm ve diğer saptırıcı hurafeleri gibi…

    Bu 21. yüzyılda da reenkarnasyon ve ruhlar inancını sanki bilimselmiş birşeymiş gibi materyalistlere bile kabul etitirmeyi hedefliyorlar. Bildiğiniz üzere komünizm ve evrim inançlarını zaten materyalistlere bile aşıladılar bilim maskesiyle. Ve şimdi de bilim dünyasına reenkarnasyon ve ruhlar saptırmacalarını sokuşturmak üzereler.

    Bunları daha önce dinlere sokuşturmuşlardı zaten. Ruhlar alemi, reenkarnasyon, fiziksel ve ruhsal evrim, panteizm, çilecilik, ruhbanlar vs., Hinduizmden Kabalaya, Tasavvufa kadar pagan birçok öğretiye sokuşturulmuş vaziyette. Evet kabala ve tasavvufda bile fiziksel evrim inancı açıktır.

    Neden şimdi olayın bu noktasına değindim? Çünkü görüyorum ki “yalnız Kuran” felsefesini benimseyenler bile bu tuzağa hızla yakalanıyorlar. Birçok “yalnız Kuran” diyen arkadaş koyu bir evrim inanırı olup çıkmakta, heceyanla ayetlerde evrimi gördüğünü sanıp, akılları sıra bilimle ayetleri buluşturmaya çalışmaktalar.

    Hayır, şeytanın ruhçu öğrtetisinin temel saptırıcı inançlarından olan evrim, aynı zamanda en yıkıcı felsefi silahlarındandır.

    Bu yolla;

    Kimi insanlara Tanrı inkar ettiriliyor

    Kimi insanlara, evrimleşip tanrı olacağı inancı aşılanıyor

    Kimi insanlar ırkçı yapılıp vahşetlerin vücuda gelmesi sağlanıyor.

    Kimi insanlara cennet ve cehennem inkar ettiriliyor.

    Ve kimi insanlara “değişim amaç” olarak benimsetilip güzelliklerin yıkılması sağlanıyor.

    Zaten “evrimsel yaratılış” şeytani tuzağı, tarih boyunca sahnedeydi. Şimdi de Kuran’a dönüş hareketinin içine sızarak ele geçirmeye çalışması, daha en başından ilahi yolun kaybedilmesi demektir.

    Kuran bu evrim hurafesiyle mücadele için gelmiştir gerçekte. Tıpkı ruhlar alemi, kutsal insnalar, reenkarnasyon, panteizm, ırkılık ve diğer hurafeler mücadele için gelmesi gibi….

    Ama ruhçular bunları bilim maskesiyle bir güzel dünyaya aşıladıkları gibi, şimdi de kapıda reenkarnasyonun benimsenmesi var . Bunun için harıl harıl çalışılıyor.

    Ne yazık ki Lucifer işini şansa bırakmıyor. Her koldan geliyor görüldüğü üzere.

    Ha bir de “cinlerin varlığını inkar ettirmek” en büyük özelliğinden ruhçuluğun. Böylelikle İblis ve kabilesi rahatça at koşturabilecektir. Çünkü cinler diye bir inanç kalmayınca, artık onlara karşı önlem de kalmayacaktır ve işlerini rahatlıkla göreceklerdir.Dahası kendilerini “falancanın ruhu, uzaylı, tanrısal varlık, Ramtha vs. diye tanıtabileceklerdir.

    Evet şimdi “yalnız kuran” hereketindeki bazı “ruhçu sapmalara göz atalım:

    1-Namazı ve haccı inkar(bugün birçok sözde “yalnız Kuran” diyen arkadaş, bunları inkar ettiği gibi, pagan uygulamalar olarak görüyorlar. E zaten İblis’in amacı da insanları namazdan ve diğer ibadetlerden uzaklaştırmaktı)

    2- Cinleri ve melekleri inkar ( ayetlere sembolik anlamlar yüklenerek,ayet cımbızlanarak, cin ve melek diye , insanlardan ayrı akıllı varlıkların varlığı inkar ediliyor. Zaten bu da ruhçu öğretinin binlerce yıldır gerçekleştirmeye çalıştığı şeydi. Şimdi maalesef birçok “only Quran” diyen insan da bu tuzağa düşmüş durumda.

    3- Evrime iman etmek ( bu da ruhçuluğun tarih boyunca insanlara aşılamaya çalıştığı bir sapkınlık. Böylelikle bahsettiğimiz felaketleri gerçekleştiriyor cin tayfası)

    Ne yazık ki birçok arkadaş bu saydıklarımdan en az birine yakalanmış durumda. Özellikle evrim inancı bir vis gibi hemen herkesi sarıyor. Çünkü bilim maskesini ustaca kullanıyor. Ama şimdi reenkarnasyon sapmasını da bilim maskesiyle materyalistlere bile benimsetince şeytanlar, bu sefer de birçok müslüman ayetlerde reenkarnasyonu ve hatta ruhlar alemini görmeye başlayacaktır.

    Gerçekten de ruhçu öğreti displinli bir şekilde tüm alanları zaptediyor.

    Öyle ki “akıllı tasarım” hareketi bile bir evrim hareketine dönüşmüş durumda. Şimdi artık “evrim şansa değil, kader sonucu gerçekleşiyor” muhabbetine sarılmaya başladı akıllı tasarımcılar. Halbuki yazı tura bile kader sonucu oluşuyor. Bunun için miydi o başlangıçtaki tantananız ve sözde evrime bayrak açmanız?

    Bu tabloyu gördükçe üzülüyor insan. Çünkü en muhteşem hareket olan “Kuran’a Dönüş” hareketi bile ruhçuluğun pençesini hissetmeye başladı.

    Daha en başından, işini şansa bırakmadan, yapacaklarını yapıyorlar.

    Selamlar.

  28. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Merhaba,

    Emre Bey’in konuya ilişkin yukarıda sunduğu harika özetinde şu cümle geçiyor..

    “Kimi insanlar ırkçı yapılıp vahşetlerin vücuda gelmesi sağlanıyor.”

    Şimdi, lütfen bugün basına yansıyan şu haberi verdiğim linkten okuyun..
    http://www.internethaber.com/n.....?id=151075

    İşte bu haberde bir cümle var ki çok düşündürücü.. Mel’un Radovan şunu yumurtlamış…

    [”Avukat tutmama gerek yok. BENİM GÖRÜNMEZ DANIŞMANIM VAR.” ifadesini kullanan Karadziç, suçlu ya da suçsuz olduğunu söylemek için 30 günlük “yasal süre” istedi. ]

    İyi ki avukat istememiş.. Zira, avukat “şeytanın avukatlığını” yapmak zorunda kalacaktı.. Anlaşılıyor ki, Karadziç ŞEYTAN’ın (görünmez danışman) avukatlığından medet umuyor.. :)

    “V’ALLAH’Ü AZİYZ’ÜN ZÜ’NTİKAM”…

    N_S

  29. muhiddin diyor ki:

    Selam,

    Anladigim kadariyla bu mel’un, “Tanri” yi kendi ic aleminde yok etmis, ama “seytan”‘i yok edememis:)

    Kendi alemlerinde “Tanri/ilah””i yok edenlere baktiginizda “seytan” ‘i gormemek icin kor olmak gerek. Bu “saftirik bilincsizler” tum insanligin “number one” dusmani.

    ilahimiz “ALLAH” disinda, gorunur ya da gorunmez danismanlardan medet umanlar,”ALLAH” dusmanlari, kendilerini bekleyen aci sondan, ne bu dunya ne de ahiret de kurtulamayacaklardir.

    Seytan Allah’dan uzak’dir.Herkimki Allah’dan uzak o Seytan’a yoldastir. O yolun sonu cikmazdir. Gelin, SIRAT(sinirsiz/sonsuz yol)-i Mustakim’e baska Tarik(yol) aramayin.

    Not: Saygideger Semazen, “gorunmez danisman” meselesini iyi yakalamissiniz.Ama Bu mel’un(gorunen seytan/danisman) bu gorunmez danismanlarin gunumuzde gorunmezliklerini kaybettiginin farkina varamamis, aynaya baktiginda, aynada gordugu sureti insan sureti,kendisini de insan zannediyor.Selam ve Dua.

  30. Epifun diyor ki:

    Merhabalar,
    Neyzen, “Tanrı’nın Doğumgünü” ile ilgili güzel yorumlar yapmışsınız. Teşekkürler.

    Kitapla ilgili daha önce aldığım birkaç notu sizlerle de paylaşmak isterim;

    Bu kitapta güya Dona Tanrı ve yazar ile chatleşiyorlar. O yüzden diyalog şeklinde. Dona’nın “Tanrı” olması okuyucuda psikolojik bir baskı yaratıyor ve bilinç altında tüm söylediklerini doğru ve tartışılamaz kılıyor.

    ****
    •Kötülerin (İblis’in bile) iyilere hizmet eden gizli kahramanlar haline getirilişi
    •Düalite/Polarite prensibini kullanarak her şeyin çift yaratıldığından yola çıkarak “şeytan”ın kötülüğünü dünyevi bir yanılsama olarak gösterme
    • İblis- şeytan kavramları konusunda okuyucunun kafasını bulanıklaştırma
    •Allah’ın her yerde” olduğundan yola çıkarak ve bunu çarpıtarak özünde Tanrı ve insanın bir bütün olduğunu iddia etme (panteizm-pananteizmi empoze etme)
    •Allah’ın tekamüle ihtiyacı varmış iftirasını atma

    Sayfa 69-70
    Dona: Şeytana gelince… Elbette şımartmadım onu. O şımarmayacak kadar olgun bir ruhtu.
    Ben: Tanrı şeytandan övgü ile bahsediyor! Hayretten ölmek üzereyim. Şeytan olgun bir ruh muydu? Şeytan senin ve dolayısıyla insanların düşmanı değil miydi? Şeytanın günahını mı alıyoruz milyonlarca yıldır?
    Dona: İblis bir sembol olmayı sevgiyle kabul etti. Hepsi bu.
    Ben: Kötü adam rolünü mü teklif ettin ona?
    Dona: Alemde hep beraberdik. Tüm ruhlar, sen ve ben. Ben ruhumdan bir parçanın tekamül etmesine karar verdim. Bu serüvende kimlerin yer almak istediğini sordum.
    Ben: Şeytanın rolü neydi tam olarak?
    Dona: Tekamül serüveninde iyinin karşıtının yani kötünün de olması gerekiyordu. Şeytanın ve ekip arkadaşlarının görevi ise insanlık tarihi boyunca kötüyü temsil etmekti. Kuran’da hem İblis, hem de şeytan kelimeleri ayrı ayrı geçer. Adem ile ilgili olaydan önce ondan İblis diye bahsedilir. Şeytan İblis’in insanın yaratılışından sonra taşımaya başlladığı addır. İblis kendi adı; şeytan ise üstlendiği rölün adıdır. Şeytan şeytanın avukatlığını yapmak üzere dünyaya gelmiştir. Senin doğruyu yanlıştan ayırt etmeni kolaylaştırmak için.

    ****
    •Ahireti inkar ettirip, ayet cımbızlama yöntemiyle reenkarnasyon inancını benimsetme böylelikle asıl hedef olan “hayat bir okuldur” ve tekamül en önemli şeydir felsefesini benimsetme

    Sayfa 77,78,79’da ahireti inkarı etmenin temeli oluşturulduktan sonra sayfa 80’de reenkarnasyon inancı benimsetiliyor.

    Kitapta Bakara Suresi 56. ayet reenkarnasyona delil olarak gösteriliyor:

    “Sonra, ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz.”

    Buradaki “şükredebilesiniz” kelimesinden yola çıkarak ayette ölümden sonra yeniden bedenlenince şükrettiklerinden bahsedildiği iddia ediliyor.

    Oysa ayet bağlamından çıkarılmazsa “apaçık” çünkü 55. ayet şöyle:

    “Siz şunu da söylemiştiniz: “Ey Mûsa! Biz, Allah’ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız.” Bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.”

    Bu ayetlerin reenkarnasyonla uzaktan yakından alakası yok!
    ****

    •Tekamülünü / evrimini tamamlamaya yaklaştığını söyleyen, yeniden doğup- doğmama seçeneğinin kendi elinde olduğunu iddia eden yarı-tanrı bireylerden oluşan kibirli, üstün, elit bir ırk yaratma

    Sayfa 429 - 18. Bölüm
    Ben: Şimdiii, Hz. İsa model insan ya. Tekamül etmiş ve tanrısallaşmış insan modeli. Amacın bu modeli çoğaltmak. 9. tekamül kuşağına ev sahipliği yapan dünyada, ona verdiğin özelliklerin de çoğalması lazım.
    ****
    •Araya doğru bilgileri serpiştirip, yanlış bilgiyi insanlara doğru ile birlkte empoze etme
    •Dinin kaynağı yalnızca Kuran’dır diyenleri kendi kötü oyununa alet edip, mezhep ve hadis savunuru karşısında malup duruma düşürmek

    Sayfa 448-451 arası ise hadislerin dinin kaynağı olamayacağı ile ilgili mantıklı bilgiler içeriyor.
    ****
    •Kuran’da olmayan Mehdi/ Mesih kavramlarını varmış gibi gösterme
    •“Müteşabih ayet teknolojisi” adı altında ayetlere sembolik anlamlar yükleme- cımbızlama

    Sayfa 500’de “Müteşabih ayet teknolojisi” altında bir “ayet cımbızlama methodunu” görüyoruz.
    Dona: “Sabrettiğinize karşılık selam size. Dünya yurdunun sonu ne güzel.” (Rad, 24)
    Ben: Ayet “ahirzamanı” tarif ediyor!
    Dona: İsa’nın gönderdiği selamı tekrar alalım şimdi. “ Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün, diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de” (Meryem Suresi, 33)
    Ben: Aman Tanrım! İsa “ben geliyorum” diyor!

    Rad suresi 24. ayet
    Yaşar Nuri Öztürk çevirisi: “Selam size, sabrettiğiniz için! Ne güzeldir şu sonsuzluk yurdu!” derler.
    Elmalılı Hamdi Yazır: “Selam sizlere, sabrettiğiniz için! Bakın dünya yurdunun ne güzel sonucu!”
    Edip Yüksel: “Sabrettiğinizden ötürü selam (barış ve huzur) size olsun. Bu ne güzel son durak!”

    ****
    •Kendine elçi- seçilmiş- görevli misyonu yükleme
    Sayfa 609
    Dona: Beni seni “Son tefsir”i kaleme alman için tuttum.

    ****
    Burada sayfa no’su ile belirttiklerimin dışında kitapta şu an sayfasını hatırlamadığım ama cennet ve cehenneme sembolik anlamlar yükleyen, hatta cehennemi komple inkar ettiren bölümler de mevcut.

    Sevgiler

  31. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Epifun,

    Mesajınız, yazdıklarınız çok önemli! Dikkatli bir çalışmanın ürünü.. Çok teşekkürler.. İnşaALLAH, bahsi geçen bu kitabın okurları için “uyarıcı ve uyandırıcı” etki yapar… Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki hipnotik etkilere çok açığız; neredeyse tâlibiz diyeceğim..

    Sevgili Muhiddin’e ayrıca SELAM.. Söyledikleri gibi, Cenâbı Allah bu vampirlerin şerrinden dünyayı korusun ve arındırsın.. Dualarımız bu yönde..

    Selam,

    N_S

  32. Mete Oguzhan diyor ki:

    TDG.
    Neden demek geliyor icimden.
    Insanlarimiz neden bukadar bilincsiz ve bayat?
    Eger bu kitap Avrupada yayinlansa idi Vatikan mukhakkak ayaga kalkardi,Ülkemizde demokrasi yok,inanc özgürlügü yok diyorlar iste size inanc özgürlügü,neye inaniyorsaniz onu yasayin elinizden alan yok ama cevrenizi de kokutmayin.

    Yada,acikca deyin ki ´´biz Allah a inanmiyoruz,Ahura MAzdayi,veya Samasi,yada Zaratustrayi örnek aliyoruz ´´diye ama cevrenizi sakin kokutmayin cünki kokan cevre birgün gelir sizi bogar.
    Bir de, dini ne oldugu belirsiz terazilere sunu söylemek istiyorum..
    Yahudiler ,Efangelistler ve digerleri Islami emellerine malzeme eden
    dini bütün görünen dinsizlerden daha bilincli,daha dindar,ve daha namuslular.

    Bilmem anlatabildim mi?

    Wassalam

  33. Koral diyor ki:

    Kitabın parasal bir değeri var. Tanrı imajını tazelemek için insanlardan para alıyor olamaz.

  34. kenan diyor ki:

    Selamlar!
    Hala insanların başka kitapları okuduğunu ve aldandığını görmek beni üzüyor,şu yukarıda yazılanlar çok entersan (TDG) daha biz elimizdeki bu mucize kitabı çözemedik tam anlamıyla okuyamadık ki yazık insanlarımıza ki böyle hurafelerin ALLAHIN ayetlerini beş paraya satan değiştiren boş insanların söylediklerine inanıyorlar ve doğruyu buldum diyorlar neyse son olarak TDG’ ye cevaben
    Bakara 174 ayetini yazıyorum selamlar!
    ( Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır)

  35. francisco pizarro diyor ki:

    syn neyzen semazen ;

    Bildiğimiz üzere kitap bir kurgudur. yazarın “Allah’la konuştum ben” gibi bir iddası da yoktur. garip bir diyalog sistemi kullanmıştır. yoksa dona karakterinin eski arabalar hakkındaki yorumu bile hatalıdır. Kur’an a genel yoruma ters gelebilecek bir yorum, bakış açısı getirmiştir. yukarıdaki makaleniz (kitabı okumuş birisi olarak) bana çok zayıf geldi. 600 sayfalık bir kitapta (insan eseri) tabiki hatalar olabilir. eleştrileriniz bana çok yüzeysel ve iknadan uzak geldi.

    Ayrıyeten kitabın tamamen şeytanın yazdırdığı bir kitap olduğunu kabul etsek bile bu siteminizi anlamış değilim. kuran basit bir kitap karşısında dayanacak güce sahip değil midi? Zaten ülkemizdeki müslümanların çok büyük çoğunlu o cemaat yada bu tarikat’ın şeyhinin sözünden çıkmayan insanlar olduğu için onlar için anlamsız bir kitaptır. serbest dolaşan insanları da kuran meali alma konusunda teşvik etmiştir.

    bana kalırsa islamiyet son noktasına kadar sorgulanmalı ve tartışılmalıdır.
    ortalama bir müslüman olarak benim kafamda cevabına ulaşamadığım yüzlerce kritik soru bulunmaktadır. bu sorulardan kaçmaktan ziyade yüzleşmenn faydalı olduğunu gördüm.

    Bu arada bir de turan dursun’un kitaplarını okusanız ne yaparsınız hiç bilmiyorum.

    kolay gelsin
    saygılar

    not: kur’an ın koruyuculuğunu elbetteki sahibi yapmaktadır ve bunu açık bir şekilde söylemiştir.

  36. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Francisco Pizarro,

    İlginize ve yorumunuzu paylaşmış olmanıza sevindim.

    F_P_Bildiğimiz üzere kitap bir kurgudur. yazarın “Allah’la konuştum ben” gibi bir iddası da yoktur.

    N_S_Bu görüşünüzü yazarla yapılmış röportajları okuduğunuzda değiştireceğiniz kanaatindeyim.. Aktüel’de, Sevgi Yolu’nda yayınlanmış röportajları lütfen okuyunuz…

    F_P_Kur’an a genel yoruma ters gelebilecek bir yorum, bakış açısı getirmiştir. yukarıdaki makaleniz (kitabı okumuş birisi olarak) bana çok zayıf geldi. 600 sayfalık bir kitapta (insan eseri) tabiki hatalar olabilir. eleştrileriniz bana çok yüzeysel ve iknadan uzak geldi.

    N_S_Yeni bir bakış açısı getirebilmek için yeni delillere ihtiyaç duyarız.. Eldeki delilleri yanlış bir kurgu ile harmanlayarak “yeni bir bakış açısı” yakalanamaz.. Meselâ, Kurân’a reenkarnasyonu onaylatamazsınız.. Bunu yapamayacaklarını bilenler genelde kırk takla atarlar; akrobasi yaparlar…

    Böyle olunca şunu sormaya mecburum..

    Benim makalemin “zayıf, yüzeysel ve iknadan uzak” oluşu ile kime zararı vardır?????

    Ve fakat kitabın kurguladığı dünyadan İslam’ı ve Kurân’ı öğrendim zannedecek seviyede pembe hayaller kuranlar için bu kitabın zararı ne kadardır????

    Bu kitap da -sizce- etkileri itibariyle, “çok zayıf, çok yüzeysel ve iknadan uzak” mıdır???

    F_P_Ayrıyeten kitabın tamamen şeytanın yazdırdığı bir kitap olduğunu kabul etsek bile bu siteminizi anlamış değilim. kuran basit bir kitap karşısında dayanacak güce sahip değil midi?

    N_S_1400 senedir Kurân’ımız gölgede kaldı… Bazı asırlarda yıldızı tekrar parladı ve fakat bu parlaklık bizlere ulaşacak kadar kesintisiz süreçler halinde ilerlemedi.. Kısacası, Kurânı gönül-akıl-fikir-ilim dünyalarımızın batmayan güneşi kılamadık… Aramıza, ışık yılı birimi ile sonsuz mesafeler koyduk ve o en koca güneşe gökyüzümüzdeki herhangi bir yıldız muamelesi yaptık… Biz, onun kıymetini bilemedik; onu tanıyamadık; onu anlayamadık….

    21. asır değişik bir yüzyıl!! Bir anda, yukarıda özetlemeye çalıştıklarımı hissetmeye, tartmaya, kavramaya başladık… İşte, tam bu sırada -hiç şaşırtıcı değil- parazit yayınlar-parazit fikirler-parazit iddialar yayılmaya başladı Kurân üzerine, Kurân hakkında……

    Evet!!!!!! Kurân sapasağlam……. Herşeye rağmen… Asırlara rağmen…. Ancak, bu bizim Kurân malzeme yapılarak hazırlanmış paket parazit programlardan etkinlenmeyeceğimizin garantisi değil… Kurân’ın “dayanma gücü” ile bizimki bir midir?????

    F_P_ortalama bir müslüman olarak benim kafamda cevabına ulaşamadığım yüzlerce kritik soru bulunmaktadır. bu sorulardan kaçmaktan ziyade yüzleşmenn faydalı olduğunu gördüm.

    N_S_ Bahsettiğiniz yüzleşme ilimle, altyapıyla olur… Bunlar olmazsa “yüzleşme” fena olur… Bu yüzleşme adamı çarpar… Örnek vereyim; yüzleştiniz ve reenkarnasyonda karar kıldınız ve buna iman ettiniz… Tam bir çarpılma halidir.. Tam bir fiyaskodur…

    Bu münasebetle, bu yolda bütün dostlara tavsiyem -önce- cesaretlerinin kaynağını sorgulayarak yola çıkmalarıdır… Kendi kaynaklarına baktıklarında cesaretlerini cehaletten almadıklarına ikna olabiliyorlarsa, Allah’a çok derinden sığınarak ve O’ndan gönülden çok yardım dileyerek yola devam edebilirler… Aksi takdirde, öyle “cesurlar” görüyor ve öyle yampiri fikirlere tanık oluyoruz ki EL’AMAN!!!!!

    F_P_ Bu arada bir de turan dursun’un kitaplarını okusanız ne yaparsınız hiç bilmiyorum.

    N_S_Efendim; bir kısım zevzeklikleri okumak bize yetiyor.. Fazlasına ihtiyaç duymuyoruz… İnşaALLAH, ismini verdiğiniz insanın kitap diyemeyeceğim müsveddeleri ile -sizin bahsettiğiniz- yüzleşmeyi kendi adına gerçekleştirdiğini düşünmüyorsunuzdur…???!!!

    Son söz… İslam yaşanmak içindir.. İhlası yakalamak için teorik tartışmaların bitmesini bekleyemeyiz… Bir an önce ihlas, bir an önce takva, bir an önce ahlak….. BİR AN ÖNCE İSLAM!

    Saygılarımla,

    N_S

  37. metın diyor ki:

    sevgılı kardesım neyzen,anladıgım kadarıyla kıtabın tamamını okumamıssın,suphelerınde haklıda olabılırsın,ama once eserın tamamını bı okumak lazım de mı?hem bı de dusunmek lazım bu ayetlerın hepsı nasıl bu sekılde yorumlanabılıyo,koruyucusu Allah olan Kur an,kendı ıcın de boyle bı acılıma nasıl ızın vermıs,cunku anlattıgı herseyı ayetlerle desteklıoo,eger bu bı fıtneyse kur an bu fıtneye nasıl ızın verıo,cunku butun bu anlamlar kur an ın kendısınden cıkıyoo, bunu bı dusun sevgılerımle hepımız samımıyetle dogruyu arıyoruz emın ol ve ararken korkumuyoruz cunku aradıgımız bı tek O..Allah’a emanet…

  38. serife diyor ki:

    kitap hakkında arkadaşdan duydum çok heycanlıydı biraz ateis idi kitap ona faydalı oldu ama yanlışlarıda aldı nasıl düzelecek şimdi iman ı geldi ama yanlışları var bu kitabın karşılıgı yada dogrusu olması lazım biliyormusunuz

  39. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Merhaba, Sn. Metin!

    Metin_hem bı de dusunmek lazım bu ayetlerın hepsı nasıl bu sekılde yorumlanabılıyo,koruyucusu Allah olan Kur an,kendı ıcın de boyle bı acılıma nasıl ızın vermıs,cunku anlattıgı herseyı ayetlerle desteklıoo,eger bu bı fıtneyse kur an bu fıtneye nasıl ızın verıo,cunku butun bu anlamlar kur an ın kendısınden cıkıyoo, bunu bı dusun

    N_S_Efendim, herhalde siz beni yazacak başka bir yer bulamadığı için sanal dünyada herhangi bir adreste sağa sola sataşarak kalem oynatan ve ele aldığı konuda hiçbir uzmanlığı olmayan ama hevesli ve kendini tatmin etmeye çalışan bir vatandaş olarak algılamışsınız..

    Biz, bir “eleştiri” kaleme alırken dikkat edilmesi gereken her şeye Allah’ın izniyle dikkat ederiz.. Buna ne kadar okuyacağımız da dahildir.. Abur cubur konuşmayız.. Zayıf senedlere istinad etmeyiz.. Kalitesizliğe ve seviyesizliğe yol vermeyiz.. Biz ciddiyetle yazarız…

    “Bunu bi’ düşün” dediğiniz konuda ilâve düşüncelere ihtiyaç duymuyoruz.. Çünkü, sizin dillendirdiklerinizin bizde cevapları vardır.. Üstelik, bu cevaplar “görece” değildir; kat’îdir kesindir…Alıntı yaptığım satırlarınıza -buna rağmen- cevap niteliğinde açıklama getirmeyeceğim.

    Sizi, bana “bi’ düşün” diyerek yönelttiğiniz soruların “doğru” cevaplarına ulaşmak üzere araştırmaya davet ediyorum… “Doğruyu samimiyetle arama” yolculuğunuzda -inşaALLAH- sorularınızın cevaplarınıza ulaşırsınız…

    N_S

    Not: Evrensel hukukun ve ülke kanunlarının suç saymadığı her konuda insanlar bin türlü etkinlik sergileyebilirler.. Edebiyat, Sanat, Bilimsel Yayınlar vs. vs… Ortaya konulan ürünler veya etkinlikler de yine hukukun elverdiği sınırlar dahilinde tenkide uğrayabilirler… Bu bir etkileşimdir.. Sınırlar(Hudut) Hukuk tarafından belirlenir.. Ancak, etkileşimin kalitesini İLİM belirler… Yani, içeriğin zenginliği, yeterliliği İLİM ile belirlenir.. Eğer, etkileşimin gerçekleştiği saha henüz taşların yerine oturmadığı, spekülatif bir saha ise orada fikir enflasyonu görülebilir ve hatta bilgi kirlenmesi olabilir… Ancak, bilinenin aksine İslam Dinine has saha spekülatif değildir.. Bu sahada görülen enflasyon da bir “sağlık” alameti değildir.. Biz bu sağlıksız yapıya, bu enflasyona itiraz ediyoruz.. İtirazımızı hukukun sınırları içinde İLİMLE yapıyoruz; FANTEZİLERLE DEĞİL!!
    Pekiii, neden İslam Dinine has saha spekülatif değildir????

    Çünkü, bu sahada “otorite” olarak Kurân vardır!!! Sorun, onun “otorite” olduğunu bilmeyen, hissetmeyen, kavrayamayan müslümanların gafletinden ve yetersizliğinden doğmaktadır.. Böyle olduğu için spekülasyonların sonu gelmemekte ve “otorite”ye tam teslimiyet ve sadakatle yaşayabilen iman zaafa uğramaktadır… Bunun ilacı İLİMDİR.. LÜTFEN, BU SAHADA İLİM Mİ YAPIYORUZ YOKSA SPEKÜLASYON MU; BİRAZ DA BUNA KAFA YORALIM…

  40. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Şerife,

    Makalenin sahibi olarak bir süre yazıyı yorumlara kapatıyorum.. Belki, insanlar hemen bir yorum yazmak yerine arada neler konuşulmuş düşüncesiyle yapılmış yorumları okurlar…

    Sorunuza gelince, bana göre ihtiyacın nev’ine uygun bir kitap önermek çok zor.. Ancak, hergün yeni yeni kitaplar yayımlanıyor.. Sanal dünyada, kitap satış siteleri bunların listelerini veriyorlar ve tanıtımlarını yapıyorlar.. Sizin ve arkadaşınızın araştırmanızda fayda var.. Arkadaşınızda gördüğünüz olumlu değişim -inşaALLAH- Sıratı Müstakiym üzere devam eder…

    Saygılarımla,

    N_S

  41. Kur'an ve TDG diyor ki:

    kur’an-ı kerim dahil her kitap sorgulanabilir… kuran-ı kerimin farklı yorumları olabilir, cunku “yazı”dan oluşur, kelimelerden oluşan yazı, tabiatı itibariyle her zaman farklı yorumlara açıktır… Kur’an-ı kerim kült haline getirilmistir, bu yanlis, hakim ideolojileri destekleyen yorumları kabul görmüştür bu da yanlış… farklı yorumlar olabilir, TDG kitabında Kur’an-ı Kerim’in farklı bir yorumu var, gerçi yazar bazı durumlarda çok zorlamış ancak kayda değer bir kitaptır ve müslümanların okuması gerekir. müslümanları geliştirecek bir kitap…

  42. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Merhaba,

    Kutsal kitabımızın yorumlanmasına ilişkin görüşünüze katılmam mümkün değil! Çünkü, sözlerinizden sınırsız bir yorumlama alanı öngördüğünüz intibaı edindim. Oysa, yorumun bir numaralı sınırı ilimdir. Yani, ilk sınırlamayı “ilim” getirir; “keyif” değil… Akabinde, öyle bir zaman gelir ki bazı yorumların yanlışlığı kesinleşir ve “hak” belli olur.. İlahi murad âyân olur… O zaman “senin yorumun-benim yorumum” kalmaz…

    Eğer, hedef ilahi murada uygun olanı ilmî kanallardan araştırmak ve nihayetinde hakka ulaşmak ise sorun yoktur ve yorumlarımız bizi hakka yönelten vasıtalar olur.. Ancak, hedef tayininde sorunlarımız varsa, bir ömür değil bin ömür harcasak hakka ulaşamayız ve doğru olmasını ümit ettiğimiz yorumlarımız içinde debelenip dururuz…

    Kurân zannedildiği gibi (?) elastiki değildir; hele sakız hiç değildir!

    Saygılarımla,

    N_S