ECEL

Ecel kelimesi Arapça olup genelde “bir sürenin sonu” anlamında kullanılmaktadır. Kuranda yaklaşık 45 yerde geçmekte olup bunların 18 tanesinde “ecelün müsemmen” yani “adı konmuş olan ecel” anlamında kullanılmaktadır. Ecel, bir noktadır. Herhangi bir sürenin bitiş noktası… Belirli bir süreyi değil sürenin son noktasını ifade etmektedir. Bu bağlamda geleneksel anlamda kullanılan “eceliyle” ifadesi değil “ecelinde” ifadesinin kullanılması doğru olacaktır.

Bakara suresi 231, 232, 235, 282. ayetlerde; talak suresi 2. ile 4. ayetlerde; kasas suresi 28. ile 29. ayetlerde ve yine hac suresi 33. ayette bir sürenin veya belirli bir sürenin sonu anlamlarında kullanılmıştır.

“ecelün müsemmen” ifadesi adı konmuş olan eceldir. Yani ayıyla, günüyle, saatiyle belirli olan eceldir. Kuranda genel olarak kıyamet gününü belirtmek için kullanılmıştır:

Kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden fırkalara bölündüler. Eğer belli bir süreye kadar erteleme sözü Rabbinden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onların ardından Kitap’a mirasçı olanlar da onun hakkında, işkillendiren bir kuşku içindedirler. ŞURA 14.

ALLAH’A kavuşmayı umanlara gelince, şu bir gerçek ki, ALLAH’ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. O, Semi’dir, Âlim’dir. ANKEBUT 5.

Gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri hak olarak ve belirlenmiş bir süre için yarattık biz. Küfre batanlarsa uyarılmış oldukları şeyden yüz çevirmektedirler. AHKAF 3.

Eğer ALLAH, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen bir şey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler. NAHL 61.

Kendi benliklerinin içinde olup bitenleri de mi düşünmediler! ALLAH gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri ancak hak üzere ve belirlenmiş bir süreye bağlı olarak yaratmıştır. Şu da bir gerçek ki, insanlardan çokları Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr ediyorlar. RUM 8.

Gökleri ve yeri hak olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üstüne çekip örtüyor; gündüzü de gecenin üstüne sarıp dürüyor. Güneş’i ve Ay’ı bir buyruğa boyun eğdirmiştir. Hepsi, belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. Gözünüzü açın; Aziz’dir O, Gaffar’dır. ZÜMER 5.

Her toplumun, insanların, güneşin, ayın, dünyanın eceli vardır. Ve bunu en iyi bilen kuşkusuz rabbimizdir: “…Her süre için bir yazı vardır.” RAD 38.

Yüce ALLAH insanları yarattıktan sonra insanların eceli için geri sayımı başlatmıştır. Yaşam-ölüm arasındaki döngü adı konmuş olan bir ecele, yani kıyamete kadar devam edecektir: Sizi bir balçıktan yaratmış olan o’dur. Sonra hüküm verip bir süre gerçekleştirmiştir. Belirlenmiş başka bir süre de onun katındadır. Bütün bunlardan sonra siz hâlâ kuşkulanıp duruyorsunuz. ENAM 2.

Hepimiz bir dönüşüm içerisindeyiz. Doğuyor, büyüyor, uyuyoruz. Kimimiz yaşlanıyor kimimiz ise erken hayata veda ediyor. Bizi yoktan var eden rabbimiz elbet yaşayışımızda ömürden eksileni de (uyku) yaşanılanı da bilmektedir: Ve ALLAH sizi bir topraktan, sonra nutfeden yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. Dişi ancak O’nun bilgisi ile hamile olur ve bırakır. Kendisine ömür verilenin de ömründen yaşadığı ve ömründen eksileni de mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, ALLAH’a çok kolaydır. FATIR 11. Tüm insanlık için geçerli olan bu değerler rabbimizin belirleyeceği bir güne kadar yani kıyamete kadar devam edecektir. Aşağıdaki ayetler var olan ve kıyamete kadar devam edecek olan bu döngüyü çok iyi anlatmaktadır:

Ey insanlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içinde olabilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan, sonra ne olduğu kısmen belirli, kısmen belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık-seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde, belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra da tam kuvvetinize ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı ilimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine suyu indirdiğimizde titrer, kabarır ve her güzel/bereketli çiftten bir şeyler bitirir. HACC 5.

O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O’nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir. ENAM 60.

ALLAH, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. ZÜMER 42.

O O’dur ki; sizi önce topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan yarattı. Sonra sizi bebek olarak annelerinizin karnından çıkarıyor, sonra güçlü çağınıza ulaşasınız ve nihayet ihtiyarlar olasınız diye sizi yaşatıyor. İçinizden bir kısmı daha önce vefat ettiriliyor. Tüm bunlar, belirlenen bir süreye ulaşasınız ve aklınızı işletesiniz diyedir. MÜMİN 67.

Görmedin mi, ALLAH geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneş’i ve Ay’ı bir emre boyun eğdirmiş. Hepsi belirlenmiş bir süreye doğru akıp gidiyor. Kuşkusuz, ALLAH, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. LOKMAN 29.

ALLAH, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneş’i ve Ay’ı buyruk altına almıştır. Her biri belirlenen bir süreye kadar akıp gidiyor. İşte Rabbiniz ALLAH bu; mülk ve yönetim O’nundur. Onun berisinden yakardıklarınız ise bir çekirdek zarına bile hükmedemezler. FATIR 13.

Görmediler mi ki, o, gökleri ve yeri yaratan ALLAH, kendilerinin benzerlerini yaratmaya da Kadir’dir. Onlar için bir süre belirlemiştir, bunda kuşku yok. Ama zalimler, inkârdan başka bir şeyde direnmiyorlar. İSRA 99.

Her toplumun bir eceli vardır ve hiçbir toplum ecelinden ne biran geri kalabilir nede ileriye alabilir:

Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler. ARAF 34.

De ki: “Ben kendime bile ALLAH’ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar sağlama gücünde değilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiğinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler.” YUNUS 49.

Hiçbir ümmet kendisi için belirlenen sürenin ne önüne geçebilir ne de o süreyi geriletebilir. HİCR 5.

Hiçbir ümmet ne süresinden ileri geçebilir ne de geri kalır. MÜMİNUN 43.

DİKKAT edelim. Hiçbir toplum kendi için belirlenen bir eceli biran geriye veya ileriye alamaz, buna gücü yetmez ama şüphesiz yüce ALLAH her şeye kadirdir ve toplumların yapamayacağını yapabilecek güçtedir.

Belirlenmiş olan bir süreye yani kıyamete kadar insanların iyi ya da kötü nimetlenmesi kendilerinin yaşamlarından kaynaklanmaktadır. Zira hak yolundan giden, ALLAH’a yönelmeyi amaç edinmiş, sabreden kişiler için korku yoktur:

Af dileyin Rabbinizden; sonra da tövbe ile O’na yönelin ki, belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir nimetle nimetlendirsin ve her farklı derece sahibine hak ettiği ödülü versin. Eğer yüz çevirirseniz, o takdirde sizi büyük bir günün azabıyla korkuturum. HUD 3.

Aksine yüzünü haktan dönen, inkâr eden, nefsini boş hevesine köle eden içinde zıttı durum söz konusudur. Dünyada ve ahirette rezillik onları kuşatmıştır:

Şunu da söylediler: “Bizi büyülemek için, bize istediğin kadar ayet getir. Sana inanmayacağız.” Biz de onlar üzerine, açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkâr bir topluluk oluverdiler. Pislik üzerlerine çökünce şöyle dediler: “Ey Musa! Sana verdiği söze dayanarak Rabbine dua et. Şu pisliği üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrail oğullarını seninle birlikte mutlaka göndereceğiz.” Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımızda, hemen yeminlerini bozdular. Bunun üzerine biz de onlardan öç aldık: Ayetlerimizi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda bozduk. ARAF 132…136

Her toplumun süresi bellidir. Toplumlar bunu ileri ya da geri alamaz ve bu yukarıda belirttiğimiz ayetlerle sabittir. Fakat yüce ALLAH toplumları yaşayışına göre helak edebilir. Örneğin günümüzde toplumumuzun ortalama yaşam süresi bellidir. Kurallara uyan, ideal bir yaşam süren için bu yaş bizim toplumumuzda 65 civarı olabilir veya diğer bir toplumda ise yaşayış şekillerine, teknoloji ve getirilerine, hayat şartlarına göre daha az ya da fazla olabilir. Bu durum her toplumun hayat şartlarına, yaşayış şekline v.b durumlara göre değişiklik arz eder. Neticede her toplumun kendine özgü bir ömrü olduğu gerçektir. Kuranda bahsedilen peygamberlere ve kavimlerine baktığımızda birçok kavimin azgınlığından dolayı helak olduğunu görürüz. Bu durumu geniş olarak görebilmek için Hud suresi 25 ila 105. ayetler arasına ve Nuh suresine bakılabileceği gibi Enam suresinden aşağıda verdiğimiz ayetler bahsi geçen konuyu net olarak özetlemektedir:

Andolsun ki, senden önce de ümmetlere elçiler göndermiştik. O ümmetleri, bize yaklaşıp sığınsınlar diye zorluklar ve darlıklarla yakalamıştık. Zorluğumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi! Ne yazık ki kalpleri katılaştı; şeytan, yapmakta olduklarını onlara süslü-püslü gösterdi. Öğütlenmeye çağırıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler. Böylece, zulme saplanan topluluğun kökü kesilmişti; hamt olsun âlemlerin Rabbi’ne! ENAM 42…45

Ayetler görüldüğü üzere sapmış ve şımarmış bir toplumun uyarılara uymaması, zorluklarla denenmelerine karşın yola gelmemeleri sebebiyle köklerinin kesilmesini anlatmaktadır. Eğer ki “…Zorluğumuz kendilerine gelip çattığında bir sığınabilselerdi!” ifadesinde belirtilmek istendiği gibi uyarılara uyup yaratılışlarına uygun bir yaşam içerisine girselerdi helak edilmeyecek ve daha uzun süre yaşamaları mümkün olabilecekti. Rabbimiz bu gerçeği şu ayet ile tasdik etmektedir: Halkı iyilik ve barış sevenler olsaydı, Rabbin o kentleri/medeniyetleri zulümle helâk edecek değildi ya! HUD 117.

Nitekim burada yunus peygamberin kavmine bakarsak:

Bir kent inansa da imanı kendisine yarar sağlasa ya! Yunus’un kavmi müstesna… Onlar inanınca, dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştik. YUNUS 98

Bu ayette yunus peygamberin kavmi inandığında üzerlerinde var olan rezillik azabının kaldırıldığı ve belli bir süre kadar nimetlendirildikleri belirtiliyor. Dikkat çekici nokta ise, inanmalarından sonra azabın giderilmesi ve belirli bir süreye kadar nimetlendirilmeleridir. İnanmayıp var oldukları yolda devam etselerdi tam zıttı bir durum söz konusu olabilirdi.

Musa peygamber ile kuranda ismi belirtilmeyen fakat Hızır diye bilinen ilim sahibi bir kul arasındaki kıssada geçenlere bakarsak: Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir oğlana rast geldiler; tuttu onu öldürdü. Musa dedi: “Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha! Vallahi çok kötü bir is yaptın!” KEHF 74. “Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk. Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin.” KEHF 80-81. Burada çocuğun öldürülme sebebi ve niteliği yine bu duruma işaret ediyor gibi…

Yine; Resulleri dediler ki: “Gökleri ve yeri yaratan ALLAH hakkında mı kuşku? O sizi, günahlarınızı affetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor.” Şöyle cevap verdiler: “Siz de bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi açık bir kanıt getirin bize!” İBRAHİM 10 ayetinde de bir uyarılan kavmin inanması halinde zaman verme söz konusu olduğu gayet açık…

Kimi helak edeceğini kime zaman vereceğini rabbimiz daha iyi bilir. Elbet O her şeye kadirdir. Yaşarken yaşatanlar, yaratılışına uyanlar elbet rabbimizden refaha erenler olacaktır. Zalimleri, inkâr edenleri ise görüldüğü üzere dünya ve ahirette zor bir yaşam beklemektedir. Ki uyarılara uyup, zalimlikten inkârdan dönenler ve ALLAH’a sığınanlar hariç.

Ne gariptir ki dünyada azabın çabuk gelmesini isteyenlerde, yine ahirette dünyaya dönüp kendilerine zaman verilmesini isteyenlerde aynı tip insanlardır. İnkâr edenlerdir:

Azabı senden çarçabuk istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara elbette gelmiş olacaktı. Fakat o, hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine ansızın geliverecektir. Bunda kuşku yok. ANKEBUT 53.

Sizden birine ölüm gelip de, “Ey Rabbim, yakın bir süreye kadar beni geciktirseydin de içtenliğimi belgelemek için bir şeyler vererek iyilik ve barış sevenler olsaydım!” demesinden önce, size rızk olarak verdiklerimizden dağıtın. ALLAH, süresi gelmiş olan bir canı geriye asla bırakmaz! Ve ALLAH, yapıp etmekte olduklarınızı çok iyi haber almaktadır. MÜNAFİKUN 10-11.

İnsanları, azabın kendilerine ulaşacağı gün konusunda uyar. O gün, zalimler şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar geri bırak da çağrına cevap verip resullere uyalım.” Daha önce siz, kendiniz için çöküş ve bitiş yoktur diye yemin etmediniz mi? İBRAHİM 44.

Ayetler her şeyi apaçık ortaya koyuyor:

Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım.” Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık. FATIR 37.

Rabbimiz sonsuz rahmet sahibidir. Elbet bizi bizden ve toplumların hallerini çok iyi bilendir. Sonsuz ilim sahibidir. Kimin hayra yönelik iş yaptığını, kimlerin zalimler olduğunu en iyi bilen ve dilediğine dilediği ömrü verendir. Fatır 45 ile bitirelim:

Muhakkak rabbim bizi bizden daha iyi bilendir. Hayra iş yapanlar veya zulme sapanlar hakkındaki hüküm onun katındadır. Dilediğinin ecelini önce alır dilediğini sonraya bırakır. O sonsuz rahmetin sahibidir: Eğer ALLAH, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar, ecelleri gelinceye kadar erteliyor. ALLAH, kullarını iyice görmektedir. FATIR 45.

En doğrusunu Allah bilir…

Ömer UYSAL


Toplam Okunma: 576 | Bugunku Okunma: 3 | En Son Okunma: 08.01.2009 - 10:53
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: