Binbirinci (1001.) Mezhep
Mezhepler tarihi, dînî verilerden çok sosyolojik verilerle anlaşılabilir. Çünkü, bütün büyük dinlerin özel tarihleri incelendiğinde âdetâ sosyolojik bir yasanın işlediği ve bundan mezheplerin doğduğu görülür.
“Bir” iken “birkaç veya birçok” olmanın temel sebebi “ihtilaf” sözcüğü ile anlatılabilir. Bir dînin mensupları, dîne ait konularda zaman içinde farklı görüşlere sahip olurlar (ihtilaf budur!) ve farklılıklar çevresinde kümeleşirler… Her mezhep bir kümedir. Diğer kümelerden bağımsız değildir ancak kendini diğer kümelerden ayrı olarak tanımlamasına yetecek malzemesi vardır. Dînî alandaki kümeleşmelerin görünen sebebi “ihtilaf, ihtilafa düşmek”tir; ancak görünmeyen ve daha önemli sebep insanoğlunun tabiatıdır. İhtilaf aslında dinden değil, insanın tabiatından doğar. İnsanoğlunun, dinin içinde kalan ihtilafı aslında mukayeseli olarak mâsumdur. Ancak, insan tabiatı bâzen ihtilaf îcat eder ki, bunun adı tahriftir. Dîni kaynakları tahrif!!
Sosyal bir varlık olan insan, kendi gibi düşünen veya inanan insanlardan oluşan bir küme arar, bulursa dâhil olur; bulamazsa yeni bir küme kurar. Asırlar, kümelerin kuruluşlarına - dağılışlarına - benzerliklerine - ayrılıklarına - aykırılıklarına - ifratlarına - tefritlerine - kalitelerine - kalitesizliklerine - ürettiklerine - tükettiklerine tanıklık eder durur.
“Kurân’a Yöneliş ve Yalnızca Kurân” başlığı altında ele alabileceğimiz düşünceler üst kümesinin mezheplerin varlığına ve oluşumuna dair –genelde- ağır bir tepkisi vardır. Bu tepki, aslında Kurân’ın birleştirici yönünü daha kuvvetli vurgulamaya çalışan bir duygusallık içerir. Duygusal yoğunlukların, bir şeyleri hele hele Kurân’a yönelişi daha sağlıklı kılması mümkün değildir. Nitekim, “Önce Kurân, Sonra Kurân ve dahî Hep Kurân” diyenler arasında, bağlı bulundukları Kurân üst kümesinin birleştirici varlığına rağmen muhtelif alt kümeler türemektedir. Bir konuda bir alt kümenin ak dediğine, diğer küme kara diyebilmektedir. Üstelik, bu ak-kara ihtilafı sâdece ve sâdece Kurân’a dayanarak oluşmaktadır.
Dahası, uzak geçmişte peygamber adına uydurulan yalan sözler (mevzu hadisler) gibi, bu yeni dönem Kurân adına uydurulanlara tanık olmaktadır. Yâni, sâdece Kurân’a dayanarak(!) Kurân’ın aslında söylemedikleri Kurân’a izâfe edilebilmektedir. Tıpkı, Resullah’ın aslında söylemediklerinin ona “kâle Resullullah” diyerek iftirâ edildiği gibi… Bu –tabii- Kurân’a yönelişin en ağır ve en olumsuz vak’asıdır. Uydurma hadislerin (hem hadis terminolojisi ve tekniği, hem de Kurân’a kesin aykırılık taşıması yönleriyle uydurma) İslâm dînine ve dünyasına verdiği zarardan daha büyük bir tehdit ve tehlikeden bahsetmiş oluyoruz.
Dolayısıyla, İslâm mezhepler tarihinde farklı içtihatlara yol açan hadislerin ağırlığı, bu yeni dönemde yerini ve ağırlığını Kurân’a bırakmış görünüyor. Artık yeni mezhepler türeyecektir ve bunlar varlıklarını ve haklılıklarını yalnızca Kurân’a dayandıracaklardır. Bu, İslâm dünyasının Kurân’a Kuranca yönelişe geçememesi hâlinde yaşayacağı kötümser ve fakat gerçekçi bir senaryodur. Dahası, ihtilaftan daha vahim olan tahrif Kurân’a dayanarak(!) Kurân’ı hedef almaya başlamıştır. Bazıları, şimdiden Kurân’a dayanarak(!) namazı, haccı, orucu, Ramazan’ı, Cuma’yı, Kâbe’yi topun ağzına koymuştur.
Artık, her kafadan bir sesin yükseldiği ve bu seslerin denetlenemediği ve her görüş sahibinin varlığını Kurân’a dayandırarak âdetâ tek başına bir mezhep olduğu yeni bir dönemin başındayız. Sağdan saymaya başladık bile… “999. Mezhep, 1000. Mezhep, 1001. Mezhep ve ilâ âhir…”
Kümeleri azaltma ve üst Kurân kümesine dönüş ve yöneliş yolculuğumuzda üreme ve türeme katsayımız çok yüksek…
Yaşasın demokrasi!!?? Artık, herkes aklına geleni söyleyecek ve herkes Kurân’a ve İslâm’a nasıl istiyorsa öyle yönelecek!!!???
Gerçekten bunu mu istiyoruz???
Bunu istemiyorsak; Kurân’a dönüş ve yöneliş aslında nasıl olmalıdır??
Griple mücadele edenlerin, vereme kayıtsız kalmaları veya dâvetiye çıkarmaları “garip” değil midir??!!
Griple mücadele edenler “garip” olmaya mecbur mudur?!
Mezheb’ül-Ğariyb‘in(!) âkıbeti hayrolmaz!!
Neyzen_Semazen
26 Aralık 2007, 13:58 tarihinde.
Merhaba,
Şu adreste aslında bize cevaben bir şeyler söylenmiş.. http://63.231.71.139/forum_pos.....&TPN=5
Okumanızı öneririm…
Peki, cevaben söylenilenler ilmî bir değer taşıyor mu? Linkini verdiğim 5. sayfaya kadar HAYIR! Belki, 6. sayfadan sonra ilmî değer taşıyacak olanlar da yazılır??
Yâni, 5. sayfaya kadar Sn. Sultan’ın söyledikleri henüz BİLİM değil! Okuyucunun anlayabildiği, “mecaz” yoluyla bir şeylerin anlatılmaya çalışıldığı.. MECAZ bittiğinde (eğer söylenilenler mecazen söylenmişse) İLİM başlarsa; mecaza da ilme de EYVALLAH! Yok, eğer MECAZ başlayıp MECAZ gidilecekse MAAZALLAH!
Herkesin mezhebi kendine ne kadar sevimli!!!
Kurân acaba hangi mezhepten?????
N_S
24 Eylül 2008, 10:32 tarihinde.
Ne güzel yazmışsınız. Benden de ekleme. Anlaşılan şu ki, Kuran okuyan (okuduğunu zanneden) ne kadar insan varsa o kadar mezhep var…