Vahiy Aklın Efendisidir-I

Neyzen_Semazen

Bâzen, tanık olduğumuz çelişkiler -sahipleri kadar- bizim de canımızı acıtır.

Çelişki veya kördüğüm sizin değildir; ancak sahiplerinden çok siz ızdırap duyarsınız.. Çünkü, farkındasınızdır! Bu haklı acının sebebi farkındalıktır!

İşinin bize tuttuğu aynadan hangi uçurumdan yuvarlanacağını kestirdiğimiz birinin –çok geçmeden- imanını sarp yamaçlardan nasıl yuvarladığına tanık olmuştuk. Yola “Kurân!” diyerek çıkmıştı ve yolculuğunda (!) ilk önce Kurân’ı feda etmişti! Daha doğrusu, kendini hebâ etmişti!

Bunun üzerine, bu acı haberi bizlerle paylaşan arkadaşımıza hitaben 5 Ekim 2007’de şöyle demiştik.

“Forumda, ahkâm kesen birçok kişiyi böylesi âkıbetlerin beklediğine dair kötümser duygu ve düşüncelere sahibim.. Gördüğüm akıllı/akılcı (!) insan manzaraları karşısında iyimser olamıyorum… Çünkü, bunların hiçbirinin Akıl-Kurân, Akıl-İman, Akıl-Din, Akıl-İhlas ilişkilerinin seyri ve seviyesine dair zerre miskal bilgileri yok.. Koyu kara bir cehâletin verdiği cesaretle diplomasız bir saha olan din alanında “müctehid” takılıyorlar… Sanal dünyanın sağladığı konfor onların cür’etini kat-be-kat arttırıyor.. Uçmaya başladıklarında onları tutacak bir yerçekimi kuvveti yok! Çünkü, en başta kutsadıkları akılları uçmuş! Ne yazık ki çok güvendikleri akılları onları imandan uzaklaştırıyor…

Onlar okuyup öğrenmeye 2007 yılından itibaren başlıyorlar.. Resulullah ile günümüz arasındaki çağları hiçe sayıyorlar… Kendi akıllarını kutsuyorlar ve başka bütün akılları aslında hiçe sayıyorlar.. Onlar için ortak aklın ve onun ürettiği değerlerin hiçbir kıymeti yok… Din mevzuunda onlardan daha büyük âlim yok.. Nasıl olsa diplomaya gerek yok… İşte bu yüzden, akıl nasıl işletilir; Kurân nasıl okunur; ilmî deliller nasıl değerlendirilir bilmezler!! Bunlardan külliyen habersizdirler!!Dolayısıyla, bu koyu kara cehâletin ve sınırsız cür’etin karşılığı -tabii olarak- daha kuvvetli iman ve ihlas olmaz… Onlar saparlar ve saptırırlar..”

Biz bunları söylerken, görüş sahiplerinden biri şu düşünceyi dile getiriyordu.

Yaratıcı kendini, insanların kalbiyle anlamasını istemiş olsaydı; sizce insan kalbini bu kadar zayıf, bu kadar aldatan, antlaşmalarına ihanet eden, entrika ve yalanlara inanan bir olgu vermiş olurmuydu? Yanılgınızı fark edin. Bütün bulgular akıl iledir.”

İşte bu satırlar konuya daha derin bir sondaj yapmayı gerekli kılmıştı…Sondaja şöyle başlamıştık.

“Mesela, alıntı yaptığım yukarıdaki satırlar, kalp ve aklı birbirinden ayırıyor… Oysa, Rabbimiz bu nevi bir ayırımın mümkün olmadığını bize Kurân’ı ile gösteriyor.. Nasıl mı??

Önce, Kurân aklın bir fonksiyonumuz olduğunu birçok ayette ortaya koyuyor… Dikkat lütfen, fonk-si-yon!!!

Kurân, aklı hep “fiil” olarak verir.. Aklı, Kurân’da hiçbir yerde isim olarak göremeyiz… Yâni, hep “akletmek” vardır…Peki, insan nesi ile akleder?? Kurân’a göre kalbi ile… (Anatomik kalp değil…)

Lütfen, Hâc Suresi 46. âyet* üzerinde kafa yoralım…

Peki, akleden kalbin insanda yeri neresidir???

Sadırlardır; cevf değil!!!! Anatomik kalbin yeri cevfdir… Lütfen, Ahzâb/4** üzerinde kafa yoralım…

Akleden kalbimiz öyle bir kalpdir ki, Cebrail (a.s.) Kurân’ı Resulullah’ın tam işte o kalbine indirmiştir… Bakara/97′yi*** lütfen inceleyelim…

Çok özet olarak, özetin de özeti olarak diyebiliriz ki, vahyi taşıma kapasitesine sahip kalp işin (akletme işlevi) merkezidir… Yine, Kurân’a göre “selîm” de olabilir; mühürlenebilir de…..

Sorulması gereken ve üzerinde durulması gereken şudur!

Selim bir kalbin akletme işlevi ile mühürlenmiş bir kalbin akletme işlevi arasında ne gibi farklar vardır??? İşte, bunun üzerinde müminlerin kafa yorması gerekir… Dahası kalbimizi nasıl “selim” kılabiliriz??? Kafa yoracak ne kadar çok mesele var!”

İnsanoğlu bazı fonksiyonlarının, yeteneklerinin, melekelerinin ne olduğunu çok iyi biliyor da, iş târife gelince güç oluyor.. Bu biraz renkleri târif etme çabasına benziyor.. Târif güçlüğü çektiğimiz kalbî işlevlerimizden biri de “akletme”… Tabii, dört dörtlük bir târif arayışı içinde güçlük çekiyoruz…

Akletme özelliğimiz için şunu söyleyebiliriz…

Akıl, sebep-sonuç ilişkisini kuran işlevimizdir… Ancak, özelliği şudur.. Sebeplerden hareketle sonuca ulaşmaya çalışır. Yâni tüme varmaya çalışır… Bu yüzden, vahye muhatap olunca çelişkiye düşer… Bu çelişkinin sebebi vahyin tümden gelmesidir.. Vahiy sonuçtur..

Vahiy kalbe (Resulullah’ın kalbi) yüklenir. Sebeplerden sonuçlara ulaşmaya çalışan ve buna alışmış kalp zorlanır.. Bu zorluğu aştıran kuvvete “iman kuvveti” denir ki zor ve dar zamanlarda varlığı daha çok hissedilir ve adresi yine kalptir…

Selim bir kalpte akıl, vahiy karşısındaki konumunu belirlemek için işler… Sebepleri derleyip toparlamak ve en doğru sonuca ulaşmak için işlerken, kendisine ulaşan bu esrarengiz sonuç hediyesini göz ardı etmez.. Sıralamayı değiştirir ve bu yeni seçeneğin penceresinden (tümdengelim) bakmayı tercih eder…Tersi olursa, çatışma kaçınılmazdır! Akıl imânı öldürür veya söndürür… Aklın öldürdüğü veya bir başka deyişle diri diri gömdüğü kendi özçocuğudur..

İman, akıl ile vahyin izdivacından doğar.. Ama muhakkak doğar.. Ya diri diri gömülür ya da büyümesine müsaade edilerek kalp ailesinin gül yüzlü çocuğu olur…

Sorun, aklın kalp evinde reisin vahiy olduğunu bilmesi, kavraması ile çözülecek cinstendir aslında…

Şimdi, bu mecazi anlatımları açığa kavuşturacak Kurân âyetlerine birlikte müracaat edelim…

Bakara:67‘den başlayalım…. Lütfen, koyu satırlara dikkat! Aklın işleyişine örnek kabul edebilirsiniz.. Vahiy karşısında aklın yaşadığı şaşkınlığı ve çelişkileri siz de seçebilirsiniz..

67 - Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da “Sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?” dediler. Musa da: “Böyle cahillerden biri olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.

68 - Onlar, “Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın.” dediler. Musa, “Rabbim buyuruyor ki, o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız.” dedi.

69 - Onlar, “Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın.” dediler. Musa, “Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır.” dedi.

70 - Onlar, “Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz.” dediler.

71 - Musa, “Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır”. Onlar da: “İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun.” dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardı. Şimdi, vahyin sunduğu sonuca lütfen dikkat!! Aklın sorularla ve sebeplerle tespit etmeye çalıştığı sonuç ile vahyin ortaya koyduğu sonuç arasındaki farka lütfen pür dikkat!!!

72 - Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmış ve onu üstünüzden atmıştınız. Halbuki Allah saklamış olduğunuzu açığa çıkaracaktı.

73 - İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız.

Şimdi, düşünelim!! Aklederek, bu sonucu önceden kestirmek, bulmak mümkün müdür??

Cevabımız belli!! İşte biz bu cevabı, iman çocuğunun başını şefkatle okşamayı öğrenmiş aklımızla (kalbimizle) veriyoruz… Ancak, bazılarının imana gelmesi veya imanda kalması için gözlerinin önünde ölülerin diriltilmesi bile yeterli olmuyormuş aslında… Bu gerçeği, 74. âyette görüyoruz..

74 - Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki içinden nehirler kaynıyor; yine öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor; öylesi de var ki Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor… Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.

Bakara 67-74 âyetlerini sunarken, tüme varmaya çalışan akılla tümden gelen vahyin ilişkisini örneklemeye çalıştık.. Yâni, ilgili âyetlerin ilk bölümünde bir sığır boğazlama emri detaysız verildi… Anladıkları kadar uygulamaları istendi.. Ancak, tüme varmaya çalıştılar.. Sorular hep tüme varmanın örneği olarak değerlendirilmeli.. Soruları, sebep sonuç ilişkisini kurmak ve kurgulamak içindi.. Bir sığır, sadece bir tek sığır boğazlamaları istenmişti ve fakat bunun gerekçesi kendilerine bildirilmemişti.. O gerekçeyi sorularla keşfetmeye çalıştılar.. O yüzden, kurbanlık sığırın detay bilgisini istediler.. “Tamam şimdi oldu” dediklerinde, bildikleri birinin bildikleri sığırının tarifine ulaşmışlardı.. O sığırın sahibi kimdi ve ona ait bir sığırın kurban edilmesinin istenmesi ile Hz. Mûsâ’nın kavmi nasıl bir sonuç çıkardılar bilmiyoruz.. Ancak, sonrasını bilmediklerini kesinlikle biliyoruz.. Çünkü, sonrasında olanlar tümden geliyordu… Tüme varma yöntemleri ile anlaşılacak, önceden bilinecek türden bir şey değildi.. Nitekim, âyete göre fâili meçhul bir cinâyet mucizevî bir yolla aydınlığa çıkartıldı… Maktul diriltildi; kâtilini bildirdi…

İşte, bu olay aklın sebep-sonuç yolculuğunda keşfetmekte zorluk çektiği durumlara bir örnektir..

Şu halde, akıl tüme varmaya çalışırken tümden gelen vahiy ile izdivaç yapmalı ve özçocukları imanın kuvvetiyle ilâhî düzene adapte olmalıdır.. Vahyin ve imanın yardımını küçümseyen aklın -daha doğrusu bu şekilde akleden kalbin- selim bir kalp olması mümkün değildir.. Böyle bir kalp âdetâ taşlaşır.. İlâhî düzene adapte olamaz ve ilâhî düzenin gerekli kıldığı aksiyonu ve fonksiyon kalitesini ortaya koyamaz.. Oysa, taşlar bile taş olmalarına rağmen içlerinde hayat emâresi taşıyabilmektedirler…

Şimdi, o kibirli aklımıza hep birlikte seslenelim!! Sen ki, “ben bana yeterim” diyorsun ve “Apaçık Kurân” hakkında gece gündüz ahkâm kesiyorsun!! “Taşların Allah’ın haşyetinden yuvarlanması, düşmesi” konusunda ne ahkâm keseceksin?! Yoksa, bu ifâde “apaçık” değil mi??

Bu ifâde apaçık değilse; Kurân’ın apaçık olduğunu nasıl tevil edeceksin???

N_S


Toplam Okunma: 509 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 07.01.2009 - 14:28
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

“Vahiy Aklın Efendisidir-I” için 7 Yorum

  1. Ali Aksoy diyor ki:

    Selam Semazen;

    Mesleğim gereği “süslü” cümleleri iyi irdeleyebildiğimi, ajitasyondan çok, verilmek istenen ana mesajı değerlendirebildiğimi düşünüyorum. Kişilerin böyle “kendi” durum ve seviyeleri hususunda beyanda bulunmaları hoş olmasa da bazen vaziyet bunu icap ettiriyor ki biz de “yeri gelmiş” böylesine muhatap olmuşuzdur…

    Demagoji, bir sanattır. Her kişinin işi de değildir. Bazen demagoji, dilin altındaki baklayı saklama adına çok ciddi bir işlev görebilir. Lakin, herkese karşı değil…

    Yazınızda bahsi geçen tartışmada acizane ben de bulundum ve akıl ve vahiy irtibatı hususunda ben de bir şeyler söyledim. Hoş, önceden yazdığım şeyleri beğenmemek gibi bir adetim de vardır. Bu günüm, dünüm ile aynı ise zarar sayanlardanım.

    Uzun ve parlak cümleleri geçip, işin özüne gelelim.

    Kim, her şeyi anlayabileceğini söylerse o ziyan içindedir. Kulluk, esasen haddini bilmektir. Hadsizlik, sınırsızlık, sınır tanımama ancak Allah’a mahsustur.

    Fakat, bu sınır neresidir ? Ben, sınıra değil, sınırı kimin çizdiğine bakıyorum.

    Bir beşer için sınırı başka bir beşer çizebilir. Peki, bu başka beşer sınırı ne ile çizer ?

    Konu din ise, bu sınırı çizecek beşer ancak bir Resuldür ve o da ancak vahiyle çizer. Kuran, bunun dışındaki sınırları İPTAL etmiş, geçmiş ve GELECEK faillerini de hükümsüz kılmıştır.

    Demekki meşruiyyet kıstası vahiydir. Yahut, vahye dayanan yargıdır. Bunu Resul beyan ederse bu bir emirdir. Sorgulanamaz. Yok, bunu Resul değil de bir başka insan beyan ederse bu artık bir yorumdur. Kişinin hangi yoruma ne şekilde tavır aldığı ve niyetler, bunu bilmeye ehil olan Allah tarafından sonra takdir edilecektir.

    Verdiğin Bakara misali güncel tartışmamızda hiç bir yönü ile iddiana delil teşkil etmez. Çünkü oradakilerin durumu ciddi farklar arz etmektedir.

    1) Onlar, vahye doğrudan muhatap olmuş onu sorgulamışlardır. Kısaca vahyi garipsemiş, muhtemeldir ki beğenmemişlerdir.

    Bizim tartışmamız böyle mi ? Bizim karşımızda bir grup var. Bunlar, ekin sürmemiş, sarı bir sığır kesiyor. Biz diyoruz ki, bunu Allah mı emretti, yoksa siz veya atalarınız mı uydurdunuz ?

    Bize karşı şunu söyleyebilirler:

    a) Evet Allah emretti. Bak işte ayetler…

    b) Esasen Allah bir sığır kesmemizi emretti. Biz de bunu bulduk kesiyoruz. Siz de bulduğunuz “herhangi bir sığırı” kesin…

    Halbu ki muhataplarımız bu iki şıkkın ikisini de söyleyemiyorlar.

    Söyle bakalım, verdiğin misal / ayet bize mi yoksa muhataplarımıza mı yakışır ?

    2) Bu ayette sığırın vasıfları kimden soruluyor ? Atalardan mı ? :)

    Sevgili semazen;

    İnsanların yaratılış özelliği “tüme varım” yoluyla algılama üzerine kurulu ise, Rabb onlardan onlarda olmayan bir anlama biçimi ister mi ? Sen nasıl hüküm veriyorsun ?

    Bir taraftan akletmenin bir fonksiyon olduğunu vurguluyorsun ki gerçekten de öyledir ve öyle olması gerekir, diğer taraftan bunun çalışma sisteminin insanda olmayan bir şey olduğunu yine teville ikrar ediyorsun.

    Bir kimse, ben vahyin her yanını her boyutu ile anlarım derse o yanılır. Kim de beşer bunu mümkün değil anlayamaz derse işte o daha çok yanılır.

    Bizim tartıştığımız muhataplarımızdan öyle bir kişi göster ki, o bize ” biz vahyi anlayamayız, vahyi bize resule ait olduğu söylenen rivayetler açıklar” demiş olsun da biz onunla salat hususunda tartışmaya devam etmiş olalım… Yok böyle bir şey…

    Bizim muhataplarımızın tamamı, “biz vahyi anlayabiliriz, bu Kitap bize akledelim diye geldi” diyen ve yapıp ettiklerini de vahye dayandırma iddiasında olanlardır.

    Şimdi onlar cevap veremiyorlar diye, suçlu bizler mi olduk ?

    Sorun; bize karşı “akıl yürütün ama şu şu konularda ve bizim gibi yürütün” denilmiş olmasıdır. Afedersiniz, siz kimsiniz ? Sahi bizim Rabbimiz sizler misiniz ki, bizim nerede akıl yürütüp nerede sükut edeceğimizi öğretiyor kendinizi de bize misal gösteriyorsunuz…

    Sevgili Semazen lütfen açık konuş ! Eğer vahyi biz anlayamayız, bunun için atalarımızdan görüp bildiklerimize muhakkak ihtiyacımız vardır diyorsan bunu açıklıkla dillendir. Süslü ve uzun cümleler arasına belli belirsiz sıkıştırma.

    Yoksa sen, şu şu konularda akıl yürütün, şu şu konular da yürütmeyin mi diyorsun ?

    Yoksa, bu tartışılan huhuslar henüz bilgice yetkinliğe erişememiş kimseleri kuşkuya düşürür, bunları gizli tartışalım yahut erteleyelim mi diyorsun ?

    Şu soruların cevaplarının gerek Hanif Dostlar forumunu gerekse şu yazıştığımız sitenin gereksiz ve mahzurlu olduğunu ifade edeceğini göre göre…

    Sizler salatın vaktini tartışırken “akıl” kuzu kuzu işliyordu da şimdi fonksiyon kaybına mı uğradı ?

    Sen eğer “ben zaten bu işlere en başından beri karşıyım” diyenlerdensen, bu sitelerin diğer müdavimlerinin sessizliğini bir geri dönüş, bir pişmanlık habercisi sayarım.

    Siz eğer sorularımıza karşı, “önceki akıl yürütmeleriniz gibi (!)” cevaplar verse idiniz, iş başka olurdu.

    Fakat siz böyle yapmadınız. Siz, bu konu tartışıldığı zaman önceki usullerinizin / yöntemlerinizin tümünü terkettiniz. Peki, önceki yargılarınızı niye terketmiyorsunuz ? Bize karşı verilen mevcut cevapların hepsi, bu sitelerde tartışılan konuların TAMAMINI geçersiz kılacak durumdadır. Bunu görmüyor musunuz ?

    Bunu açıklıkla söyleyene ve ikrar edene sadece SAYGI duyarım. Çünkü, mühim olan hatayı tespit etmek ve mümkün olan en kısa sürede onu telafi etmektir.

    Fakat, önceki tespitlerimiz baki fakat bu konuda yöntem başka demek ne kadar AKILLICA dır ? Bu nasıl bir fonk-si-yon böyle ?

    İşinize geldiğinde tüme varımla iş kotaracaksınız, işinize gelmedi mi vahiy TÜMDEN GELECEK !!!

    Kendi “vicdanlarınıza” sorun ! İşin bu yönüyle İbrahim’in muhataplarından ne farkınız kaldı ?

    Diğer bir cevap şu olabilir: Efendim, bu işler ince / hassas işlerdir. Bu işi ehli / ruhban kesimi halletsin.

    Buna da eyvallah… Peki, siz bundan önceki konularda tartışırken de böyle ehil olduğunuzu ne ile ortaya koydunuz ? Mesela ben, senin “vakıfım” demene ne kadar güveneceğim ?

    Çünkü bu ülkede öyle “vakıf” (!) insanlar var ki, sizlerin bu güne değin söylediklerinizin tam tersini söylüyor. Şimdi cevap verin, hangi kesim daha vakıf ?

    Ortalıkta dönen komediyi görmüyor musunuz ? Namazların vakit sayısında, rekatlarda ve daha nice nice konularda vahyi “fonk-si-yon” ehli akılları ile yorumlayıp, tarihin / tevatürün bağıra çağıra söylediği vaziyetten yüz çevirenler, iş namazın şekline gelince tarih sevdalısı oldular !!!

    Gerçekten bunu söyleyenler tam olarak çelişkiye düşmüşlerdir.

    Bir kaç gün evvel iki üç ilahiyatçıyı dinledim televizyonda. Adamlar dedi ki, “sahih hadis Kuran’a uygun olan hadistir, ilim böyledir”

    Yalana bak !!! Yalana bak !!! Hangi hadis kitabında “sahih” kelimesinin ifade ettiği anlam Kuran’a uygunluktur ?

    Şaklabanları görüyor musunuz ? Bunların, milli gelir hesap formülünü değiştirip milli gelirimiz arttı diyen diğer şaklabanlardan ne farkı var ?

    Tanımı değiştir, tarihi akla… Hoşuma giden benim, hoşuma gitmeyen uydurma ! Oh… Bu ne güzel dinmiş böyle…

    Gerçekten bunu Allah mı emretmiş ! Sahi, bu hangi kitapta yazıyor, hoşunuza giden her şey size verilecektir diye…

    Sevgili Semazen, bizim yargılarımızı beğenmemeni saygı ile karşılıyorum. Ama, bak o elindeki bıçak bu sitede ve Hanif Dostlar sitesindeki “TÜM KONULARI” kesebilirken neden sadece bizim söylediğimize yöneliyorsun ?

    Yoksa sen de mi hoşuna gideni din edinenlerdensin ?

    Şu şu konuları tartışın ama şu konunun uzmanı sadece benim mi diyeceksin ?

    En son vediğin misali, “taşları” ben bilmiyorum. Bilememekten de hiç bir sıkıntı duymuyorum. Amma, muhataplarımız “biz bilmiyoruz” demiyor. “Biliyorum ve şudur” diyor. Biz de verdiği cevaplara bakıp, çelişkilerini yüzüne çarpıyoruz. Hem de Allah rızası için.

    Ve üstelik çok büyük bir zevkle…

    Çelişkilere vurmasını da vahiyden öğrendik. Demek, çelişkilere vurmak hususunda vahiy akla yön / fonk-si-yon vermiş…

    Yönünü apaçık belli et. Biliyorsun biz çifte standartlar hususunda ezilmiş bir milletiz.

    İnciniriz…

    Muhabbetlerimle…

  2. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sn. Aksoy,

    Söze selamınızı alarak başlıyorum. Ancak, sözün bitişi farklı olacak! :(

    Bu arada, aşağıdaki cevaplarımın yanlış değerlendirilmemesi için okurlara bir duyurum var. Kuran Müslümanı blogunda görüşlerimi sadece makaleler halinde paylaşmak niyetindeyim. İkili veya çoklu müzâkerelere veya münazaralara niyetli değilim. Makaleleri yazıp asmak benim için yeterli olacak..

    Ali Bey’in uzun uzadıya cevaplandırılmasına gelince… Bu bir “istisna olsun ve son olsun” düşüncesindeyim.

    Aşağıda, önünde A_A kısaltması bulunan satırlar Sn. Aksoy’a aittir. N_S kısaltmalı satırlar da bendenize…

    A_A_Verdiğin Bakara misali güncel tartışmamızda hiç bir yönü ile iddiana delil teşkil etmez. Çünkü oradakilerin durumu ciddi farklar arz etmektedir.

    N_S_“Vahiy Aklın Efendisidir-I” sizin “güncel tartışmanız” hedef alınarak kaleme alınmamıştır. Ekim-2007’de, HanifDostlar’da “Acı Kaybımız” başlığı altında, “Safbilgi” rumuzlu bir bedbahtın “ne ektiğine ve neyi nasıl biçtiğine” dair yazdıklarımızın toparlanması çalışmasıdır. Ziyâdesiyle faydalıdır. Güncelliğini kaybetmediği ve kaybetmeyeceği için size de hitap etmesi normaldir!

    A_A_Onlar, vahye doğrudan muhatap olmuş onu sorgulamışlardır. Kısaca vahyi garipsemiş, muhtemeldir ki beğenmemişlerdir.
    Bizim tartışmamız böyle mi ? Bizim karşımızda bir grup var. Bunlar, ekin sürmemiş, sarı bir sığır kesiyor. Biz diyoruz ki, bunu Allah mı emretti, yoksa siz veya atalarınız mı uydurdunuz ?

    N_S_ Sizin tartışmanızın “muzır” olabilmesi için illâ öyle olması gerekmiyor! Bunun yanında sizin tartışmanız çok daha “muzır”!! Çünkü, onlar hiç değilse sorularına vahiy yoluyla gelen cevaplara uygun olarak emredilen hayvanı boğazladılar.. “Az daha kesmeyeceklerdi”… Siz ise “salâtı ikâme”yi mezada çıkarıyorsunuz! Bir başka tâbirle, onlar (Resullullah ve Ashabı) soruları sormuşlar, cevapları almışlar ve salâtı ikâmenin omurgasını, kaburgasını yerli yerince ikâme etmişler.. Kurân bunun senedi olmuş… Dolayısıyla, sizin bilerek veya bilmeyerek uğraşı alanınız aslında namazdan ziyâde senedin sıhhati olmuş!! Sizler, farkındasınız veya değilsiniz; namazın sıhhatini değil Kurân’ın sıhhatini tartışıyorsunuz.. Eğer, “mümin” değilseniz bunu yapmaya devam edin!! Yok eğer “mümin” iseniz bundan vazgeçin.. Namazın, kıyamı, kıratı, rükûu, secdesi ve kaadesi için “var mıdır, yok mudur” tartışması açılamaz, yapılamaz!!! “Ben bilmiyorum; emin değilim; araştırmam lâzım; henüz iknâ edici bir açıklama bulamadım; bu konu da diğerleri gibi araştırılmalı, buna benim ihtiyacım var” diyenler aslında imanlarını mezada çıkarmışlardır…

    A_A_Bize karşı şunu söyleyebilirler:
    a) Evet Allah emretti. Bak işte ayetler…
    b) Esasen Allah bir sığır kesmemizi emretti. Biz de bunu bulduk kesiyoruz. Siz de bulduğunuz “herhangi bir sığırı” kesin…
    Halbu ki muhataplarımız bu iki şıkkın ikisini de söyleyemiyorlar.

    N_S_Bendeniz, muhataplarınızın avukatı değilim.. Onların ne söyleyip ne söylemediklerini detaylı biçmide bilmiyorum.. Ancak, okuduklarımdan anladığım şudur.. Muhataplarınız size A şıkkınızla cevap veriyorlar.. Fakat, siz –kerameti kendinizden menkul- bir keyfilik içinde başka başka âyetlerin de muhataplarınıza nâzil olması bekliyormuşçasına pervasız takılıyorsunuz! Eğer, muhataplarınız –konunun esasına sadık kalarak söylüyorum- size B şıkkıyla karşılık veriyor olsalardı –bu konu için- vahim bir hata işlemiş olurlardı.. Cenâbı Allah, onları B şıkkının şerrinden korusun!! Ayrıca, cevap bekleyip cevaplarını beğenmediklerinizin sizin şıklarınız dışında şıklarla ortaya koyduklarını da dikkatle değerlendirmek icap eder! Kurân’ı bilme, anlama ve kavrama ve de Kurân’a Kuranca yöneliş, A ve B şıkları arasına sıkışmış olmasa gerek!

    A_A_Söyle bakalım,

    N_S_ Söyliiim Efendim! Ne emir buyurursunuz???

    A_A_verdiğin misal / ayet bize mi yoksa muhataplarımıza mı yakışır ?

    N_S_ Tabii Efendim, söyliiiim! Verilen Kurân misâli “şekli unsurları olan bir salât ikamesi yoktur” diyenlere daha çok yakışır!!! Çünkü, böyle söyleyenler mevcut verilerin ötesinde veri arayışına girmişlerdir.. Sipariş ettikleri veriler kendilerine ulaştırılmayınca, verileri yeniden düzenlemenin (reform) tek çıkar yol olduğunu dillendirmişlerdir. “”“Namazın bildiğiniz FORMunu Kurân’da bulamadınız(?) ve bulamadık(?); size bir adet REFORM sunalım… Burada kalmayalım; bunu Ramazan’a, Oruca, Hacca, Zekâtâ ve diğerlerine de teşmil edelim..”””””

    A_A_Bu ayette sığırın vasıfları kimden soruluyor ? Atalardan mı ?

    N_S_ Aaaah, demagoji! Kaliteli olmayınca ne kadar soğuk bir şey!!! Sorunuzun, birebir matematik karşılığını siz biliyorsunuz!! Size bilmediğiniz bir karşılık vereyim.. Siz, “sığır”ın vasıflarını gerçekten Kurân’a arz ederek sorduğunuzu mu zannediyorsunuz!??? Yâni, gerçekten namazın şekli unsurları üzerine bir araştırma yaptığınızı mı zannediyorsunuz?? Siz, henüz bu konuda Kurân’ın yanından bile geçmiş değilsiniz!! Sâdece, “-mış” gibi yapıyorsunuz ve bu sizin başınızı döndürmeye yetiyor!!

    A_A_İnsanların yaratılış özelliği “tüme varım” yoluyla algılama üzerine kurulu ise, Rabb onlardan onlarda olmayan bir anlama biçimi ister mi ? Sen nasıl hüküm veriyorsun ?

    N_S_ Ben, “o biçim hüküm” veriyorum!! Cenâbı Allah, bizde olmayanı bizden istemez!! Yazımda da böyle bir şey söylemedim!! Söylediğim şudur!! Cenâbı Allah, varlığını, birliğini, bilinmesini ve her şeyin bilgisini insan aklının keyfine bırakmamıştır.. İnsanın tabiatında bulunan iman kuvvesinin açığa çıkması, beslenmesi ve tekemmülü için vahyi (tümden gelen bilgi) ve elçilerini yönlendirici kılmıştır. Tüme varmaya çalışan akıl yaya kaldığında, tümden gelen vahyin boyutlar aştıran konforuna teslim olarak cinnetten korunmuş ve cennetin kokusunu duymuştur… Tümden gelenin tüme varmaya çalışana katkısı olmasaydı; dünya bir cehennem olurdu ve insanlık 2008 yılını göremezdi!!

    A_A_Bir taraftan akletmenin bir fonksiyon olduğunu vurguluyorsun ki gerçekten de öyledir ve öyle olması gerekir, diğer taraftan bunun çalışma sisteminin insanda olmayan bir şey olduğunu yine teville ikrar ediyorsun.

    N_S_ Burada ne söylediğinizi anlayabilseydim; cevap yazabilirdim!! Anlayamadım! Belki de, önceki paragrafta söylediklerim bu cümlenizin de karşılığıdır???

    A_A_Bizim muhataplarımızın tamamı, “biz vahyi anlayabiliriz, bu Kitap bize akledelim diye geldi” diyen ve yapıp ettiklerini de vahye dayandırma iddiasında olanlardır. Şimdi onlar cevap veremiyorlar diye, suçlu bizler mi olduk ?

    N_S_ Devamlı, “Biz ve Muhataplarımız” diyorsunuz!! Pardon, “Siz” kimsiniz??? Oysa, en başından beri, ben sizi Gerçekbilgi’den, HaktanSapmaz’dan, TekKuran’dan, PutDüşmanı’ndan ve bin bir rumuzlu safsatacılardan ayrı görmeye çalışıyorum.. Sizi, en fazla bir “safsatasever” olarak değerlendirebilirdim.. Israrla “Biz” diyorsunuz!! Yâni, bundan sonra sizi de SAFSATACI olarak değerlendirebilir miyim?? Sorunuza gelince… EVET, “suçlu” sizsiniz!!!

    A_A_Sorun; bize karşı “akıl yürütün ama şu şu konularda ve bizim gibi yürütün” denilmiş olmasıdır. Afedersiniz, siz kimsiniz ? Sahi bizim Rabbimiz sizler misiniz ki, bizim nerede akıl yürütüp nerede sükut edeceğimizi öğretiyor kendinizi de bize misal gösteriyorsunuz…

    N_S_Hııı, anlaşıldı efendim! Siz de zıvanadan çıkanlar kervanına katılmışsınız!! Başkaları adına cevap verecek değilim! “Siz kimsiniz”e cevaben kendime adıma şunu söyleyebilirim.. Kurân mevzû olduğunda, hastalıklı düşüncelerle sağlıklı olanları birbirinden ayırt edebilen, teşhis koyabilen ve bu konuda hiç “mütevazı” olamayan, neyi ne kadar bildiğini veya bilmediğini lâyıkıyla bilecek kadar ayakları yere basan biriyim!! Bu benim kendi hakkımdaki iddialı ve benim dışımdaki herkes için tartışılabilir ındî ve izâfî düşüncelerim!!! Dolayısıyla, siz “bildiğinizi” okuyun; biz de bildiğimizi!!! Herkes, ektiğini biçer!! Biz, safsata ekenlerin Kurân’dan ilim, iman, ihlas tahsil ettiğine hiç tanık olmadık!!!

    A_A_Sevgili Semazen lütfen açık konuş ! Eğer vahyi biz anlayamayız, bunun için atalarımızdan görüp bildiklerimize muhakkak ihtiyacımız vardır diyorsan bunu açıklıkla dillendir. Süslü ve uzun cümleler arasına belli belirsiz sıkıştırma. Yoksa sen, şu şu konularda akıl yürütün, şu şu konular da yürütmeyin mi diyorsun ? Yoksa, bu tartışılan huhuslar henüz bilgice yetkinliğe erişememiş kimseleri kuşkuya düşürür, bunları gizli tartışalım yahut erteleyelim mi diyorsun ? Şu soruların cevaplarının gerek Hanif Dostlar forumunu gerekse şu yazıştığımız sitenin gereksiz ve mahzurlu olduğunu ifade edeceğini göre göre…Sizler salatın vaktini tartışırken “akıl” kuzu kuzu işliyordu da şimdi fonksiyon kaybına mı uğradı ? Sen eğer “ben zaten bu işlere en başından beri karşıyım” diyenlerdensen, bu sitelerin diğer müdavimlerinin sessizliğini bir geri dönüş, bir pişmanlık habercisi sayarım.

    N_S_Konuşma, yazma konusunda sipariş almıyorum!! “Süslü ve uzun cümleler arasında belli belirsiz sıkıştırma” yaparak meramımı anlatmak, yazım üslûbum için kabul edeceğim bir tanımlama olamaz!! Olsa olsa, bu değerlendirmeyi (?) dinleyenin de söyleyen kadar ârif olamadığına delil kabul edebilirim… Biz ne söylersek söyleyelim; söylediklerimiz ancak muhataplarımızın anladığı kadardır!! Dolayısıyla, muhatabın da ârif olup anlaması gereken durumlar çoktur.. Bizim ne söylediğimize gelince… 1400 yıllık İslam tarihinin Hadis-Tefsir- Fıkıh-Kelam-Siyer-Arap Dili ve Edebiyatı- Tasavvuf alanlarında kodifikasyonla bize ulaşan verilerine hâlen (HÂLEN; muhakkak veya mutlak değil) ihtiyacımız var diyorum!! “Hâlen muhtaç olduğumuz” MUHAKKAK diyorum!! Ne zaman ki insanlık, Kurân’ın mucizevi mertebelerdeki okuyuşunu gerçekleştirecek bir performansa ulaşır; işte o zaman Kurân’dan başkasına ihtiyaç kalmaz diyorum!! O vakte kadar, Kurân’a Dönüş ve Yöneliş süreçlerinde yeni denklemler kurarken dengede kalmaya dikkat etmek gerekir diyorum!! Okuma süreçlerinde “canına okumak” tehlikesine karşı AMAN DİKKAT diyorum!! Zıvanadan çıkmayın ve meseleleri çığrından çıkartmayın diyorum!!! Bu yolculuk, Kurân’ın teorik yapısını incelemeye indirgenecek bir yolculuk değildir! Yolculuk, ilmi boyutlarıyla eşdeğer öneme sahip bir iman ve ihlas yolculuğudur diyorum!! Kurân peşinde koşarken imanınızı kapkaça kurban vermeyin diyorum!! Kurân ile imanınız arasındaki rabıta pamuk ipliği kadar hassastır; onu çelik halatlar kadar kuvvetlendirinceye kadar aklınıza mukayyet olun diyorum!! Mukayyet olamadığınız aklınız, imanınızı boğup öldürmesin; siz kamikaze değilsiniz diyorum!!! 1400 sene sonra bugün ve bugünden 1400 sene sonra da bizler için Resullullah’ın statüsü çok özeldir diyorum.. Onun için “1400 yıl geride kaldı ve vazifesini başarıyla tamamladı ve göçtü” diyemezsiniz; O bizim “üsve-i hasene”mizdir diyorum… Kurân’a Dönüş ve Yönelişte her şeyi bir gün de bitirecekmiş gibi sürat rekorları kırmaya çalışmayın; uhrevi konularda trafik cezası almak dünyevi cezalara benzemez diyorum… Hadis, Fıkıh, Tefsir Usulleri üzerine okuyup kendinizi geliştirin ve o adreslerdeki zaafiyetleri bizzat yerinden görün; hadise, sünnete, fıkıha hışımla değil Kurânca bakın diyorum.. Kuranca bakacak ve tahliller yapabilecek bir seviyenin sahibi olursanız, yerine göre hışım gösterme hakkını da elde edersiniz diyorum.. Ucuz kahramanlıktan ve kendi kalenize gol atmak sakarlığından sakının diyorum!! Resullullah adına uydurulmuş iftira sözlerin Kurân mihengi ile ayırdına varmak mümkün olur da, Kurân üzerine uydurulmuş safsataların 140 veya 1400 sene sonra ayırdına varmak nice ve nasıl olur diyorum!!! Bütün bu sözlerin kendilerine kâr etmeyeceği safsatacılara “Hadi İşinize!” diyorum!!

    A_A_Siz eğer sorularımıza karşı, “önceki akıl yürütmeleriniz gibi (!)” cevaplar verse idiniz, iş başka olurdu. Fakat siz böyle yapmadınız. Siz, bu konu tartışıldığı zaman önceki usullerinizin / yöntemlerinizin tümünü terkettiniz. Peki, önceki yargılarınızı niye terketmiyorsunuz ? Bize karşı verilen mevcut cevapların hepsi, bu sitelerde tartışılan konuların TAMAMINI geçersiz kılacak durumdadır. Bunu görmüyor musunuz ?

    N_S_ Aaah Efendim, siz gerçekten bizim yazdıklarımızdan hiç feyiz alamamışsınız.. Önceki usullerimi terk etmişmişim; yargılarımı neden terk etmiyor muşum??? Siz, herhalde şunu bekliyordunuz.. Bu konu (Kuran’da Namazın Şekli Unsurları) açıldığında, ben hemen meydana çıkayım; Kâbe’ye put diyene lafını yedirdiğim gibi bu yeni ve müflis safsatanın da ipliğini pazara çıkarayım… Bağışlayın; ama ben Semazen olarak 24 Saat Safsatayla Mücadele Servisi miyim??? Diyelim ki, sizlere “Salâtı İkâme Etmeyi” artık aksini iddia edemeyeceğiniz kadar ve yeryüzünde hiçbir uzmanın yapamayacağı kadar –sadece Kuran’dan delillerle- izâh etsem; bu iş bitecek mi???? Gelsin ORUÇ; gelsin ZEKÂT; gelsin RAMAZAN ve diğerleri…

    Kısacası, şu sıralarda bendeniz detayları değil; işin ruhunu ortaya koyan yazılar kaleme alıyorum… Çünkü şunu biliyorum;“Onun arabası var ama –maalesef- ruhu yok!”

    A_A_Fakat, önceki tespitlerimiz baki fakat bu konuda yöntem başka demek ne kadar AKILLICA dır ? Bu nasıl bir fonk-si-yon böyle ? İşinize geldiğinde tüme varımla iş kotaracaksınız, işinize gelmedi mi vahiy TÜMDEN GELECEK !!!

    N_S_ Bu “o biçim” fonk-si-yon böyle!! İŞverenim emir buyurmuş; İKRA’ BİSMİ RABBİKE… İşime “TÜMEVARMAK” gelmiş-getirilmiş; böyle okumuşum!! İŞverenim lutuf buyurmuş; İKRA’ VE RABBUKE’L-EKRAM!… İşime “TÜMDENGELMEK” gelmiş-getirilmiş böyle okumuşum!!! İşimi veren O! Aklımı veren O! Kurân’ı veren O!

    A_A_Diğer bir cevap şu olabilir: Efendim, bu işler ince / hassas işlerdir. Bu işi ehli / ruhban kesimi halletsin. Buna da eyvallah… Peki, siz bundan önceki konularda tartışırken de böyle ehil olduğunuzu ne ile ortaya koydunuz ? Mesela ben, senin “vakıfım” demene ne kadar güveneceğim ? Çünkü bu ülkede öyle “vakıf” (!) insanlar var ki, sizlerin bu güne değin söylediklerinizin tam tersini söylüyor. Şimdi cevap verin, hangi kesim daha vakıf ?

    N_S_ Benim “vukufiyet” iddiama güvenmeyeceksiniz!! Kurân’a yönelişinizi ileri mertebelere taşımak istiyorsanız; kendiniz ehli vukuf olmak için çalışacaksınız. Benim vukufiyetimi benim iddiamdan bağımsız olarak siz kendiniz tartacaksınız.. İşte o gün, safsatacıların yüzüne tüküreceksiniz ve maalesef onların “YâRabbi Şükür” dediklerine tanık olacaksınız!!

    Ancak, aklınıza çok takıldıysa ve Semazen konusunda çok geçmeden bir kanaat edinmek istiyorsanız; size iki yol kalıyor… 1) Meselâ, “Hârun’un Kızkardeşi” çalışmamı alıp 3 tane Tefsir profesörüne inceleteceksiniz ve çalışmadan hareketle yazarın ehliyetini sorgulatacaksınız… 2) Hz. Yûsuf’dan (A.S.) ilham alarak, aradığınız bilginin size rüyalarınız vasıtasıyla ulaştırılmasını Cenabı Allah’dan dileyeceksiniz… Ya tüme varacaksınız ya da tümden geleceksiniz veya her ikisini de yapacaksınız!!!

    A_A_Ortalıkta dönen komediyi görmüyor musunuz ? Namazların vakit sayısında, rekatlarda ve daha nice nice konularda vahyi “fonk-si-yon” ehli akılları ile yorumlayıp, tarihin / tevatürün bağıra çağıra söylediği vaziyetten yüz çevirenler, iş namazın şekline gelince tarih sevdalısı oldular !!!

    N_S_ Ortada “komedi” yok!! Safsata olanla olmayanı ayırt etme var!!! Ya hep ya hiç yok!!! Orta yol var; denge var!! İfrat yok; tefrit yok!!!

    A_A_Sevgili Semazen, bizim yargılarımızı beğenmemeni saygı ile karşılıyorum. Ama, bak o elindeki bıçak bu sitede ve Hanif Dostlar sitesindeki “TÜM KONULARI” kesebilirken neden sadece bizim söylediğimize yöneliyorsun ?Yoksa sen de mi hoşuna gideni din edinenlerdensin ? Şu şu konuları tartışın En son vediğin misali, “taşları” ben bilmiyorum. Bilememekten de hiç bir sıkıntı duymuyorum. Amma, muhataplarımız “biz bilmiyoruz” demiyor. “Biliyorum ve şudur” diyor. Biz de verdiği cevaplara bakıp, çelişkilerini yüzüne çarpıyoruz. Hem de Allah rızası için. Çelişkilere vurmasını da vahiyden öğrendik. Demek, çelişkilere vurmak hususunda vahiy akla yön / fonk-si-yon vermiş…Yönünü apaçık belli et. Biliyorsun biz çifte standartlar hususunda ezilmiş bir milletiz.

    N_S_ Yönüm apaçık belli!! “Çifte Standartlı” olamayacak kadar yüksek, çok boyutlu ve hatta lüdünni standartların peşindeyim!! Cenabı Allah’a, Kurân’a, Kuran’daki Resullullah’a, Resulullah’daki Kurân’a doğru yönlendirilmişim!!!

    A_A_Muhabbetlerimle…

    N_S_Muhabbetlerinizi ileri bir tarihe kadar kabul edemeyeceğim!

    Neyzen SEMAZEN

  3. saim diyor ki:

    Neyzen Semazen kardeş eline KALBİNE sağlık…
    Yazılarını beğeniyle takip ediyoruz…
    Allah yardımcınız olsun…

  4. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Saim,

    İlginize, nezâketinize gönülden teşekkürler.. Dinimizden, Kurân’ımızdan feyzimiz ziyâde olsun.. İslâmın dolayısıyla insanlığımızın kemâl mertebelerine yolculuğumuz kolay ve güzel olsun..

    Sevgilerle,

    N_S

  5. efrad diyor ki:

    Bakara 67-74 ayetler, eminim birçok insan açısından ilgi çekicidir. Elinize sağlık.

  6. asım diyor ki:

    değerli neyzen semazen …
    akıl ve vahiy konusunda başka bir yaklaşımda şöyle…
    akıl gözdür vahiyse ışık…
    göz ile ışık görme olayını sağlar…
    birbirinin destekçisi hatta görme için olmazsa olmazlarıdır…
    akıl ile olanları görebilmek için vahiy ışığına ihtiyaç vardır …
    çalışmalarınızda başarılar…

  7. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Merhaba, Sn. Asım!

    Güzel bir benzetme olmuş.. Paylaştığınız için teşekkür ederim.

    Saygılarımla,

    N_S

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: