ve nahr yap
Bu yazı Hakkı YILMAZ’ın Kevser Suresi Meal-Tebyin çalışmasından alınmıştır
“نحر Nahr” sözcüğünün bir-iki kelime ile Türkçe`ye çevrilmesi mümkün olmadığı için, surenin çevirisinde aynen bırakılmış, açıklaması burada yapılmıştır.
Bu sözcük klâsik eserlerde iyice irdelenmeden, en uzak anlamı olan “kurban kes” şeklinde Türkçe`ye çevrilmiştir. Bu durum ise tam anlamıyla “ğalat-ı meşhurun fasih lisana yeğlenmesi (ünlenmiş, hatalı sözcüğün, orijinaline tercih edilmesi)” demektir. Yapılan hatanın sürdürülmesi edebiyat konusunda belki bir sakınca doğurmaz ama dinî umdelerin (dinin temel ilkelerinin) yozlaşması, yozlaştırılması bakımından büyük sakıncalar doğurmaktadır.
İsim olarak kullanıldığında; “göğüs, gerdan” anlamına gelen “nahr” sözcüğü, mastar olarak kullanıldığında; “eli göğse değdirmek, göğüslemek, ve devenin göğsüne bıçak saplayıp kesmek” anlamlarına gelir. Türkçe`deki “intihar” sözcüğünün aslı da buradan gelmektedir. Ayette “وانحر ve-nhar” emir kipiyle yer aldığına göre bizim konumuz, sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki üç değişik anlamıdır.
Sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki birinci anlamı; “elini göğsüne değdir” emridir. İmam-ı Şafii bu “ve-nhar” emrini, “kurban kes” ya da “deve kes” olarak değil, “ellerini göğsüne değdir” olarak anlamış ve namaz kılarken alınan ara tekbirlerde ellerin göğse değdirilmesine içtihat etmiştir. Bu nedenle Şafii mezhebine mensup Müslümanlar(!), namaz kılarken bu içtihada uyarlar.
Şii müfessir ve fakihler de, Ali ve ehlibeyt kaynaklı rivayetleri dikkate alarak bu emri, namazda kıyamda iken ellerin göğse kaldırılması ve namazda tekbir getirirken ellerin boğaz çukurluğunun hizasına kadar kaldırılması olarak anlamış ve uygulamışlardır.
Kimileri de bu emirden, namazda göğsün kıbleye döndürülmesi, kesinlikle başka yönlere yalpalanılmaması gerektiğini anlamışlardır.
İmam-ı Azam Ebu Hanife`nin ise bu ayeti nasıl anladığı, eserlerinin zülfüyâre dokunması sebebiyle olsa gerek, zamanın idarecileri tarafından yok edilmesi sonucu bilinememektedir.
Ancak, dikkat edilirse bütün bu anlayışlar, namaz esnasındaki hareketlere yöneliktir. Oysa ayette bu hareketin namazda olacağına dair hiçbir işaret, delâlet, karine (ipucu) yoktur.
Bize göre, namazda iftitah tekbirinde (namazın başlangıcındaki ilk tekbir) ya da ara tekbirlerde ellerin göğse kaldırılması, dilimizin Allah-ü Ekber (Allah her şeydan daha büyüktür) dediği sırada bu inancımızı, bu anlayışımızı lisan-ı hâl (beden dili) ile de pekiştirmemiz anlamına gelir. Yani bu hareket, Allah`tan başka her şeyi arkaya attığımızı ifade eder. Sure peygamberimize hitap ettiğine göre de bu emirle istenen; peygamberimizin, hakkında çıkarılan kin dolu söylentileri, kendisine yapılan kötü davranışları, düşmanlıkları, hileleri, tuzakları arkaya atması, dikkate almaması, boş vermesi, elini sallayıp geçivermesidir.
Sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki ikinci anlamı; “göğüslemek, göğüs göğse gelmek” demektir. En fazla kullanılanlardan birisi olan bu anlam, Arap şairleri tarafından boğaz boğaza gelmeyi, göğüs göğse dövüşmeyi ifade etmek için kullanılmıştır. Ayrıca bu sözcük Arapça`da “evleri göğüs göğse (karşı karşıya)” deyiminde de bu anlamda kullanılmıştır.
Sözcüğün mastar olarak kullanılması hâlindeki üçüncü anlamı; “deveyi göğsünden hançerle kes” demektir. Dikkat edilirse bu anlam içinde “kurban” sözcüğü yer almamaktadır. Yani bu anlam esas alındığında, ayetten, “kurban kes” veya “deveyi kurban kes” gibi anlamlar çıkmaz, sadece “deve kes” anlamı çıkar. Bu takdirde ayetin anlamı; “Seni üzüyorlar, sana düşmanlık ediyorlar, sen de uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tağuta karşı çık, çok çalış, çok gayret et, destek ol, sosyal yardım yap ve deve kes” olur.
O günkü şartlar altında peygamberimize kasaplık yapmasının emredilmiş olması, anlamsızdır. Çünkü bu sure indiğinde peygamberimiz hâlâ insanlara tebliğde zorlanmaktadır, yeterince taraftar edinememiştir. İşler henüz teori/ iman boyutundadır. Tebliğin dışında herhangi bir eylem söz konusu değildir. Bu aşamada Rabbimiz ona sadece secde ile yakınlaşmasını (Alak; 19) emretmiştir. Yani bu surenin indiği zamanki kurban (Allah`a yakınlaştıracak eylem) sadece secdedir. Kevser suresinin iniş sırasına göre 15. sırada indiğini bilenler ve sure ile ayeti o ortama göre ele alanlar, “ve-nhar” emrinden kesinlikle “kurban kes” anlamını çıkarmazlar.
Kurban ile ilgili olarak Kütüb-ü Sitte`de 26 rivayet mevcuttur. Ama bunların çoğu aynı rivayetin farklı kişiler tarafından nakledilmiş şeklidir. Bu rivayetlerin hepsinde konu edilen kurban ve kurban ile ilgili bilgiler, haccda hacıların mükellef tutulduğu “هدى Hedy`e (hacıların hediyesi)” yöneliktir, yoksa bayram havası ile sağda solda hayvan kesmeye yönelik değildir. Rivayetlerin ve tarihî belgelerin hiçbirinde, Mekke`de bu sure indiği dönemlerde ve Medine dönemindeki hacca kadar bir kurban olayı anlatımı söz konusu değildir. Yani ne peygamberimiz, ne o günkü Müslümanlar, bu ayetler indiği zaman Mekke`de kurban kesme şeklinde bir ibadet yapmamışlardır.
Ragıb el İsfehânî de, Müfredat adlı eserinde “nahr” sözcüğünü açıklarken; “haccda, Mina`da kesilmesi gereken hediye” olarak açıklar. Ancak, Hedy`den bahseden Bakara suresinin 196. ayeti, Maide suresinin 2, 95 ve 97. ayetleri ve Feth suresinin 25. ayeti henüz inmemiştir, çünkü bu ayetler Medenî`dir. Dolayısıyla Kevser suresi indiği sırada Hacc ile ilgili bir hüküm henüz ortada yoktur. Böyle olmasına rağmen Ragıb`a göre de “nahr”, hacda kesilen hediyenin dışında bir şey değildir, kurban adı altında günümüzde yapılan kesimle ilgisi yoktur.
Bazıları kurban konusunu İbrahim peygambere bağlarlar ve onun oğlunu kurban edişini konu alan bir çok Kur`an dışı kültürü kendilerine kaynak kabul ederek detaylara girerler. Ama Kur`an`a, Saffat suresinin 83-113. ayetlerine baktığımızda ise, bu olayların kurban ile uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı görülmektedir. Yine bazıları da Maide suresinin 27-31. ayetlerindeki “iki âdemoğlu” kıssasından kurbana kaynak aramaya çalışsalar da ilgili pasajda hayvan kurban etme anlamı bulunmamaktadır.
Müslümanların nerede ve ne amaçla hayvan keseceği, Hacc suresinin 34-38. ayetlerinde açıklanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında Kevser suresinin 2. ayeti; “Madem Rabbin sana kevseri (bu kadar bol nimeti) verdi, öyleyse sen de Rabbin için çok çalış, çok gayret et, uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tağuta karşı çık, destek ol, sosyal yardım yap, gerisini boş ver, düşünme, önüne gelecek her zorluğu göğüsle, sabret!” anlamındadır.
Kaynak: www.istekuran.com