TASAVVUFTA İSLAM VAR MI? (2)

v Makamlar ve fenalar inancı, şeyhe sonsuz teslimiyet :

‘’Nefsi inkarla başlayan bu yolculuk, kemal noktasına kadar bazı basamaklardan tırmanır: Fena fiş şeyh; Mürşidin muhabbetinde yokolma, erime ve kaybolma demektir. Onda yokolma ile başlayan bu hal sonsuz teslimiyeti gerektirir. Yaptığı işlerde hikmetler aranır. Kusurlar ’ene’ ye maledilir. Bu zatın hali Allah tarafından bir elbise gibi ona giydirilir…’’ (İcmal Dergisi, 1984).

‘’Fena fir Rasul: Fena fiş Şeyh ‘ten sonra bu makam başlıyor ve şöyle anlatılıyor: Nefsi mülhimden nazarı Hak kamil insan vasıtasıyla zuhur edince, Salik beşeri sıfatlardan kurtulup ilahi sıfatları hal edinmeye başlar. Bu dönemde esmai ilahinin ve efali ilahinin tecellileri zuhur eder….’’ (İcmal Dergisi, 1984)

Fena fillah: Nefsin bu halinden sonra tecelli zat zuhur eder. Bu, seyri sulukta kemal noktasıdır. Bu halde salikte fena fillah zuhur eder. İkilik ortadan kalkmıştır. Görünen kendi zatıdır, ‘değil sanmak gayrullah’ ölçüsünde yok olunmuş, nefis aradan çekilmiştir. Ene unutulur. Hak ile olunur.Bu halin izahı zor ve mahsurludur. ..Bu haller hususi hallerdir’(İcmal Dergisi, 1984)

‘’Müridin bir şeyhten edep alması gerekir. Üstadı yoksa ebediyyen felah bulmaz. Ebu Yezid şöyle diyor: ‘Üstadı olmayanın imamı şeytandır’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

‘’Şeyhi dışında düğmesine varıncaya kadar kimseye açmamalıdır. Alıp verdiği nefeslerden bir tanesini bile şeyhinden gizlerse, beraberlik hakkına hıyanet etmiş olur. Şeyhinin söylediklerine herhangi bir muhalefeti olursa, derhal onu itiraf etmeli,…uygun göreceği herhangi bir cezaya tam teslim olmalıdır. Müridlerin hatalarını şeyhlerin bağışlaması doğru değildir. Çünkü bu, Allah’ın haklarını gözetmemektir…Müridin hiçbir kimseye muhalefet etmemesi gerekir. Kendisinin haklı olduğunu bilse susar, herkese muvafık olduğunu izhar eder…Şeyhlere saygı göstermeme zilletine düşen kişi bedbaht olur, bu hiç şaşmaz…Kendisinin bir kusuru bulunmadığını ve şeyhlerin eziyetinin arttığını görürse, onlara daha çok hizmet ve iyilik etmeye çalışır’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

2-Bakara-128, 129, 130, 131, 132: ‘’Rab’bimiz, ikimizi Sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş(Müslüman) bir ümmet ver. Bize ibadet yöntemlerini göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. / Rab’bimiz içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.’ / Kendi nefsini aşağılık kılandan başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir. / Rab’bi ona :’Teslim ol’ dediğinde: ‘Alemlerin Rab’bine teslim oldum’ demişti. / Bunu İbrahim oğullarına vasiyet etti, Yakup da: ‘Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de Müslüman olarak can verin.’’

95-Tin-4, 5, 6: ‘’Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. / Sonra aşağıların aşağısına çevirdik. / Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka, onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.’’

2-Bakara-2, 3, 4, 5: ‘’Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir Kitaptır. / Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. / Ve onlar sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. / İşte bunlar Rab’lerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.’’

3-Ali İmran-134, 135: ‘’Onlar (muttakiler) bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever. / Ve çirkin bir hayasızlık işledikleri yada nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Birde onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.’’

49-Hucurat-13: ‘’Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.’’

v İçki, sarhoşluk, vb. övülmesi:

Sahv, kendinden geçmeden (gaybet) sonra ayılma (kendine gelme) haline dönmektir. Sarhoşluk (sekr) ise, kuvvetli bir varidden sonra kendinden geçmedir…Sarhoşluğu gaybeti geçecek kadar çok da olabilir…Gaybet, kişilerin kalplerinde ortaya çıkan havf ve reca, korku ve arzu sebebiyle olabilir. Ama sarhoşluk sadece vecd sahiplerinde olabilir.Kişiye güzelliğin tavsifi yapılır, kalbi coşar ve havalara girerse, sarhoş olur. .. Şüphesiz sahv (ayıklık), sarhoşluğa göredir. Sarhoşluğu hak ile olanın ayıklığı da hak ile olur…Sahvında haklı olan, sarhoşluğunda korunmuş olur… Ayıklık ve sarhoşluk, zevk ve içmekten sonra olur.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

‘’Sufiler zevk ve şur (içmek) kelimelerini de kullanıyorlar. Gördükleri tecellilerin ürünlerini, keşifleri ve varidleri bunlarla ifade ediyorlar. Önce zevk, sonra şurb (içmek, sonra kanmak geliyor…Menzillerine ulaşmaları içmelerini gerektiriyor. Vasıl olmalarının devamlılığı da kanmalarını gerektiriyor. Zevkin sahibi biraz sarhoştur. İçen de sarhoştur. Kanmış olan da atık olur. Sevgisi kuvvetli olan devamlı içer. Bu özelliği devam ederse, içmek artık onu sarhoş yapmaz. Hak ile ayık olur, her türlü nasipten kurtulmuş olur, kendisine varid olanlardan etkilenmez ve bulunduğu halden değişmez. Sırrı saf olanın içmesi bulanık olmaz. Şarap kimin gıdası olursa, içkisiz kalamaz ve içmeden edemez.Şöyle demişlerdir: ‘Kadeh mememizdir, ondan içmeden yaşayamayız.’ Yine şöyle demişlerdir: ‘Rab’bimi hatırladım diyenlere şaşarım, unuttuğum var mı ki unuttuğumu hatırlayayım. Aşkı kadeh kadeh içtim, ne şarap tükendi ne ben kandım’‘. (Er Risale, El Kuşeyri)

5-Maide-90, 91: ‘’Ey İman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bunlardan kaçının, umulur ki kurtuluşa erersiniz. / Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?’’

2-Bakara-219: ‘’ Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki:’Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür’ …’’

v Dünyayı terketmeye ve cehalete davet etme:

‘’….Daima zikr-i kalbi ile meşgul olup havatır geldikte istiğfar edip Cenab-ı Hakk’a teveccüh ile iltica etmek ve halktan uzlet edip kelam söylemekten dilini tutmak ve amal-i dünyeviyeyi terk edip ayrıca kalbi iştigal eden işlerden ihtiraz etmelidir.’’ (Muhasebe, Mahmud S. Ramazanoğlu)


2-Bakara-201, 202: ‘’Onlardan öylesi de vardır ki: ’Rab’bimiz bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru’ der. / İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah hesabı pek seri görendir.’’

20-Taha-114: ‘’Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. O’nun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kuran’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rab’bim ilmimi arttır’’

v Köpeğin insana ideal örnek seçilmesi, rezil bir yaşamın idealleştirilmesi:

‘’Bektaş hoca sabah vakti hocasını ziyarete gelir. Hocası kapıyı ona açar. Hacasının köpeği Bektaş hocaya saldırır ve saldırısı devam eder. Bektaş hoca köpeğe: ‘’Sus be ne oluyorsun? Beş sene evvel ben de bu kapının köpeği idim. Senden eskiyim’’ demesi üzerine, hocası orada secdeye kapanıp üç defa:’Benim ilmimi de ona ver’ der ve Bektaş hoca imtiyazlı alimlerden olur ve icazet alır.’’ (Hatıratım, Ali Erol)

‘’Ebu Osman El Hiri bir davete çağrıldı. Çağıran adam kendisini denemek istiyordu. Davet edildiği eve gelince ev sahibi:’Seni alamayacağım’ dedi.Ebu Osman geri döndü. .. Bunu birkaç defa tekrarladı. Ebu Osman hiç bozulmadı. Bunun üzerine adam Ebu Osman’ın ayaklarına kapandı ve ‘Üstad, seni denemek istedim ne güzel ahlakın var’ dedi. Ebu Osman, ‘Benim bu tavrım köpeğin ahlakıdır; çağrılınca gelir, kovulunca gider’ dedi.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

‘’Dışı ibadetlerle süslenip organları açık günahlardan arındığı zaman şeyh, müridin ahlakına ve kalbin hastalıklarına nüfuz etmek için ahval karineleriyle batınına bakar. Zaruri ihtiyacından fazla malı olduğunu görürse, ondan alır ve hayır şeylere harcayarak kalbini ondan temizler. Böylece mala iltifat etmesini önlemiş olur. Onda gurur, kibir ve izzeti nefis görürse, çarşılara çıkıp dilencilik yapmasını emreder…Beden ve elbise temizliğine genellikle düşkün olduğu… bu şeylere özen gösterdiğini görürse, onu banyo ve tuvalet temizliğinde ve pis yerleri süpürmede çalıştırır. Temizliğe düşkünlüğünün kaybolması için onun mutfakta ve dumanlı yerlerde bulunmasını söyler… İnsanın kendine tapması ile bir puta tapması arasında bir fark yoktur…’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

16-Nahl-60: ‘’Ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır, en yüce örnekler ise Allah’a aittir. O, güç sahibi olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.’’

33-Ahzab-21: ‘’Andolsun sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Rasulü’nde güzel bir örnek vardır.’’

95-Tin-4, 5, 6: ‘’Doğrusu biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. / Sonra aşağıların aşağısına çevirdik. / Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka, onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.’’

v Marifetin tevhidden üstün tutulması:

‘’Bütün kemaller makamı-ı marifettir, makam-ı tevhide değildir. Tevhid makamının muktezası, orada gayrı görünmeye. Zira muvahhid muvahhide vasıl olsa, o mahalde meratip fena olur…’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

14-İbrahim-52: ‘’İşte bu (Kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O’nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip duyurma (belağ) dır.’’

28-Kasas-87, 88: ‘’Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah’ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rab’bine çağır ve sakın müşriklerden olma . / Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O’ndan başka ilah yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O’nundur ve siz O’na döndürüleceksiniz.’’

4-Nisa-48: ‘’Gerçekten Allah kendisine ortak edilmesini bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar. Kim Allah’a ortak ederse doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.’’

39-Zumer-65: ‘’Andolsun sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): ‘Eğer ortak edecek olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın.’’

v Manevi hac inancı:

‘’Bize suri hac müyesser olmadı, manevi haccı Hak’tan umarız. Kabe’nin şerefi, Hz. Peygamberin şerefiyledir. Zira o sultan o topraktan gelmiştir.’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

2-Bakara-196, 197: ‘’Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer kuşatılırsanız artık size kolay gelen kurban (ı gönderin)…/ Hac bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz ederse (yerine getirirse) hacda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz hayır adına ne yaparsanız, Allah onu bilir. Azık edinin. Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri benden korkup sakının.‘’

v Ömür boyu nefisle mücadeleyle ilgili inanışlar:

‘’Gavs-ı azam Abdulkadir Geylani’ nin oğlu halka vazetmiş ama halkın üzerinde hiç tesir etmediğini görünce, sebebini babasına sormuş, o da şöyle demiştir: ‘Oğlum eğer sen de Bağdad çöllerinde yirmi beş sene nefsinle mücadele etseydin, semeresini görürdün…Nefsinle bir kere mücahede, on yıl gündüz saim gece kaim olmaktan ve nafile ibadetten efdaldir’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

‘’Tasavvufa göre vücut, ruhun zindanı veya kafesidir. Ruh bu zindandan kurtulmak ister. Ruhun Allah’tan koptuğu ve vücut kafesi içinde hapis olduğu, onun için Allah’a kavuşma özlemi ile yaşadığı felsefesi İslam’ın değil, Gnostizm’indir.’’ (Tasavvuf Tarihi, Cavit Sunar)

‘’Ney’den maksat bildiğimiz ney de olsa, mecazen insanı kamil bulunsa da, her ikisinde de bu vatan hasreti bulunduğundan, hikayelerin dinlenilmesi faydalıdır…İnsanı kamil de menşei feyzi olan ayanı sabite aleminden ayrılıp şu beşeriyet sahasına geldiği ve fırkatin acıklı ızdırabını çektiği için, yüreğinden fışkıran tesirli sözler, kim olursa olsun dinleyenleri kabiliyetleri derecesine göre müteessir eder…’’ (Şerhi Mesnevi, Tahirul Mevlevi)

‘’Ebu Yezid’e soruldu:’Allah yolunda karşılaştığın en çetin şey nedir?’. Anlatamam dedi. Nefsinin senden çektiği en çetin şey nedir denildi. Bunu anlatayım dedi.’Onu biraz itaate çağırdım, bana icabet etmedi. Bir yıl ona su vermedim’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

‘’Ebu Yezid: ‘Rab’bimi rüyada gördüm. Sen’i nasıl bulayım dedim.’Nefsini bırak ve gel’ dedi.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

‘’Ebu Süleyman Ed Darani şöyle demiştir: ‘Rıza, Allah’tan cenneti talep etmemek ve cehennemden korumasını istememektir.’’ (Er Risale, El Kuşeyri)

2-Bakara-177: ‘’Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (birr) değildir. Ama iyilik Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu yetimlere, yakınlara, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler (in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.’’

4-Nisa-29, 30: ‘’Ey iman edenler, mallarınızı sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız nedenler ve yollarla (batılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah sizi çok esirgeyendir. / Kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. Bu, Allah için pek kolaydır.’’

89-Fecr-27: ‘’Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, / Rab’bine hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. / Artık kullarımın arasına gir. / Cennetime gir.’’

91-Şems-7, 8, 9, 10:’Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene / Sonra da fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun) / Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur. / Ve onu (isyanla, günahla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.’’

10-Yunus-44: ‘’Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.’’

v Büyük cihad- Küçük cihad inancı:

‘’İslam düşüncesi, müminin iç dünyasında verdiği mücadeleye iç cihad (batıni cihad), dış dünyada verdiği mücadeleye dış cihad (zahiri cihad) demektedir…İslam düşüncesi iç cihadın zafere ulaşmadığı yerde dış cihadın bir anlam ifade etmeyeceğini belirtir…’Allah’tan bir nefha olan insan ruhu, insanın iç dünyasındaki İslam padişahıdır. İç dünyamızdaki süfli ve şehevi kuvvetler bu İslam padişahının çevresini saran düşman kuvvetlerdir. Cihadı ekber odur ki, bu kuvvetlere karşı verilir ve İslam padişahının çevresindeki güçlerin onun emrine girmesini sağlar.’ (Kuşadalı İbrahim) ‘’ (Din ve Fıtrat, Yaşar N. Öztürk)

8-Enfal-72: ‘’Gerçek şu ki; iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad / mücadele edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar sizin onlara hiçbir şeye velayetiniz yoktur. Ama din konusunda sizden yardım isterlerse yardım üzerinize bir yükümlülüktür…’’

2-Bakara-218: ‘’Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad / mücadele edenler; işte onlar Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.’’

4-Nisa-95: ‘’Müminlerden özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği vadetmiştir ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.’’

v İlmi (Zahir ilim) küçümseme, batıniliği (Gizli ilim), keşf ve ilhamı teşvik; bunları vahiyle bir tutma yada vahiyden üstün görme:

‘’Zahiri ilim, melekler arasında bulunup cennet ve cehennemi bilfiil gören şeytanı dahi kurtarmadı. Zira ilmi gırtlaktan yukarı kafasında kalmış, kalbine inmemişti…’’ (Hatıratım, Ali Erol)

‘’Bilmiyorsanız ehl-i zikir (alimler)’den sorunuz ayetindeki ehl-i zikirden maksat evliyaullah hazeratıdır.’’ (Muhasebe, Mahmud S. Ramazanoğlu)

‘’İbni Arabi, hayatının son günlerini yaşayan Fahreddin Er Razi’ye yazdığı meşhur mektupta, okuyup yazarak, ilim tahsil ederek ve eserler yazarak ömrünü boşa geçirdiğini, bunun yerine mücahede ve mukaşefe yolundan gitseydi bütün bunlara ihtiyaç kalmayacağını, elde ettiği bilgilerin boşuna olduğunu, keşf ve ilham yolundan gitmeyenlerin akıbetinin hüsran olacağını söylemektedir…’’ (Er Razi min Hilali Tefsirih, Abdulaziz el Mecdub)

‘’Evliya ve enbiyaya bu işin (gaybden ilham alma) inkişaf etmesi ve kalblerine nurun akması, okuma, öğrenme ve kitaplar yazmakla değil, dünyaya değer vermeme, ondan ilişkileri kesme, dünya uğraşlarından kalbi boş tutma ve himmet künhüyle Allah’a yönelme ile olmuştur.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

’Levhi mahfuz aynasından bilgilerin kalp aynasına yansıması, aynadan karşı aynaya görüntünün yansıması gibidir. İki ayna arasındaki perde bazen elle kaldırılır, bazen rüzgar kaldırır…kalplerin gözünden de perdeler kalkabilir. ..Bu bazen uykuda olur..Uyanık iken de bazen Allah’tan gizli bir lütufla perde kalkar…Bilginin kendisi, bilgilerin yeri ve onları edinmenin sebebi açısından duyularla ve ilhamla bilgi edinme açısından bir fark yoktur. Fark sadece perdenin kalkması açısındandır…Bu konuda vahiy ile ilham arasında da bir fark yoktur. Fark sadece bilgi getiren meleğin görülmesindedir…Allah kulun kalbini yönlendirirse ona rahmet taşar, içinde nur parlar, gönül ferahlar, melekutun sırrı ona açılır…Kulun yapacağı şey, sadece mücerred tasfiye ile hazırlıklı olmak, sadık irade ile himmeti toplamak, bağrı yanık olmak ve Allah’ın vereceği rahmeti devamlı beklemektir.Peygamberlere ve velilere durum açık olmuş, öğrenme okuma ve yazma ile değil, belki dünyaya karşı zühdle, dünyadan ilişkileri kesmekle, dünyanın işlerinden kalbi boşaltmakla ve himmet künhü ile Allah’a yönelmekle kalplerine nur dolmuştur.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

‘’Keşfle elde edilen bilgiler, çalışma ile kazanılan bilgilerden daha berrak, bol ve kalıcı olabilir.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

‘’Ebu Yezid ve başkaları şöyle diyordu: ‘Alim, bir kitaptan ezberleyip unuttuğu zaman cahil kalan kişi değildir. Belki alim, ezberleme ve okuma olmaksızın, dilediği zaman ilmini Rab’binden alan kimsedir. İşte bu Rabbani ilimdir’… Ancak ilimlerin bazısı insanların öğretmesi vasıtasıyla olmaktadır. Bu ilme ledunni ilim denilmez. Ledunni ilim, dışarıda bilinen hiçbir sebep olmadan kalbin içinde meydana gelen ilimdir.’’ (İhyau Ulumiddin, Gazali)

20-Taha-114: ‘’Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. O’nun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kuran’ı (okumada) acele etme ve de ki: ‘Rab’bim ilmimi arttır’’

96-Alak-1: ‘’Yaratan Rab’binin adıyla oku’’

2-Bakara-168, 169, 170: ‘’Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. / O size yalnızca kötülüğü, çirkin hayasızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. / Ne zaman onlara: ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denilse onlar: ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?’’

9-Tevbe-34: ‘’Ey iman edenler gerçek şu ki, bilginlerin ve din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele’’

22-Hac-8, 9: ‘’İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur. / Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla, gururla salınıp kasılarak (bunu yapar). Dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.’’

v İnanmayanlara cehennem azabının ebedi olmadığı ve cehennemde varolmanın yok olmaktan daha iyi olduğu inancı:

‘’Pekala, o ebedi ceza hikmete muvafıktır kabul ettik. Amma merhamet ve şefkatli ilahiyyeye ne diyorsun? Azizim! O kafir hakkında iki ihtimal vardır; o kafir ya ademe (yokluğa) gidecektir veya daimi bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun velev cehennemde olsun, ademden (yok olma) daha hayırlı olduğu vicdani bir hükümdür. Zira adem şerri mahz olduğu gibi, bütün musibet ve masiyetlerden de merciidir. Vücut ise velev cehennem de olsa, hayrı mahzdır. Bununla beraber kafirin meskeni cehennemdir ve ebedi olarak orada kalacaktır. Fakat kafir, kendi ameliyle bu duruma kesbi istihkak etmiş ise de amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kafirlerin dünyada yaptıkları ameli hayriyelerine mükafeten, şu merhametli ilahiyyeye mahzar olduklarına dair işareti hadisiyye vardır.’’ (İşaretul İcaz, Bediuzzaman S. Nursi)

3-Ali İmran-24: ‘’Bu, onların:’Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak’ demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.’’

78-Nebe-21, 22, 23, 24, 25, 26, 27:’’Gerçekten cehennem bir gözetleme yeridir. / Taşkınlık edip azanlar için son bir varış yeridir. / Bütün zamanlar boyunca (kesintisi olmayan, asla son bulmayan) içinde kalacaklardır. / Orada ne serinlik tadacaklar ne bir içecek. / Kaynar sudan ve irinden başka. / (İşlediklerine) Uygun bir ceza olarak./ Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.’’

78-Nebe-40: ‘’Gerçekten Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da:’Keşke ben bir toprak oluverseydim’ diyecek’’

v Zikirde bidat örnekleri:

‘’Nefyi isbatın şartı dokuzdur: Habei nefis, Lailaheillallah zikri, Nakşi mülahaza, manayı mülahaza, cümlesiyle vukufu kalbi, vukufu adedi, zikri Muhammedi, Rasulullah, rucu illallah. Evvela dilini damağına yapıştırır ve nefesini toplayarak göbeğinde hapseder, La kelimesi göbeğinden dimağına kadar uzanır. İlahe kelimesini sağ omzunun küreği üzerine yazar. İllallah kelimesini de kalbe şiddetle indirir…. İkinci şıkkıyla da beka nazarıyla Cenabı Hak’kın zatını ispat eder. Mahalli letaifin hepsini mülahaza eder. Merkezi de kalp olur. Nefes daraldığında son adet tek olmak üzere yirmi bir kadar söyleye… Tekrar nefes alarak yeniden nefyu isbata başlar (Lailaheillalah der). Yalnız bu halde adede riayet etmek işi tefekkür ile olmak lazımdır…’’ (Tasavvufi Ahlak, Mehmed Z. Koktu)

7-Araf-205: ‘’Rab’bini sabah akşam, yüksek olamayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle , yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.’’

20-Taha-14: ’’Gerçekten Ben, Ben Allah’ım. Ben’den başka ilah yoktur, şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.’’

v Son olarak;

4-Nisa-49, 50: ‘’Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar. / Allah’la ilgili konularda nasıl yalan uyduruyorlar bir bak! Bu apaçık bir günah olarak yeter.’’

17-İsra-81: ‘’De ki: ‘Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.’’

2-Bakara-286: ‘’Allah hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin) kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. ‘Rab’bimiz unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rab’bimiz bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rab’bimiz kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge. Sen bizim mevlamızsın. İnkar edenler topluluğuna karşı bize yardım et!’’

3-Ali İmran-8: ‘’Rab’bimiz bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı en çok olan Sensin Sen!’’

evrenselilkeler - hanifdostlar


Toplam Okunma: 478 | Bugunku Okunma: 3 | En Son Okunma: 07.01.2009 - 05:52
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: