Bor, Uranyum, Toryum ve KURÂN…
İnsanlığın, kıymeti hakkında ittifak ettiği ve üzerine savaşlar bile yapılan nice yerüstü ve yer altı zenginliklerimiz var… Kara altın üzerine yapılmış ve yapılan hesaplardan herkes haberdar… Gün geçmiyor ki, ucuz ve temiz enerji üzerine yeni bir kaynağın isminden haberdar olmayalım…
Gâliba sonunda petrol, dünyadaki rezervler tükenmeden demode olacak… Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve artışlar bu ihtimalin çok zayıf olduğunu bizlere düşündürse de, dünyanın ihtiyaç duyduğu temiz ve ucuz enerjiyi temin edecek yeni kaynaklar üzerinde yapılan araştırmalar hayret uyandıracak veriler sunuyor dünyaya…
Dünya üzerinde, İslâm coğrafyasına odaklandığımızda petrolden başlayarak nice kaynaklara, zenginliklere sahip olduğumuz âşikâr… Ne yazık ki, belli İslâm ülkelerinin petrolden kaynaklanan yüksek refah seviyeleri göz ardı edilirse, kaynaklarımızı değerlendirdiğimizi ve hatta onların farkında olduğumuzu söylememiz hiç mümkün değil…
İslâm âlemi olarak Hızır kıssasındaki (Kehf Sûresi) kendilerine miras bırakılmış ve yaşları küçük olduğu için bundan habersiz ve ilgisiz sabîler gibiyiz… Teşbihte hata olmaz; mirasın gömülü olduğu yerin işâreti olan duvar da bizim ilgisizliğimiz ve diğerlerinin açgözlü ilgisi sebebiyle tahrip olma riskine her zaman olduğundan daha çok mâruz… Herhalde, makbul dualar hürmetine, Rabbimizin takdiri ile duvarımız ayakta kalıyor…
Belki, bizim de Hızırlarımız var mirasımızı korumak kasdıyla duvarımızı bizim ruhumuz bile duymadan onaran…???
Ancak ve ancak bir kaynağımız daha var ki, onu lâyıkıyla değerlendirmedeki gafletimiz bütün gafletlerimizden daha büyük!!!
Üstelik, bu kaynağımızı değerlendirme yolunda hiçbir rakibimiz ve bu kaynağa dikilmiş hiçbir açgözlü yok!! Bunun bir “kaynak” olduğunu, “tükenmez” olduğunu bir tek biz İslâm dünyası olarak biliyor ve kabul ediyoruz…
Buna rağmen, onu değerlendirebilmek için yaptığımız yatırımlar onun büyüklüğüne ve önemine denk değil… O bir “mucize” kaynak ve bizim onun için yaptıklarımız hep “âciz” yatırımlar..
Mucize kaynağın mucize verilerine ve sonuçlarına kavuşmak için bugüne kadar yapılanlar ve bundan sonra yapılması planlananlar belki samimî ama dünya ve ukbâ çapında değil.. Bir çap sorunumuz var ve mucizenin büyüklüğüne paralel “büyük” düşünemiyoruz…
Bu münasebetle, mucizeyi kendi küçük dünyalarımızın alelâde sınırlarına mahkûm etmişiz; onu ve kendimizi bir türlü âzât edemiyoruz ve mucizevi ufukları –bugünden hayal bile edilemeyecek mucizevi sonuçları- hedefleyemiyoruz…
Meselâ, bizim dünyamızda arkasında 1 milyar dolarlık (başlangıç rakamı) bir fon bulunan büyük bir Kurân=Mucize projemiz var mı?? Yoksa, biz ilâhiyat fakültelerimizin mevcut halleriyle yeterli olduğunu ve olacağını mı düşünüyoruz..??
İslâm dünyamızın, meselâ bir Kurânî Zekâ Merkezi var mı?? Bu merkeze bağlı olarak çalışan ve “Kurânî Zekâ”ya sahip özel bir beyin ve bilim gücümüz var mı??
Az sayıdaki bu insanları bulsak ve araştırmaları için dünyayı ayaklarına getirmek üzere paraya pul muamelesi yapsak, mucize kaynağımıza yerinde bir yatırım yapmış olmaz mıyız??
İşlenmeyi bekleyen her kaynak ve cevher gibi Kurân da –tâbiri caizse- işlenmeyi beklemiyor mu??
Şu farkla ki, bu işlenmede cevherden mücevher üretilmeyecek; mûcizeden mücevher üretilecek…
Yâni, hayata enjekte edemediğimiz üst (ledünni) boyutları temsil eden Mucize, bu yolla hayatımıza, dünyamıza daha fazla deşifre olarak entegre olacak ve müslümanlardan başlayarak insanlığı gelişterecek..
Sözün özü, zarar yazması imkânsız ve fakat dünyada ve ahirette kâr getireceği muhakkak daha kârlı bir yatırım var mı?? Ve hangi yer altı kaynağımız ve yürüstü zenginliğimiz Kurân kadar MUCİZE???
Neyzen_Semazen
*Kurânî Zekâ, Kamer:15,17,22,32,40,51. âyetlerden ilham alarak kullandığım bir kavramdır.
10 Kasım 2008, 02:24 tarihinde.
Güzel bir yazı, “Kur’ânî Zekâ” terimi oldukça hoş bir kavram. Teşekkürler.
Bir de; yazıdaki Hızır Kıssası’nı hatırlatmak istedim. http://www.kuranmuslumani.com/.....-is-yapar/
adresinde konu irdelenmişken, söz konusu olayı Hızır Kıssası olarak yazınızda görmek; olayı isimlendirirken, aslında hangi kavramı kullanmam gerektiği konusunu bana tekrar hatırlattı. Söz konusu kişinin adı Hızır olmasa da bahsi geçtiğinde, “Hızır Kıssası” olarak nakletmekte bir sorun olmuyor sanırım.
10 Kasım 2008, 11:10 tarihinde.
Sn. Efrad,
İlginize çok teşekkür ederim.
Muhtemelen, “Kurânî Zekâ” bizden önce kimsenin kullanmadığı yeni bir kavram.. Bu makalede, ilk defa bu yeni kavrama atıfta bulunmuş oldum.. Yazının içeriği bir dereceye kadar bu kavramın çerçevesini çiziyor… Bu hususta elbette daha söyleyeceğimiz çok şey var… İnşaALLAH, onlar için de imkân buluruz…
Diğer, taraftan “Hızır Kıssası” için bazı şeyler eklemişsiniz.. Mâlumunuz, verdiğiniz linkten ulaşılan makale bana ait değil.. Ancak, sorunuzu yanlış anlamadıysam şunu söyleyebilirim.. Kurân’ımızda ismi verilmeden geçen “Ledünden ilim verilmiş kul” için tarih boyunca kabul görmüş ve hadis külliyatında telaffuz edilmiş HIZIR kodlamasını kullanmanın hiçbir sakıncası olamaz.. Bilakis, bana göre bu kodlamayı kullanmakta fayda var.. O muhteşem insanı Kurân kendi esrarı içinde isimsiz bırakmış olabilir… Biz bu esrara HİKMET diyebiliriz.. Ancak, bu “hikmet” bizlere de o muhterem zâtı “isimsiz” bırakma mükellefiyeti getirmiyor…
Bizim, bu hikmete de ışık tutan ve de başka nüanslara dikkat çeken farklı bir incelememiz vardır.. Biz orada, yeri geldiğinde “Hz. X “ demiştik.. Bahsettiğim, incelemeyi bir makale halinde bu sitede yayınlamak niyetindeyim.. İnşaALLAH nasip olur..
Saygılarımla,
N_S
11 Kasım 2008, 03:33 tarihinde.
@N_S, yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.
İsimden öte anlatılmak istenenin mühim olduğu açık. Bu bağlamda yazdıklarınızı da mantık süzgecinden geçirip katılmamak elde değil. Yeni incelemenizi de bekliyor olacağız.
Muhabbetle.
11 Kasım 2008, 11:43 tarihinde.
Sn. Efrad,
Bahsi geçen incelememin verileri biraz dağınık halde HanifDostlar’da.. Aşağıdaki link konunun ele alındığı bir başlığın 12. sayfası.. Oradan başlayarak sona doğru “Semazen” rumuzlu mesajlar birbirini tâkiben incelenebilir..
http://63.231.71.139/forum_pos.....038;TPN=12
Selam,
N_S
11 Kasım 2008, 21:27 tarihinde.
Selamlar,
Bahsi geçen bağlantıdaki yazılarınızı okudum. Tarihlere baktım da, arşivden çıkmış bu güzel yazılar için emeğinize teşekkür etmemek haksızlık olurdu.
Yine aynı bağlantıdaki tartışmaları da görünce; insanların bakış açılarının aynı konular da ne kadar derin ya da ne kadar sığ olabileceğine de şahitlik edebiliyorsunuz.
Muhabbetle.
12 Kasım 2008, 10:31 tarihinde.
Değerli Efrad,
Çok teşekkürler… Doğru anlaşılmak ne güzel!
Anlayış ve idrakiniz hep açık olsun diye dua etmekteyim.
Selam,
N_S
12 Kasım 2008, 16:54 tarihinde.
değerli neyzen semazen…
hanif dostlardaki eski yazılarınızdan sizi tanıdım yenice…
neden orada yasaklı olduğunuzu anlayamadım…
halbuki çok bilgili ve bilinçli bir insan ve iyi bir müslümansınız bence…
sizin yazılarınızı ilgiyle takip etmeye başladım …allah razı olsun…
13 Kasım 2008, 10:44 tarihinde.
Merhaba Sn. Asım,
Güzel sözleriniz için gönülden teşekkürler..
HanifDostlar’da “yasaklı” olma durumum tamamen benim tercihim!
Yani, forum yönetiminden bir daha giriş yapamayacak şekilde üyeliğimin iptalini ben istedim. Onlar da üyeliğimi tamamen silemeyeceklerini ancak “yasaklı” moduna getirebileceklerini söylediler.. Ben de kabul ettim.
“Neden” derseniz; başka bir başlık altında açıkladığım gibi forumlarda bulunmaya, bulunursam da kalıcı olmaya karşı her zaman soğuktum. Çünkü, o nevi ortamlar sürekli katılımı gerekli kılıyor.. Oralarda verimli olabilmek için “süreklilik” esas… Bu durum ise üyelere ciddi bir zaman maliyeti getiriyor.. İşte bu kadar zamana mâlik değilim..
Diğer taraftan, “verimlilik” tek taraflı olacak bir şey değil.. Söyleyen kadar dinleyen de önemli.. Yazan kadar okuyan da; anlatan kadar anlayabilen de önemli!!!
Maalesef, biz o dinleyeni, o okuyanı, o anlayabileni “yeterli sayıda” bulamadık; göremedik!
Bu münasebetle, daha rahat bir ortam olan Kuran Müslümanı blogunda asgari düzeyde de olsa bir şeyler yazmaya-söylemeye-anlatmaya devam ediyoruz.. HanifDostlar’a veya başka bir forum ortamına dönmeyi-üye olmayı düşünmüyoruz…
Selam,
N_S
14 Kasım 2008, 17:17 tarihinde.
Selam
HanifDostlar forumunda “ayrıldı” adlı bir grup oluşturdum ve Sevgili Semazen’i bu gruba dahil ettim. Doğrudur, Semazen’in “yasaklı” adında bir grupta bulunması yanlış anlaşılmalar doğurabilir.
Bu durum dile getirdiği gibi kendisinin tercihiydi. Anlıyorum ve tabiki saygıyla karşılıyorum.
Forumdaki ve buradaki yazılarını tüm arkadaşlarımıza özellikle tavsiye ediyorum. Allah razı olsun, vakit ayırıyor, emek sarfediyor ve bizlere ışık oluyor. Gönülden teşekkürler…
Muhabbetle, Alperen
15 Kasım 2008, 13:35 tarihinde.
Sevgili Alperen,
İnceliğiniz ve güzel sözleriniz için çok teşekkürler…
Selam,
N_S
18 Kasım 2008, 00:39 tarihinde.
Değerli Neyzen bey konularınızı ilgiyle takip ediyorum,bilgiler bizim gibi işin başında olanlar için çok değerli,sizden ricam aşağıdaki ayeti yorumlamanız ????Hasan bey’den cevap alamadım
kenan diyor ki:
10 Ekim 2008, 01:17 tarihinde.
Sayın Hasan bey sizden ricam aşağıdaki ayeti (kim salih bir amelde bulunursa onlar cennete girecek) cümlesini yorumlarmısınız burada kim salih bir amelde olarak ne anlatıldı anlamadım, selametle
Nisa 124- Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır.
18 Kasım 2008, 16:14 tarihinde.
Sn. Kenan, Merhaba!
Nisa:124 çevirisini Sn. Ali Bulaç’ın meal çalışmasından aktarmışsınız..
Belki farkında değilsiniz ama sorunuzun cevabı aslında çok şumullü… Bu yüzden, soruyu yönelteceğiniz insanların hemen bir çırpıda cevap vermeleri genelde mümkün olmaz.. Bu yüzden, konuya has eldeki verileri takip ederek bilgilenmeye çalışmak ve fakat veriler tatmin etmiyorsa; sorunun sınırlarını daraltıp-netleştirip yeniden ve yeniden sormak daha faydalı olacaktır..
Bu anlayışla, önce sanal dünyadan bir alıntıyı dikkatinize sunuyorum. İlgili âyetin “Elmalılı” tefsiri şöyle…
“123-124-Ey müslümanlar! Allah’ın hakkıyla vaad ettiği bu cennete girme gayesi; ne sizin kuruntularınızla olur, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla. Naklonuyor ki, müslümanlarla kitap ehli birbirlerine karşı öğünmüşler, her biri Allah katında kendilerinin daha hayırlı olduğunu iddia etmiş, kitap ehli: “Bizim peygamberimiz sizin peygamberinizden önce, kitabımız kitabınızdan öncedir ve biz İbrahim’in dini üzereyiz” demişler. Yahudiler, “cennete ancak yahudi olanlar girecek”; Hıristiyanlar da, “Ancak Hıristiyan olan girecek” diye iddia etmişler. Müslümanlar da: “Bizim peygamberimiz, sizin peygamberinizden sonradır ve peygamberlerin sonuncusudur, kitabımız da sizin kitabınızdan sonra ve onlara hakimdir. Ve biz İbrahim, İsmail ve İshak dini üzereyiz, cennete ancak bizim dinimizde olanlar girecek” demişler. Bunun üzerine bu âyet ve devamı inmiş ve böyle kuru kuru öğünmelerle soyut arzular, kuruntular, ümitler, temennilerle cennete girilemiyeceği anlatılmış ve onun yolu gösterilmiştir. Allah’ın bu vaadine ermek için sadece kuruntu ve temenni kâfi gelmez, zira:
Gerek müslüman ve gerek kitap ehli, gerekse diğerlerinden her kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır, ya dünyada veya ahirette veya her ikisinde onun bir cezasını görür ve kendisine Allah’tan başka ne sığınacak bir dost, ne de kurtaracak bir yardımcı bulamaz. Erkekten olsun, dişiden olsun, her kim de mümin olarak güzel güzel ameller işler, yarayışlı işler yaparsa, işte bunlar cennete girerler ve bir nıkır (çekirdekteki küçük oyuk) kadarcık bile zulmedilmezler. Yani en küçük, çok önemsiz bir ölçüde bile hakları kesilmez. İşte cehennem görmeden cennete girme hususunda Allah’ın hak olan kesin vaadi bunlar hakkındadır.
“Nakir”, aslında hurma çekirdeğinin üstündeki beyaz çukurcuğa denilir ki, fidan bundan biter. Nitekim yarığındaki ibliğe “fetil”, çekirdeğe yapışık ince kabuğa da “kıtmir” denilir ve bunlar, ölçüler ve düşük miktarlardan kinaye olur. Dilimizde de, “çok ufak tefek” yerinde “nıkır”, “kıtmir” tabir (deyim)i bilinmektedir. “İman ve güzel amel yapmak için en güzel din hangisidir?” diye münakaşaya, tartışmaya da gerek yoktur.”
Kaynak: http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm
Diğer taraftan bir önerim daha olacak…
Zannediyorum; sorunuzun sizi tatmin edecek karşılığı Sn. Mustafa İslamoğlu’nun “Hayat Kitabım Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir”inde*…. Bu değerli rehber çalışmanın 1299 ve 1300. sayfalarını okumanızı tavsiye ediyorum… Gerçekten, çok hoş bir özet bulacaksınız…
Selam,
N_S
* Bu eser tek ciltlik bir çalışmadır. Kurân okumalarınızda rehberlik edeceği ve işinizi kolaylaştıracağı düşüncesindeyim.
19 Kasım 2008, 02:06 tarihinde.
Selamlar sayın Neyzen!
Yukarıda yazdıklarınız beni biraz olsun aydınlattı,(tavsiye ettiğiniz gibi kitabı okumaya çalılşacağım)aşağıda bir sorum daha olacak cevaplarsanız sevinirim,aslında biraz detaya giriyoruz ama kitabı yüzeysel okuduktan sonra zaten artık bu gerekiyor ayetleri hep karşılaştırarak (farklı tercümeleri)okudum ve dini yaşantım için en uygun olanları yerine getirmeye çalışıyorum,orucu hava karardığında açma gibi,namazı rekat sayılarını düşünmeden ve okuduğum sürelerin sadece ayetten oluşması gibi,dediğim gibi daha yolun başındayım ve bu sitenin yardımıyla bir çok konuda yalnız olmadığımı doğru düşünceler içinde olduğumu görmek beni mutlu etti öncelikle bunun için tşk.siteyi tanımadan önce ibadetlerimi yukarıda belirttiğim gibi yapıyordum ve sizlerin yorumları ile konuları daha da derinleştirdim,şunlarıda burada belirtmek isterim benim en büyük amacım (yapabileceklerim hakkında tavsiye isterim, lütfen) kitabın doğrularını etrafımdaki insanlara anlatmak elçiliğini yapmak ayette istendiği gibi,ama neredeyse 2 yıldır bir arpa boyu yol alamadım kimseye hiç bir şeyi kanalize edemedim,eşim annem kardeşlerim çok sevdiğim arkdaşlarım hiç biri cesaretli olup atalarının dinlerinden vazgeçemediler çok üzülüyorum ama yinede devam etmekteyim,evet varsa daha kolay bir yolu yapmak isterim,
size olan soruma gelince yine tıkandığım bir konu;
Ayetlerde namaz ve oruç için gerekli olan en önemli görsellik, vakit tayini !Güneşin Batması ve Doğmasıdır!beni sıkan durum kuzey kutbunda insanların güneşin doğuşunu ve batışını nasıl ayarladıklarıdır tabi RABBİM altı ay gündüz altı ay gece yaşayan bir yerden haberdardır,bizim orada yaşadığımızı düşünürsek biz ne yapardık, derin muhabbetlerimle selamlar!!!Kenan
19 Kasım 2008, 15:04 tarihinde.
Kenan Bey, Merhaba!
Size ait cümleleri kopyalayarak ardından kendi görüşlerimi sunuyorum..
Kenan_aşağıda bir sorum daha olacak cevaplarsanız sevinirim,aslında biraz detaya giriyoruz ama kitabı yüzeysel okuduktan sonra zaten artık bu gerekiyor ayetleri hep karşılaştırarak (farklı tercümeleri)okudum
N_S_Lütfen, meallerle yetinmeyerek tefsirlere yönelin..
Kenan_dini yaşantım için en uygun olanları yerine getirmeye çalışıyorum,orucu hava karardığında açma gibi,namazı rekat sayılarını düşünmeden ve okuduğum sürelerin sadece ayetten oluşması gibi
N_S_Verdiğiniz örneklerden hareket edecek olursak, dini yaşantınız için en uygun olanı yerine getirme gayretinizin önünde birçok teorik engel var.. Yani, İslam dünyası daha çok yıllar bu meseleleri bir hükme bağlamak için tartışacak gibi görünüyor.. Yorumlarda sergilenen görecelik bitip, “Hak” tecelli edinceye kadar “en uygun olan” hususunda emin olamazsınız.. Emin olduğunuzu düşündüğünüz şey sizin o konudaki tercihinizdir.. Tercihiniz de sorgulanacaktır..
Kenan_ şunlarıda burada belirtmek isterim benim en büyük amacım (yapabileceklerim hakkında tavsiye isterim, lütfen) kitabın doğrularını etrafımdaki insanlara anlatmak elçiliğini yapmak ayette istendiği gibi,ama neredeyse 2 yıldır bir arpa boyu yol alamadım
N_S_Tercihleriniz sorgulandığında onları savunacak yeterliliğe, yetkinliğe sahip olmaya çalışmalısınız.. O vakte kadar insanlara bir şeyler anlatmak sizin önceliğiniz olmamalı.. Biz anlatmakla mükellef değiliz, anlamakla mükellefiz! Dahası “olmak” ile mükellefiz… Anladığımız ve olduğumuz zaman “az” gittiğimiz de bile “dere-tepe düz” gitmiş oluruz..
Kenan_kimseye hiç bir şeyi kanalize edemedim,eşim annem kardeşlerim çok sevdiğim arkdaşlarım hiç biri cesaretli olup atalarının dinlerinden vazgeçemediler çok üzülüyorum ama yinede devam etmekteyim,evet varsa daha kolay bir yolu yapmak isterim,
N_S_Böyle tanımlardan sakınmayı tavsiye ediyorum.. İslam dünyasında gördüğümüz bin türlü klasik versiyona bizler “Atalar Dini” dersek, bu kavramı hakiki anlamından uzaklaştırıp mecaz yükleyerek dumura uğratmış oluruz! Bizim söyleyeceklerimiz varsa da onlar “Torunlar Dini” olmaktan kurtulamaz! Varsa yoksa “İslam”…
“Gemi” ve dolayısıyla “yolcular” nasıl kurtulur sorgulamasındayız!! Eğer delik-gedik yoksa bu gemi nasıl daha fazla sürat yapar gayesindeyiz! Biz, gemide bilmeden delik açanlar olmayalım.. Gemi “torunlar” yüzünden tornistan etmesin!
Kenan_size olan soruma gelince yine tıkandığım bir konu;
Ayetlerde namaz ve oruç için gerekli olan en önemli görsellik, vakit tayini !Güneşin Batması ve Doğmasıdır!beni sıkan durum kuzey kutbunda insanların güneşin doğuşunu ve batışını nasıl ayarladıklarıdır tabi RABBİM altı ay gündüz altı ay gece yaşayan bir yerden haberdardır,bizim orada yaşadığımızı düşünürsek biz ne yapardık,
N_S_Bu konuda bir fikre ve bilgiye sahip değilim. Hiç incelemedim..
Selam,
Neyzen SEMAZEN
20 Kasım 2008, 01:50 tarihinde.
Değerli tavsiyelerinizi ve düşünceleriniz için tşk.
Çok doğru olan şu ki; eksiğim çok dediğiniz gibi doğrular benim doğrularım emin olma durumunda değilim maalesef,kitabı okumaya devam dediğiniz gibi tefsir de okumalıyım, elçilik yapma durumu da gerçekten zor olay hem eksiğim çok hem de bazı ayetlerde peygamberin bile elçilik yaparken zorlandığını ve üzüldüğünü görüyoruz, bu nedenle ilk önce kendimi temizlemeli ve eğitmeliyim,derin saygılarımla Kenan
20 Kasım 2008, 15:33 tarihinde.
Kenan Bey,
Gösterdiğiniz olgunluk için teşekkür ederim.
Selam,
N_S
21 Kasım 2008, 02:03 tarihinde.
Sn.Neyzen Semazen Merhaba.Bu sitede gezinirken doğrusu BOR,URANYUM,TORYUM VE KUR’AN başlığını görünce girdim ve bu makalenizi okudum.Kullandığınız isim veya NİCK adı çok mükemmel bir isimdir.Kafiyelide olması yakışmış.Aklıma gelen şu oldu:Hz.Mevlana mesnevisinin etkisinde kalmış NEYZEN TEVFİK’i hatırladım(bilebilirsiniz belki Osmanlı dönemi şair /ozanlarındandır.),Mevlana’nın SEMAZENİ.oldu. Mevlananın semaya dönüş,Allah’a olan güven inanç bağlılık ve dönen canların semazenliği olarak ALLAH AŞK’ına yönelik Tasavvuf yaşamını düşündüm.Sizde sanırım bundan esinlenerek buna inandığınız sevdiğiniz için bu adı kullanıyorsunuz.Her ne surette olursa olsun çok güzel isim kullandığını ve beğendiğimi belirtmek istedim.Kusura bakmayın güzel olunca isme takıldım.Gelelim Konuya;KUR’AN-İ ZEKA,bu isimde çok güzel.Kutsal kitabımız bizim için önemli bundan değerli birşey olamaz.Zekayı da Allah veriyor.Evrensel güzel bir isim olmuş.Düşünerek ve mantık kullanarak seçtiğiniz belli tebrik ederim.Beşeri anlamada şunu düşünüyorsunuzBİRLEŞMİŞ MÜSLÜMAN MİLLETLER TOPLULUĞU değilmi?Bu mükemmel bir olgudur.Ah keşke bu sağlanabilmiş olsa bu çok büyük bir idealdir.Bu sağlanabilmiş olsa dünya içinde bulunduğumuz buhranları yaşamaz.Belki gelecekte olacaktır ama bizler görür veya görmeyiz ALLAH bilir.Kitabımızın buyurduğu gibi ‘mümin müminin kardeşidir.’İslam birliği sağlanabilse:ilgi duyduğum verdiğiniz başlıktaki yazıya istinaden bunları size yazıyorum ama yazınızda başlıkla ilgili birşey pek göremedim.İşte o zaman oözellikle o TORYUM madeni tüm müslümanları kalkındıracak ve siyonistlerin uaşağı olmaktan kurtaracaktır.Türkiye’yi de dışa bağımlılıktan kurtaracaktır.Ama nerdeee o günler.İslam dediğimiz ülkeler ellerinden gelse bizim canımıza okuyacaklar.Hangi müslüman ülkeyi müslüman yönetiyor.Türk’ün Türk’ten başka dostü yoktur.Bir ermeni ölünce dünya ayaga kalkıyor,görüyorsunuz bu kadar askerimiz insanımız öldürülüyor kimin umurunda ”ateş sadece düştüğü yeri yakıyor” yarın herkesi yakacak düşünen yok.Şair diyor ki:DİLİNİ VE DİNİNİ KAYBEDEN MİLLETLERDE-CAN ÇEKİŞTİRİR MAZİNİN FAZİLETLERİ YERDE.Bu gün Filistin ne alemde, zamanında topraklarını sattılar şimdi bedel ödüyorlar.BAŞIMIZDAKİLER bunu bildiği halde Türkiyemizde satılmadık yer bırakmıyorlar az kaldı, Türkiyenin Filistin, karabağ, bosna hersek , yoğuslavya vs. olmasına.Vay müslümanlar vay, kuru kuruya müslümanlık olmuyor değerli kardeşim.Müslümanlar dış güçlerin etkisinde ,işbirlikçilerin oyununa geldikleri için bu birlik sağlanamıyor, varlık içinde yokluk çektiriyorlar bize.Hal böyle olunca ne acıdır ki verdiğiniz başlık sadece başlık olarak köşelerde kalıyor.Bir ton topraktan ancak 12.gram toryum elde edilebiliyor.Bir yılda bir eve yetecek yakıt kadar TORYUM bir şehire yetmektedir.Bu zenginlik ÜLKEMİZDEDİR. bunlar bilimsel verilerdir.Başımızdakiler bildikleri halde NAFİLE.Akıl herşeyin üstünde olması gerekirken çıkarlara öncelik verince bu birlik sağlanamıyor.YÜCE RABBİMİZ herşeyi öğmüş yaratmış kötülük adına ne varsa İNSANIN eseridir.Burada bunlar yazmakla bitmez. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah.En önemlisi bağımsızlığımız VATANIMIZIN bütünlüğünün sağlanmasıdır.korunmasıdır.Ümit var olalım.Sevgi selam ve saygılar sunuyorum.ALLAH’A EMANET OLUN.SAĞLICAKLA KALIN.BAŞARILAR DİLERİM.
21 Kasım 2008, 02:46 tarihinde.
DEĞERLİ NEYZEN BEYEFENDİ,YENİDEN MERHABA! Bir yanlış anlaşılma olmasın diye yazıyorum.Makalenizi çok beğendim .İslam anlamında sizinle aynı duygu ve düşünceleri taşıyorum .hemfikirim.Yalnız yeraltı madenlerimiz konusunda bilgi sahibi olduğunuz belli eksik bulduğum için size bir katkım olsun diye takviye yapmış oldum.Yoksa sizi eleştirmek gibi bir niyetim yok.Siz eleştirmeye değil taktir edilmeye değersiniz.Sizde biliyorsunuz ki İSLAM kaçılacak değil sığınılacak limandır.HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLMASI DİLEĞİMLE HOŞÇAKALIN.
21 Kasım 2008, 16:29 tarihinde.
Sn. “abc” Merhaba!
İlginize, fikirlerinizi bizimle paylaşmanıza ve güzel sözlerinize gönülden teşekkürler..
İzninizle, makalenin hedefi hakkında toparlayıcı birkaç kelam edeyim..
İnsanlık birçok alanda “yatırımlar” yapıyor.. Ekonomik yatırımlarımız var; çocuklarımıza yatırım yapıyoruz; geleceğe yatırım yapıyoruz vs…
Dînî alanda da yatırımlarımız var.. Büyük ölçekte mesela ülkemizde Diyânet teşkilatı var… Faaliyetler onun idaresinde yürütülüyor.. Camiler inşa ediyoruz; ilahiyat fakülteleri açıyoruz; öğrenciler ve hocalar yetiştiriyoruz… Geçmişte olduğu gibi bugünümüzde de hafızlarımız var; eserler ortaya koyan müfessirlerimiz ve diğer akademisyenlerimiz var…
Soru şu!!
1400 yıldır olduğu gibi bugün de yukarıda sayılanları İslam dünyası olarak yapmaya devam ediyor olduğumuz halde acaba Kurân’ı “mûcize oluş sırrı”na uygun olarak OKUyabiliyor muyuz??? İşte büyük mesele!!
Okuyamadığımız gün gibi âşikâr olduğuna göre gelecek 1400 yılda bu meseleyi nasıl çözmeyi hedefliyoruz???
İşte, makalemiz bu ağır meseleye giriş mahiyetinde bir özellik taşıyor.. Tabii, meramımızı anlatabilmek için edebî sanatlardan istifade ediyor ve söze bordan, toryumdan bahsederek başlamış oluyoruz… Bu yolla, Kurân’ımızın “kaynak” ve “mûcize” oluşuna dikkat çekmiş oluyoruz..
Selam,
N_S