Yaratılıştan Kıyamete BÖLÜM 3-4
ADEM FİKRİ ve YARATILIŞIN DÜŞÜNÜLMESİ
İnsanoğlunun süregelen yaşantısında kendisine ilk sorduğu soruların başında gelen bu konu dahilinde ortaya atılmış düşüncelerin açılımlarını ve tespitlerimizce doğru olanını irdelemeye çalışalım.
Bildiklerimiz dahilinde, geçmişten günümüze kadar Adem ve Yaratılış hakkında çok sayıda rivayet, fikir, Teori ve efsane aktarılmış, her topluluk kendi sosyolojik dengelerine uygun fikirleri baz alarak bir Ata’ya işin ucunu farklı yollardan dayandırmıştır. Kimi buna Adem demiştir, kimi ise tek hücreli bir canlı demiştir. Ancak bir gerçek var ki, Son Mushaf Kuran(OKUNAN) bu konuda idrak sınırlarını zorlayıcı ifadeler ile açılımlar getirmiş, çoğu kez bu ifadeler ciddi çarpıtmalar ile kısırlaştırılarak toplumsal bir egemenliğe dönüştürülen, saçma fikirlerin atası olarak kullanılmıştır..
Oysa ki Kuran, kesinlikle ilk görüldüğü gibi basit bir anlam ile biçimlendirmediği Adem konusunu çok ciddi bir derinliğe bürüyerek gerçek bir İlim ve Kelam mucizesi ortaya koymuştur.
Rabbimiz olan Allah, şüphe götürmez ki, ciddi anlamda bir düşünsel döngünün oturmadığı kimselerin, bu idrak sınırına gelemeyeceğini ortaya koyarak ayetinde kitaba arınmışlardan başkası dokunamaz demiştir. Lakin bu arınış bir tekamül sürecinin doğurduğu mutasyon ve algısal anlamda ki Rahmana yönelmişliğin tezahürüdür. İşte Algıları daha öncede belirttiğim gibi Rahman frekansına yönlendirdiğimizde, üzerimizde oluşacak biyolojik ve düşünsel değişim, bizlerdeki Kuran gerçeğini bizlere hatırlatıcı olan Kuran-ı Kerim ile bütünleşerek Adem gerçeğine yol almamızı sağlayacak bir mutasyonun adımı olacaktır.
Öncelikle Yaratılış konusuna binaen geliştirilmiş fikirleri ve teorileri bir bütün olarak ele alarak konuyu daha derinlemesine inceleyip, Kuran mesajında esas verilmek istenen hususlar dahilinde düşünmeye çalışalım ;
EVRİM TEORİSİ, DARWİN DÜŞÜNCESİ VE METERYALİZM
Evrim teorisi genel olarak basit varlıktan daha komplex bir varlığın var olmasına dayalı, önemli aşamalar ve basamaklar ile oluşmuş bir gelişim sürecinin genel adıdır. Evrim kuramı bir düşünüş olamasa bile bilimsel çevrelerce kabul gören anti-tez üretilememiş bir kuramdır. Charles Darwin(1809-1882); Dünyadaki tüm canlıların ortak bir kökenden var olduğunu ortaya koyduğu kuramında, yaşam savaşımı dahilinde, doğaya adapte olmuş canlıların oluşturduğu denge ile gelişmiş, uzun bir sürece yayılan gelişim basamaklarının üzerine giderek geliştirtirdiği kuramında birçok önemli açılımda bulunmuş ve evrimin düşünüşüne yönelik yunan filozoflarından günümüze gelen birçok fikride doğrulamıştır. Nitekim Antik Yunan’da Thales biyoloji ile pek ilgilenmezken onun öğrencilerinden olan Anaximander hocasına muhalif olan apeiron fikri ile evrenin ilk temel maddesi fikri açılımına giderek, tüm canlıların suda olduğunu ve büyüdüklerinde karaya giderek yaşamın adımını attıklarını ileri sürmüştür. M.Ö 607-549 Yılları arasında yaşamış olan Anaximander bugün modern bilimin kabul ettiği evrim teorisinin ilk adımını atmış kişi olarak öne çıkmıştır. Dolayısı ile Darwin’in yaptığı şey var olan bir kuramı geliştirmekten öte değildir. Öte taraftan Diogenes’in anatomi çalışmalarının da evrim fikrinin temelini attığı ve Anaximander’den aldığı ilham neticesinde bu yönde çalışmalar yaptığı da bilinmektedir.
Ancak modern evrim kuramının adımlarını ve son temel kurgusunu Charles Darwin atmış, çalışmalarını çeşitli önermeler, deneyler ve gözlemler ile zenginleştirmiştir. Darwin’den önce evrim sürecine yönelik ilk gerçek biyolojik araştırmaları Lamarck(1744-1829) yapmıştır. Lamarck ; evrimin çok ağır geliştiğini belirterek,yeni bir neslin oluşması için çok uzun bir ara geçiş dönemini öngörerek, canlılar arası dönüşümün uzun bir mutasyon evresi ile gerçekleştiği fikri ile konuya bir açılım katmıştır. Bunun ardından Darwin kendisi gibi bu konuda düşünmüş ve çalışmalar yapmış olan dedesi Erasmus Darwin’in Zoonomia adlı çalışmasında belirttiği, sonradan kazanılan bilgi ve özelliklerinde genetik bir aktarım ile aktarıldığı düşüncesini de alarak Lamarck ın teorisinin üzerinden gelişmiş bir açılım ile kuramı tamamlamaya çalışmıştır.
Bilimsel saptamalar dahilinde Dünyanın oluşum süreci yaklaşık olarak 4.5 milyar yıl olarak öngörülmektedir, yaşamsal polimerlerin oluşma süreci ise 3.8 milyar yıl öncesine dayanmaktadır. Burada devreye giren adaptasyon fikrine binaen düşünüldüğünde ortaya çıkan fikir, yaşamsal polimerlerin dünya adaptasyonu ile şekillenmesi fikridir. Nitekim Antik Yunan Filozofları birçok dönem yaşamsal polimerlerin farklı gezegenlerden ve farklı galaksilerden Dünya’ya geldiği düşüncesiyle çok daha farklı bir açılıma giderek konuyu daha bilinmez noktalara taşımış ve bir anlamda idrak edemediği noktalarda fikri biryerlere havale etmiştir.
Erasmus Darwin, Evrim sürecini Tanrısal bir gücün yönetimine dayalı bir gelişim olarak düşünüyordu, nitekim çalışmalarında Kitabı Mukaddes içerisinden aldığı alıntılar ve yaklaşımlar ile sürecin İlahi bir kontrol mekanizmasının kontrolü dahilinde oluşmuş bir süreç olduğu fikrine yönelik düşünen Erasmun’un kendisinden sonra, kendi çalışmalarını devam ettirecek ve Lamarc paralelinde düşünen dedesinin kuramından uzak bir kuram geliştirecek Charles Darwin’e ciddi bir zemin oluşturmuştur. Charles canlıların tek bir canlıdan gelişerek süregeldiğini kabul etse de, ara geçişlerin zamanı ve Genetik değişimler konusunda dedesinin fikirlerine muhalif olmuştur. Aynı zamanda Charles Darwin, tasarımın ilahi yönünü kabul etmeyip, her şeyin doğal bir adaptasyon ile kendiliğinden geliştiği fikrini ortaya koyarak kuramına şekil vermiştir. Her ne kadar Charles öncesi çok çeşitli açılımlar ortaya atılmışsa da, evrim teorisi Charles Darwin ile özdeşleştirilmiş ve kurama genel olarak Darwinizm adı da verilmiştir.
Tam özü ile Darwinin sunduğu evrim fikri ; tüm canlıların ortak atadan evrimleştikleri, evreler arasında gelişerek başı ve ucu bilinmez bir soyağacın sistematiği arasında insanın da maymun mutasyonu ile son aşamasına(homosapiens) geldiğini ortaya koymuştur. Darwin, yazdığı türlerin kökeni adlı kitabında her ne kadar insanın maymunsulardan geliştiğini belirtmese de, Morfolojik olarak maymunlara benzeyen insanın O atadan geldiğini öne süren Lamarck ın düşüncesi paralelinde maymunsu kabulünün daha sonra ileri sürüldüğü bilinmektedir. Bulunduğu dönemde ortaya attığı bu kurama karşılık, insan ile hayvan arasındaki farkın çok kapalı olmaması fikrinden ötürü kilise ve birçok kesimin tepkilerini üzerine çeken Darwin, tüm bu gelişim sürecinin tamamen mutasyon ve adaptasyon ile geliştiği düşüncesi ile, meteryalist düşüncenin de adımlarını atmış kişilerin başında gelmektedir.
1 – Evrim (kendi başına): Bu, dünyanın sabit olmadığını veya yeni yaratılmadığını veya da sabit bir döngüde olmadığını; ama durmadan değiştiğini ve organizmaların zamanla dönüşüm geçirdiği kuramıdır.
2 – Ortak Şecere : Bu, her organizma grubunun ortak bir atadan indiğini; hayvan, bitki ve mikroorganizmalar da dahil olmak üzere bütün organizmaların sonunda, dünyada yaşamın tek bir kökenine kadar geri gittiği kuramıdır.
3 – Türlerin Çoğalması: Bu kuram çok geniş organik çeşitliliği açıklar. Türlerin, kardeş türlere bölünmeyle veya yeni türlere evrilebilen coğrafi olarak tecrit edilmiş kurucu kütlelerin oluşmasıyla çoğaldığını önerir.
4 - Aşamacılık: Bu kurama göre evrimsel değişiklikler yeni bir tipi temsil eden yeni bireylerin aniden üretilmesi ile değil grupların aşamalı değişmesi ile meydana gelir.
5 - Doğal Seçilim: Bu kurama göre evrimsel değişiklik her soyda genetik değişikliğin bol miktarda üretimi sonucu ortaya çıkar. Yaşamını sürdüren göreceli az miktarda bireyler, kalıtımla akatarılabilen karakterlerin özellikle iyi uyarlanmış birleşimi sayesinde, sonraki nesillere yol açarlar.
Evet, Darwin in en temel düşüncelerinden biri, Doğal Seleksiyon’dur. Doğal Seleksiyon ; Türlerin Kökeni adlı kitabında geniş yer alan, doğadaki seksüel yaklaşımları düşünerek dişinin isteksizliği paralelinde, dişinin seçtiği erkek ile genleri aktardığı düşüncesidir. Doğal Seleksiyon seksüel farklılaşma ile genetik mutasyonu kolaylaştıran bir etken olarak gösterilmiş, adaptasyon sürecinde yeni nesillerin gelişmesi ve oluşması adına bir temel fikir olarak ortaya atılmıştır.
Genel anlamıyla tarihsel süreçte yunan mitolojisine ve modern çağ düşüncesine bakıldığında görüleceği gibi, Tanrısal ve tesadüf, ancak aşamalı bir varoluş açılımı tüm çağlara fikir kaynağı olmuştur.
Ancak Darwin ve diğer evrimcilerin ortak yanılgısı olan genetik açılımları biraz düşünürsek, aslında ilerde işleyeceğimiz Kurandaki Evrim fikrini çok daha iyi anlayacağız. Kuran bizlere çok daha farklı bir evrim sürecini göstermektedir.
Evrim teorisi, tüm canlıların tek bir atadan süregelen bir mutasyon ile tezahür ettiği fikrini ortaya atarken, kanatsızların nasıl kanat sahibi oldukları, ve memeli olmayanların nasıl memeli canlılar haline dönüştükleri üzerine daha kesin fikirler ortaya atamamıştır. Kesinlik deneysel gözlem ve mantık önermeleriyle tam sağlanmadan kuramın kanunlaşması söz konusu dahi olamaz. Yeni bir cinsin oluşumuna dair gözlem olmadığını evrim teorisyenleri de kabul etmekteler ve bu kapsamda doğal seleksiyon fikrini birtürlü ispatlayamamışlardır. Evrim teorisi, Mendel gibi bir fikre alternatif olmak için kesinlikle yeni nesillere geçişi kesin ifadeler dahilinde tanımlamak zorundadır. Bu bağlamda yeni bir neslin oluşumuna dair tek bir gözlemin olmayışı, evrim teorisyenlerini köşeye sıkıştıran en önemli durumdur. Darwin teorisini destekleyecek gözlemler yapamadığı ve kesin deliller ile ispat sunamadığı için teorisini analojiler üstüne kurmuştur. Yani teori tamamen benzetmelerden ibaret bir düşüncenin dışında bir anlam ifade etmemektedir. Bilim tanımı dahilinde, deneysel olarak geçerli olmamakla beraber, tanımlanamayan geçişleri(memeli olmayandan memeliye – kanatsızdan kanatlıya – kuyrukludan kuyruksuza) analojilerle(benzetmelerle) oturtma çabası Darwin’i sıkıştıran bir diğer unsurdur.
Darwinin kurduğu analoji ;
1. Nesillerin içerisinde bazı benzerlikleri gözlemliyoruz 2.Demek ki bir cinsten, familyadan ve takımdan diğer bir cinse, familyaya ve takıma geçiş de mevcuttur.
Bu yaklaşımdan ibaret olmakla beraber kurduğu önerme ise;
1. Evrim Teorisi’nin mekanizması doğal seleksiyondur (veya mutasyondur). 2. X olayı doğal seleksiyonun (veya mutasyonun) varlığını (veya önemini) gösterir.
3. Bu da bize Evrim Teorisi’nin doğruluğunu ispatlar…
Şeklindedir. İşte önermedeki tutarsızlığa dikkat edersek bu önerme, Mehmet Öss’yi kazanmıştır önermesi gibi bir önerme ile güncelleştirilebilir. Yukarıdaki önerme istikametinde, daha anlaşılır bir önerme oluşturulursa;
1.Mehmet, Öss’yi düzenli çalışma ve pratik zekası ile kazanmıştır.. 2.Mehmet, düzenli çalışmaktadır ve pratik bir zekaya sahiptir.
3.Demek ki Mehmet Öss’yi kazanmıştır
Şeklinde bir önerme ortaya çıkacaktır. Önermedeki tutarsızlık hemen dikkat çekmektedir. İlk bölümde sınavın kazanılmasına dikkat çekerken, ikinci bölümdeki araçlar kesin bir kazanıma işaret olarak gösterilmiştir. Peki Mehmet sınav günü hastaysa?
Önermeler ve teorik delilsizlikler bir tarafa genetik açılımlarıyla evrim abes açılımları dışında somut bir sunum ortaya koyamamıştır. Mesela evrimin yasaları üzerine düşünürsek, döneminde Newton yasaları paralelinde evrim yasası düşünü geliştirmeye çalışan evrimcilerin çıkmazlarından biriside budur. Evrim için geliştirilen yasa olan Dollo Yasası, geri dönüşün mümkün olmadığını öne sürerken, tesadüf kavramına şüphe ile bakan bir yasa olma çabasına girişmiştir. Ancak Dollo yasasındaki geri dönüşün mümkün olmayışı fikri evrim dahilinde ele alınmasa bile geçerlilik koruyacak bir fizik kuralıdır. Bu evrensel gerçek evrimin tek yasası ve ispatlama metodu olarak görülse de esasen evrensel bir gerçek dışında bir şey değildir.
Aynı zamanda seleksiyonun ürünü olarak adlandırılan, duygu, idrak, algı gibi kavramlar evrim içerisinde gizemini koruyan diğer hususlar olmakla beraber, mutlak bir açılım getirilememiş konuların içerisindeki yerlerini korumaktadırlar. Evrim Teorisi’nin bilimsel bir teori olduğuna dair savunmalarıyla ünlü Micheal Ruse şöyle demektedir: “Evrimin bütünü görünemiyor olabilir. Ama o bir gerçektir, hem de iyi ortaya konmuş bir gerçektir; 8. Henry’nin kızı Elizabeth’in Ingiltere kraliçesi olması ve göğsümde kalbimin atması kadar gerçektir.”48 Ruse’un bu aşırı savunması ile Evrim Teorisi’nin bilimsel kriterler açısından değerlendirilmesi arasında ciddi bir fark vardır. Ruse’un kalbinin atıp atmadığı gözlemle doğrulanabilir, yanlışlanmaya da açıktır. Elizabeth’in kraliçeliği ile ilgili geçmişte yaşayanların tanıklığı, bunu ileten yazılı belgeler ve resimler vardır. Üstelik Ruse’un kalbinin attığına ve Elizabeth’in kraliçeliğine karşı bir teori de yoktur.
Tüm canlılar ve insan 2n kromozomlu oluşuna rağmen, maymun ve insan genleri arasındaki %98.5 lik benzerlik evrimciler için bir nimet olarak görülmektedirler ve bu konuya abes yaklaşımlar ile ispat niteliğinde gördükleri delilsiz savlar sunarak, aradaki 1.5 luk ve 6387 farklı gen karakterini ortadan kaldırıcı bir hüküm ile ortaya çıkmaktadırlar. Bir nesil arası genetik bağ %99.9 dur. Yani Anneden 9 nesil sonraki toruna aktarılan gen %99.9 olmakla beraber, gerçek anlamıyla doğal seleksiyon Annenin aile dışından katılmış bireyin etkileşimiyle yeni canlı aynı genetik özelliklerde ve farklı karakteristik yapıda ortaya çıkar. Eğer Darwin haklı olsaydı, tüm insanlar aynı olur, aynı kelimeleri aynı anda söylerdi. Seleksiyon açılımı maymunsular ile insanlar arasındaki açığı örtememiş ve örtemeyecektir. Bu bağlamda bu 2n konusu abesliğini sürdürmeye devam edecektir.
Tüm gerçekçiliğiyle ele alındığında bulunduğu dönem koşullarında yeterli görülmesine karşın, yeterinde ispatlanamamış ve ispinoz kuşlarıyla sirke sinekleri üzerinde çalışmak dışında bir şey yapamamış olan evrim teorisyenleri ispinoz kuşlarının genetik yapısının asimilatifliğinden yola çıkarak, balinanın memeli oluşu ve yüzmesi gibi, yarasanın memeli oluşu düşünüşünden ileri gelen bir önerme ile, Doğal seleksiyon görüldüğü gibi geçişi gerçekleştirmiştir demişlerdir. Ancak balina ve yarasa arasındaki gen sayısı farkı, insanla oranlanamayacak derece büyük bir farktır. Matematiksel olasılık isfadelerinde bu geçiş %0.5 olarak tanımlanmaktadır, ki bu geçiş önermelerini kabul edip düşünüşü kanunlaştırmak, Newton, Galileo gibi büyük bilim insanlarına ihanettir.
Kuranda Big Bang ve Adem evreleri - TEKLİK açılımı…çok kısa süre sonra eklenecektir..
Eren ERDEM
18 Aralık 2007, 11:38 tarihinde.
Konunun devamı kısa bir süre sonra eklenecektir.
selametle
21 Aralık 2007, 18:03 tarihinde.
selam sunuyorum.
biz yaratılan canlılar, bir anlık olgu sunucu yaratılmış olamayacağımız gerçeğini görmeliyiz. illada evrimi savunmakla bağdaşmamız gerekmez. neticede nuh süresinde aşama aşama yaratıldığımız anlatılır
21 Aralık 2007, 18:08 tarihinde.
selam sunuyorum.
Nuh 17 – Allah sizi yerden nebat bitirircesine bitirip yetiştirdi.
işte ayet bu. yaratılış su’dan bitkiye,bitkiden hayvana,hayvandan insana sıralaması yanlış olduğu için evrime karşıyım.
çünkü Allah, insanı yaratmaya çamur ‘dan başladı ve sırf toprak ile aşama kat edildiğini anlattı.
saygılar.
24 Aralık 2007, 10:59 tarihinde.
Selamlar
Yaratılışı tek bir an dahilinde düşünmek gerçekçi bir tutum değildir. Çok yakında yazı dizime ekleyeceğim bölümde de belirteceğim ADEM EVRELERİ dölümünde aşamaların farklılıklarını ele almaya çalışacağım. Ancak Evrim teorisinin içerisindeki karmaşayı hatırlatma adına bu bölümde böyle bir çalışma yaptım.
Devamında daha netleştireceğiz inşaallah..
Selametle