Yaratılıştan Kıyamete - Yazı dizisi bölüm 1-2
YARATILIŞTAN KIYAMETE
HAZIRLAYAN : EREN ERDEM
Not: Mealler Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş ve Edip Yüksel’den alınmıştır. Üzerinde ihtilaf bulunan hatalı çevirilerin asli manaları ele alınmıştır. Çevirilerde yapılan hataları sunmamak adına titiz bir çalışma yapılmış, yanıltıcı bilgilerin önüne geçmek adına çalışma ciddi boyutta ele alınarak, detaylı çalışmalar sonucu parçalar halinde yayınlanacaktır.
İşte sistemlerin, ekolojik dengenin çöküş nedenlerinin başında gelen önemli bir durum. İçsel olgunluğun, dış tavırlarla engellenmesi üzerine gelişememişlik gösteren bir ırk : ADEM ÇOCUKLARI…..
İnsan denildiğinde akıllara ilk gelen şey, düşünebilen ve bu özelliğiyle hayvanlardan ayrılan bir ırk. Halbuki metabolizma olarak tüm hayvanlara yakın bir biyolojik sistemle örülmüş olan insan, artık yukarıda tanımladığım şekliyle bir ifade sergileyememektedir.
Kediler avlarını gördüklerinde strateji geliştirirler, diğer tabirle düşünürler! Peki ya arılar ?
Evet, yeryüzünün koca halifesi hilafeti bırakalım, zihnindeki demir parmaklıkları kırıp kendi halifesi bile olamamıştır. Düşünmeyen insan ile avını avlama stratejisi üzerine düşünen bir kedi arasındaki 7 farkı bulabilirmiyiz ?
Zihin tamamlayıcılık unsurundan mahrum bırakılıyorsa, o bünye eksiktir. Diğer haliyle, eksilmiş bedenlerin, düşünmeyen beyinleri ile ortalama 60 yıllık bir süreçte, tüketen,tüketen,tüketen ve yine tüketen bir ırk olarak kalabilmeyi başarmışız. Zihinsel hazineler bir tarafa, Dünyayı bile tüketmiş, gördüğünüz üzere doğal kaynaklar adına(ki esasında amaç daha farklıdır) birbirimizi yiyen, kedileşen bir ırk haline gelebilmeyi başarmış bulunmaktayız.
Peki tüm sistemlerin sahibi, bundan memnun mudur?
Bu çalışmamızda insan zekasının sabitlikten kurtulması, ve algılarının açılması adına, Kurandaki eşsiz anlatım ve muhteşemliği ele alarak DÜŞÜNECEĞİZ. Düşünürken çok ilginç tespitler yapacak, vay bee ben yıllardır ne derin uykudaymışım diye bir anlamda dövüneceğiz. İnsana daha yaratılmadan(tasarım bitmeden) verilen muhteşem bilginin açığa çıkması adına, alıcılarımızı RAHMAN frekansına yönlendirecek,iblis frekanslı, kafamıza kazınmış tüm sabit saçmalardan kurtulacağız.
İnsanoğlu her daim kendisinde olanı inkar etmiştir. Kendisine verilenleri inkar ederek ısrarla başkalarında olanlar üzerinden düşünme çabasında olmuştur. Zihinlerini bir anlamda örtmüş, bu örtülerin altına düşünmesini gerektirmeyecek kavramları sokuşturarak, zihin derinliğini sığlaştırmıştır. Bu Ademlik değil, Ademi inkar anlamı taşıyan bir tavırdır. Çünkü ilerleyen konularda da işleyeceğimiz üzere Adem kendisine verilmiş olanları iyi değerlendiren bir varlıktır. Verilenler ile istenenleri iyi algılamış, ve verilen her şeyi sonuna kadar kullanmıştır!!!
Kendisine nefsi de verildiğinden, bunu da kullanarak bildiğimiz yasak ağaç olayının tasvirleşmesine katkı sağlamıştır. Ancak büyük dedesinin izinden giden insanlık, Adem gibi verilen her şeyi tamamen kullanamamış, sadece o ağacı kullanarak bir anlamda alıcılarıyla RAHMAN frekansının ilişkisini kesme çabasına girişmiştir.
İnsanoğlu düşüncesinin doruklarına ulaştığını sandığı anlarda aslında hep derin yanılgıların beşiğinde kıvranıp durmaktaydı. Bilim üzerine çeşitli düşünceler, teoriler ile akılcılığı ispat etmeye çalışan insanoğlu bilimsel düşüncenin temelini yanlış inşa ederek, Rahmanın insana verdiği ve işletmesini istediği aklını sürekli kısırlaştırmış ve ucu boşluklarla dolu kavramlar üzerinde gidip gelmiştir. Ortada yaşanan kavram karmaşası neticesinde Bilim ve Din birbirini tamamlamaktan çok, birbirine karşıt iki cephe olarak ilan edilmiş ve bu cephelerden karşılıklı ataklar ile tezler çökertilmeye çalışılmıştır. Dinsel düşüncede ihmal edilen, dünyeviliğin algısal boyutudur. Bu boyut İlahi gücün sistemi inşa ederken bizzat sistemi yerleşik bir metabolizma ile inşa ettiği göz ardı edilmemelidir. Bu metabolizmanın keşfi ve üzerinde düşünülmesi ise kabul edilen bilim olmalı, Adem nesline verilmiş ilahi genetik bilginin ortaya çıkışı ile bu sisteme dayalı aklın işletilmesi, İlahi kudretin yerleşik kıldığı bir tavırdır.
İslamiyeti Kurandan algılamak, Yüce Yaratıcının insanlardan istediği bir olgudur. Nitekim İslam coğrafyasındaki anlaşmazlıklar ve mezhep ayrılıkları dinin algılanış noktasındaki çok sesliliği bariz bir biçimde ortaya koyan yegane unsurardır. Din Allah’a özgülenmedikçe oluşacak kavram karmaşası, kişileri Allah’a yakınlaştırmayacak, aksine alabildiğince uzaklaştıracaktır.
Mesela basit bir örnekle konuyu inceleyelim ;
Arapçada Efendinin karşılığında kullanılan kelime RAB dır. Bu tek anlamı olan efendi olarak kullanılmış ve Kuranda birçok ayetde şöyle bir vurgu yapılmıştır;
Evet ayetin Efendi olarak vurgulanması gerekmektedir ki, günümüzdeki efendi miktarı bir gözden geçirilsin. Hocaefendiler, Efendi Hazretleri vs. Arapçasını ele alırsak; Rab Hazretleri ? Nedir bu ?
- Onlar ki, Rablerinin ayetlerine iman ederler,
- Onlar ki, Rablerine ortak koşmazlar,
- Onlar ki, verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek verirler;
- İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar. Ve hayırlarda önde gidenler de onlardır.
Tüm bunların ardından, islamı hocaefendilerin ağızlarından çıkan kelimelere sığdıran sığ zihniyetlerin, RABLERİ olan beşer-ler, Emin olalımki mahşerde onları tanımayacak, ve onlardan uzaklaşacaktır.
İşte adımlar atılmadan, ve idrak şekillenmeden önceki ilk adım, zihni boşaltarak vahiy kıstasları dahilinde düşünerek inanç sisteminin şekillenmesi gerekliliği bu noktada ortaya çıkmaktadır. Rabbimiz olan Allah, haşa bilgisiz değildir. O bilginlerin bilginidir ve vahiyleri ile bilgiyi tamamlamış yaratılıştan önce verdiği bilginin hatırlanışı için gerekli zemini hazırlamıştır.
Şimdi bilgiyi hatırlama yolunda VAHİY merkezli ve Allah odaklı düşünüşümüzü geliştirelim.
İSLAMİYET
İslam en başından beri var olan ilk ve tek mekanizmadır. Bir din olmanın ötesinde, bir fıtrat, bir işleyiş mekanizması ve ilahi metabolizmanın dünyevi yansımasıdır İslam insandaki analitik düşüncenin günışığına kavuşmasına yönelik bir ilahi organizasyondur.
Esirgeyen(Rahman) ve Bağışlayan(Rahim) olan Allah c.c(şanı en yüce) vahyettikleriyle bir ihtilaf değil, aksine bütünlük oluşturmuş, tahrif edilenin yerine başkasını koyarak aynı felsefeyi çok defa elçilerle beyan ettirmiştir. İşte bu derin ve engin felsefedir İslam. İşte 4 kitap tek din felsefesinin çatısıdır İslam.
Bu dinin mesaj ve buyrukları tamamen dönemlerinin sosyo-psikolojik pozisyonuna göre şekillenmiştir. Hiçbir resul dönemi dışında bir tavır içerisine girişmemiş(ki bulundukları nesillerden düşünsel olarak üstün oluşlarına rağmen), ve hitap ettiği topluluklara çağının gerekliliklerine göre yaklaşmışlardır.
İşte bu ahval içerisinde Resul ayrımlarıyla iç içe yaşadığımız günümüz fosilleşmiş İslam kalıntıları içerisinde dürbünle arasak, mesajlara binaen hiçbir eser bulamayız.
Nihayetinde Zebur ile başlayan serüven, Kuran ile son bulmuş ve insana yaradılışında verilmiş olan ilim kitaplar vasıtası ile hatırlatılmıştır. Ancak insan hatırlamamakta diretir. Diretecektir de , lakin Nuh peygamber Rabbimize şu şekilde yakarır ;
Beniisrail kavmi kendilerine gönderilen elçileri inkar etmiş ve vahylerini vahim bir şekilde tahrif etmişlerdir. İşte bu kendinden önceki Resulleri de yalanlamış İsraillilerin, İsa Resulü linç etme girişimine kadar devam etmiş, Muhammed Resul döneminde de cemaatleşerek fesatlar yayan bir vücuda dönüşmeleriyle seyir etmiştir. Bunun dışında birçok kavim elçilere zulmetmiş, Hatta Araplarda sahabe diye geçinenler Resulullahın kızının evini yakmıştır!!! ( bkz. Fatıma’nın evinin yakılması olayı ve emeviler )
Tarihsel süreci iyi değerlendirdiğimizde, Kuran kendisinden önceki kaynakların tahrif edildiği haberiyle vahyolunmuş ilahi bir kitaptır. Bundan ötürü de son kaynak olma durumuna sahiptir. Ayet de ;
- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
- Elbette bu, bir Kuran-ı Kerim’dir.
- Titizlikle saklanan bir Kitap’tadır.
- Ona, arındırılmışlardan başkası dokunmaz.
- Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir.
Ehli kitapdan küfre sapanlara gelince, Onlar kendilerine yeni dinler uydurarak (Yahudilik, hristiyanlık) vahiyedilenin aksi yönünde harekette bulunmuşlardır. Bunda ki temel sorunda PUT dediğimiz Allah’a ortak koşulanların fazlaca olmasından ileri gelen bir durum ile beraber, Elçilerin muhatap olduğu etnik kimliğe mensup kişilerin, yüksek derecedeki kibir hastalığından da ileri gelmektedir. Konuyu ayetler ışığında ele alırsak karşımıza şöyle bir manzara çıkacaktır ;
Peki son kitap Kuran ile bu meseleler halledildimi? Elbet de hayır!! Aksine Kuran o denli rezil arzulara alet edildi ki, emevi orduları Hz. Ali askerlerine karşı harp ederken, mızrak uçlarına ayet yapraklarını asacak kadar namus, haysiyet, şeref ve ar dan yoksun bir tavır içerisinde bulunmuşlardır. Ve maalesef bugünkü sunni inancının atası olan bu kişiliği bozuk emevilerin elleriyle taşıdığı, Vahiyle hiç alakası olmayan, Kab el ahbar, Vehb bin münebbih gibi Yahudi dönmesi fitnebaz şahsiyetin uydurma rivayetlerinden ibaret olan dinin sancağının altı, İslam dünyası diye tabir edilen toplumları içine almış ve egemen olmuştur.
Sorarım siz, son Nebi’nin torunlarının katillerinin teşkil ettiği bir inanç sistemi sizce hakmıdır ? Yada bugüne değin hiç Kuran ile kendinizi sorguladınız mı ?
Eğer cevabınız hayır sorgulamadım ise Birazdan okumaya başlayacağınız bölümlerde Rabbimizin bizlere bahşettiği muhteşem ilim deposu Kuran rehberinin dinin tek kaynağı, hayatın tek rehberi, her konuda detaylandırılmış kesin bir kitap olduğunu göreceksiniz. Kuran ile yoğrulmuş beyinler günümüzdeki İslam ihtilaflarına tabi olmayan tüm meselelerin çözümünü Kuran ile arayan beyinlerdir. Rabbimiz Kuranda önemli bir mesaj vermiştir.
Burada düşünmede kullanılması gereken ara olarak gösterilen kalp, kişinin özbenliğini ifade eder. Rabbimiz Kuranda rahman suresi ilk 4 ayet de;
-Rahman ( Esirgeyici olan Allah)
-Öğretti Kuranı
-Yarattı insanı
-Belletti o güzel beyanı (ifadeyi)
İşte özbenliğin ifadesi budur. Özbenlik kesin suretle kişinin yaradılışından önceki haline dönüşü ve Kurana yönelişidir. İşte din olgusu bu noktada devreye girer. Kişi Kurana yöneldiğinde bu dindir.
İslam bir peygambere gönderilmiş, bir kavme ayrıcalık tanınarak vahiyedilmiş bir din değildir. İslam tüm bu teslimiyet felsefesinin genel adıdır. İsa Resule Vahiy edilene (tahrif edilmemiş hali ile, o dönem içerisinde) uyan kişide islamdır. İbrahim resule vahiy edilene uyanda.
Bu noktanın akabininde karşımıza çıkan acı bir gerçeklik vardır ki, ihtilaflar ve fikir uyuşmazlıkları hep bu acı ve gerçek sebep neticesinde gelişmiş birer zaman kaybıdır. Kuran vahyinin dışında gerçeklik babında gelişen teslimiyet, akletmeden ve sorgulamadan kesin bir bağlılıkla İlahi sisteme karşı, beşeri fikirlere iman ederek, küfür, şirk olguları ile muhatap olmak.
Rabbimiz olan Allah, Kuran mesajında en’am 38. ayet ve akabininde birçok farklı ayette KURANIN TAMAMLANDIĞINI, tüm hükmün ve içeriğin tamamlandığını ve KİTAPTA HİÇBİRŞEYİN EKSİK BIRAKILMADIĞINI, açık net biçimde ifade ettiğine göre, genel tavır hertürlü düşünceyi Kuran Kıstaslı ele almak ile oturtulmalıdır.
Kuran bir beşer fikri değildir! Kuran bir uydurulmuş söz de değildir.. Kuran Resulullah’a vahiy(vahiy konusunu ileride inceleyeceğiz) yolu ile verilmiş İlahi bir anahtardır. Resul de buna itaat ederek, tebliğinin yöntemini ve metodunu kendisine emredildiği gibi Kuran kıstaslı oluşturmuştur. Bu bağlamda Büyük insan Resulullah’a itham edilen, onun hiç söylemediği sözleri Dinselleştirmek, Hem resule itaatsizlik, hemde Kurana ihanettir. Resul sözünü tamamlamış Kurana yöneltici tavırlar dahilinde tebliğde bulunmuştur.
16 Nahl Suresi 89
12 Yusuf Suresi 40
6 Enam Suresi 114
6 Enam Suresi 115
6 Enam Suresi 38
155 Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz?
156 Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
157 Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.
37 Saffat Suresi 154-157
37 Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? 38 İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.
68 Kalem Suresi 36,37
5Maide Suresi 49
21 Enbiya Suresi 45
Açık şekilde ifade etmek gerekirse, Kuran Rahmana teslimiyet felsefesi olan, yaradılış fıtratının özünü teşkil eden İSLAM felsefesinin, kendinden öncekileri onaylamış vahyidir. Son vahiy oluşuyla paralel, Resullüğün sona ermesi dahilinde, Kuran son hüküm koyucu, tavır belirleyici olarak kalıcıdır. Rabbimiz olan Allah, yaratılışta bize verdiği bilgiyi Kuran vahyi ile hatırlatmış ve TAMAMLAMIŞTIR!!!
İşte Kuranın bahsettiği esas tamamlamada budur.
12 Aralık 2007, 12:35 tarihinde.
teşekürler elinizi aklınıza sağlık,
rabbimden tek dileğim var anlamamı ve algılamamı artırması,
bu sayede bir ışık gibi rabbimin nuru içine girebilmek,
yazılarınızı özenle takip edeceğim.
03 Şubat 2008, 22:10 tarihinde.
İslam’ın hizipleşmesi, bu konunun yanlışlığı ve Kuran’ın hayatımızdaki önemi adına güzel bir yazı..yazıalrınızı takip ediyorum..ve paylaşabildiğim kadar insanla da paylaşıyorum..Rabbim muvaffakiyet versin..
26 Şubat 2008, 22:08 tarihinde.
bence rabbimle ilgili şeyler çok güzeldir