Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı!

Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı! Nitelik ve amaç:

Salatın/namazın niteliği, kalitesi, mahiyet yada Kur’an’ın istediği nedir?.

Salat/namaz hususunda Kur’an’ın üzerinde durduğu konu vakit yada rekat sayısı değil! Niteliktir. Süreklilik, samimiyet/içsellik, huşuu ve huduu, maddi ve manevi temizlik, tazim saygı, bağlılık vb..

Namaz gösterişsiz olmalı!!! Âdemoğlu sinesinde barındırdığı her türlü endişeyi kaygıyı ve güvensizlik duygusunu itminan edeceği, Müslüman’ın İlahıyla olan özel bağı, sükûn bulabileceği, yalnızlığını paylaşacağı, alacağı önemli kararları, içindeki fırtınaları, acıyı kederi derdi kasaveti sunacağı ve arada hiçbir engel olmadan Rabbine götürecek en yakın mesafe namazdır. “Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” 2/153

Aşkın olanın hiçbir mekan veya zaman sınırlaması yapmadan her an kulunu davet ettiği, müthiş bir hediyedir namaz. “..Allah anıldığında yürekleri titreyen..”8/2

Sevinçli misin, yoksa sıkıntılı mı, içinden çıkamadığın bir sorunun mu var, yada kimseyle paylaşamadığın bir sırrın, bir ayıbın mı var, belki de huzur arıyorsun, ne bileyim, insana dair ne kadar erdem veya zaaf varsa say sırala, Rabbimiz çağırıyor ve bize değer veriyor; “..Sen onları rüku eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri-izi vardır. Bu onların Tevrat’taki nitelikleri. İncil’deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin..” 48/29 (2/3,177 - 5/12 - 6/92 - 8/2,3 - 9/71 - 17/110 - 22/35,41 - 23/2 - 31/4 - 35/29 - 70/22,23,34)


Allah’ın kulların yaptığı ibadetlere ihtiyacı yok, kullarında fazla yada eksik kılmasıyla dereceleri yükselmez. Allah gönderdiği mesaja, kulların ne kadar önem verdiğine ve yaşantılarına ne kadar aktardığına bakar.

İşte bunun içinde sıklıkla kendisinin anılmasını ister. Her an Allah’ı anın ki doğru iş tutasınız, hayatınızın merkezinde Allah olsun, insan sosyal bir varlıktır, ünsiyet/yakınlık kurduğu için “insan” adını almıştır, hayatı etrafındaki her varlıkla dolaysıyla diğer insanlarla ilişki içerisindedir. Eşiyle, çocuklarıyla, akrabalarıyla, komşularıyla, arkadaşlarıyla, okulda, işte, sporda yaşadığı toplumda hayatın her alanında ilişki içerisindedir. Müslümanların bu ilişki yumağının merkezine Allah’ı koymaları istenmektedir. Merkezde kimin olduğunu hatırlamak için de belli vakitlerle namazını haşyetle, samimiyetle ve yüreğinin derinliklerinden gelen bir istekle ifa etmesi gerekmektedir.

Amacı imanı tazelemek, 8/2,3,4 ahlakı zinde ve dinamik tutmak, 29/45 – 107/1-7 sosyal olarak Müslümanlarla ortak birliktelik oluşturmak 2/43,125 – 3/43 – 5/55 cemaat ruhunu zinde tutmak ortak mekanlarda bir araya gelmek. 2/125 - 22/25,26,27

Hülâsa namazın vakit yâda rekât sayısının çokluğu değil, niteliği önemlidir.

Vakti:Vakitlerle ilgili ayetler, 11/114 – 17/78,79 – 20/ 130 - 24/58 – 30/17,18 -50/39,40 -

Rekatlarla ilgili ayetler, 4/101,102,103

Vakit konusunda iki görüş üç uygulama vardır.

Görüşler:1.) Görüş “Beş vakit” diyenler: Sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı2.) Görüş “Üç vakit” diyenler: A) Sabah, öğlen ve akşam B) Sabah, akşam ve gece

Uygulamalar:

1.) Beş vakit’i zamanında kılmak.

2.) Beş vakit’i cem/birleştirerek üç vakitte beş kılmak.

3.) Üç vakit’i zamanında kılmak.

Rekâtların sayısına gelince, uygulama malumunuzdur, birde rekâtların sayısının iki olduğunu söyleyenler vardır.

Bu görüşlere Kur’an ne diyor? Üç vakit ve iki rekât diyenlerin Kuransal delilleri daha fazla görünüyor, ama beş vakit kılanların da zarar ettiği söylenemez.

Peki, namaz meselesinin Kur’an’da neden sınırları kalın hatlarla çizilmemiş?

Birinci neden zaten o toplumda uygulanan bir mesele olduğu için, bazı düzenlemeler yapıldıktan sonra aynen devam edin tarzında olmuştur.

İkinci neden Allah vakit ve rekât sayısına yani kemiyete değil keyfiyete önem vermiştir.

Üçüncü neden ise asgari vakit (3) ile asgari rekât (2) sayılarını emretmiş, bundan fazlasını kullara bırakmıştır. Çünkü insanların sosyo-psikolojik durumları aynı değil, insanlar çeşit çeşittir, duygusal, mantıklı, kuralcı, titiz, tembel, çalışkan vs.. vs.. zaten Kuran’da da bunun izlerine rastlamak mümkün ör: “..hasta yada su bulamamışsanız teyemmüm edin..” 4/43-5/6“..ölmeyecek kadar yiyin..” 5/3 “..korku halinde namazı kısaltmanızda bir sakınca yoktur..” 4/103 vb.. ayetlerden de anlıyoruz ki hayatın her zorluğu düşünülerek asgari miktarda yani 2 rekat 3 vakit yeterli görülmüştür. Ama bu fazla kılınmaz anlamına gelmemeli, bakın “..sana has nafile olarak gecenin bir kısmında kalk..” “umulur ki rabbin seni övülmüş bir makama çıkarır..” 17/79 yani asgari olanın dışında Rabbine niyazda bulana bilirsin ve üstelik bu senin Allah katında değerini yükseltir.

Tarih kitaplarında, Resulullah’ın vahiy gelmeden önce beş vakit namaz kıldığı ve Kur’an tamamlandıktan sonrada aynı şekilde devam ettiğine yer vermektedir. Şahsen bende üç vakit iki rekat olduğuna kanaat etmeme rağmen beş vakit namazıma devam ediyorum çünkü fazladan kılma imkanım el verdikten sonra benim için çok faydalı bir ibadettir.

Not: Kesinlikle namazın kazası yoktur.

Allah ihlasla kıldığımız namazlarımızı kabul buyursun.


Toplam Okunma: 1522 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 21.11.2008 - 11:06
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

“Namazın niteliği, vakti ve rekât sayısı!” için 10 Yorum

  1. mehmet diyor ki:

    Namaz sayıları ile namazlardaki rekâtların sayısı polemiği:

    Bizim, namaz diye bir problemimiz olmadığı gibi, namaz! Bizim dinimiz de değildir. Zira biz, namaz kıldığımız için Müslüman değiliz; Müslüman olduğumuz için namaz kılıyoruz.

    Ne var ki günümüz dünyasında namazı, dine alternatif ve dinin önünde büyük bir engel olarak görmekteyim. Şöyle ki dinin bir tek kaynağı ve ders kitabı olan (size ders kitabı olan bu kitabı indirdik; hala akıllanmıyor musunuz? Enbiya 10) kuranı kerimden bahs ettiğin zaman ve kuranı kerimin “mübin, mufassal, tibyan (her şeyi açıklayıcı bir kitap)” olduğunu vurguladığın anda, kalabalığın dinine göre, vakit ve rekât limiti belli olan namaz devreye sokuluyor.

    Hanı! Nerde! Vakit ve rekat sayılarını, bize, kuranda gösterin sizi görelim şeklinde celallenerek sözde bize, aslında kurana meydan okuma cesaretine bürünüyorlar.

    Aslında Allahın varlığından, birliğinden, namaz, oruç, zekât ve hacdan önce dinin ilk emri ve ilk şartı olan oku emrinden habersiz ve lakayt olanlar, bir mahcubiyet içindedirler gibi geliyor bana. Çünkü onlar suçüstü yakalanmışlar. Ankebut 45. sana vahy olunan kitabı oku ondan sonra namaz kıl; buyruğu ile karşı karşıyadırlar.

    Biz şunu çok iyi biliyoruz ki, hiçbir peygamber, insanlara namazı öğretmek için gönderilmemiştir. Peki niçin gönderilmişler? bütün peygamberlerin ortak görevleri, enbiya Suresi 25. ayet ortaya koymaktadır. “ senden önce gönderdiğimiz her peygambere, benden başka ilah yoktur yalnız bana ibadet edin diye vahy etmişizdir” peygamberlerin görevi, ilahları çoğaltan toplumları ilahlardan vazgeçirip bir tek ilaha yönlendirmektir. Kuranı kerimde hangi peygamberin hayatına, kıssasına, baktığın zaman bakıyorsun ki görevleri budur. Yani bize vahy edilmiştir ki, sizin ilahınız tek bir ilahtır. Bizimde görevimiz tıpkı bu peygamberlerin gibi, bu insanları kalabalıkların dini olan bu dinden vazgeçirip Allahın dini olan “dini Allaha tahsis edin” çizgisine getirmektir. ne var ki, bu gayret içinde olmuş ve olan kardeşlerimiz, Allahın dinini anlatmaya gayret ettiklerinde, dinin yerine ikame edilen şeylerle engellenmeye çalışmışlar.

    Birisine, abdestin farzları kaç tanedir diye sordum? Bana hangi mezhebe göre diye karşı bir soru ile sordu? Bende kurana göre. Güldü ve bana kurana göre olur mu hiç? Şafiye göre hanefiye göre duymuşum fakat kurana göre duymamışım dedi ve ekledi, kuran gelir bize abdestin farzlarından mı bahs eder.

    Yine bir yerde bir makale okumuştum. Makale sahibi şöyle bir şey diyor: kuranı inkâr eden bu insanlar, keşke kuranı iyi okuyup inceledikten sonra onu inkâr etseler. Bari neyi inkâr ettiklerini bile bilirlerdi.

    Bu iki olaydan esinlenerek diyorum ki, yoktur diyenler, acaba araştırma ve inceleme zahmetine katlanıp araştırıp incelemişler mi ki yoktur diyorlar. Yoksa kendi dinlerinin varlığını başkasından duydukları gibi bunun yokluğunu da başkasından mı duymuşlar. Ki öyledir de. Çünkü uğrunda efor sarf edip din seçme zahmetine katlanmamışlar. Ya kendilerini dinin kucağında ya da dini kendi kucağında bulmuşlar. Çiğneme zahmetine katlanmaksızın muhallebi gibi kolay yutulan bir din.

    Arziyatım şudur ki: kuran namazdan da zekâttan da, hacdan da mirastan da evlenmekten de kısacası her şeyden… Namazların vakitlerinden, rekâtlarından, secdelerinden bahs etmeden önce, din ile alay edenlerin, müşriklerin ve muttakilerin namazından bahs ediyor. Hiç kimse benim kıldığım bu namaz acaba hangisinin namazıdır diye düşünüp zahmete katlanmadığı gibi, bunun sevabını da peygambere, babasına anasına kavuşturmasını Allahtan istiyor…

    Din ile alay edip namaz kılanlar: (Vay Din ile alay edip namaz kılanların haline. “maun 4”) Münafıkların namazı: (onların, kabedeki namazları eğlence ve insanları Allahın dininden alı koymaktan başka bir şey değildi… “enfal 35)

    Din ile alay edip namaz kılanların hiçbir tanesi ben din ile alay ediyorum demediği gibi inanan müşriklerinde hiçbir tanesi ben müşrikim demiyor. Aksine Mekkeli müşrikler sözde İbrahim’in Yolunu izlediklerini, namaz kıldıklarını, oruç tutuklarını, bununla beraber evliyaların kendilerine şefaat edeceğine inandıklarını ve Allahın ismini tek başına anmadıkları için kuran tarafından müşrik olarak ilan edildiler.

    Takva sahibi olanların namazı: “kitaptan sana vahy olanı oku ve salatı ikame et zira salat kötü ve iğrenç şeylerden alıkoyar şüphe yok ki, Allahın öğütü daha büyüktür.” (ankebut 45)

    Allah, kendi dinini, mesajını kuşdili ile değil anlaya bileceğimiz bir dil ile bize bildirmiştir. dahaönceden de namazı din edinenler ve onunla dini engelleyenler olarak bahs etmiştim. İşte bu ayeti kerimenin tertibini bozanlardır. Yani vahyi okumadan namaz kılanlardır.(Şafii abdestin farzlarından bir tanesi tertiptir derken, bu ayetin tertibinden hiç bahsetmiyor.)

    İşte vakit, rekat ve secde sayılarından önce şu üç şekilde kategorize edilen namazlardan bir sual olunsun. Rivayete göre, adamın biri ali bin ebu talibe gelerek falanı senin hakkında, “Ali müfsittir” diyor. Ali buna o adamı, çağıralım gelsin. bana müfsit demişse sen koğucu ve fitne olduğun için senin yüzüne tükürürüz;böyle bir şey dememişse sen müfteri olduğun için seni kırbaçlarız, ya da istersen bu meseleyi burada kapatalım. Adam, en iyisi bu meseleyi burada kapatalım diyor. Kanaatime göre bizde namaz konusunu fazla açarsak bize de en iyisi bu meseleyi burada kapatalım diye teklif gelebilir.

    Şimdi gelelim yaptıkları ve edindikleri ibadeti, kuranda bulamayanlara: din edinmeleri kurandan olmadığı için kuranda bulmaları söz konusu olamaz. Nasrettin hoca, samanlıkta iğnesini kaybetmiş dışarıda arıyor. Biri hocam hayrola neyi arıyorsun. iğnemi kaybettim onu arıyorum diyor. Peki, burada mı kaybettin; “hayır samanlıkta” samanlıkta kaybettiğin iğneni burada niye arıyorsun “samanlığın içi karanlık olduğundan ” diye cevap veriyor.

    Şunu belirtelim ki, kuranda namazın vakitleri, rekat sayıları,mekanik yönü, okunan şeyin, okunan şeyin ses tonuna varıncaya kadar her şey net bir şekilde belirtilmiştir.

    Namazın rekat sayıları: “sen onların içinde olupta kendilerine namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir gurup seninle birlikte dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Böylece secdeye vardıkları zaman, arkanıza geçsinler. Bu kez namaz kılmayan ö teki gurup gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar. koruma tedbirlerini alıp silahlarını da yanlarında bulundursunlar…”(nisa 102)hasan kardeşimin güzel bir tabiriyle bilmece ve bulmaca çözme zahmet veya zevkine girmeden, seferde yani savaş esnasında her bir guruba birer rekat kıldır. İlk gurup secdeye vardıklarında onlar çekilsin ifadesinden net bir şekilde anlaşılıyor ki namazın bir rekâtı secde ile bitiyor. Nisa yüz birinci ayette ise “yeryüzünde savaş için yolculuğa çıktığınız zaman inkârcıların size saldırmalarından korkuyorsanız namazı kısaltmalarınızda bir sakınca yoktur.”

    Bu kısaltmaktan maksat rekat sayısını kısaltmaktır. Bazıları ise, (bunların içinde seyit kutup ta vardır) mevcut rekat sayılarını seri bir şekilde kılmak demektir; diye, indi bir görüş ortaya atmışlardır. Katılmıyorum. Hasan kardeşimin de bu konuyu irdelemesini istiyorum. Bu görüş statükoyu koruyan beşeri bir görüştür. Zira mukimin namazının iki rekât olduğu hususu nisa 102 den net bir şekilde anlaşılmaktadır. Çünkü Allahın resulü, kendisi iki rekat kılıyor. Denile bilir ki, Allahın Ruslu da içlerinde seferde imiş ve iki rekât kılmıştır; dolayısıyla seferi namazın kısaltılmışı iki rekât olup mukimin namazı ise 4 rekâttır hayır ayetten öyle bir şeyin anlaşılması söz konusu değildir. Ayeti kerimeden yine net bir şekilde anlaşılıyor ki, cenabı Allah silah taşıma ve tedbir alma görevini ve yükünü peygamberin dışında olanlara tevdi ediyor. Dolayısıyla orada nimet külfet dengesi söz konusu olduğu gibi, birde seferdeki namazın kısaltılmasını bir şarta bağlıyor. Oda 101. ayette, eğer kâfirlerin size zarar vermesinden korkuyorsanız namazınızı kısaltabilirsiniz. Şartıdır. yoksa seri bir şekilde dörtnalca veya jet imam hızıyla kılmak demek değildir.

    İki rekat namaza monta edilen diğer iki veya bir rekat, gerek hadis gerek fıkıh ve gerekse kılınış biçimi itibarıyla sırıtkandır. Şöyle ki başta bunun için uydurulan hadis yakayı ele veriyor. aişeye isnat edilen ve kütübü sitede geçen hadis şudur. “Namaz ilk farz kılındığında iki rekat olarak farz kılındı sonradan dörde çıkarıldı.” Hadisidir. Bu şu demektir ki hicri birinci yüz yılından itibaren bu ilaveye itiraz edilmiş karşı taraf her şeyde olduğu gibi bu iş için de hadis uydurmak mecburiyetinde kalmışlardır. 2) son iki rekatta zenbi sure yoktur. 3) son iki rekatta imam efendi fatihayı ilk iki rekattaki gibi yüksek sesle değil gizli okuyor.

    Yani kendileri de son iki rekata, üvey muamelesini yapıyorlar.

    Namazın vakitlerine yani sayılarına gelince, yine zorlanmadan çok rahat bir şekilde kaç namaz olduğunu göre biliriz. İsra 78. ayetiyle başlayalım: “güneşin sarkmasında (aşağı kaymasından) gecenin kararmasında ve fecrin kuranı esnasında namazı ikame et. Zorlanmadan sabah, öğle ve akşam vakitlerinde kılmamız gereken namazlar. Birde bu ayeti kerimeden hemen sonra gelen 79. ayet, “ ve sana, artı olarak gecenin bir kısmında da kuran okuyup namaz kılmak üzere uyan…” buda gece namazı olarak adlandırılan teheccüt namazıdır. Her ne kadar bu namazı peygambere tahsis ederek bundan kurtulmak isteyen veya peygamberi yücelterek böyle bir namazı Allah sadece ona layık görmüş dolayısıyla bize farz kılmamıştır diyenler olmuşsa da böyle bir şey söz konusu değildir. Zira cenabı Allah peygambere, özgü ona mahsus hiçbir ibadet vaaz etmemiştir.risalet modeldir.peygamber ise bu modelin sunucusu ve icraatcisidir. bizler içinde eğer allahı seviyorsanız beni izleyin. önerisinde bulunmuştur.

    Yine hud suresi 114. ayet “ve gündüzün iki tarafında ve gecenin süslendiği sırada namaz kıl…” ayete işkence yapıp zoraki bir mana ithal etmeden kuşluk ikindi ve yatsı namazları anlaşılmaktadır. Bazıları bu ayetten sabah ve akşam namazlarını çıkarmaları tamamıyla peşin kabullerindendir. Çünkü yaşadığı ve inandığı şeyleri kurana götürmeye ve orada bulmaya çalışıyor.

    Mademki Allah, gündüzün ve gecenin iki tarafı demiş ve bizde sabah ve akşam namazlarını kılıyoruz öyleyse bu ayet bizim kıldığımız namazı tarif ediyor. Kuranı kerime göre sabah ve akşam namazlarının vakitleri gündüzün her iki tarafında değildir. Sabah ve akşam namazlarının vakitleri gündüzün iki kenarındadır. Kenar ile taraf kuranı kerime göre ayrı kelimelerle ifade edilmektedir. Kuranı kerimin kenar için ifadesi “harf”olup taraf için ise taraf kelimesi kullanılmaktadır. Kuşluk ve ikindi namazı gündüzün her iki tarafında olup gündüzün her iki kenarında değiller. Bizlerde bazen geleneksel dinden şuur altı olunup farkında olmadan uydum kalabalığa şeklinde Leylalaşıp gitmekteyiz. Çünkü ben ara sıra bazı arkadaşlarıma bazı konuları açıklarken kendilerinden bu kadarda olmaz tepkisini görmüşüm.

    Kuranda geçen “salat” kelimeleri, üzerinde de durmak lazımdır. Zira bu kelime klasik müfessirlerce, çoğunluk itibarıyla hep namaz olarak ele alınıp o şekilde sunulmaya çalışılmıştır. ( bu şekilde ele alınışı şüphe yok ki, yöneticilerin de işine gelmiştir. Çünkü hiçbir ibadet yöneticinin yakasına yapışmaz; aksine yöneticiye dua içerir.)

  2. sultan diyor ki:

    Sevgili Mehmet,

    Yazının giriş bölümü beni epeyce umutlandırdı.Ancak ilerleyen bölümlerde sende bugünkü “namaz”ı önermekten öteye geçemiyorsun maalesef.Ben Kuran’dan alınıp “ilmihalleştirilen” her amel’e/kavrama şüpheyle bakıyorum,şimdilik.
    Bunların içini doldurmaktan ziyade mesela,fecir’de kalkıp uyumamayı başarabilmek,yine geceleyin mesayiyi kapatmak yapılabiliyorsa daha değerlidir,diye düşünüyorum.

    Birde,”Namazın (Salatın) kazası kesinlikle yoktur” diyen arkadaşa:Cuma suresi 10.ayeti Arapça metninden okumasını tavsiye ediyorum.

    Selametle.

  3. ibrahimim diyor ki:

    Selam aleyküm!

    Sevgili sultan, tavsiyeniz üzre cuma 10. ayeti orj. okudum.

    Afedersin, kardeşim ben bi çıkarımda bulunamadın.

    Rica etsem bu konuyu biraz açarmısın, bilmeden bir hatamı yapıyorm?

    Selamlar sunarım.

  4. sultan diyor ki:

    Sevgili İbrahim,yazının kime ait olduğunu bilmediğim için o tarz bir ifade kullanmak zorunda kaldım.
    Söz konusu ayette “Salatı ‘kaza’ edince,yeryüzüne dağılın” ifadesinden salatın kaza edileceği net olarak anlaşılıyor.Ancak,bunun bugün anlaşıldığı ve uygulandığı şekilde olması elbetteki tartışılır.Zaten şuan ki uygulamaların hangisinin Kuran’a uygunluğu tartışmalı değilki?

    Selametle.

  5. ibrahimim diyor ki:

    Selam senin üzerine olsun sultan kardeşim!

    cuma suresi 10. ayeti aşağıda kelime kelime meallendirdik, fakat söylediğiniz gibi! “kaza” kelimesi yer almıyor.

    Vakiştlerle farz kılınmış namazın kazası olmaz.

    فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Feiza (o vakit)
    kudıyeti (bitirdiğinizde)
    ssalatu (Namazı)
    fenteşiru (saçılın/dağılın)
    fiyl’ardı (yeryüzüne)
    vebteğu min fadlillahi (Allah’ın fazlından arayın)
    vezkurullahe kesiyren (Allah’ı çokca zikredin)
    le’allekum tuflihune. (felah bulasınız)

    Not: Söz konusu makale bana ait.

    Selamlar sevgile sunarım.

  6. sultan diyor ki:

    قُضِيَتِ الصَّلَاةُ “Salatı kudiye yapmak”tan maksadın ne olduğunu anlamak lazım.Elbette bugünkü anlaşılan şeklin doğru olmadığını bende kabul ediyorum.Ama ondan önce namazın vakitlerinin “farz” olmadığını bilmemiz lazım.”Ketebe” başlığı altında bunu açıklamaya çalışmıştım.

    Muhabbetler sunarım.

  7. md0000 diyor ki:

    rahmanın selamı üzerinize olsun.

    bir kaç kelimede ben söylemek istiyorum bu konuda ve tamamen benim görüşümdür.

    mehmet arkadaşım salat kelimesini anlamamış galiba

    kur’an ın ilk nuzul olduğu yıllarda ve ondan daha öncesinde de peygamberimizin salat ikame ettiği tarihçiler tarafından da beirtilmiş bir gerçektir.
    salat ikame etme şeklinin nasıl olduğu ise günümüze kadar ulaşan sahih ve hasen olarak tahriç edilmiş hadislerden anlaşılmaktadır.

    namaz kelimesine gelince bu türkçe bir kelime olup eski türklerin tanrılarına yakarması demektir. günümüzde ise namaz ve salat aynı anlamda kullanılmış ve bu kelimenin sınırları genelde hanefi mezhebi görüşlerine göre şekillenmiştir. (türkiye coğrafyasında)

    geçmişte ve günümüzde bu konu ile ilgilenen muhaddis alimler olmuş ve peygamberin 23 yıllık risalet hayatında salat ikame etme şeklini kitap haline getirmişlerdir.

    bu konuda samimi olarak bilgi almak isteyen arkadaşların el-albani, ibni kayyim, imam ahmet ,imam malik ve imam şafii gibi alimlerin kitaplarına bakmalarını tavsiye edrim.

    bazı arkadaşlarda namazın sayısı ve vakitlerinde yorumlar yapıyorlar ama dediğim gibi biz islamı kur’an dan ve peygamberin uygulamalarından öğreniyoruz.

    çünki peygamber tam tamına 23 yıl risalet görevi yapmış ve insanlara öncelikle nasıl iman edecekleri ve sonrasında da nasıl ibadet (kulluk) edeceklerini örnekliği ile öğretmiştir. kendi yapmadığı hiç bir şeyi insanlardan istememiş.

    ha bunları neredenmi biliyorum yanındamıydım derseniz. derimki ,
    5000, 10 000 yıl öncesinden veya milyonlarca yıl öncesinden haber veren tarihçi ve bilim adamlarının eserlerini okurken şüphe etmeden inanıyoruzda daha 1400 yıl öncesinden gelen haberlerin hemde yazılı olarak muhafaza edilmiş eserleri okurken neden bukadar tereddütlüyüz.

    biliyorum aynı kaynakları islam düşmanlarıda okuyup değerlendiriyor ve günümüz gençlerinin akidelerinin nasıl bozulacağını öğrenip uyguluyorlar.
    mümkün olduğunca bu gençlerin söz konusu kaynak eserlere ulaşmasını önlüyorlar.

    gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki; günümüz gençleri okumayı sevmiyorlar.

    bu çok üzücü bir durum okullarda okuma alışkanlığı yok ediliyor. üç tane okula giden çocuğum var ama okadar uğraşmama rağmen bir türlü okumayı sevdiremedim. halbuki bende okumadan geçirdiğim günü yaşanmamış sayarım.

    evet gençlere okumayı sevdirebilirsek onlar ozaman salat’ı, namazı, orucu , haccı ve inancı dini ve şeriatı asıl kaynaklarından öğrenecek ve kulaktan dolma ve geleneksel din eğitiminden daha iyisini yapacaklardır.

    birde yaşlılarında bazı taasublardan vaz geçmesi gerekli tabiki mesala kur’an öğretiyorum diye arapça harfleri okumayı öğreten ve bundan büyük ecirler bekleyenler varya işte onlarında kur’anı önce kendilerinin iyice öğrenmeleri gerekmektedir.

    başka türlüde islam gönüllerde ve hayatta yeniden hakim olamayacaktır.

    sevgi ve selam ile ,

    Rabbim benim ve sizlerin günahlarımızı bağışlasın….

  8. ilhami demirtaş diyor ki:

    selamün aleyküm
    sizler bilerekmi yazıyorsunuz amacınız milletin namazını niyazını hepten yok etmemkmi ben anlamıyorum.
    şu yazınızın başlığına bakın
    Salat/namaz hususunda Kur’an’ın üzerinde durduğu konu vakit yada rekat sayısı değil! Niteliktir. Süreklilik, samimiyet/içsellik, huşuu ve huduu, maddi ve manevi temizlik, tazim saygı, bağlılık vb..
    sizin mantığınıza göre haşa Allah bu işi bilmiyor sadece siz biliyorsunuz.
    Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun. (Bakara 238)

    Hûd Sûresinin 114 . Ayetinde
    (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
    İsrâ Sûresinin 78 . Ayetinde
    Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

    İsrâ Sûresinin 79 . Ayetinde
    Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.

    Nisâ(*) Sûresinin 103 . Ayetinde
    Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

    siz bilerekmi yazıyorsunuz bilmedenmi Allah adına iftiralar atarak kurandan anladığınızı söyleyerek şirke girdiğinizin farkındamısınız.bir meal okumakla allamei cihan kesiliyorsunuz.elbette namazda süreklilik ve huşu olacak hemde çok önemlidir.bunlar namazın olmazsa olmazıdır.ama ne demek vakit,rekat önemli değil.Allah belli vakitler diyor siz vakit önemli değil diuyorsunuz.Allah kuranda savaş halinde bile namazı iki rekat olarak gösteriyor rekat önemli değil diyorsunuz.

    Oysa Allah nisa 103 te namaz belli vakitlerde farz kılınmıştır diyor Allahın önemsediğinie önemli değil demek tam bir küfürdür.Ayrıca Peygamber efendimiz boşuna gönderilmemiştir.Kuranı tebliğ etmiş ve islamı sizdende bendende daha güzel yaşayan (Tabiri caizse canlı kuran) o dur.gelenekçi insanlar peygamberimize ilahlık derecesinde paye verirken maalesef sizlerde tam tersini yapıyorsunuz adeta peygambere hiç önem vermiyorsunuz.oda yanlış sizinkide yanlış.

    Bakara(*) Sûresinin 151 . Ayetinde
    Nitekim kendi aranızdan, size âyetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.

    Âl-i İmrân(*) Sûresinin 53 . Ayetinde
    “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk.Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz.”

    Nisâ(*) Sûresinin 80 . Ayetinde
    Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.

    36 - Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resülüne karşı gelirse şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.(Ahzab 36)
    lütfen gelenekçiler ilahlaştırıyor diye sizde tam tersini yapıp peygamberi adeta luzumsuz bir varlık gibi tanıtmayın.Ayrıca vakit önemli değil vs gibi hikayelerle Allahın önemsediğini hafifede almayın.umarım yazdıklarınızı kasıtlı yazmamışınızdır.size tavsiyem kuranı yeniden inceleyin.iyicede içinize sindirmeden anlamadan rasgele internete yazı yazıpta bilgisi olmayan müslümanların kafalarını lkarıştırmayın.
    Allahın selamı müslümanların üzerine olsun.

  9. ismail diyor ki:

    Mehmet kardeşimiz gelenekteki 4 rekate sonradan eklenen 2 rekat konusunda, benim de dikkat etiğim ama dillendirmediğim, birşey yakalamış. Son iki rekatte zammı sure yok ve imamlar bu rekatlerdeki Fatiha’yı sessiz okuyor demiş. Yani son 2 rekat farz değil demek istemiş. Fakat günlük namazları yine geleneğe uyarak 5 vakit olarak belirlemiş. Şimdi… Mehmet’in, imamların son iki rekatteki okumalarını sessiz yapma mantığından hareket ederek şöyle bir şey ortaya atılamaz mı: Gelenekte öğle ve ikindi olarak belirlenen namazlar cemaatle kılınırken tekbir, rüku, secde ve selam verme ânındaki okuyuşlar (sesler) dışında hiçbir şey sesli değil. O halde öğle ve ikindi namazı diye namaz yoktur… Yani sabah, akşam ve yatsı namazı dışında farz namaz yoktur… Diyemez miyiz? Ne dersiniz?

  10. ismail diyor ki:

    yorumumuza yorum ekleyen olmamış. anlaşılan saçma bir görüş ortaya atmışım.

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: