Alimlerden yararlanmada ölçü

Soru: Kim kurandan ne anlıyorsa öyle uygularsa ama bunda gerçekten samimi ise ona sizce mesuliyet var mı? Eğer varsa illa o insan birilerine mi uymalıdır? Peygamber hayatta olmadığına göre, ondan daha iyi de kuranı kimse anlamadığına göre…

Cevap: Kendisinden daha bilgili olanlardan yararlanmak zarureti vardır.. Dikkat lütfen mükellefiyet demiyoruz; zarûret diyoruz.. Özellikle buna vurgu yapıyoruz.. Çünkü, daha bilgili olanın ilminden yararlanmak mükellefiyeti eşyanın tabiatından doğan bir zarurete dayanmaktadır..

Herkes müslüman olabilir ve fakat herkes her konuda âlim olamaz.. Herkesin dinde âlim olmasını beklemek, herkesin peygamber olmasını beklemek kadar mânâsızdır…

Önemli ve gerekli olan dînimizi ve Kurân’ımızı daha güzel ve esaslı kavrama yolunda ilminden yararlandıklarımızın bir müddet sonra (meselâ asırlar sonra) tabular hâline gelmemeleridir… Bu ise, müslümanın bütün ilmî yetersizliklerine rağmen Kurân ile irtibatını son nefese kadar yoğun tutması ile mümkündür.. Yâni, bilmediklerimizin farkında olacağız, bilenleri bulup danışacağız ve hatta tâbi olacağız ve fakat her zaman ve her zaman Kurân ile direkt irtibat hâlinde olmaya ve kalmaya devam edeceğiz..


Dîne ait sorularımıza cevap verenler ve hatta çözüm üretenlerin varlığını Kurân ile direkt irtibatımızın yerine ikâme etmeyeceğiz… Yâni, Kurân ile irtibatımızı direkt oluştan dolaylı oluşa çevirmeyeceğiz… Yâni, müslüman olarak Kurân’ı ve İslâmı anlama, yaşama, kavrama yolunda ehline müracaat edeceğiz; ehliyet sahiplerine saygı duyacağız ve onlardan yararlanacağız; ancak Kurân ile yaşadığımız aşkı dolaysız yaşayacağız… O zaman biz de kendi hissemize düşücek nice feyizlerle arınacağız; güzelleşeceğiz; yenileneceğiz….

Neyzen SEMAZEN


Toplam Okunma: 1057 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 06.01.2009 - 04:25
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

“Alimlerden yararlanmada ölçü” için 34 Yorum

  1. paris diyor ki:

    selam,
    Bu gidişle tüm yazılarınızı sitemizde yayınlamak zorunda kalacağım:)

  2. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Paris,

    İlginiz için tekrar teşekkürler..

    Kurannesli Forumunda bir üyenin Hz. Meryem hakkında bilgi talebinin olduğunu gördüm.. Üye, “Harun’un Kızkardeşi” konusunu işliyordu…
    Şimdi vereceğim linki o üyeye ulaştırmanızı rica ediyorum… Çünkü, bu linkten oldukça geniş bir yazışma zincirini okumak imkânları olacak.. Daha da güzeli, inşaALLAH “Harun’un Kızkardeşi” gibi bir deyiş için okuyabilecekleri en geniş verilere ulaşmış olacaklar…….

    http://63.231.71.139/forum_pos.....mp;TPN=144

    Bu sayfada, lütfen bana ait mesaja baksınlar… Tahmin ediyorum; aradıkları en tatmin edici cevaba ulaşmış olacaklar… :)

    Selam,

    N_S

  3. paris diyor ki:

    Selam Neyzen SEMAZEN hocam,
    İsteğiniz üzerine mesajlarınızı ilgili yere kopyaladım.

    http://www.kurannesli.net/foru.....50ef1dff46

    Sitemize direk katkı yapamayacak kadar yoğun olmanıza üzüldüm.Sizden çok şey öğrenebilirdik.Sizi anlayışla karşılamaktan başka seçeneğimiz yok:)

    Yalnız benim sizden bir ricam var.Yoğunluğunuzdan dolayı olumlu yanıt veremeyebileceğiniz bir rica…

    Sizinle yazışmak istiyorum.Kuran araştırmalarımda takıldığım ve çözümleyemediğim konular var.İlminizden faydalanmak istiyorum.
    Gerçi vukufiyet şartı istemişsiniz Ali Aksoy’a verdiğiniz cevapta.( Ne demek istediğinizi anlıyorum.Kalp Eğer Mühürlenirse yazınızı iyice anlamak için 4-5 kez okumam gerekmişti :) ) Bu şarta haiz değilim sanırım.Ama anlayabildiğim kadarıyla değerlendirmelerinizden faydalanmayı çok isterim.Vaktinizin yettiği oranda bana yardımcı olmanızı rica ediyorum.Adresim

    pokamilayadevushka@yahoo.com.tr , pokamilayadevushka@hotmail.com

    İnşaallah hayır demezsiniz.Eğer yanıtınız olumluysa adresinizi öğrenmek isterim.

    Allaha emanet olun!

  4. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Paris,

    Cenabı Allah, sizin gibi “sağduyu” sahiplerinin sayısını arttırsın… :)
    Bu o kadar önemli bir meleke ki….. SAĞDUYU! Size MAŞAALLAH!

    “Vukufiyet Şartı”na gelince… Bu aslında herbirimiz için konularına göre değişmek suretiyle geçerli bir şart… Yerine, konusuna göre elbette Semazen için de geçerli… Yâni, öyle bir Kurânî konu olur ki, Semazen’in onu anlaması hiçbir şekilde mümkün olmayabilir… Semazen’in böyle bir durumda “Neyim eksik?! Neyim noksan?!” diyerek afratafra yapmasının ne kıymeti olabilir?? Nitekim, Hz. Musâ Kehf Sûresindeki kıssasında Hz. X yanındaki ilim yolculuğunda sınıfta kalmamış mıydı?!

    Siz, “Kalp Eğer Mühürlenirse” yazısını 4-5 defa okuduğunuzu söylüyorsunuz… İşte esas olan bu!! Yani, esas olan bu samimi çaba!! Öğrenme azmi, öğrenci olma şevki!!! Bu münasebetle, Kurân karşısında ben de sizin gibi bir öğrenciyim… Öğretmenimiz Kurân!!! O ne güzel öğretmen!!!

    Size ve yazışma adresimi isteyecek her dosta e-postamı memnuniyetle sunuyorum.. neyzen_semazen@yahoo.com…. Ancak ve maalesef, bu kanaldan yazışma yapabilme şansım neredeyse hiç yok!! Şu anda ve bundan sonra, hayat meşgalesi içinde artırabildiğim sınırlı vaktimi sizin okudunuz türden bazı yazıları kaleme almaya tahsis ediyorum.. Tabii, geriye zaman olarak pek bir şey kalmıyor… Bu yüzden, verdiğim e-posta adresime bir sorunuzu iletmeniz halinde ona cevap yazamamak beni gerçekten çok üzecektir… Şu halde, bence bu kapıyı hiç açmayalım ki -şartlar gereği- sizi cevapsız bırakmanın stresi ile kahrolmayayım… :)

    Kurân yolculuğunuz hayırlı ve uğurlu olsun!! Kurân size yarasın!!

    Selam ve Sevgilerle,

    Neyzen SEMAZEN

  5. paris diyor ki:

    http://www.kurannesli.net/foru.....&t=908

    Alimlerden yararlanmak demişken,verdiğim linkte Hz.Muhammed’in ümmiliğiyle ilgili dikkatimi çeken bi ayet ile ilgili görüşlerimi paylaştım.Sizin de düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.Vaktiniz varsa bu konuda bir iki kelam ederseniz memnun olacağım.

    Allah’a emanet olun!

  6. Ali Aksoy diyor ki:

    Selam Paris;

    Verdiğin ayet (25/5) güzel bir misal. Eğer kendisi yazsa idi, başkalarının O’na okuması sanki okununca nasıl olduğunun merakını gidermek gibi bir şey olur ki, böyle düşünmeyiz.

    Ama başkasına yazdırıp sabah-akşam yani sürekli olarak kendisine okunuyorsa, yazanların birbirlerinin yazdıklarını Peygamber’e okuyarak doğru yazılıp yazılmadığının test edilmesi diyebiliriz.

    Diğer yandan bu ayet, vahyin kürek kemiğine, ağaç parçalarına, taşlara yazıldığını, Peygamberin vefatından sonra toplatılıp mushaf haline getirildiğini iddia edenlere de çok şeyler anlatıyor.

    Muhabbetlerimle…

  7. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Paris,

    Mesajınızı dün gece okudum.. Şu anda müsait değilim; detay yazamıyorum.. Bunun için özür dilerim.. Ama, inşaALLAH çok yakında cevap yazacağım..

    Selam,

    N_S

  8. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Paris,

    Beklediğiniz cevap için verileri değerlendiriyorum.. Bu arada, Kuran Nesli forumunda “neyzen” rumuzlu bir üyenin mesajını gördüm.. Bir karışıklığı önlemek kasdıyla söylüyorum.. Kuran Nesli’ndeki “neyzen” ben değilim..

    Selam,

    N_S

  9. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Paris,

    Nihâyet sorunuza sıra geldi.. :) Ancak, bu defa konuya ilişkin âyet adreslerini yazdığım notlarım yanımda değil… Bu yüzden, referansları veremeyeceğim.. Boş vakit buldum; bu fırsatı kaçırmadan sadede gelmek istiyorum…

    Şimdi, ele aldığımız âyet Furkan:5!

    Buradaki anahtar kavram “ESAATIYR’UL-EVVELİYN”…

    Bu ifâde, inançsızların ağzından olmak üzere Kurân’da birçok defa geçiyor.. Geçmiş kavimlerin masalları, efsaneleri; kadîm, mazisi olan efsaneler olarak tercüme edebiliriz..

    Eğer, Furkan:5 olmasaydı Kurân için söylenen Esaatıyr’ul Evveliyn iftirasının NİTELİĞİNİ tam olarak anlayamazdık.. Muhtemelen, Kurân ve Nübüvvet karşıtlarının olayı “masallar” gibi küçümsediklerini düşünebilirdik.. Ancak, Kurân karşısında yaşadıkları acziyet sebebiyle bir komplo teorisi geliştirdiklerini bu âyetten anlayabiliyoruz…

    Biliyorsunuz, nübüvvet karşısında Resullullah’a birçok iftira atıldı.. SÂHİR, KÂHİN, ŞAİR…

    Ancak, bu iftiraları bir altyapıya sahip değildi!! Yâni, bunlar desteksiz iddialar olarak kalıyordu.. Çünkü, bu iddiaların sahipleri Peygamberimizin özgeçmişine vâkıf insanlardı.. Dolayısıyla, öyle bir iftira kurgusu oluşturmalı idiler ki en başta söylediklerine kendileri inansın ve nübüvvet karşısında başkaları için de tutarlığı olabilsin…

    Bu münâsebetle, ESAATIYR’UL-EVVELİYN kurgusunu piyasaya sürdüler… Tanıdıkları, bildikleri Peygamberimiz “eğitimi-öğretimi” olmayan bir insandı.. Hani şu mâlum mesele.. Resullullah’ın okuma yazması var mıydı?!

    Furkan:5′in sunduğu detaylara göre, ESAATIYR’UL-EVVELİYN kurgusunda nübüvvet karşıtlarının esas aldıkları husus zâten bu!! Yâni, kurguyu tanıdıkları-bildikleri-çocukluk arkadaşları MUHAMMED’in (Aleyhi’s-SALÂTÜ ve’s-SELAM) okuma-yazmasının olmadığı bilgisi üzerine inşa ettiler..

    Âyete göre, Kurân’ın eşsiz belağatı ve içeriği karşısında bunun bilinmedik bir hüviyete sahip olduğunu gizliden gizliye kabul ediyorlardı.. Dolayısıyla, kaynağı hususunda alternatif bir kurgu oluşturmaya mecbur kalmışlardı..

    Kurân, çoook eski devirlerden kalan ve bugüne kadar gizli kalmış bir söz olmalıydı onlara göre.. Bir şekilde “MUHAMMED” kesinlikle birilerinden de yardım alarak ESAATIYR’UL-EVVELİYN’i NÜBÜVVET iddiasına malzeme etmişti onlara göre… Ancak, onun eğitimsiz-öğretimsiz oluşundan o kadar emindiler ki, bu vaziyet onların yalan kurgusunda otomatik olarak yer buluyordu… Bu esaatıyr’ı o bizzat kendisi yazmış olamazdı; çünkü yazmazı yoktu… Birilerine yazdırmış olmalıydı… O yüzden İKTETEBEHÂ…….. Hani yazdırdı; bunları okuyamazdı da… O yüzden TÜMLÂ ALEYHİ…….

    Şunu aman unutmayalım; bu iftira kurgusu Resullullah’ın vahyen ortaya koyduklarının 23 yıla yayıldığını hesaba katıyorlardı… Yâni, onlar nübüvvet iddiasında bulunan “Muhammed”in elinde hazır bir kitap bulunmadığını görüyorlardı.. Dolayısıyla, vahyin 23 yıla yayılarak perdeypey gelişi karşısında “tümlâ aleyh” diyorlardı… Yâni, onlara göre “Muhammed” bir şekilde bir yerlerden destekleniyordu.. Ancak, bu destek ona yeryüzündendi; gökyüzünden değil… Yâni, kurgularına göre kadim efsanelerden kabul ettikleri Kurân’ı birilerinden almış; birilerine yazdırmış ve zamana yayılmak sûretiyle birileri tarafından kendisine okunmaktaydı…

    Umarım, bu cevap yeterli olur..

    Selam ve Sevgilerle,

    N_S

    Not: “Alimlerden Yararlanmada Ölçü” başlığı ve altında yer alan metin Sevgili Alperen’in tercihidir.. Bizim, HanifDostlar’daki bir mesajımızdan buraya Alperen tarafından kopyalanmıştır…

  10. paris diyor ki:

    Selam hocam!
    Görüşlerinizi paylaşma nezaketi gösterdiğiniz için teşekkür ederim.Furkan 5′in bana ilginç geldiğini söylemiştim.Hz.Peygamber hakkındaki ilk bilgilerim geleneğe dayanıyordu.Gelenek bana Hz.Muhammed’in okuma yazması olmadığını söylüyordu.Zamanla değişik görüşler okumaya başladıkça Hz.Muhammed’in aslında okuma yazma bildiği düşüncesi bende hasıl olmaya başladı.Tam da artık Hz.Muhammed’in okuma yazma bildiğini düşünmeye başlamışken arkadaşlarla yaptığımız bir Kuran sohbetinde furkan 5 dikkatimi çekti.hZ.pEYGAMBER yazma biliyorsa kendi yazabilirdi.Ama başkasına yazdırdığını iddia etmişlerdi.Yine Hz.Peygamber okuma biliyorsa kendisi okumalıydı.Ama kendisine okunduğunu iddia ediyorlardı.Yani bu ayette yazmayan ve okumayan bir peygamber profili vardı.Bu konuyu tekrar ele almak gerektiğini anladım.Paylaştığınız düşünceler benimkiyle aynı doğrultuda ama bu ayet yine de tek başına hz.peygamberin okuma yazma bilmediğinin kanıtı sayılabilir mi?Verdiğim linkte başka ayetlerden aksi sonuçlar çıkarılmış.Bu konuya Kuran bütünlüğünde bakıldığında tam olarak ne diyebiliriz?Hazreti peygamber okuma biliyor muydu bilmiyor muydu?Uygun bir vaktinizde bununla ilgili düşüncelerinizi de öğrenirsem sevinirim.Daha sonra derli toplu bir şekilde foruma asacağım inşaallah.

  11. paris diyor ki:

    değerli Ali Aksoy,
    Size de teşekkür ederim.Bu ayet, vahyin kürek kemiğine, ağaç parçalarına, taşlara yazıldığını, Peygamberin vefatından sonra toplatılıp mushaf haline getirildiğini çürütmüyor bana göre.Ortada bir yazdırma olayı varsa bahsedilen objelere yazılmasında bir anormallik göremiyorum.

  12. Ali Aksoy diyor ki:

    Selam Paris;

    Tek başına belki… Ama biz bu hususu forumun çeşitli başlıklarında başkaca ayetlerle de irdeledik. Bu ayet onlarla birlikte değerledirildiğinde “çok şey anlatır”.

    Mevcut malzeme kadar olası en iyi malzemenin kullanılmış olma ihtimali neden düşük olsun ki… Kuran, kendisinden çok önce inzal edilmiş Tevrat’ın, Kuran’ın indirildiği sırada hangi malzeme ile insanlara okunduğunu anlatırken, Hz. Peygamber’in bundan daha basit malzeme kullanması garipsenecek bir durum.. Üstelik hayatı boyunca…

    Asıl tarışılan ayetteki “eskilerin masalları” tabiri ile ilgili bir veri olarak şu söylenebilir ki, bu söz müşriklerce Kuran kıssaları için değil, ahiret inancı için söylenmiştir. Kuran’da geçen sanırım dokuz kullanımı da bu minvaldedir.

    Muhabbetlerimle….

  13. Yunus Emre Gündoğdu diyor ki:

    Selam…

    Ankebut Suresi
    (48) Sen bundan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun. (Okuyup yazsaydın) o takdirde batıl peşinde koşanlar, şüpheye düşerlerdi.

    Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

    “Peygamber okuma da, yazma da bilmiyordu, sonra öğrendi”, diye mi?

    Yoksa, “Peygamber okuma ve yazma biliyordu fakat Kur’an’dan önce ne bir kitap okumuşluğu, ne de bir kitap yazmışlığı vardı”, diye mi?

    Ya da “Okumayı biliyordu fakat yazmasını bilmiyordu, yazmayı sonradan öğrendi” diye mi?

    Bana bu son seçenek daha makul gibi geliyor…
    Siz ne dersiniz?

    Selametle..

  14. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Paris,

    Son mesajınızda şöyle demişsiniz..

    “Yani bu ayette yazmayan ve okumayan bir peygamber profili vardı.Bu konuyu tekrar ele almak gerektiğini anladım.Paylaştığınız düşünceler benimkiyle aynı doğrultuda ama bu ayet yine de tek başına hz.peygamberin okuma yazma bilmediğinin kanıtı sayılabilir mi?Verdiğim linkte başka ayetlerden aksi sonuçlar çıkarılmış.Bu konuya Kuran bütünlüğünde bakıldığında tam olarak ne diyebiliriz?Hazreti peygamber okuma biliyor muydu bilmiyor muydu?”

    Bu paragrafa istinaden şunları ekleyebilirim..

    Önce, lütfen verdiğim linkten ilgili âyetin çevirilerine mukayeseli olarak bakalım.. Bu adreste, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş ve Yaşar Nuri Öztürk’ün çevirilerine lütfen dikkat!

    http://www.kuranmeali.com/ayet.....amp;ayet=5

    Göreceğiz ki, TÜMLÂ ALEYH’in karşılığı “tam olarak” OKUNMAK değil aslında… Bu münasebetle, bahsi geçen meal sahiplerinin ilgili âyetin çevirisinde gösterdiği titizliği takdir etmek gerekir.. Bununla beraber, bir şeyin bir başkasına okunmasını içeren incelik taşıyan bir fiil TÜMLÂ ALEYH…

    İslâm dünyasının kıdemli bazı tefsirlerine baktığımız zaman da (Arapça asıl nüshalarına) bu fiilin karşılığı olarak TUKRA’ ALEYH öngörmüşler.. Yâni, OKUNMAK… Zemahşeri’de bu fiilin çapına vakıf olmamıza yarayacak harika bir detay var.. Mealen aktarıyorum…

    Diyor ki, Peygamber KÂTİB değil; dolayısıyla O’na bir şeyi dikte edilemez… İKTETEBEHÂ’dan zâten bu anlaşılabilir… Bununla beraber, HIFZEDEBİLİR.. Bu yüzden ona hıfzetmesi için dikte edilebilir..

    Bilmiyorum; konuyu netleştirebildim mi?

    Tekrar edecek olursak, Furkan:5′de hiçbir şekilde Peygamberimizin OKURLUĞUNA karşılık olacak bir şey yok! Çünkü, ESÂTIYR’UL-EVVELİYN senaryosuna-kurgusuna müracaat edenler şöyle söyleyebilirlerdi.. “O bu kadim efsaneleri birilerinden İSTİNSAH etti; şimdi o nüshalardan OKUYOR!”
    Ama HAYIR! Öyle söylemiyorlar!! “O bizzat OKUMUYOR; O’na okunuyor ve/veya söyleniyor; dikte ediliyor!” diyorlar…

    Tabii, sâdece bu âyet ölçeğinde kaldığımızda, ESÂTIYR’UL-EVVELİYN iftirasını Peygamberimize atanların O’nun “böyle bir ESÂTIYR”ı tek başına ortaya koyamayacak kadar “eğitim-öğretimsiz” olduğunu düşündüklerini veya bildiklerini anlıyoruz… Yâni, Furkan:5′den Resulullah’ın PEYGAMBERLİĞİNDEN ÖNCE okuma-yazma bilmediğine dair bir delil edinmiş oluyoruz…

    İlâve olarak, Kurân Nesli’nden konuya ait verdiğiniz linkte yer alan Sn. Hakkı Yılmaz’a ait incelemeyi okudum… Hakkı Bey’in parçaları yanlış dizayn ettiği kanaatindeyim… Bence, kesinlikle yanılmaktalar… Tabii, bunu izah ederek, itirazlarımın esaslarını ortaya koymam istenebilir.. Maalesef, bugün için böyle bir çalışma yapmaya hem niyetim yok hem de şartlarım elvermiyor…

    Son olarak, bence Resullullah OKUMAYI nübüvvet sürecinde LEDÜNNÎ olarak öğrendi… Tabii, bu OKUMAnın ne muazzam bir OKUMA olduğunu hesap ederek, ELİFBÂ’yı sökmekle karıştırmamak lâzım!!! :) Ancak, Resullah’ın ömrü boyunca HİÇ YAZMADIĞINDAN eminim!!

    Salât-ü-SELÂM olsun O Kutlu Nebî’ye!

    Neyzen_Semazen

  15. paris diyor ki:

    Selam Hocam,
    Uzun zamandır yeni bir yazı yazmadığınıza göre meşgul olmalısınız.Ben yine de boş bir zaman bulabileceğinizi ümit ederek ”hırsızlığın cezasının ne olduğu ”ile ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.Eli mi kesilir?Eli mi çizilir?Alımıkonur?(hapsedilir)

    http://www.kurannesli.net/foru.....amp;t=1223

    Kendim de araştıracağım inşaallah.

  16. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sevgili Paris,

    Sn. Akçay’ın çalışmasını okudum..

    Aslında, yönelttiğiniz 3 seçenekli soru bu meselenin en basit tarafı.. Yorucu ve zorlayıcı olan kısmı bu cevaptan sonra…

    Tahmin ediyorum; Sn. Akçay incelemesinde şu âyetleri de dikkate alsaydı; görüşü sorunuzda yer alan “a” şıkkından yana olurdu.. İncelemenizi öneriyor ve cevabın “elin kesilmesi” olduğuna kanaat getireceğinizi zannediyorum.

    Şu âyetlere lütfen çok dikkat!

    MÂİDE:33+Â’RAF:124+TAHA:71+ŞUARA:49

    Tabii, “suç ve ceza” Cezâ Hukuku’nun temel ve ağır kavramları… Eğer, sâdece Kurân’ın içinden ihtiyaç duyacağımız “hırsızlık” tanımını ve bu tanımın ortaya koyacağı farklar ölçeğinde “el kesme” müeyyidesinin uygulanma katmanlarını belirlemeye çalışırsak; işimiz pek kolay değil.. Yine de buna teşebbüs edilmelidir.. Ancak, bu çalışmayı “hırsızlık=el kesme” bantında sıkışıp kalacak bir şey olarak algılamak çok yanlış olur.. Bilakis, bahsettiğimiz şey Kurân’a has bir Cezâ Hukuku teorisini çalışmak demektir…

    Elbette, bu saha bâkir değildir.. Sünnet’den ve İslam Tarihinden toplanan verilerin ışığında İslâm’ın Cezâ Hukuku araştırılmıştır..

    Ancak, Kurân’ımızın sonsuz boyutlarından devşirelecek, geçmişimizi tahlil ve tamir edebilecek ve geleceğimizi mâmur edebilecek -bugüne kadar keşfedilmemiş- yepyeni ufuklara ihtiyacımız var…

    Selam ve Saygılarımla,

    N_S

  17. Barış diyor ki:

    Selam Semazen,

    Yâni, bilmediklerimizin farkında olacağız, bilenleri bulup danışacağız ve hatta tâbi olacağız ve fakat her zaman ve her zaman Kurân ile direkt irtibat hâlinde olmaya ve kalmaya devam edeceğiz..

    Buradaki …hatta tabi olacağız… ifadenizde anlatmak istediğinizi açabilir misiniz?

    Sevgiyle.

  18. Barış diyor ki:

    Son olarak, bence Resullullah OKUMAYI nübüvvet sürecinde LEDÜNNÎ olarak öğrendi… Tabii, bu OKUMAnın ne muazzam bir OKUMA olduğunu hesap ederek, ELİFBÂ’yı sökmekle karıştırmamak lâzım!!! :) Ancak, Resullah’ın ömrü boyunca HİÇ YAZMADIĞINDAN eminim!!
    ……………………………………………………………………………………..

    Aslında bizler için şu an önemli olan da bu nokta. Cahil kimdir? Elifba’yı bilmeyen mi, OKUMAYI bilmeyen mi?

    ”Biz cahil dediğimiz zaman mutlaka okula gitmemiş olanları kastetmiyoruz.
    Kastettiğimiz ilim, gerçeği bilmektir.
    Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi,
    hiç okumak bilmeyenlerden de gerçeği gören gerçek alimler çıkar.”

    Sevgiyle.

  19. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    “Selam Semazen,

    Yâni, bilmediklerimizin farkında olacağız, bilenleri bulup danışacağız ve hatta tâbi olacağız ve fakat her zaman ve her zaman Kurân ile direkt irtibat hâlinde olmaya ve kalmaya devam edeceğiz..

    Buradaki …hatta tabi olacağız… ifadenizde anlatmak istediğinizi açabilir misiniz?

    Sevgiyle.”

    Değerli Barış, Ve Aleyküm Selam!

    Bilmediklerimizi öğrenmenin -bilmediğimizin niteliğine bağlı olarak degişen-farklı yolları vardır… Mesela, bâzen bilgi açığımızı basit bir makale ile gidermemiz bile mümkün olur.. Bâzen kitaplar dahi yetersiz kalır..

    Bâzen, herkesin malı olacak şekilde bilgi umumileşir ve biz de o kanaldan yararlanırız.. Bâzen, umuma açık olan bilginin çapı bizim için yeterli olmaz ve hususi olana ihtiyaç duyarız.. Bu şekilde, bilgi edinme süreçlerine ilişkin bir dolu versiyondan bahsedilebilir…

    O kadar çok versiyon ve o kadar çok nüans vardır ki, bunlardan biri olarak bâzen bilgi edinme süreçleri bilgiyi alanın bilgiyi verene tâbi olmasını gerekli kılabilir..

    Abartılı bir örnek ile vurgulama yapmak uygun olursa, şunu söyleyebiliriz..

    Kişi hastadır.. Hasta olduğunu bilmektedir.. Ancak, doktor olmadığı için hastalığını teşhis edememektedir.. Teşhis için bir doktora gider.. Teşhis için doktora gidiş ve doktorun hastalıklar konusunda uzmanlığına duyulan güven bir tâbi oluştur.. Doktor, teşhis sonrasında bir tedavi önerir.. Bu teşhis için doktora tâbi oluşun ardından gelen tedavi maksatlı başka bir tâbi oluştur.. Gerek teşhis gerekse tedavi süreçlerinde hiçbir hasta “doktor bey, doktor hanım; siz böyle diyorsunuz ama ben de bir tıp fakültesi okuyup geleyim” demez.. :)

    Bilmiyorum; benzetme yoluyla verdiğim bu örnek meramımı anlaşılır kıldı mı? Tâbi oluşlar, öğrenme-bilgilenme süreçlerimizin tabii tezahürleridir.. Yâni, meselenin doğasında ve insanoğlunun doğasında bu vardır… Bununla beraber, İslâm dinini bilmek ve yaşamaktan bahsederken; daha iyi bilenlerden istifade etmeye çalışmak bizi Kurân’dan bizzat feyz almaktan alıkoymamalıdır…

    Selam ve Sevgilerle,

    N_S

  20. Mikail Şeflek(paris) diyor ki:

    selamün aleyküm

    Yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz.Yeni bir yazı yazmayalı uzun zaman oldu.Ayrıca ”riba” ile ilgili çalışmanızın hangi aşamada olduğunu öğrenmek istiyorum.
    Allah ilminizi daha da ve ilmimizi arttırsın!
    Allah’a emanet.

  21. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Mikail (Paris) Bey,

    Rumuz değiştirmişsiniz; hayırlı olsun..

    Yeni yazılar beklentisinde olmanız bizim için mutluluk verici.. Gönülden teşekkür ederim.. Mârifet sergilememiz mümkün olacaksa, güzel iltifatların bunda payı büyük olacak..

    Riba incelemesi için bir aşama belirtmek gerekirse, “başlangıç” dememiz uygun olur.. Çünkü, gerekli olduğu kadar zamanı bu konuya hâlen ayırabilmiş değilim… Ancak, bugünlerde konuya yeniden yoğunlaşmaya başladım.. İnşaALLAH, bugünden öngördüğümüz ölçekte ve nitelikte bir netice almak bize nasip olur…

    Fırsat olursa -inşaALLAH- “Vahiy Aklın Efendisidir-III” ü hazırlayıp asmak niyetindeyim..

    “İlim” için yaptığınız güzel duaya gönülden ÂMİN diyorum…

    Selam ve Sevgilerle,

    Neyzen SEMAZEN

    Not:Son yazımı (Tanrı’nın Doğum Günü Kutlu Olsun Mu?) Kuran Nesli forumuna astığınız için teşekkür ederim..

  22. poka milaya devushka diyor ki:

    S.A

    Şu an bir yandan Abdülkadir Seyyidoğlu’nun ”Görsel Arapça Seti” yoluyla Arap lisanında temel edinmeye çalışırken bir yandan da Mustafa İslamoğlu’nun ”Tefsir Dersleri” setini takip ediyorum.
    Birincisi:Görsel Arapça seti yoluyla Arapça’ya ne kadar vukuf olabilirim ve zikrettiğim kaynak hakkındaki görüşünüz nedir?diye sormak istiyorum
    İkincisi:İslamoğlu bakara suresini işlerken Ragıp El-İsfahani’ye de gönderme yaparak bir iddiada bulundu.Bu iddiaya göre khalidun/halidun sözcüğü uzun bir müddet anlamına geliyor.Cennete gidecekler için bu ifade kullanılmış.Burdan yola çıkan islamoğlu,cennetin geçici bir menzil olduğunu öne sürdü.İnsan hafsalasının alamayacağı kadar astronomik bir süre cennet ve cehennemde kalacak olan insanlar yine de yok olacak.Ebediliğin sadece Allah’a özgü olduğunu söyledi.
    Ben de ”Allah’ın zatından başka her şey yok olucudur ”mealinde bir ayet hatırlıyorum.Acaba İslamoğlu,görüşünde isabet etmiş midir?Ebedi/sonsuz anlamına gelen ifadeler kullanılmış mıdır cennet ve cehennem hakkında?Yoksa eninde sonunda yok mu olacaktır Allah dışındaki her şey?
    Yok olacağımı düşünmek canımı çok sıktı da.
    Görüşlerinizi yazarsanız minnettar kalırım
    Allah ilminizi daha da ve ilmimizi arttırsın.

  23. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Poka Milaya, :)

    İlk önce birinci sorunuza cevap verelim.. Diğerini sonraya bırakalım.

    Bahsettiğiniz dil setinden sizin bu mesajınızla haberdar oldum. 35 cd’den oluşan bir set imiş.. Elbette, bu setin yeterliliği ve faydası konusunda bilgi verebilmek için seti bizzat incelemiş olmak gerekir. Ancak, setin tanıtımından anladığım kadarıyla, Arapça’ya sıfırdan başlayanlar için uygun bir dil seti.. Elbette, başlangıç için…

    Bu başlangıcın ardından bir yabancı dil öğrenmenin “pekiştirme-özümseme-hazmetme” evrelerini zamana yayarak yaşamak gerekli.. Mesela, bu sete gerekli özeni gösterdikten sonra yeni bir setle pekiştirmesi yapılabilir…

    Tabii, zaman içinde iyi bir Arapça öğretim kitaplığına sahip olmak gerekli.. Özenle seçilmiş birçok sözlükten ve de gramer kitaplarından oluşan… Öğretim setlerinin ve diğer yayınların yeterliliği ve faydası yapılacak “çapraz” çalışmalarla -zaman içinde- kendini belli edecektir.. Adımlar yeni adımları takip edecek ve siz farklı olarak daha fazla neye ihtiyaç duyduğunuzu hisseder hâle geleceksiniz..

    İnşaALLAH, başladığınız bu güzel öğretim faaliyeti başarıyla devam eder ve sonuçlanır..

    Sevgilerle,

    N_S

  24. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sevgili Poka Milaya,

    İkinci sorunuzu cevaplamak üzere tekrar merhaba!

    9 Temmuz’da şöyle sormuştunuz..

    “İkincisi:İslamoğlu bakara suresini işlerken Ragıp El-İsfahani’ye de gönderme yaparak bir iddiada bulundu.Bu iddiaya göre khalidun/halidun sözcüğü uzun bir müddet anlamına geliyor.Cennete gidecekler için bu ifade kullanılmış.Burdan yola çıkan islamoğlu,cennetin geçici bir menzil olduğunu öne sürdü.İnsan hafsalasının alamayacağı kadar astronomik bir süre cennet ve cehennemde kalacak olan insanlar yine de yok olacak.Ebediliğin sadece Allah’a özgü olduğunu söyledi.Ben de ”Allah’ın zatından başka her şey yok olucudur ”mealinde bir ayet hatırlıyorum.Acaba İslamoğlu,görüşünde isabet etmiş midir?Ebedi/sonsuz anlamına gelen ifadeler kullanılmış mıdır cennet ve cehennem hakkında?Yoksa eninde sonunda yok mu olacaktır Allah dışındaki her şey?
    Yok olacağımı düşünmek canımı çok sıktı da.”

    Öncelikle, “Sonsuzluk-Ebediyyet” insan aklı için gerçekten riskli kavramlardan… Meselenin, öyle bir noktası var ki oraya geldiğimizde kendimizi -otomatik olarak- Yaradan’ın zâtı hakkında düşünüyor bulabiliriz.. Bunun, imkânsızlığını herhalde takdir etmeyecek yoktur!! Bu mümkündür diye düşünenler için “çıldırmak”tan başka âkıbet yoktur!! Ya da inkârdan başka!! Elbette, bu hususlarda boğulmak üzere kulaç atanlardan bahsediyoruz.. Yoksa, iman kayığına binerek güvenle, ihlasla ve seviyeli bir ilimle seyahat edenlerden değil…

    Dolayısıyla, bizim cevabımız böyle bir “seviyeye” niyet ve gayret içinde gelecek, inşaALLAH!

    Şunu kabul ederek başlayalım.. Sonsuzluğun ne olduğunu bilmiyoruz; tarif edemiyoruz ve kavrayamıyoruz.. Çünkü, mutlak anlamda sonsuzluk Allah’a has.. Bu ise zâten yaratılmışların anlayışını aşan bir AZAMET!! Biz yaratılmışlar -daha çok- sonsuzluk diye kullandığımız kavramın bize hitap eden yönüyle ilgiliyiz… Böyle olunca, kullandığımız uzay-zaman ölçütlerinin hesaplamakta yetersiz kaldığı ölçekler bizim sonsuzluk tanımımıza dahil oluyor.. Yaratılmışlara ilişkin olan hiçbir şeyi mekân(uzay) ve zamandan bağımsız olarak inceleyemiyoruz; kavrayamıyoruz.. Unutmayalım ki Cennet de bir mekân Cehennem de… Dahası bizler yeryüzünde de “abd”ız (kul) gökyüzünde de (Cennet-Cehennem)…

    Bu yüzden, “abd” olmanın farkındalığı ile varlık ile yokluk, fenâ ile bekâ arasında Kudret’in terhicihine (dilemesine) teslimiyet bize sonsuz huzur getirecektir.. Bu son cümlemin daha iyi anlaşılması için Ta-Hâ:117-121 ve Âraf:20 âyetlerinin dikkatle incelenmesini öneriyorum.

    Sorunuzda yer alan “khuld-khalid-mukhalled” (aynı kökten türetilmişlerdir) kelimelerinin Kurân düzleminde bize ne söylediği konusuna gelince…

    Bendeniz de bu kelimenin (kh+l+d) Lisan’ul-Arab ve Kamûs’ul-Muhıyt’den kontrolünü yaptım.. Sâdece, sözlük anlamını dikkate aldığımızda bu kelimeye Arap dilinde “geçicilik” izâfe edildiğini söylemek çok zor!! Bilakis, “kalıcılık ve devamlılık” vurgusu hâkim..

    Konuyu, sözlüklerin temel verilerinden Kurân’ın “sonsuz” verilerine bağlamaya çalıştığımızda, KH+L+D kelimesinin “ölümsüzlüğe” işaret ettiğini düşünüyorum.. Yâni, “khuld” ölümsüzlüğün Kurân’daki adı! Bu ise, “sonsuzluk” gibi tanımlanması imkânsız bir terimin yanında daha ziyade anlaşılır bir kavram.. Ölümsüz olmak!!?

    Zümer:30 “ölümlü” olduğumuzu haykırıyor!!

    “Sen ölümlüsün; onlar da ölümlüler!!”

    Enbiyâ:34 “khuld ve ölümün” zıt anlamlı ilişkisini ortaya koyuyor..

    Khuld varsa ölüm yok; ölüm varsa khuld yok…

    Duhan:56 Cennet’deki ölümsüzlüğü vurguluyor..

    Saffat:58-59 bunu perçinliyor…

    İbrahim:17, her tarafından “ölüm” yağan Cehennem’deki ölümsüzlüğü anlatıyor…

    Evet, Cennet’de veya Cehennem’de “Khalid” olmak “ölümsüz” olmak demek!! Dolayısıyla, “kalıcı” olmak demek!! Yâni, “ölüm” mekaniği ile boyut-sistem-âlem-uzay-mekân değiştiren “Nefs”, artık istese bile ölümü tadamayacak ve böylece tebdili mekân edemeyecektir.. İşte bu “KHALİD” olmaktır.. Bir defa ölürüz ve artık “khalid” oluruz..

    Peki, Cennet-Cehennem’de “khalid” olmak “sonsuz” olmak mıdır? Daha doğrusu, ölümsüzlere mekân olmuş Cennet-Cehennem’in varlığı “sonsuz” mudur???

    İşte burada yine “yaradılmış” olan her şeye has “sonsuzluk” ile Yüce Yaradan’ın zâtına has Ğayb olan sonsuzluğu kat’î biçimde ayırmak gereklidir..

    Bu ayırımın ehemmiyetini ilmen idrak edip imanımız hâline getirdiğimizde, Kurân yolculuğumuza güvenle devam etmemiz mümkün olur.. Aksi takdirde kafayı yemek (!) tehlikesi vardır!!!

    Bu Kurân yolculuğunda Hûd:106/107/108 “şaşırtıcı” bir içeriğe sahiptir.. Çünkü, ilgili âyetlerde (lütfen bakınız) “Mâ dâmeti’s-SEMAVAT’ü ve’l-ARD” kaydı vardır.. Geçmiş dönem tefsirleri bahsi geçen ibareyi Arap diline has bir deyim olarak anlamış ve yorumlarını yine “ebediyet” ölçeğinde geliştirmişlerdir.. İşte bu, tekrar araştırılmaya değer esaslı bir konudur!! Belki bu yolla, yaratılmışların “sonsuzluk” şablonu biraz daha netleştirilebilir?! Elbette bu yine bir Kurân çözümlemesiyle mümkün olacaktır!!

    Değerli Poka Milaya,

    Sorunuzun cevabı sadedinde şimdi sizi “şüpheli” bir adrese yönlendireceğim.. Bundan hoşlanmıyorum; ancak açıklama sahibinin getirdiği “analiz” o kadar dikkat çekici ki, “objektif” olmalıyız ve onun da söylediklerini değerlendirmeliyiz…

    Lütfen, verdiğim linkten 3.bölüm videoyu izleyiniz.. Ortalarda bir yerde “sonsuzluğumuza” ilişkin “değişik” bir görüş var…

    http://hanifislam.com/VIDEO/FlashTV_Misaller.htm

    Selam ve Saygılarımla,

    Neyzen SEMAZEN

  25. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Poka Milaya,

    Sizin işinize yarayabilecek güzel bir kaynak buldum.. Arayı hiç soğutmadan bilgisini vermek istedim.

    Benim yıllar önce, tercüme sanatı üzerine yazılmış bir kitabını okuduğum Sn. Ferit Aydın kendi web sayfasında kitaplarını on-line olarak herkesin istifadesine sunuyor.. Bu kitaplarından biri “Arapça’nın Önemi” adını taşıyor ki -inşaALLAH- ben de ilk fırsatta okumaya niyetliyim… Diğeri ise henüz 4 bölümden oluşan “Arapça Öğreniyorum” serisi.. Anladığım kadarıyla beşincisi yoldaymış..

    http://www.feriduddin.com/eserler/6.html

    İnşaALLAH, faydalı olur..

    Selam,

    N_S

  26. poka milaya devushka diyor ki:

    Selamûn Aleykûm,

    Değerli fikirleriniz ve bana ayırdığınız vakit için Allah razı olsun.Rabbim bizleri cennetinde ölümsüz mükafatlandırılmışlar olarak komşu eylesin!:)
    Arapça’da ”hel” ile başlayan soru cümlesi kurabiliyorum artık:) Set güzel.Bu dile yavaş yavaş alışıyorum.Hel haza muderris?Na’em haza muderris:)

  27. poka milaya devushka diyor ki:

    Bu arada poka=elveda ,milaya=kız,devushka=tatlı:)
    Poka Milaya=elveda kız oluyor ki bendeniz bayan değilim:)

  28. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sevgili Mikail, Ve Aleyküm Selam!

    Arapça’da soru cümlelerine kadar gelmiş olmanız beni endişelendirdi.. Acaba, bundan sonra gelecek sorular Arapça olarak mı gelir ve cevapları da Arapça olarak mı istenir diye.. :)

    Diğer taraftan, POKA MİLAYA DEVUSHKA’nın anlamını vermişsiniz; fakat nece olduğunu yazmamışsınız.. Arapça olmadığı kesin.. :)

    Selam ve Sevgilerle,

    N_S

  29. pokamilayadevushka diyor ki:

    s.a
    hayırlı ramazanlar!
    Hazır oruç ayındayken ”Kuran’da Oruc’un ” ana çizgilerini tespit etmek babında muhtemelen bir ayımı alacak bir meal çalışması yapmak istedim.Dün gece,sahurda Ali İmran suresini okurken başka ayetler dikkatimi çekti.Bana çelişkili gibi geldi.Size danışmak istedim.Ali İmran 86-89 şöyle

    86. İman etmelerinden, Resul’ün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkarcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

    87. İşte onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanlığın lanetine uğramalarıdır.

    88. Bu lanete ebedi gömülüp gidecekler. Onların azapları hafifletilmez; yüzlerine de bakılmaz.

    89. Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

    88′e kadar iman etmiş ancak sonradan küfre sapmış bir kavmin HİDAYETİNİN MÜMKÜN OLAMAYACAĞI,ALLAH’IN -BU KİMSELERİ- DOĞRU YOLA İLETMEYECEĞİ söyleniyor.Fakat 89′da tevbe edip yola gelinebileceği söyleniyor.Sorum şu:Allah bu gibilerini doğru yola iletmeyecekse,onlara HİDAYET NASİP ETMEYECEKSE bunların tevbe edip yola gelebilmesi nasıl mümkün olabiliyor?Çelişki mi var acaba yoksa vükuf olamadığım bazı ayrıntılar mı var ya da çeviride mi sorun var?Görüşünüzü yazarsanız sevinirim.

  30. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Sevgili Pokamilayadevushka,

    Aleyküm Selam ve Hayırlı Ramazanlar!

    Çok esaslı bir noktayı yakalamışsınız… Bu sorunuz bizim “Kalp Eğer Mühürlenirse” makalemizin içeriği ile yakından alakalı.. Dolayısıyla, cevabı oraya asalım…

    N_S

  31. pokamilayadevushka diyor ki:

    Selamün Aleykum
    Zaman ayırıp zihnimde oluşan çelişkiyi gidermek adına sarf ettiğiniz çaba için rabbim sizden razı olsun.Değerli yorumlarınıza geç gelen teşekkürlerim için sizden özür diliyorum.Okul çok yoğun gerçekten.Anlayış göstereceğinizi umarım.
    rumuzum için açıklama yapmamış olduğumu fark ettim.Rumuzum Rusça…Ermeni asıllı Rus bir anımefendiyle sanal arkadışlığımdan öğrendiklerimden artakalan:))
    Bir de yorumlarınızı sık görüyorum ama makaleleriniz uzun aralarla asılıyor.Halen makalelerinizi dört gözle beklediğimi söylemem acaba motivasyon sağlayabilir mi?:))
    Bugün ”Kabe Dikili Taş Değil mi?” adlı başlığı şu sıralar hanifdostlarda süregiden polemikler dolayısıyla tekrar okudum.Bir arkadaşıma da tavsiye ettim.Tekrar tekrar vurgulamalıyım:Orda olmamanız cidden büyük kayıp.Eminim ki şu an süregiden tartışmaların seyri çok farklı olurdu.Ayrıca bilgi düzeyi düşük,okuduklarından etkilenen azımsanmayacak bir kitleye de büyük faydanız olacaktı.Çok yazık…

  32. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Ve Aleyküm SELAM, Değerli Pokamilayadevushka!

    Bizim için Rabbimizin razı olmasını dilemişsiniz; teşekkür etmişsiniz ve özür beyan etmişsiniz… Hepsi için çok teşekkür ederim… Sağolun!!

    Makalelerimizi bekliyor olmanız elbette çok teşvik edici.. :)) Dostlarımızın teveccühü bizi çok ama çok mutlu ediyor… İnşaALLAH, bu samimi ilgi Rabbimiz katında geri çevirilmeyen dualar yerine geçer de biz daha fazla yazmak imkânlarına erişiriz… İnşaALLAH!

    Biliyor musunuz; “Kâbe Dikili Taş Değil mi?” zevzekliğini ve aslında sapkınlığını sergileyenlere o başlık altında yazdıklarımızın gerçek değerini -sizin kadar- anlayanlar az gibi geliyor bana… Yani, oradaki performansın öyle hususiyetleri var ki, bir değil bin dikkat ile okumakta fayda var…

    Çünkü, biz orada sâdece bazı sapkınlara hadlerini bildirmiyoduk; aynı zamanda Kurân’ın verimli mânâ dokusunda nasıl sondaj yapılacağını göstermeye çalışıyorduk…

    Bunu, belki en az oradaki kadar başarıyla şu konularda da gerçekleştirmeye çalıştık..

    1) Hz. Meryem-Harun’un Kızkardeşi
    2) Kalp Eğer Mühürlenirse
    3) Hızır (A.S.) =Hz. X peygamber miydi??
    (Kurân’ın İsimlendirme Formatı)
    4) Cumu’a gününe Ashab-ı Sebt’den bir bakış…
    5) Kurân’daki Tasavvuf

    Bunlar benim hatırladıklarım.. Başka varsa bile şu anda hatırlamıyorum.. Hepsi, Allah’ın izniyle birer modeldir ve yukarıda söylediğim gibi sâdece Kurân’a sarılarak daha önce ulaşılmamış nice anlamlara nasıl ulaşılabileceğini göstermeye çalışmaktadır…

    Son söz olarak, okul hayatınızda kolaylıklar ve başarılar diliyorum…

    Sevgilerle,

    N_S

  33. Mikail diyor ki:

    s.a
    Kıraatler ile ilgili bir çalışmanız var mı?Şu aralar ”Tefsir Tarihi ” ve ”Tefsir Usulü” üzerine okumalarda bulunuyorum.Tefsir konularından ”Kıraatler”e değinilmiş.Kafam karıştı.Yazarların meseleyi çözümlemeye çabaladıklarını gördüm ama bence mantıki bir çözümlemede bulunamamışlar.Bu konuda malumatınız varsa paylaşmanızı rica edeceğim.Nedir bu 7 harf meselesi?

  34. Neyzen SEMAZEN diyor ki:

    Değerli Mikail, Merhaba!

    Şu linkten ulaşabileceğiniz makale -bence- konuyu çok derli toplu ele alıyor ve bana göre ortada bir sorun kalmıyor…

    www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/949.pdf

    Selam,

    N_S

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: