Yaratılıştan Kıyamete - Yazı dizisi bölüm 1-2

YARATILIŞTAN KIYAMETE

HAZIRLAYAN : EREN ERDEM

www.hanifdostlar.net

www.kuranmuslumani.com

Not: Mealler Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş ve Edip Yüksel’den alınmıştır. Üzerinde ihtilaf bulunan hatalı çevirilerin asli manaları ele alınmıştır. Çevirilerde yapılan hataları sunmamak adına titiz bir çalışma yapılmış, yanıltıcı bilgilerin önüne geçmek adına çalışma ciddi boyutta ele alınarak, detaylı çalışmalar sonucu parçalar halinde yayınlanacaktır.

GİRİŞ

Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır (Yunus 100)

İdrakımızın aldığı yol, düşüncelerimizin seyir defteri, izlediğimiz sabit çizgi ve düşünce çarkının derinliğindeki anlamsızlıklar…

 

İşte sistemlerin, ekolojik dengenin çöküş nedenlerinin başında gelen önemli bir durum. İçsel olgunluğun, dış tavırlarla engellenmesi üzerine gelişememişlik gösteren bir ırk : ADEM ÇOCUKLARI…..

 

İnsan denildiğinde akıllara ilk gelen şey, düşünebilen ve bu özelliğiyle hayvanlardan ayrılan bir ırk. Halbuki metabolizma olarak tüm hayvanlara yakın bir biyolojik sistemle örülmüş olan insan, artık yukarıda tanımladığım şekliyle bir ifade sergileyememektedir.

 

Kediler avlarını gördüklerinde strateji geliştirirler, diğer tabirle düşünürler! Peki ya arılar ?

 

Evet, yeryüzünün koca halifesi hilafeti bırakalım, zihnindeki demir parmaklıkları kırıp kendi halifesi bile olamamıştır. Düşünmeyen insan ile avını avlama stratejisi üzerine düşünen bir kedi arasındaki 7 farkı bulabilirmiyiz ?

 

Zihin tamamlayıcılık unsurundan mahrum bırakılıyorsa, o bünye eksiktir. Diğer haliyle, eksilmiş bedenlerin, düşünmeyen beyinleri ile ortalama 60 yıllık bir süreçte, tüketen,tüketen,tüketen ve yine tüketen bir ırk olarak kalabilmeyi başarmışız. Zihinsel hazineler bir tarafa, Dünyayı bile tüketmiş, gördüğünüz üzere doğal kaynaklar adına(ki esasında amaç daha farklıdır) birbirimizi yiyen, kedileşen bir ırk haline gelebilmeyi başarmış bulunmaktayız.

 

Peki tüm sistemlerin sahibi, bundan memnun mudur?

 

Bu çalışmamızda insan zekasının sabitlikten kurtulması, ve algılarının açılması adına, Kurandaki eşsiz anlatım ve muhteşemliği ele alarak DÜŞÜNECEĞİZ. Düşünürken çok ilginç tespitler yapacak, vay bee ben yıllardır ne derin uykudaymışım diye bir anlamda dövüneceğiz. İnsana daha yaratılmadan(tasarım bitmeden) verilen muhteşem bilginin açığa çıkması adına, alıcılarımızı RAHMAN frekansına yönlendirecek,iblis frekanslı, kafamıza kazınmış tüm sabit saçmalardan kurtulacağız.

 

İnsanoğlu her daim kendisinde olanı inkar etmiştir. Kendisine verilenleri inkar ederek ısrarla başkalarında olanlar üzerinden düşünme çabasında olmuştur. Zihinlerini bir anlamda örtmüş, bu örtülerin altına düşünmesini gerektirmeyecek kavramları sokuşturarak, zihin derinliğini sığlaştırmıştır. Bu Ademlik değil, Ademi inkar anlamı taşıyan bir tavırdır. Çünkü ilerleyen konularda da işleyeceğimiz üzere Adem kendisine verilmiş olanları iyi değerlendiren bir varlıktır. Verilenler ile istenenleri iyi algılamış, ve verilen her şeyi sonuna kadar kullanmıştır!!!

 

Kendisine nefsi de verildiğinden, bunu da kullanarak bildiğimiz yasak ağaç olayının tasvirleşmesine katkı sağlamıştır. Ancak büyük dedesinin izinden giden insanlık, Adem gibi verilen her şeyi tamamen kullanamamış, sadece o ağacı kullanarak bir anlamda alıcılarıyla RAHMAN frekansının ilişkisini kesme çabasına girişmiştir.

 

İnsanoğlu düşüncesinin doruklarına ulaştığını sandığı anlarda aslında hep derin yanılgıların beşiğinde kıvranıp durmaktaydı. Bilim üzerine çeşitli düşünceler, teoriler ile akılcılığı ispat etmeye çalışan insanoğlu bilimsel düşüncenin temelini yanlış inşa ederek, Rahmanın insana verdiği ve işletmesini istediği aklını sürekli kısırlaştırmış ve ucu boşluklarla dolu kavramlar üzerinde gidip gelmiştir. Ortada yaşanan kavram karmaşası neticesinde Bilim ve Din birbirini tamamlamaktan çok, birbirine karşıt iki cephe olarak ilan edilmiş ve bu cephelerden karşılıklı ataklar ile tezler çökertilmeye çalışılmıştır. Dinsel düşüncede ihmal edilen, dünyeviliğin algısal boyutudur. Bu boyut İlahi gücün sistemi inşa ederken bizzat sistemi yerleşik bir metabolizma ile inşa ettiği göz ardı edilmemelidir. Bu metabolizmanın keşfi ve üzerinde düşünülmesi ise kabul edilen bilim olmalı, Adem nesline verilmiş ilahi genetik bilginin ortaya çıkışı ile bu sisteme dayalı aklın işletilmesi, İlahi kudretin yerleşik kıldığı bir tavırdır.

 

İslamiyeti Kurandan algılamak, Yüce Yaratıcının insanlardan istediği bir olgudur. Nitekim İslam coğrafyasındaki anlaşmazlıklar ve mezhep ayrılıkları dinin algılanış noktasındaki çok sesliliği bariz bir biçimde ortaya koyan yegane unsurardır. Din Allah’a özgülenmedikçe oluşacak kavram karmaşası, kişileri Allah’a yakınlaştırmayacak, aksine alabildiğince uzaklaştıracaktır.

 

Mesela basit bir örnekle konuyu inceleyelim ;

 

Arapçada Efendinin karşılığında kullanılan kelime RAB dır. Bu tek anlamı olan efendi olarak kullanılmış ve Kuranda birçok ayetde şöyle bir vurgu yapılmıştır;

 

İman edip hayra ve barışa yönelik işler yaparak Rablerine/ Tek Efendilerine içten bir bağlılıkla boyun eğenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada. (HÛD suresi 23. ayet)

 

Evet ayetin Efendi olarak vurgulanması gerekmektedir ki, günümüzdeki efendi miktarı bir gözden geçirilsin. Hocaefendiler, Efendi Hazretleri vs. Arapçasını ele alırsak; Rab Hazretleri ? Nedir bu ?

 

Muminun 57-61 arası ayetler konuyu daha iyi idrak etmemizi sağlayacaktır ;

 

- Onlar ki, Rablerine saygıdan titrerler,

- Onlar ki, Rablerinin ayetlerine iman ederler,

- Onlar ki, Rablerine ortak koşmazlar,

- Onlar ki, verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek verirler;

- İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar. Ve hayırlarda önde gidenler de onlardır.

 

Bu vasıflar Kuranda müminlere yüklenen vasıflardan sadece birkaç tanesidir. Dikkatli bakıp, RAB kelimesini orijinal manasında ele alırsak eğer ; Onların efendilerine saygıdan titredikleri, ve efendilerinin delillerine kalben bağlı oldukları, ve efendilerine hiçbirşeyi ortak koşmadıkları, efendilerine dönüşlerinden ötürü mallarından harcadıkları bahsedilmektedir. Peki size de bu tavırlar pek tanıdık gelmedimi ? Bu vasıflara sahip, yaratılmış efendilerin kulları yok mudur ? Bu ayetlerde mümin bu tavrı sadece RABBİ olan Allaha yönelik yapması gerekmez  mi ?

Tüm bunların ardından, islamı hocaefendilerin ağızlarından çıkan kelimelere sığdıran sığ zihniyetlerin, RABLERİ olan beşer-ler, Emin olalımki mahşerde onları tanımayacak, ve onlardan uzaklaşacaktır.

 

İşte adımlar atılmadan, ve idrak şekillenmeden önceki ilk adım, zihni boşaltarak vahiy kıstasları dahilinde düşünerek inanç sisteminin şekillenmesi gerekliliği bu noktada ortaya çıkmaktadır. Rabbimiz olan Allah, haşa bilgisiz değildir. O bilginlerin bilginidir ve vahiyleri ile bilgiyi tamamlamış yaratılıştan önce verdiği bilginin hatırlanışı için gerekli zemini hazırlamıştır.

 

Şimdi bilgiyi hatırlama yolunda VAHİY merkezli ve Allah odaklı düşünüşümüzü geliştirelim.

İSLAMİYET

İslam denildiğinde akla ilk gelen şey, son din olduğu, Hz. Muhammed’e vahyolduğu ve kıyamete kadar devam edeceğidir. Buna binaen derin bir kaynak karmaşası dahilinde süregelen süreçte x islam, y islam vb islamlar toplumlarda alternatif yorumlar olarak görülmekte, insanlar İslam gerçeğini anlamamakta diretmektedir. Öncelikle İslam’a son din demek, Allah’ın temel adaletine ihanet etmektir. Çünkü Rabbimiz olan Allah, insanları kavram karmaşalarıyla boğuşturacak değildir. 4 kitap 3 din mantığı, bu kavram karmaşalarının temelini teşkil edecek unsurların başında gelmektedir ki, Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın kesin suretle böyle bir karmaşa oluşmasını ön gördüğünü düşünmek küfrün en tehlikelilerinden biridir.

 

İslam en başından beri var olan ilk ve tek mekanizmadır. Bir din olmanın ötesinde, bir fıtrat, bir işleyiş mekanizması ve ilahi metabolizmanın dünyevi yansımasıdır İslam insandaki analitik düşüncenin günışığına kavuşmasına yönelik bir ilahi organizasyondur.

Esirgeyen(Rahman) ve Bağışlayan(Rahim) olan Allah c.c(şanı en yüce) vahyettikleriyle bir ihtilaf değil, aksine bütünlük oluşturmuş, tahrif edilenin yerine başkasını koyarak aynı felsefeyi çok defa elçilerle beyan ettirmiştir. İşte bu derin ve engin felsefedir İslam. İşte 4 kitap tek din felsefesinin çatısıdır İslam.

 

Bu dinin mesaj ve buyrukları tamamen dönemlerinin sosyo-psikolojik pozisyonuna göre şekillenmiştir. Hiçbir resul dönemi dışında bir tavır içerisine girişmemiş(ki bulundukları nesillerden düşünsel olarak üstün oluşlarına rağmen), ve hitap ettiği topluluklara çağının gerekliliklerine göre yaklaşmışlardır.

 

İşte bu ahval içerisinde Resul ayrımlarıyla iç içe yaşadığımız günümüz fosilleşmiş İslam kalıntıları içerisinde dürbünle arasak, mesajlara binaen hiçbir eser bulamayız.

Yola gelesiniz diye Mûsâ’ya Kitap ve furkan (gerçekle bâtılı birbirinden ayıran ölçü) vermiştik. (BAKARA suresi 53. ayet)

 

Kitap Musa Resul aracılığıyla, insanların gerçek ile batılı ayırt edilmesi amacıyla indirilmiştir. Batıl ve gerçeği idrak edemeden kavramlar arası geçiş yapmanın mantıksız olacağı gibi, batıl anlayışının hakkın zıttı olduğundan yola çıkarak, hertürlü olumsuz yargıya karşı duruş olarak da düşünebiliriz.

 

Nihayetinde Zebur ile başlayan serüven, Kuran ile son bulmuş ve insana yaradılışında verilmiş olan ilim kitaplar vasıtası ile hatırlatılmıştır. Ancak insan hatırlamamakta diretir. Diretecektir de , lakin Nuh peygamber Rabbimize şu şekilde yakarır ;

 

“Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.” (NÛH suresi 7. ayet)

İşte genel hatlarıyla insanların inanç sisteminin içerisinde bulunduğu durum. Bu kibir süreç içerisinde Resulleri öldürmeye ve vahyleri tahrif etmeye kadar gitmiş, azgınlık had safhada süregelmiştir.

 

Beniisrail kavmi kendilerine gönderilen elçileri inkar etmiş ve vahylerini vahim bir şekilde tahrif etmişlerdir. İşte bu kendinden önceki Resulleri de yalanlamış İsraillilerin, İsa Resulü linç etme girişimine kadar devam etmiş, Muhammed Resul döneminde de cemaatleşerek fesatlar yayan bir vücuda dönüşmeleriyle seyir etmiştir. Bunun dışında birçok kavim elçilere zulmetmiş, Hatta Araplarda sahabe diye geçinenler Resulullahın kızının evini yakmıştır!!! ( bkz. Fatıma’nın evinin yakılması olayı ve emeviler )

 

Tarihsel süreci iyi değerlendirdiğimizde, Kuran kendisinden önceki kaynakların tahrif edildiği haberiyle vahyolunmuş ilahi bir kitaptır. Bundan ötürü de son kaynak olma durumuna sahiptir. Ayet de ;

 

Vakıa 75-80 arası ayetler,

 

- Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.

- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.

- Elbette bu, bir Kuran-ı Kerim’dir.

- Titizlikle saklanan bir Kitap’tadır.

- Ona, arındırılmışlardan başkası dokunmaz.

- Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir.

 

Şeklinde bir yaklaşımlar Kuran’ın genelin bir parçası olduğu ortaya konmuştur. Bu genelin adı levhi mahfuz dur. Bu merkez ilahi koordinasyonun genel merkezi olarakta düşünülebilir. Levhi mahfuzun tüm kapsayıcılığla, tüm kitapların bilgisinin ilk yayınlandığı ve cinler ile(melekler ile) paylaşıldığı bir gerçektir. Bu gerçek dahilinde ele alırsak eğer, İslam 4 kitap ve tüm Resullerin ortak söylemidir. Vahiyler bu yöndedir ve Rabbimiz bu şekilde ilham vermiştir. Peki bu kitapların, elçilerin akıbeti ne olmuştur. İnsanlar ne kadar kitapların özüne göre hareket etmişlerdir.Ya da mesajları ne kadar geçerli olmuştur elçi ve vahiylerin. İşte esas düşünülmesi gereken noktada insanların asla müdahil olamayacağı, bir çok ilimle adeta güvenlik çemberine alınan ve son güne kadar güvenliliğini koruyacak olan Kuran bizlere çarpıcı yaklaşımlar sergilemektedir.Ayet de der ki ;

 

(BAKARA suresi 135. ayet) = Dediler ki: “Yahudi veya Hristiyan olun ki hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır, (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dini(dir); O müşriklerden değildi.”

 

Yahudilik ve hristiyanlık kavramlarını değil, İbrahim’in Yahudi olmadığı gibi, O’nun kesinlikle Hanif(Allahın birliğine kesin kanaat getirerek, tüm şirk olgularından arınmış) olduğu Kuranda sert bir şekilde belirtilmiştir. İşte bu şekil itibariyle İbrahim resul müslümandır. Olması gerektiği gibi Hanif bir Müslümandır. Hanifliğin gerekliliği bu noktada ortaya çıkmaktadır ki, günümüz İslam anlayışı haniflikten tamamen uzak, ehli kitaptan küfre sapmış bir görüntü dahilinde hareket etme ısrarını sürdürmektedir. İşte Hanifiliği iyi idrak ettiğimizde tüm felsefeyi, tüm amacı ve araçları komple şekilde idrak etmiş olacağız. Çünkü haniflik teslimiyetin son noktası, tüm anlayışların çatısıdır. Olmazsa olmaz niteliğinde bir vasıf, günümüzde ise çoğu toplumun sahip olmadığı bir temeldir. Hanif olmadan Müslüman olunmaz. Önce arınmak gereklidir, Peki neye göre arınmak ve neden, ne için arınmak? İşte konu konu ilerledikçe akıllarınızda bu soru kalmayacak, arınışın sadece la ilahe illallah ile değil, amelin salihata yönelişi ile mümkün olduğunu, bu salihatında sadece vahy odaklı iman ile şekil alacağını göreceksiniz. İslam serüveninin son durağı olan Kuran ve Muhammed resul, kesin suretle kendilerinden önce gelenlerin aynını tekrar ederek, ilahi mekanizmanın ön gördüğü işleyişe dahil edilmiş elçiler ve rehberlerdir. Mekanizmanın bir dişlisini eksik idrak etmek demek, motoru yakmak ve hareketin kısıtlanması anlamında bir hale düşmek demektir.

Ehli kitapdan küfre sapanlara gelince, Onlar kendilerine yeni dinler uydurarak (Yahudilik, hristiyanlık) vahiyedilenin aksi yönünde harekette bulunmuşlardır. Bunda ki temel sorunda PUT dediğimiz Allah’a ortak koşulanların fazlaca olmasından ileri gelen bir durum ile beraber, Elçilerin muhatap olduğu etnik kimliğe mensup kişilerin, yüksek derecedeki kibir hastalığından da ileri gelmektedir. Konuyu ayetler ışığında ele alırsak karşımıza şöyle bir manzara çıkacaktır ;

 

Ehlikitap’ın küfre sapanlarıyla müşrikler, Rabb’inizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Ama Allah, rahmetini dilediğine özgüler. Allah, büyük lütfun sahibidir. (BAKARA suresi 105. ayet)

 

De ki: “Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbirşeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse şöyle söyle: “Tanık olun, biz müslümanlarız/Allah’a teslim olanlarız.” (ÂLİ IMRÂN suresi 64. ayet)

 

Kitap ehlinden bir zümre, sizi bir saptırabilseler diye arzu ettiler. Oysaki onlar, kendilerinden başkasını saptırmazlar. Ama bunu fark etmiyorlar. (ÂLİ IMRÂN suresi 69. ayet)

 

Ey Ehlikitap! Gerçeğe tanık olup durduğunuz halde, Allah’ın ayetlerini neden inkâr ediyorsunuz? (ÂLİ IMRÂN suresi 70. ayet)

 

Şunu da söyle: “Ey Ehlikitap! Neden iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz? Gözünüzle gördüğünüz halde, Allah yolunu neden çarpıtmak istiyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (ÂLİ IMRÂN suresi 99. ayet)

 

Ne sizin kuruntularınızla, ne de Kitap Ehlinin kuruntularıyla değil. Kim kötülük yaparsa, onunla ceza görür; o, Allah’tan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz. (NİSA suresi 123. ayet)

 

Ehlikitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Zaten onlar Mûsa’dan da bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: “Allah’ı bize açıktan göster.” Bunun üzerine zulümlerinden ötürü kendilerini yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık-seçik kanıtların gelişi ardından buzağıya taptılar. Biz onların bu günahını da affettik. Biz Mûsa’ya apaçık bir kanıt/bir hükmetme gücü verdik. (NİSA suresi 153. ayet)

 

Ayetlerde sabit tutulan ehli kitaptan küfre sapmış olanlar, Kitapların vahyettiği dinin dışında kendi ruhbanlarının uydurduğu inanışlara tabi olmaktır ( Yahudi, hristiyan, alevi , sunni , şii , vs vs vs) zümreler kesin suretle ehli kitaptan küfre sapmış zümreler ve toplumlardır. Çünkü vahiy edilenin dışında, vahiyleri hem tahrif (bozgun ) etmiş hemde orijinal hükümlerin dahi dışına çıkmışlardır.

 

Peki son kitap Kuran ile bu meseleler halledildimi? Elbet de hayır!! Aksine Kuran o denli rezil arzulara alet edildi ki, emevi orduları Hz. Ali askerlerine karşı harp ederken, mızrak uçlarına ayet yapraklarını asacak kadar namus, haysiyet, şeref ve ar dan yoksun bir tavır içerisinde bulunmuşlardır. Ve maalesef bugünkü sunni inancının atası olan bu kişiliği bozuk emevilerin elleriyle taşıdığı, Vahiyle hiç alakası olmayan, Kab el ahbar, Vehb bin münebbih gibi Yahudi dönmesi fitnebaz şahsiyetin uydurma rivayetlerinden ibaret olan dinin sancağının altı, İslam dünyası diye tabir edilen toplumları içine almış ve egemen olmuştur.

 

Sorarım siz, son Nebi’nin torunlarının katillerinin teşkil ettiği bir inanç sistemi sizce hakmıdır ? Yada bugüne değin hiç Kuran ile kendinizi sorguladınız mı ?

 

Eğer cevabınız hayır sorgulamadım ise Birazdan okumaya başlayacağınız bölümlerde Rabbimizin bizlere bahşettiği muhteşem ilim deposu Kuran rehberinin dinin tek kaynağı, hayatın tek rehberi, her konuda detaylandırılmış kesin bir kitap olduğunu göreceksiniz. Kuran ile yoğrulmuş beyinler günümüzdeki İslam ihtilaflarına tabi olmayan tüm meselelerin çözümünü Kuran ile arayan beyinlerdir. Rabbimiz Kuranda önemli bir mesaj vermiştir.

 

hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur. (Hacc 46)

 

Burada düşünmede kullanılması gereken ara olarak gösterilen kalp, kişinin özbenliğini ifade eder. Rabbimiz Kuranda rahman suresi ilk 4 ayet de;

 

-Rahman ( Esirgeyici olan Allah)

-Öğretti Kuranı

-Yarattı insanı

-Belletti o güzel beyanı (ifadeyi)

 

İşte özbenliğin ifadesi budur. Özbenlik kesin suretle kişinin yaradılışından önceki haline dönüşü ve Kurana yönelişidir. İşte din olgusu bu noktada devreye girer. Kişi Kurana yöneldiğinde bu dindir.

 

İslam bir peygambere gönderilmiş, bir kavme ayrıcalık tanınarak vahiyedilmiş bir din değildir. İslam tüm bu teslimiyet felsefesinin genel adıdır. İsa Resule Vahiy edilene (tahrif edilmemiş hali ile, o dönem içerisinde) uyan kişide islamdır. İbrahim resule vahiy edilene uyanda.

 

Bu noktanın akabininde karşımıza çıkan acı bir gerçeklik vardır ki, ihtilaflar ve fikir uyuşmazlıkları hep bu acı ve gerçek sebep neticesinde gelişmiş birer zaman kaybıdır. Kuran vahyinin dışında gerçeklik babında gelişen teslimiyet, akletmeden ve sorgulamadan kesin bir bağlılıkla İlahi sisteme karşı, beşeri fikirlere iman ederek, küfür, şirk olguları ile muhatap olmak.

 

Rabbimiz olan Allah, Kuran mesajında en’am 38. ayet ve akabininde birçok farklı ayette KURANIN TAMAMLANDIĞINI, tüm hükmün ve içeriğin tamamlandığını ve KİTAPTA HİÇBİRŞEYİN EKSİK BIRAKILMADIĞINI, açık net biçimde ifade ettiğine göre, genel tavır hertürlü düşünceyi Kuran Kıstaslı ele almak ile oturtulmalıdır.

 

Kuran bir beşer fikri değildir! Kuran bir uydurulmuş söz de değildir.. Kuran Resulullah’a vahiy(vahiy konusunu ileride inceleyeceğiz) yolu ile verilmiş İlahi bir anahtardır. Resul de buna itaat ederek, tebliğinin yöntemini ve metodunu kendisine emredildiği gibi Kuran kıstaslı oluşturmuştur. Bu bağlamda Büyük insan Resulullah’a itham edilen, onun hiç söylemediği sözleri Dinselleştirmek, Hem resule itaatsizlik, hemde Kurana ihanettir. Resul sözünü tamamlamış Kurana yöneltici tavırlar dahilinde tebliğde bulunmuştur.

Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..

16 Nahl Suresi 89

Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.

12 Yusuf Suresi 40

Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?

6 Enam Suresi 114

Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.

6 Enam Suresi 115

Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

6 Enam Suresi 38

154 Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

155 Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz?

156 Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?

157 Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.

37 Saffat Suresi 154-157

36 Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

37 Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? 38 İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.

68 Kalem Suresi 36,37

Sen de aralarında, Allah’ ın indirdiğiyle hükmet.

5Maide Suresi 49

De ki ” Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”

21 Enbiya Suresi 45

Ayetler bizlere Kitabın ne denli açık ve kapsayıcı olduğuna delil olmuşlardır. Bu deliller ışığında teslimiyet felsefesi olan islam’ı, İslamcıklara parçalayarak, hizpleştirerek, farz ekleyip çıkartarak, Allahın belirtmediği şeyleri hükümleştirerek acaba Kurandaki hangi sıfatları üzerimize alıyoruz ?

 

Açık şekilde ifade etmek gerekirse, Kuran Rahmana teslimiyet felsefesi olan, yaradılış fıtratının özünü teşkil eden İSLAM felsefesinin, kendinden öncekileri onaylamış vahyidir. Son vahiy oluşuyla paralel, Resullüğün sona ermesi dahilinde, Kuran son hüküm koyucu, tavır belirleyici olarak kalıcıdır. Rabbimiz olan Allah, yaratılışta bize verdiği bilgiyi Kuran vahyi ile hatırlatmış ve TAMAMLAMIŞTIR!!!

 

İşte Kuranın bahsettiği esas tamamlamada budur.

 

O halde hacc 46 – yunus100 – enam 38 üçgenini düşünerek, Allah odaklı ve vahiy merkezli inanışımızın üzerinde, Kainatın en büyük mucizelerinden biri olan Kuranı idrakımızı gerçekleştirme yoluna devam edelim….

 

 


Toplam Okunma: 657 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 05.01.2009 - 17:51
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

“Yaratılıştan Kıyamete - Yazı dizisi bölüm 1-2” için 3 Yorum

  1. murat diyor ki:

    teşekürler elinizi aklınıza sağlık,
    rabbimden tek dileğim var anlamamı ve algılamamı artırması,
    bu sayede bir ışık gibi rabbimin nuru içine girebilmek,
    yazılarınızı özenle takip edeceğim.

  2. suskunkul diyor ki:

    İslam’ın hizipleşmesi, bu konunun yanlışlığı ve Kuran’ın hayatımızdaki önemi adına güzel bir yazı..yazıalrınızı takip ediyorum..ve paylaşabildiğim kadar insanla da paylaşıyorum..Rabbim muvaffakiyet versin..

  3. merve diyor ki:

    bence rabbimle ilgili şeyler çok güzeldir

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: