İslam’da delil sorunu!

İslam’da delil sorunu!:

Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta HİÇBİR EKSİK BIRAKMAMIŞIZDIR. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar. (6/Enam 38)

Elif, Lam, Ra. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞ bir Kitaptır. Ki ALLAH’tan başkasına tapmayasınız. Kuşkusuz ben, O’ndan size bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. (11/Hud 1,2)

İslam’da delil konusunda üç ana görüş vardır, bu görüşleri tek tek ele alıp, hangisinin hakikat olduğunu Kuran’ın ışığında tahlil edip ortaya çıkarmaya çalışalım.

1. Görüş “edilleyi şeriye (kaynak) 4 tür kitap, sünnet, icma ve kıyas tır” diyenler.

2. Görüş “kur’an tek kaynak değil ana kaynaktır” diyenler

3. Görüş “tek kaynak kur’an dır” diyenler.

“Edilleyi şeriyye (kaynak) 4 tür kitap, sünnet, icma ve kıyas tır” diyenler. Edilleyi şeriyye (şeraitte delil olan anlamındadır) bu görüş ehli sünnet in referans aldığı ana ilkedir. Kitap (kur’an), Sünnet (resulün söz, uygulama ve takrirleri), İcma (ümmetin ortak görüşü) Kıyas (emsal teşkil edecek delillerden esinlenme) anlamına gelir. KİTAP Birincisine Kuran’a sözümüz yoktur iman ederiz, Allah’ın koruması altında tevatür’en gelmiş, içeriğiyle mükemmel bir kitaptır. Eğer bir şüphe olsaydı, insanların onu tahrif edebilme ihtimali olsaydı ve az bir beşer sözü girseydi, Allah’ın öteden beri koyduğu yasa işlerdi ve tekrar kitap ve resul gönderirdi. Çünkü âlemlerin rabbi insanlığı hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır.

Doğrusu Kitap’ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette biziz. (15/Hicr 9)

Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir. (33/Ahzab 40)

Aradan tam on dört asır geçmiş, şu iki ayet ve bu geçen zaman, nasılda tanıklık ediyor Kuran’ın Allah’ın kelamı oluşuna. (Bu sözü ancak hakkıyla Allah’tan hayşiyet duyanlar anlar) SÜNNET İkincisine Resulullah’ın (a.s) sözlerine, uygulamalarına ve takrirlerine de hiçbir sözümüz yoktur, yeter ki Resule kadar gidebilsin, işte sorunda burada!.

Bu mesele bize kadar iki şekilde intikal etmiştir. 1 Uygulana gelen gelenek (siret) 2 Rivayet yoluyla gelen (hadisler)

İlki pek sorunlu değil, çünkü her hal ve durumda Kuran’dan onay alarak gelmiştir.

Asıl sorun rivayet yoluyla gelen hadislerde, bu rivayet edilenler Resulullah (a.s) a kadar gidiyor mu gitmiyor mu?

Hadis savunucularının ileri sundukları bazı iddialara da soru şeklinde yer vereceğiz.

Deniyor ki: “muhaddisleri (hadis alimi!) neden beğenmiyorsunuz ve değer vermiyorsunuz, İslam’a hizmetleri olmamış mı? çok ağır bir şekilde suçluyorsunuz” Kitaplarındaki hadislerin birbiriyle olan çelişkisini mi, zaman içerisinde saçmalığı gün yüzüne çıkan hadislerimi, Resulullah tan (a.s) iki yüz yıl sonra yazılmasından mı? “Kütüb-ü Sitte” denen altı hadis kitabını yazanların hepsinin de Arap olmayışları (Arap olmayışları o dönemde hadis toplamada dezavantajdır) ve aynı dönemde neredeyse yaşıt yaşamış ve bir birlerinden ders almış olmaları mı? Topladıkları hadis sayısını büyük bir titizlikle topladıklarını ifade etmelerine rağmen bir insanın ömrünün yetmeyeceği kadar olması ve üstelik hadis toplamaları binek hayvanlarla günlerce yol almalarına rağmen imkânsız olmasına mı?İki yüz yıl boyunca başta Allah Resulü (a.s) halifeler, sahabeler ve sonra gelenler hadislerin yazılmasına karşı olmasına rağmen yazılmış olmasına mı ve her şey bir yana kur’an la çelişmesine mi Neye kızmayalım?

Deniyor ki: “Bizzat Kur’an’ın içeriği hadis rivayetlerini gerekli kılmıyormu.” Nasıl gerekli kılıyormuş, neye dayandın? Kuran’dan tek bir tane delil sunmamışsın, Hem diyorsunuz hadisler Kuran’dan onay alması gerekli, hem diyorsunuz kur’an ’ın içeriği hadislere muhtaç, bu ne çelişki kur’an mı hadisten onay alacak yoksa hadis mi kur’an dan onay alacak? karar verin. Deniyor ki: “Bize Kur’an’ı ulaştıran kaynak, İslami geleneğin kendisidir buda rivayetlerle olmuyormu?. Kur’an ilk indiği toplumun dilini, geleneklerini, tarihi arka planını, vb. olanları kendisiyle birlikte evrenselleştirmiştir. Bizim Resulullah (a.s) dan bu güne kadar, ümmetten aktarıla gelene bir sözümüz yok, onlar tevatür dür çünkü yaşanarak gelmiştir.Bizim itirazımız rivayet yoluyla İslami geleneğe sokulan hurafeyedir. Deniyor ki:“Eğer hadisler olmazsa, Kur’an’ın bize nasıl ulaştığını nasıl açıklarız? Zaten tarihte hiçbir şey gizlenemez ör:Resul den sonra halifelerin kimler olduğu, ne kadar zaman bu görevde kaldıkları, nereleri fetih yaptıkları, Hz Ali ye muaviye nin yaptığı tuzaklar, aralarındaki savaşlar, halifelerin uygulamalarındaki hatalar, halifelikten saltanata dönüşün olması, (kaldı ki emeviler bir çok şeyi saptırmış ve yasaklamış olmalarına rağmen) Hz Hüseyin in katledilmesi, yeri ve zamanı, katledenlerin kimler olduğu vs..

Tarih yalan kaldıramaz, yeter ki sağlam kaynağa dayandırılsın. Bizim itirazımız, İslam tarihinin bize (ki bu Allah’ın kitabının peşinden sürükleye getirdiği) şeylere değil, tarihe uzanıp bir şeyler alıp bize kadar gelmiştir demeleridir. Sözgelimi siz şimdi diyorsunuz ki tarih bana kadar getirmemiş ama ben gider alırım, böyle şey olmaz ki tarih size bırakmamışsa, siz geçmişe kadar uzanıp onu alamazsınız, yani tekerlek icat olmamış olsaydı, sen bugün modern havalı teker yapamazdın, eğer teker yapacağım diyorsan, ilk tekeri keşfeden nereden başlamışsa, sende oradan başlayacaksın ve senden sonrakiler modern havalı teker yapsınlar.İşin özeti hadis kitaplarına baktığımızda, hadisleri kendileri yazıyor, senetlerini delil diye kendileri koyuyor, Resulullah (a.s) dan iki yüz sene sonra, o döneme uzanıp bilgi alıyorlar.O zamana kadar kimse böyle bir kayıt tutmamış, onlar birilerini buluyor, konuşturuyor ben dedemden duydum, oda babasından duymuşmuş diyorlar. Onlarda bu sağlam hadistir diyip, kayıt altına alıyor, öyle ki çok titiz davranarak herkesten hadis almazlarmış, mesela köpeğini aldatan adamdan hadis almamışlar, ya peki köpeğini aldatmayanların, dedesi veya onun dedesi, beklide babası, kafir ve köpeklerini kedilerini etrafındakileri aldatan, sahtekâr biriyse, nasıl anlayacaksın? Onların torunu sıka/sağlamsa bütün sülalesi sağlamı oluyor? Aradan tam iki asır geçmiş, oraya kadar uzanıp haber alamazsın, onlar neyi getirmişse onu alırsın. Bu gün bizim yaptığımız gibi, İslam dini tarihiyle her şeyiyle ortada Kur’an’ın kendisi bizlere tevatür yoluyla gelmiştir. (Resulullah (a.s) ın kendiside biliyor olmakla beraber (75/16,17,18,19 - 2/97 - 26/194), talimatıyla sahabeleri yazmışlar ezberlemişler, surelerin sırasını, ayetlerin yerlerini belirleyerek, Mushaf olarak bırakmış ve ümmet hep aynı geleneği günümüze kadar getirmiştir.)Arapça evrensel bir dil mi diye bir soru yöneltsek, her dil gibi hayır cevabını alırız, doğrudur yeryüzünde hiçbir dil evrensel değildir zaman içinde değişikliklere maruz kalır, Ama bugün Kur’an ın dili Arapça’dır ve evrenseldir, çünkü Kur’an kendisi evrenseldir.

Kur’an ilk indiği dönemdeki olayları, o toplumun dilini, sosyal yapısını ve psikolojisini, tarihi arka planını evrensel hale getirmiştir, hatta Tevrat’ı İncili araştırın geçmişteki bir takım kıssaları da evrenselleştirmiştir. Meselenin aslı bugüne kadar gelen geleneği akli selim ve samimiyetle Kur’an’a bakıp tetkik ve tenkit etmeliyiz.

Deniyor ki: “Nur Suresi’nin 11-18. (Enfal, 42) (Tevbe, 7) nasıl anlaya biliriz “Ebu Leheb”in”kim oduğunu nereden bileceğiz? Birincisi hangi sebepten nazil olunmuşsa olsun, kur’an o olayı arkasından sürükleyip getirmiştir. İkincisi ayetlerin hususi olması umumi olmasına engel değildir, yani bu ayetlerdeki iftira olayının, nasıl olduğu bilinmese bile ne demek istendiği herkes tarafından anlaşılır. mesela:

Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti: “Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak? Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. “Ne kadar bekledin?” demişti. “Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim.” dedi. “Hayır, dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara.” İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: “Allah’ın her şeye kadir olduğunu biliyorum.)” (2 Bakara 259)

Şimdi bu ayette geçen kişinin kimliği, hangi şehirde olduğu ve bu olayın ne zaman vukuu bulduğu, tarafımızdan bilinmiyor olması, bu ayeti ve buna bezeyen kıssaları anlayamayız anlamına mı gelmektedir. Deniyor ki: “Namaz kılma fiilinin nasıl gerçekleştirileceğini nereden öğreneceğiz?”

Namaz o toplumda bilinen ve yapılan ibadetlerdendi, yani o toplumda insanlardan namaz kılanlar vardı.

Dini yalanlayanı gördün mü? İşte, öksüze kötü davranan odur. Yoksulları doyurmaya da yanaşmaz. Yazıklar olsun o namaz kılanlara, Onlar ki namazlarından tümüyle habersizdirler. Onlar ki gösteriş yaparlar. Ve yardımı da engellerler. (107/ maun suresi)

Bu ve buna benzer ibadetler, onlara İbrahim (a.s) dan kalmıştı, sure açık ve net olarak müşriklere hitap etmektedir yani buda gösteriyor ki, o toplum namazın ve bazı ibadetlerin ne anlama geldiğini biliyor. Ancak, resule atfedilen sözler/hadisler insanlar tarafından kaleme alınmış, yine insanlar tarafından senetleri düzenlenmiş ve bizlere sunulmuştur. Bizlerin de buna inanmamızı salık vermektedirler, bizler buna inanırsak, resulün sözleri diye inanacağız, fakat bunlar resulün sözleri değil, muhaddislerin (hadis alimleri!) sözleridir, hatta onlarda başkalarından, başkaları da diğerlerinden ve böle devam ede geldiği sözleridir. Resule inanacağız diye, kaynağı bile belli olmayan, sözlere/hadislere inanmaya çağırılıyoruz. Bizi buna çağıranlar, büyük bir risk almış oluyorlar, onlara cevabım şudur bir daha bir daha düşünün. Benimde onlara çağrım şudur, sizlere ve bizlere rivayet yoluyla gelen, yada rivayet edildiğini sandığınız, hadisin metnini inceleyin yani önce metin tetkiki ve tenkidi yapın, sonra ravi zincirini senedini inceleyin, hadisten Kuran’a değil, Kuran’dan hadise gidin, ondan onay alırsa sizinde bizimde kabulümüzdür, lütfen bizi Resulullah’ın sözü diye başkalarının sözüne çağırmayın.İçindeki çelişkileri, vahiye uymayan mantık dışı şeyleri, nereye koyacağız? Resule iftira etmiş olmuyor muyuz!?

İCMAÜçüncüsü; icma hangi konuda ümmet ortak görüş ortaya koymuş? İcma etseler bile bunun İslam da delil niteliği taşıyacağını nereye dayandırıyorlar?

Rabbinin kelimeleri doğruluk ve adaletle tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, İşitendir, Bilendir. Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar. (6/Enam115,116)

Allah’ın kitabı aramızda olmasına rağmen,mezhepler, meşrepler,hizipler,guruplar, tarikatlar, tasavvuflar, şeyhler, imamlar,vd.. İcma bumu? Bunlar mı ortak görüş ortaya koyacaklar? Bunların kendileri bir değil ki, görüş ve düşünceleri de bir olsun.

KIYASDördüncüsü; neyi neyle kıyaslayacaksınız kitap ayrıntılıyken başka bir şey mi arayalım

Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta HİÇBİR EKSİK BIRAKMAMIŞIZDIR. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar. (6/Enam 38)

Elif, Lam, Ra. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞ bir Kitaptır. Ki ALLAH’tan başkasına tapmayasınız. Kuşkusuz ben, O’ndan size bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. (11/Hud 1,2)

Kur’an geçerli, şüphesiz, açıklayıcı ve ayrıntılı tek ve yegâne kaynaktır. Bazı kimseler değişik yorumlar yaparak, “kur’an tek kaynak değil ana kaynaktır” demiş olsalar da, Kuran’ın dışındaki kaynak diye sundukları şeyler, Kuran’ın yanına koyduklarında ancak o zaman bir şeyler ifade ediyor. Yani öyle bile olsa sıfır mesabesinde bir konuma sahipler, sıfırı birin yanına koyarsan bir değeri olur, biri kaldır sıfır yine sıfır. İşin özeti; Kur’an nazil oluncaya kadar, iç kimsenin din adına bir değeri yoktu, vahiy geldikten sonra bu insanların isimlerinin yanına (s.a) (Hz) (r.a) gibi sıfatlar konuldu, geçmiştekilerin, bizim ve bütün müminlerin eserleri sözleri yaptıkları ne varsa vahiy den dolayı değerlidir. Ör; hattaboğlu Ömer vahiy gelmeden önce, kızını diri diri torağa gömen biriyken, Müslüman olduktan sonra adaletin timsali oluyor, buna bu değeri her halde babası vermedi, âlemlerin rabbi olan Allah verdi.

Rabbinden SANA VAHYOLUNANA UY. O’ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir. (6/Enam 106)

İşte bu (Kur’an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. BUNA UYUN ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin. (6/Enam 155)

Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman ve inananlara öğüt vermen konusunda göğsünde bir kuşku ve sıkıntı olmasın. Rabbinizden SİZE İNDİRİLENE (Kur’an’a) UYUN. O’nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (7/Araf 2,3)

“Kur’an tek kaynak değil ana kaynaktır” diyenler Kuran’a ana kaynaktır diyenler, diğer kaynakları yine Kuran’dan onay alarak kaynaklık özelliği vermektedirler, aksi takdirde bunu savunacakları bir tarafı kalmaz.

Bir şeyin kaynak olabilmesi için: 1) Doğruluğunda şüphe olmaması, 2) İlk doğduğu zaman sağlam temiz güçlü varlıklar ve doneler tarafından ifade edilmesi, 3) Olayın kendi, içeriğiyle, bütünlük arz etmesi 4) Çelişkisiz olması, 5) Muhatap aldığı kimseler tarafından bağlayıcılığı olması6) Ondan mükellef olanların sorumlu olması gerekir. Doğruluğundan şüphe olmaması;

Bütün hukuk sistemlerinde de, delilin/kanıtın doğruluğunun şüphe götürmeyen mesnetlere dayanması gereklidir. Ör; bir insan öldürmekle suçlanan birinin, suçunu ispatlayamazlarsa, o zanlı hakkında direk suçlamada bulunamıyorlar. Eğer ki suç aletini bulup getirirler, kime ait olduğunu, olayda kullanıldığını, aletteki parmak izinin zanlıya ait olduğunu ve maktulden bazı kalıntıları da zanlının üzerinde bulup ortaya koyarlarsa, artık bunu zanlı bile itiraf etmek zorunda kalır “katil benim” Bir şeyin delil olabilmesi için kanıtlarının sağlam olması gerekir.

Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O. (6/ Enam 114,115)

İlk doğduğu zaman sağlam temiz güçlü varlıklar ve doneler tarafından ifade edilmesi haberi getiren elçilerin dürüst olması;

Mesela; Bir bebek üzerine iki kadın kavga ediyor, birisi diyor ki “bebek benim hastanede karıştı sen aldın” öteki kadın “hayır bebek benim ben doğurdum hiç karıştırırmıyım?” diyor. bu iş mahkemeye intikal eder ve hakimin yapacağı ilk iş laboratuar’a sevk edip d.n.a larına baktırıp meseleyi açığa çıkarmak olacaktır. Yani hâkim sağlam temiz güçlü dürüst bir delil ile ispatlamak suretiyle ihtilafı çözmüş olur. İşte, Kur’an’ı Levhi Mahfuz dan resule ve bize kadar getiren delil tıpkı d.n.a gibi temiz, sağlam ve güçlü kanıtlardır. Hepsini (D.N.A. yıda Kur’an’ı ulaştıran yolları da) gönderen deruhte eden çekip çeviren âlemlerin rabbi olan Allah’tır.

O, kesinlikle şerefli bir Kur’an’dır. Titizlikle saklanan bir kitap’tadır. Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz. Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. (56/Vakıa 77,,80)

Ki o, çok değerli bir elçinin sözüdür. Çok güçlüdür o elçi. Arş sahibinin katında saygındır. İtaat edilir orada kendisine, emindir. Ve arkadaşınız bir cin çarpmış değildir. Andolsun ki o, onu apaçık ufukta gördü. (81/Tekvir 19,23)

Olayın kendi,(mesajın) içeriği, bütünlük arz etmesi ve çelişkisiz olması

Şimdi yukarıda ki örneklerle yola çıkacak olursak,bir zanlıya ait alet var, o alet suç aleti ve parmak izi tutuyor, ama zanlı kendisinin olay anında orada olmadığını, başka delilerle ileri sürüyor ve işin içinden çıkılamaz hale geliyor, olay faili meçhul oluyor, çünkü iddia makamı da, savunmada da, ortaya koydukları delileri bir biriyle çelişiyor, bu da zanlıyı suçlamaya yetmiyor, yani böyle kanıt olmaz.

Yerde debelenen hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar! Biz kitapta HİÇBİR EKSİK BIRAKMAMIŞIZDIR. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar. (6/Enam 38)

Elif, Lam, Ra. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMIŞ bir Kitaptır. Ki ALLAH’tan başkasına tapmayasınız. Kuşkusuz ben, O’ndan size bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. (11/Hud 1,2) Kuran’ı incelemiyorlar mı? ALLAH’tan başkasının olsaydı onda bir çok çelişki bulacaklardı. (4/Nisa 82)

Muhatap aldığı kimseleri bağlayıcılığı olması;

Yine yukarıdaki örneklerle yola çıkalım, bu olay katilin ve maktulün yakını olmayan hiç kimseyi, bağlamaz ve ilgilendirmez, yani bu delilin onlar için hiçbir önemi yoktur ve ne canları yanar ne üzülürler nede intikam hırsı tutar, onları uzaktan yakından ilgilendiren hiçbir şey yoktur. Kur’an’ın gelişi delileri ne kadar ilgilendirirse bu olayda onları o kadar ilgilendirir.

O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz. Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran’ı indirdik. (16/Nahl 89)

Bu Kuran, Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap’ı açıklar. Âlemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur. (10/Yunus 37)

Ondan mükellef olanların sorumlu olması gerekir; Hesap günü hepimiz, sadece inandık demekle bırakılmayacağımızı biliyoruz.

And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, “İnandık” deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.(29 Ankebut 2,3)

Allah’ın huzurunda, inanmamız gerekirken inanmadıklarımızdan, inanmamamız gerekirken inandıklarımızdan, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan yapmamamız gerekirken yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. O zaman işte büyük bir titizlikle Allah’ın verdiği akılla gerçeği arayıp bulmak ve onunla amel etmek bütün iman sahiplerine bir zorunluluktur. ((farzı ayındır))

Yemin olsun, kendilerine elçi gönderilenleri muhakkak hesaba çekeceğiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceğiz. Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz değildik. (7/Araf 6,7)

Tutuyor, kendilerine sunduğumuz rızıklardan hiçbir şeyin farkında olmayanlara pay çıkarıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira edip durduğunuz şeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz. (16/Nahl 56)

O affedici, o rahmet sahibi Rabbin, onları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, kendileri için azabı mutlaka çabuklaştırırdı. Böyle olmamıştır, ama onlar için, hiçbir kaçıp kurtulma imkanı bulamayacakları bir hesap sorma zamanı öngörülmüştür. (18/Kehf 58)

Yazan: İbrahimim


Toplam Okunma: 1133 | Bugunku Okunma: 2 | En Son Okunma: 05.01.2009 - 20:29
Şu anda bu yazıyı okuyanlar: 1 (0 Üye, 1 Misafir and 0 Bots)

“İslam’da delil sorunu!” için 25 Yorum

  1. sultan diyor ki:

    Sevgili İbrahim,size burada da itiraz etmek zorundayım.Şöyle ki:

    ‘İyi niyetle’ yazma çabanız maalesef sizi hurafecilerin oluşturmaya çalıştığı “1400 yıllık kutsal dönemle sınırlandırılmış islam” alanına hapis düşmekten alıkoymamış.

    Dostum söylermisiniz “Hattab oğlu Ömer”in Kuran Müslümanına örnekliği nedir?

    selametle.

  2. ibrahimim diyor ki:

    Selam sana sevgili Sultan!

    “1400 yıllık kutsal dönemle sınırlandırılmış islam” alanına hapis düşmekten alıkoymamış.

    Bu itham biraz ağır olmamışmı, etkisinde kalıyorsunuz deseydiniz daha kibar bir eleştiri olurdu.

    Kaldı ki eleştirinizi yerinde bulmuyorum; Hz Ömer islami geleneğin içinden gelen, yenilikçi geleneğin başındaki insanlardan biridir, tam bir Kur’an eridir.

    Taklitçi olamyan anlayışyla, kendi döneminde tam yerinde yaptığı içtihatlarıyla, siyasi ferasetiyle, Kur’an’ı en iyi anlayan şahsiyetlerden biridir.

    Sana da ona da selam olsun.

  3. sultan diyor ki:

    Sevgili İBRAHİM,Allah’ın üzerine hiçbir Sultan/Kanıt indirmediği kişiler ve olaylar bizim için örnek teşkil etmez.Bu alanı ısrarla ölçü almaya çalışanlara Yüce Allah,”Hak Kafirler” ifadesini kullanır ki,bu “itham” ötesi bir şeydir.Onun içindir ki,İslam’ı 1400 yıllık sürece hapsedenler ve İlahi süreci bu dönemle başlatanlar bu ifadeyi fazlasıyla hak ederler.(4/150-151)

    “Ali de Ömer de” delil olamazlar.

    Sana da selam olsun.

  4. ibrahimim diyor ki:

    Allah’a bağlılığından dolayı, istekle saygı duyduğum, Sultan kardeşim! Sana selam olsun!

    “Sevgili İBRAHİM,Allah’ın üzerine hiçbir Sultan/Kanıt indirmediği kişiler ve olaylar bizim için örnek teşkil etmez.”
    Yukarıdaki bu ifadene yürekten katılıyorum, ancak sanırım yanlış anlaşılma var.
    Ben Ömeri örnek gösterirken, onun büyüklüğüne yada delil oluşuna değinmedim.
    Benim kastım insanlar dine girmekle din şereflenmez, aksine din onlara şeref kazandırır şeklindeydi.

    Zaten ifade de aynen şöyleydi:
    İşin özeti; Kur’an nazil oluncaya kadar, iç kimsenin din adına bir değeri yoktu, vahiy geldikten sonra bu insanların isimlerinin yanına (s.a) (Hz) (r.a) gibi sıfatlar konuldu, geçmiştekilerin, bizim ve bütün müminlerin eserleri sözleri yaptıkları ne varsa vahiy den dolayı değerlidir. Ör; hattaboğlu Ömer vahiy gelmeden önce, kızını diri diri torağa gömen biriyken, Müslüman olduktan sonra adaletin timsali oluyor, buna bu değeri her halde babası vermedi, âlemlerin rabbi olan Allah verdi.

    Evet, ifade aynen böyleydi tekrar gözden geçirirsen sevinirim.

    saygılar sunarım Allah’a emanet olalım.

  5. sultan diyor ki:

    Sevgili İbrahim,

    “Hz.Ömer”in kızını diri diri toprağa gömdüğünü kim görmüş?Değerli kardeşim,sorun “Ali,veli” meselesi değil,sorun Kuran’a bağlı kalma sorunudur.

    Burada bize düşen Kuran’ın konu edindiği kahramanları örnek almaktır.Gerisi ihtilafları körüklemek ve İlahi olmayan kulvara geçiş yapmaktır.Korkmayalım kendimizi sadece ‘Kitap’a kilitleyelim.

    Ben de saygılar sunarım kıymetli kardeşime.

  6. ibrahimim diyor ki:

    Selam sana sultan karedşim!

    Allah razı olsun ben bunu hiç düşünmedim, “bir bilenin üzerinde de bir bilen vardır” ben Ömerin Resulden sonra halifelik makamını işkal etmesi derecesini yakalmasının Kuran’dan kaynaklandığını anlatmak istemiştim.

    Ama bundan sonra bu tür örnekleri Kuran’dan vereceğim inşaallah.

  7. Yunus Emre Gündoğdu diyor ki:

    Selam İbrahimim…

    Yazınız da şu kısım dikkatimi çekti;

    “Şimdi bu ayette geçen kişinin kimliği, hangi şehirde olduğu ve bu olayın ne zaman vukuu bulduğu, tarafımızdan bilinmiyor olması, bu ayeti ve buna bezeyen kıssaları anlayamayız anlamına mı gelmektedir. Deniyor ki: “Namaz kılma fiilinin nasıl gerçekleştirileceğini nereden öğreneceğiz?”

    Namaz o toplumda bilinen ve yapılan ibadetlerdendi, yani o toplumda insanlardan namaz kılanlar vardı.”

    Sn. Hakkı Yılmaz gibi siz de namazın mütevatiren geldiğini, o dönemde herkes tarafından bilindiğini, müşriklerin de namaz kıldığını, bu nedenle nasıl ifa edileceğinin tarif edilmediğini söylüyorsunuz.

    Peki, Oruç da bilinen ve “önceki ümmetlere de farz olduğu gibi bize de farz kılındığı” söylenen bir ibadet. Ama oruç tarif ediliyor, hem de ard arda ayetlerde ( Bakara 183-187 ). O zaman namazın kılınışı, oruç gibi niye tarif edilmiyor?

    Şu an toplumca önemsiz olan ( çünkü çok büyük miktarda para ve mal dışında kimse borcunu şahitler önünde yazdırmıyor. ) BORÇ YAZIMI Bakara 282. ayette - ki Kur’an’daki en uzun ayetlerden biridir- detaylıca anlatılıyor da toplumca çok önemsenen -ritüel- namaz neden böyle anlatılmıyor?

    Şu an biz elimizde internet gibi bir değer/nimet sayesinde, Kur’an ile ilgili web sitelerinde “arama” kısmına “namaz” yazdığımızda karşımıza farklı surelerdeki farklı ayetlerde namazla ilgili kısımlar çıkıyor, peki bu imkana sahip olunmayan senelerde sadece Kur’an’dan namaz kılacak kişileri Allah bulmaca çözdürmeyle mi uğraştırmıştır? Şurada “secde edin” var, şurada “Kur’an oku - sesini ne yükselt ne de kıs ” deniyor, şurada “rüku ve secde edin” deniyor, şuralarda “namaz kıl, zekat ver, rüku edenlerle birlikte rüku et” deniyor.. ( Zekat ile namazın ne ilişkisi var şimdi? Bir de genelde infak ile ilgili ayetlerde hep namaz, acaba Cuma’dan sonra camiye yardım mı yapmamız isteniyor? :) )

    Bak yine kafamız karıştı, acaba Peygamber içi put dolu Kabe’ye mi yönelip namazını kılmış, kim engellemiş ki O’nu bu namazından da, Allah o engelleyene kızmış?

    Namaz kaç vakit? 2 mi, 3 mü, 4 mü 5 mi? Kaç rekat O’nu da bilemiyoruz, 1 mi, 2 mi, 3 mü, 4 mü?

    Kur’an’dan bilemedik, en iyisi bir ilmihale mi bakmalı!!!???

  8. ibrahimim diyor ki:

    Allah yolunda giden işlere müdahale etmez!!

    Toplum tarafından bilinen, fakat yanlış olanlar düzeltiliyordu!!

    Bilinen ama doğru olanlara müdahale yok!!

    O toplumda namaz, oruç ve ekonomi bilinen ve yaşanan pratiklerdi. Bu konularla ilgili toplum tarafından yozlaştırılmış yada aksayan yönlerine düzenleme getirilmiştir.

    Namazla ilgili düzenlemeler oruç’a getirilen düzenlemelerden daha fazladır.
    Ör:Abdest, binek üzerinde kılma, sefer halinde azaltma, sesini yükselme, kısmada ikisi arası bir yol tut, kıyam edenlerle kıyam et, ruku ednelerle ruku et, secde edenlerle secde et vb.. daha bir çok düzenleme getirilmiştir.

    İnsanlık geliştikçe de düzenlemeler devam eder. (hele şeriatler tamamen ve ya kısmen değişe bilir. Hırsızın Yusuf a.s dönemindeki hükmüyle, Kuran’ın getirdiği farklıdır.)
    Şöyle ki: Mesela oruçla ilgili yeni düzenlemeler gerekir, bazı ilaçların alınmasına oruç mani değildir, o ilaçlarda oruca mani değildir. İlleti bilindiği zaman hikmeti ona göre değerlendirilir.

    Ekonomiyle ilgili yeni düzenlemeler gereklidir, bugün banka var, borsa var, fonu var vs..

    Kuran’ın değişmezleri üzerinden yeni içtihatlara ihtiyaç vardır. Yeter ki muhkemleri baz alınsın.

    Konumuz olan namazın, Kuran’da asgari olarak rekât sayısı 2 ve vakit sayısı ise 3 olarak belirlenmiştir, gerisi kulun kendine bırakılmıştır, namaza kalkacağın zaman abdest al, huşulu ol, zihnini temizle, gibi şeyleri söyler, ama illa az kıl yâda çok kıl demez.
    Asgari olanı verir diğeri kulun takvasına, Rabbine bağlılığına, dolaysıyla makamı mahmuda erişme gayretine, onun haliyeti ruhiyesine bağlıdır, çok istersin Rabbinden, fazla kılarsın, işin yoğundur, asgarisiyle yetinirsin.

    Asgari olandan vazgeçme, çünkü namaz “vakitlerle farz kılınmıştır” çünkü namaz “fahşadan alı kor” insanın ahlaki duyarlılığını dinamik tutar, bir vakitten diğerine geçen zaman diliminde yaşadıklarını tahlil et ve kendini otokontrole çek.

    Namaz ahiret ve ahlak bilincimizi zinde tutar.

    Namaza başlayıp sonradan şuurlu Müslüman olanları da biliyorum, nazmı bıraktığı için ayağı kayan insanları da biliyorum.

    Tarih kitaplarında Resulullah’ın beş vakit namazını vahiy gelmeden önce de kıldığı vahiyden sonrada devam ettiği yönündedir.

    Biliyorum bu cevap sizi iknaya muktedir değil, çünkü sizleri tanıyorum, sizler öğrenmek maksadıyla değil, başka bir maksatla! Soruyorsunuz. Ama ben şahit olan ne varsa şahit olsun ki sizi kale alıyorum ve vaktimi buna harcayarak yanıt yazıyorum.

    Yemin olsun ki, Allah İsrailoğullarının misakını almıştı da içlerinden oniki temsilci/başkan göndermiştik. Allah şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekatı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceğim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur.” (5 maide 12)

    Muhammed, Allah’ın resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çok çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler. Sen onları rüku eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar. Görünüşlerine gelince, yüzlerinde secde eseri-izi vardır. Bu onların Tevrat’taki nitelikleri. İncil’deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi. Ziraatçıları da imrendirir/hayran bırakır bu ekin. Allah böyle yapar ki, onlar sayesinde, inkar edenleri öfkelendirsin. Allah onlardan iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara bir bağışlanma ve büyük bir ödül vaat etmiştir. (48 Fetih 29)

    Ayrıca daha detaylı bilgi istersen aşağıdaki adrese müracaat ediniz.

    Selam ile.

    http://www.hanifdostlar.net/fo.....=ibrahimim

  9. sultan diyor ki:

    Selam sevgili İbrahim Kardeş,

    “Ekonomiyle ilgili yeni düzenlemeler gereklidir, bugün banka var, borsa var, fonu var vs..” Demişsiniz.

    Değerli dostum! Neden Kuran, “Banka’ya,borsa’ya,fon’a” göre şekil alsın ki?

    Yani,size göre “çağımızda insanın yeni bir takım temayülleri var o halde Kuran bunlara çözüm bulmalı.”

    Kuran,insanı kendisiyle şekillendirir,insan onu yönlendiremez,yolu Kuran tarif eder,çünkü o bir “kılavuzdur.”Bu durumda İnsan,Allah’ın boyasıyla boyanmalı,kendi icadı olan boyayla değil.Allah’ın bilmediği bir sorunda ortaya atamaz insan.

    Banka,borsa,fon vs.şeytan işi tuzaklardır.Bunlar İbrahim ve Muhammed zamanında da vardı,şimdide var.Sadece şekil değiştirdiler.

    Kuranda ki ilahi öneri”Size ve ailenize yetenin dışındakini infak edin” Bundan gayrısı kesin bir sapmadır.Bu gün insanlık sözkonusu şeytani kurumlar vasıtasıyla korkunç bir şekilde sömürülmektedir.Bizde kalkıp bunlara “Kuran çözüm bulsun”diyecez öyle mi?

    Kuran’ın çözümü ortadadır.İnsan bunu ya beğenir uygular,ya da terkeder.Bu da sınavın gerçeğidir.Kuran’ın çözümsüz bıraktığı hiçbir şey (Kulli Şey’in) Yoktur,olamaz da.Sorun insanın bitmez tükenmez batıl arzularıdır.

    Ayrıca,

    “Salatı ve Orucu” size daha önce de söyledim “sadece Muhammed resul dönemine ait kılamayız.Böyle yaparsak işin içinden çıkamayız.İlahi verinin tamamına bir bütün olarak yaklaşmalıyız,diye düşünüyorum.

    “Ben şahsen toplumun “İslam” anlayışının tamamından şüphe duyuyorum.Kuranın herşeyi yeniden “Allah”a göre düzenleyeceğine inanarak kendimi “ona göre” konuşlandırmaya çalışıyorum.

    Muhabbetler sunarım.

  10. Yunus Emre Gündoğdu diyor ki:

    Selam…

    Yazım hiçbir şekilde amaçlı değildi… Başlık “İslam’da delil sorunu” değil mi?

    “1. Görüş “edilleyi şeriye (kaynak) 4 tür kitap, sünnet, icma ve kıyas tır” diyenler.

    2. Görüş “kur’an tek kaynak değil ana kaynaktır” diyenler

    3. Görüş “tek kaynak kur’an dır” diyenler.”

    Siz de 3. görüşü benimsiyorsunuz, yazınızdan bunu anladım. Bu yüzden üstteki yazımın sonuna namazla ilgili olarak “Kur’an’dan bilemedik, en iyisi bir ilmihale mi bakmalı!!!???” cümlesini/sorusunu yazdım.

    Tek kaynağımız Kur’an, o zaman ilmihale ne gerek var değil mi?

    Bir de Kur’an’ı kendimize değil, kendimiz Kur’an’a uyarlanmalıyız. Yani Allah’ın gösterdiği şekilde kendimizi düzenlemeliyiz.

    Üst yazımda da değinmiştim, namaz ( ki varsa eğer ), oruç gibi, borç yazımı gibi ard arda ayetlerde neden tarif edilmiyor. Namaz kılmayı öğrenmek için farklı farklı surelere mi bakmamız, bulmaca mı çözmemiz istenmiş?

    Namazın 2 rekat olduğu neden direk belirtilmemiş de savaş esnasına değinilen bir ayette bilmece şeklinde araya ilave edilmiş, o savaş olana kadar 1 rekat mı kılınmış? Ya da o ayette namaz mı kılınıyor, 1 elde silahla/kılıçla/okla?

    Namaz nasıl kılınıyor? Namazın kılınışını ard arda anlatan bir ayet neden yok? Kur’an’da hangi meseleye, hangi ibadete bakarsanız bakın hep ard arda ayetlerde anlatılıyor. Boşanma olsun, yetim hakları olsun, kadın hakları olsun, borç yazımı olsun, Hacc olsun, vs…

    Ayrıca, salat ile zekatın, infakın/sadakanın ilişkisi ne? 40′a yakın ayette hep birbirleri ile ilişkili olarak geçiyor.

    Bakın örnekler;

    Bakara Suresi
    (3) Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

    Bakara Suresi
    (43) namazı kılın, zekatı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.

    Bakara Suresi
    (83) Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

    Bakara Suresi
    (110) namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.

    Bakara Suresi
    (177) İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

    Bakara Suresi
    (277) Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

    Enfal Suresi
    (3) Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

    Tevbe Suresi
    (54) Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Rasûlünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.

    Hud Suresi
    (87) Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

    Rad Suresi
    (22) Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.

    İbrahim Suresi
    (31) İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.

    Meryem Suresi
    (59) Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

    107 - Maun Suresi
    Bismillahirrahmânirrahîm

    Mâ’ûn, yardım ve zekat demektir.

    1. Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!

    2, 3. İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir.

    4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki ( musalli ),

    5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar.

    6. Onlar gösteriş yaparlar.

    7. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

    Daha bir çok ayet var.. Bu ilişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?

    Dikkatli bakıldığında salat’ın anlamlarından birinin “sosyal yardım/destek” manası olduğu görülecektir. Bu sosyal yardım hem maddi, hem manevi olabilir. Maddi olan parasal, yiyecek, giyecek vs, manevi olan ise duadır, telkindir, sohbettir, söyleşidir. Aynı zamanda bir bağ kurmadır, irtibattır. Toplum bu şekilde birbiriyle bağ kurar, irtibat halinde olur.

    Diye düşünüyorum, En doğrusunu Allah bilir…

  11. ibrahimim diyor ki:

    Selamlar saygılar bizden olsun sultan kardeş!

    Sevgili dostum, sanırım yöntem açısından farklılıklarımız var.

    Benim Kuran’dan anladığım kadarıyla, Kuran’da olan her hüküm değişmez değildir, Kuran’ın ana mantalitesine aykırı olmamak koşuluyla, illetine bağlı, şartlara ve zemine bağlı değişkenlik arz eden konular da yer alır.

    Ekonomiyle ilgili temel ilke ayetlerden biride, “…Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın…” 59Haşr7 bu ve benzer temel ilke ayetlere göre ekonomimizi düzenleyebiliriz.

    Neden Kur’an, “Banka’ya, borsa’ya, fon’a” göre şekil alsın ki?
    “çağımızda insanın yeni bir takım temayülleri var o halde Kuran bunlara çözüm bulmalı.” Diye bir şey olabilir mi?

    Bilakis: Ben Kuran’ın hayattaki işleri kolaylaştıran ve zararsız olan şeyler hakkında, kısıtlama getirmez ve ters hüküm vazetmez diye düşünüyorum.

    Bugün insanımız Kuran’da geçen “Riba” sözcüğünün içeriğine yanlış manalar yüklemiş ve işlerini zora sokmuşlardır.

    Yolu elbette Kur’an tarif eder, yoldan çıkmamak kaydıyla sözden çıkabilirsiniz. Yani içtihat yaparsınız, hem toplumsal, hem de bireysel olarak.

    1.Ör: Kuran’da yememiz haram olan şeyleri sıralıyor 5/3 bunlardan sakın yemeyin diyor. Ama temel bir ilkeyle çakışırsa; yani sağlığınız bozulur, yâda tehdit altındaysa yiyin. Kuran’da en temel ilkelerden biri yaşam hakkıdır 5/32.

    2.Ör: Yine yeminlerinizi tutun der 5/89 fakat bir iyiliği engelleyecekse yeminleriniz bu iyiliğe engel olmasın der. 2/224 Kuran’da en temel ilkelerden biri de “iyiliği emredip kötülükten nehyetme” 9/112 vardır.

    Yaşam hakkı ve iyilik yapmak ana yol dur.
    Yenmesi haram olanlar ve yeminleri tutma hadisesi söz dür.

    Yoldan çıkmamak için sözden çıkılır.

    Daha örnekler verile bilir, sanırım bu kadarı yeter.

    “Salatı ve Orucu” “sadece Muhammed resul dönemine ait olduğunu kim söyledi ki?

    Be sadece “o toplum tarafından bilinen ibadetlerdi ve bozulan aksayan tarafları vardı Kur’an bunlara düzenleme getirdi” dedim.

    Bende muhabbetler sunarım!.

  12. ibrahimim diyor ki:

    Benden de size selam olsun!

    Belki de kasıtlı bir amaç (suizan etmeyelim) gütmüyorsunuz, ama niyetiniz öğrenmekte değil!..

    Kaynak konusunda benim düşüncem;
    Kur’an, hüküm vaaz etme konusunda tek ve yegâne kaynaktır. Yani inanca yönelik, ahlaka yönelik, ibadetlere yönelik ve helal-haram sınırlarını çizen tek kaynaktır.

    Kuran’ı anlama konusunda ana kaynaktır. Yani Kuran’ın hakemliğinde, ilahi hitabı anlamaya yönelik başka kaynaklara da müracaat edilebilinir. Evrendeki kevni yasalar, temiz vicdan, akıl, bilim, insanlık tarih tecrübesi ve tarih gb..

    Sevgili yunus! Kur’an bizlere ıssız bir adada yaşıyorken gelmedi ki… Bu kitabın indiği bir tarih var, indiği bir toplum var, indiği bir dili var, orada isimler, orada olaylar, mekki ve medeni inen ayetler var.
    Bunu tarihinden kopararak, bağlamından soyutlayarak, Resulün ve arkadaşlarının mücadelesini görmezden gelerek anlayamayız.

    Elimizdeki bu kitabı, bizlere bizden öncekiler, onlara da onlardan öncekiler ve bu indiği tarihe kadar gider. İlk indiği tarihle, bizim bulunduğumuz zaman dilimi arasındaki geçen zamanı, çöpe atamayız, bu gerçeği manipüle edemeyiz.

    Kur’an, o toplumun tarihi arka planını, o toplumun dilini, geleneklerini, yaşadıkları coğrafyayı vs.. kendisiyle sürüklemiş ve evrenselleştirmiştir.

    “Namaz nasıl kılınıyor? Namazın kılınışını ard arda anlatan bir ayet neden yok? Kur’an’da hangi meseleye, hangi ibadete bakarsanız bakın hep ard arda ayetlerde anlatılıyor. Boşanma olsun, yetim hakları olsun, kadın hakları olsun, borç yazımı olsun, Hacc olsun, vs… ” demişsin

    Bende önceki cevabımda buna değinmiştim, yolunda giden bir işi neden tekrar tarif etsin?
    Bilinen sözcüklerde, ““alın işte manası da budur””deniyor mu? Denmiyor!
    Çünkü biliyorlar, onların akşam sabah kullandıkları kendi dilleri. Ama bilmedikleri konu yada sözcükleri açıyor.

    Ör: 82/17 Din Gününün ne olduğunu sen nereden bilirsin? 82/18 Evet, Din Gününün ne olduğunu nereden bileceksin? 104/4 Hayır; o, and olsun ki, Hutame’ye atılacaktır. 104/5 Hutame’nin ne olduğunu sen bilir misin? 101/2 Nedir Kaaria? 101/3 Kaaria’nın ne olduğunu sana bildiren nedir?
    101/9 Anası, Haviye’dir. 101/10 O çukurun ne olduğunu sen bilir misin? 101/11 O, kızgın bir ateştir.
    Vs..vs..vs..

    Daha önce resul gönderilmiş, fakat ifsat/bozulmuş toplum nasıl olur?
    Günümüz müşrikleri buna çok güzel örnektir.
    Bugün yeni bir resul gönderilse, önceden gönderilen Resuller ne getirdiyse, oda aynı şeyi getirecek.

    Yeni gelen vahiy bu toplum tarafından bilinenleri tekrar etmeyecek. Namazın nasıl kılınmasını anlatmayacak zaten biliyorlar.

    Ama vacip ve sünnet namazı, camilerde koro halinde yapılan tespih dua vs.. değinecek aksayan yönlerine düzenleme getirecek.

    Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır! Sözü fazlasıyla uzattık.

    Benim Kuran’dan anladıklarım böyle.

    Elbette en doğrusunu Allah bilir.

  13. sultan diyor ki:

    “Sevgili dostum, sanırım yöntem açısından farklılıklarımız var.”

    Üzülerek belirtmeliyim ki sadece “yöntem” açısından değil,inanç açısından da önemli farklılıklarımız var,sevgili İbrahim!

    Allah, bizlerin bizzat tanışmasına imkan verirse birbirimizi anlamamız daha da kolaylaşacaktır.Bu ortamda ortak bir noktaya gelmemiz neredeyse imkansız gibi görünüyor ve ben bu yüzden bu sanal ortamlara soğuk bakıyorum.

    Selametle.

  14. Yunus Emre Gündoğdu diyor ki:

    Selam…

    Hepimiz talebeyiz. Birbirimizden birşeyler öğreneceğiz.

    Kur’an tarih kitabı değildir. Bize ana temayı anlatır. Gerisi ( Adem’in eşinin adı, Firavun’un eşinin adı, yaşadıkları tarihler, yerler vs. ) teferruattır.

    Zaten bu teferruat hususuna giren, Kur’an’da giz olarak nitelen hususlara gaybı taşlayarak ulaşmaya çalışanlar bütünden uzaktaştırıcı bir kopuşun, sapkınlığın içindedirler.

    Sultan’ın da tarif etmeye çalıştığı gibi biz Kur’an’ı değil, Kur’an bizi şekillendirecek, yani kendimizi Allah’ın Kur’an’da bizden istediği şekilde şekillendireceğiz. Hangi tarih ve zaman dilimi, hangi yer ve ülke ve şartlar ne olursa olsun.

    “Yolunda giden bir iş neden tarif edilsin?” demişsiniz. Niye tarif edilmesin? Hem bir şeylerin yolunda gitmesi o şeyin tarif edilmesinin gereksiz olduğu anlamına gelmez.

    Peygamber öldü, vahiy de gelmeyecek… Birileri bi zaman çıktı; Kur’an’da geçen salatı, Budistlerin yogasıdır salat, Peygamber de böyle yapmıştır diye yutturdu, kimse de itiraz etmedi. Kur’an’da tarifi yok, Yolunda giden bozuldu, şekil aldı ya da şekil değişti.. eee nolacak şimdi? Sonra birileri çıkıp Kur’an’da yoga yoktur dese haksız mı?

    Ayrıca salatın yolunda gitmediğini yine Allah Kur’an’da söylüyor bize.. “Onlar salatı terkettiler” diyor Allah. Ayrıca “salatı dosdoğru yapanlar/kılanlar” diyor. Acaba salat namaz ise, düz namaz nasıl ki?

    Allah’ın, Arapların Kur’an’da ilk defa duydukları kelimeleri açıkladığını gösteren ekler yazmışsınız. Konumuz bu değil ki. O zamanın toplumunca “salat” bilinen bir olgu ve salat da açıklanıyor. Ama meallerde namaz diye çevrildiği için mecra başka yöne kayıyor… Bu yüzden de gerçek salat bilinemiyor.

    Yine oruç da o zamanın toplumunca bilinen bir olgu ve oruç da açıklanıyor, neler yapılması ve neler yapılmaması ne zaman başlanıp ne zaman bittiği açıklanıyor ard arda ayetlerde..

    Oruç demişken, Hac 26. ayete dayanarak rüku ve secdenin manazın içinde bir eylem olduğunu iddaa edenler, acaba Tevbe Suresi 112. ayete göre Oruçtada mı rüku ve secde var?

    Tevbe Suresi
    (112) Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.

    Hac Suresi
    (26) Hani biz İbrahim’e, Ev’in yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.

    İddaalara göre demek ki var.. O zaman siz neden şafağın aydınlığından gecenin karanlığına kadar rüku ve secde yapmıyorsunuz?

  15. ibrahimim diyor ki:

    “Üzülerek belirtmeliyim ki sadece “yöntem” açısından değil,inanç açısından da önemli farklılıklarımız var,sevgili İbrahim!”
    Bu söz ikimizden biri için tehlike arzediyor. Yada acımasız bir bir tespit.

    Lütfen, siz Kuran’da ne anlıyorsunuz bana yardımcı olurmusunuz, nerelerde hatalıyım?

    Yada söylediklerim gerçeği yansıtmıyormu?

    Sevgili sultan ben size değer veriyorum ve samimi buluyorum, lütfen üşenmeyin yazın.

    Allah’ın selam üzerinize olsun.

  16. sultan diyor ki:

    Sevgili ibrahim Kurban,

    Evet biz,Muhammed Resul sonrası dönemi ‘ölçü’ alma noktasında kesinlikle kabul etmiyoruz.Ancak siz de farkında olmadan ondan önceki dönemi dikkate almıyorsunuz.Yani bizim yegane ölçümüz Adem’le başlayıp Muhammed’le biten dönemken,sizin ölçünüzde genellikle Muhammed ve sonrası süreci olarak görünüyor.İşte biz diyoruz ki:”Bu dönem Allah tarafından kayıt altına alınmadığı için bize örnek teşkil edecek veriler sunamaz.Onlar kendi resmi yürüyüşlerini yapıp ahirete intikal etmiş topluluklardır.yüce Allah onlarla ilgili hükmünü verecektir.Biz sadece İlahi verilerle hareket ederek kendi resmi geçidimizin derdine düşelim.”

    Kuran,yeryüzündeki pozisyonumuzu “yolcu” olarak tanımladığına göre (2/38)bize uygulanacak olanda yolculuk hükmüdür.Bu durumda yolcu;mal,para,altın biriktirebilir mi?Kurana göre;hayır,biriktiremez.İşte Kuran da çözümü buna göre yapar”size ve ailenize yetenin dişindakileri infak edin”diyerek.Kendisini dünya da kalıcı olarak görenlerse”Bizim,ekonomimiz,borsamız,bankamız vs.vs.ne olacak?”diye sorun üretirler.Kuranın bunlara nihayi çözümü cehennemdir.Kendimizi Kurana göre konuşlandıralımdan anlamak istediğimiz budur.

    Tabi en başa gelirsek,öncelikle şu sorunun cevabını net olarak bulmak zorundayız:İnsan, insana kullanma kılavuzu yazabilir mi?Yazar denirse o zaman o vazgeçilmez 1400 yıllık alan meşrudur.Ama burada da şu çelişki bir şekilde izah edilmelidir;Arçelik marka buzdolabının Kullanma kılavuzunu Bosc’un mühendislerimi yazar,arçelik’in mühendislerimi?

    Selametle.

  17. ibrahimim diyor ki:

    Talebe olmamız konusunda! Olmalıyız sözü daha yerinde olur, çünkü bir birimizden ön yargıyla bir şey öğrenemeyiz!!!

    Elbette Kur’an tarih kitabı değildir, hatta hiçbir branşa departmana atfedilmez. O hidayet kaynağı ve yol gösteren bir kitaptır.

    Ana temayı teferruat dediğin şeyler işler ve bizi ana temaya götüren bütünün parçalarıdır. Yağmuru oluşturan şey damlalardır.

    Benim kanaatime göre Kuran’da “giz” olmaz, sadece bizim henüz öğrenmediğimiz konular olabilir. Değilmi ki o kitap bize indirilmiş, Allah bize anlamadığımız bir şeyi teklif etmez.

    Kuran’ın bizi şekillendirmesi nasıl olmalıyı tartışmıyor muyuz zaten, Kuran’ın muhkemleri üzerinden şeriatlar/hukuk geliştiremez miyiz?

    Vahiy geldiğinde her kelimenin, her kavramın, her sözcüğün ne anlama geldiğini anlatıyor mu? Elbette anlatmıyor, çünkü o toplum bu kelimeleri biliyor, bildikleri bir şeyi neden tarif etsin? Zaten akşam-sabah bu sözcüklerle iletişim kuruyorlar.
    Ama manasının neye tekâmül ettiğini bilemedikleri kelimelere düzenleme getiriyor (…”râine” demeyin, “unzurna” deyin… 2/104) gibi.

    Resulullah öldü! Peki bu kitap bize kadar nasıl ulaştı!!! Onca sapkın geleneğe rağmen, İslam düşmanlarına rağmen, bu kitap bize kadar bozulmadan ulaşmışsa, demek ki hakikat perdelenemez, güneş balçıkla sıvanmaz.

    Allah’ın izniyle bu dinin her zaman savunucular olmuştur ve olacaktır, geleneğin içinden gelen yenilikçi gelenek hep olmuştur.
    Ayrıca hakikatin bize ulaşmasını sağlayan şey işleyip duran yasalardır, bu yasalar bazen insan üzerinden, bazen kitaplardaki satır aralarından, bazen de tarihin tanıklığı aracılığıyla vs.. vs..olur.

    “Oruç demişken, Hac 26. ayete dayanarak rüku ve secdenin manazın içinde bir eylem olduğunu iddaa edenler, acaba Tevbe Suresi 112. ayete göre Oruçtada mı rüku ve secde var?”
    Diyorsunuz ! ama ayeti iyi inceleyin orada oruç geçmez.

    İşte ayetin meali
    Tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten men’edenler ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar… İşte o müminleri müjdele.! (9/ Tevbe 112)

  18. ibrahimim diyor ki:

    Selamlar sayın sultan!

    Benim “Muhammed Resul sonrası dönemi” “ölçü” aldığımı nereden çıkardın merek ediyorum!
    Sanırım yanlış anlıyorsun, ben Kur’an tek kaynak diyorum ve makalelerimden de bunu fark etmiş olmalısınız!

    Ben sadece Kuran’ın anlaşılması mevzuunda, yine Kuran’dan referans almak kaydıyla, Kur’an dışı kaynaklara bakılabilir diyorum.

    Hatırlarsanız Ömer konusunda da delil göstermemiş olmama rağmen size hak vermiştim.

    “Ancak siz de farkında olmadan ondan önceki dönemi dikkate almıyorsunuz.” Demişsiniz!
    Allah aşkına bu kanaate nasıl vardınız?

    Siz demiyormusunuz; Allah tarafından kayıt altına alınmış diye? Kuran’ı tek kaynak kabul eden birine, Kuran’da geçen kıssaları dikkate almıyorsunuz denirmi?

    Kur’an,” O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayâtı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. (67 Mülk 2) “ buyurmaktadır.

    Mal, para, altın vs.. araçtır, ne için kullandığınıza bağlı bir değerdir, kişisel menfaatleriniz için biriktirir yığarsanız sizi iyi bir son beklemez. Ama bu araç ve vasıtaları toplumun yararına kullanırsan, Allah senden razı olur.

    İslam’da mistik bir hayat tarzı yoktur, “bir takke bir hırka” tarikat kültüründe vardır.

    İnsan, insana kullanma kılavuzu yazabilir mi? Elbette yazamaz.

    Selametle.

  19. sultan diyor ki:

    “Ben sadece Kuran’ın anlaşılması mevzuunda, yine Kuran’dan referans almak kaydıyla, Kur’an dışı kaynaklara bakılabilir diyorum.

    Hatırlarsanız Ömer konusunda da delil göstermemiş olmama rağmen size hak vermiştim.”

    Selam İbrahim,

    Yanlış anlaşılan birşey yok.Seni gayet doğru anlıyorum.”Kuran dışı kaynak” aramanın batıl olduğunu anlatmaya çalıyoruz zaten.Kuran dışında olanlar beşeri oldukları için insana yol göstermez/Huda noktasında birşey veremezler.Çünkü insan başka insanlara yol gösterecek yetkiye sahip değildir.Tüm beşerin yolunu bulmaya ihtiyacı vardır.Kuran’ın dışında olanlarda beşeri oldukları için saptırıcı olmaktan öteye gidemezler.”hz.Ömer” örneğinde olduğu gibi.Dolayısıyla,”Kuran’ın anlaşılması mevzuunda,yine Kuran’dan referans almak kaydıyla,Kuran dışı kaynaklara bakılabilir” ifadesi çelişkilerle dolu bir ifadedir.Kuran’dan başka kaynak yoktur,Allah’tan başka İlah olmadığı gibi.

    Sen şimdi yaptığın amellere bir bakıver;sadece Kuran’dan mı,yoksa Muhammed resul sonrası döneminden olan hadis,sünnet,siret,vs.vs.’den mi türemiş?

    Mal’ı,parayı,toplumun yararından ziyade kendi yararımıza kullanmak zorundayız.O da infak etmektir.Hangi beşeri banka,borsa vs.1′e 700 verebilir?Üstelik bir de Allah’ın kendi fazlından bir sürpriz..Yani değerli dostum, paranızı ya x banka ya da Cennet banka yatıracaksınız.”O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı”dan kastedilen de budur.

    “Bir lokma bir hırka” mistiklerin tarzımıdır onu bilemem.Ancak, yeryüzünde ki pozisyonumuzun “yolcu” olduğunu ve sırtımıza ancak bir yolcunun alabileceği azığı almamız gerektiğine iman ediyorum.

    Yüce Allah, hepimizi imtihanının “şuurunda” olanlardan eylesin.

    Selametle.

  20. Yunus Emre Gündoğdu diyor ki:

    Selam İbrahimim…

    Ana tema zaten Kur’an’ın kendisidir. Kur’an’da anlatılmayan, bahsedilmeyen kişiler, anılmayan kişi isimleri kişi isimleri ( Örneğin; Hz. Musa’da bilgin kul, Hz. Süleymanda ifrit ve Kitap’tan ilmi olan ), yerler ( Örneğin; Hz. İbrahim’in nerede yaşadığı), tarihler bunlar bizim için hep gizdir. Bunlar Kur’an’ın müteşabih kısmı içindedir. Ha bazı müteşabih ayetler zamanla, keşifler sonucu ve teknolojinin gelişmesi ile muhkemleşmiştir. Yani bazı gizler, esrarlar açığa çıkmıştır. Örneğin iki denizin birbirine karışmadığı yerin keşfi, alakanın ne olduğu vs. )

    Kur’an’da giz vardır. O gizler bizim henüz o gize ulaşamadığımız, o gizin açığa çıkmadığı için vardır. Daha doğrusu insan için henüz gizdir. Hele ki en büyük gizler cinler ( göremediğimiz varlıkların ) nasıl, hangi şekillerde olduklarıdır..

    Neyse konuyu dağıtmadan esas meseleye gelelim… Tevbe Suresinde haklısınız… Bazı mealciler -ki Yaşar Nuri de dahil- ayetin Türkçe mealine oruç ibadetini eklediklerinden yanıldım… Ayetin Arapçasına bakmak aklıma gelmemişti. Uyardığınız ve belirttiğiniz için teşekkür ederim… Lakin sorum şu şekli aldı; “Seyehat ederken, seyehat halindeyken kim rüku ve secde yapıyor?”

    ———
    “Resulullah öldü! Peki bu kitap bize kadar nasıl ulaştı!!! Onca sapkın geleneğe rağmen, İslam düşmanlarına rağmen, bu kitap bize kadar bozulmadan ulaşmışsa, demek ki hakikat perdelenemez, güneş balçıkla sıvanmaz.
    ———

    Zikri koruyan Allah… Belki Tevrat ve İncil parçalara/bölümlere ayrılarak, anlamları kaydırılarak, kelimeler eklenerek ve çıkarılarak tahrif edilmiş…

    Her ne kadar Öz Arapça Kur’an’a ekleme- çıkarma yapılamadıysa bile Arapçadaki bazı ihtilaflı kelimeler ve harekeleme yüzünden bazı kelimeler anlam kaymasına uğramış… ( Hem hanifdostlar sitesindeki, hem bu sitede, hem de Hakkı Yılmaz’ın çalışmalarında bazı Arapça kelimelerin - örneğin melek mi melik mi, vs… )

    Hele Türkçe çevirilerde/meallerde durum daha vahim. En yakın örneği Tevbe 112. ayette gördük.. Olmayan bir kelime meale eklenivermiş…
    Daha nice ayetlerde cabası… Parantez içinde ayetle alakası olmayan anlamlar ekleniveriyor…

    Namazı kılma kılavuzu nerede? Kim yazmış? İnsan yazdıysa, insan insana kullanma kılavuzu yazamaz dediniz!

  21. ibrahimim diyor ki:

    Aleyküm selam sevgili sultan!

    Kur’an Allah’ın kelamıdır! Kulların kullandığı kelimelerle Allah’ın kelamıdır, yoksa Allah irtibat kurarken harflere kelimelere ihtiyaç duymaz.

    Allah âdemoğluyla bir insan (Resuller) seçerek iletişim kuruyor.

    Allah’ın kelamı insanların kullandıkları harflerle kendini ifade ediyor. Yani Allah’ın kelamını anlamamız için, insanların kullandığı kelimelere ihtiyacımız vardır.

    İnsanı devre dışı bırak, aklı kale alma, insanlık tarih tecrübesini umursama, işleyip duran yasalara bigâne kal ve fıtrata (vicdana) danışma, sonrada ben Kuran’ı anlayacağım de! Şaşılacak şey doğrusu.

    Daha önce de söyledim yine söylüyorum, Kuran’ı hükmetme konusunda tek kaynak olarak kabul etmek başka, Kuran’ı anlamak için, Kuran’ın hakemliğinde başka argümanlara da bakmak başka bir şey.

    Ör: Kur’an varılması gereken ana hedef, bu hedefe giden yollar ve ara hedefler vardır. Şimdi diyebilirmiyiz ki, ana hedefe giden yollarda, ara hedeflerde, ana hedef kadar kale alınacak şeydir? Elbette diyemeyiz.

    Çünkü ana hedefin kendisi değildir, ara hedefler ve yollar değişebilir, amaç ana hedefe varmak ve hayatımızı ona göre şekillendirmektir.

    Bu örnekten yola çıkarak; Ana hedef Allah’a kulluktur, gönderilen kitaplar da, resuller de, “afaki ve enfüsü ayetler” 41/53 de, ara hedef ve yollardır.

    Bu gün Kuran’a itibar etmemizin sebebi, Allah’ın kelamının kulların dilinden, kendini ifade etmesinden dir.

    Allah’a kulluğu anlaya bilmemiz için, Allah’ın kelamını anlamamız lazım, Allah’ın kelamını anlamamız için, Allah’ın kelamının ifadesi olan, iletişim aracı harfleri bilmemiz lazım, bu harflerin oluşturduğu kelimeleri ve kavramları bilmemiz lazım, kelimeleri ve kavramları bilmemizi için, vahyin indiği toplumun dilini bilmemiz lazım, o toplumun dilini bilmek için, o toplumun kültürünü bilmemiz lazım, o kültürü bilmek için o toplumun tarihi arka planını bilmemiz lazım vs..vs..

    Bütün bunları, tarihi çöpe atarak öğrenemeyiz.

    Dille ilgili bir sorunla karşılaşıldığı zaman; “lisanul arab” “Ragıp el isfihani” “müfredat” vs.. örnekler göstermiyormuyuz?

    Elimizde şaşması ve yanılması imkansız olan kitap 2/2 var, bu lazım diye sayıp sıraladığım ve dahası olabilecek her şeyi bu kitabın hakemliğinde ölçüp tartarsınız.

    Hem Kuran’da “sizin için göklerde yerde denizde gecede gündüzde yağmurda vb.. ayetler vardır 2/164” ifadelerine çok rasatlarız. Bu ayetler afak ta olan, birde kendi nefislerimizdekine, fıtrata vurgu yapar 7/172.

    Birde “sizden bir ücret istemeyenlere uyun” 36/21 “bilmiyorsanız zikir ehline sorun”16/43 “yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin” 35/44 akıbeti… hakkında vb.. bir yığın örneklerde var.

    Ekonomi konusu füru bir mevzuu olduğundan, değinmenin, size de bana da pek faydası olacağını sanmıyorum.

    Neyse sözü fazla uzattık. Behemehâl meramımızı açık ettik, bundan sonra da bu konuya nokta koysak iyi olacak sanırım.
    Sizin de ifade ettiğiniz gibi; inşallah bir gün yüz yüze teati etme imkanımız olur.

    Sürçü lisan ettikse, hakkınızı helal edin.

    Size saygı duyuyorum sevgili sultan.

    Allah basiretini keskin kılsın.

  22. sultan diyor ki:

    Selam İbrahim,

    Kuran’ın ispatı onun Allah’ı,Evreni,ve İnsanı tanıtmasında ve yorumlamasında aranmalıdır,sayısal şifreler ve gizemlerde değil.

    “Güneşi ısı ve ışık Ay’ı da yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye bir nur kılıp evreler tesbit eden O’dur.Allah,bunları ancak hak ile yaratmıştır.O’ bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.”10/5 İşte Kuran’ın İlahi olmasının isbatı budur.

    Kuran aynı zamanda İlahi hak bir senaryodur.Her toplum/ümmet kendi tarihi dönemi içerisinde yaşam sahnesine çıkar ve oynar.Kuran, bize örnek teşkil edecek tüm olumlu olumsuz tarzları içine alarak nasıl oynamamız/yürümemiz gerektiğini en detaylı bir şekilde sunar.
    Kim ki,ana metinden şüphe duyup ona başka katkı/derleme yaparsa yoldan çıkar ve müşrik olur.Metne hiçbir şey katıştırmayanlar da Muhlis olurlar.

    “İnsanı devre dışı bırak, aklı kale alma, insanlık tarih tecrübesini umursama, işleyip duran yasalara bigâne kal ve fıtrata (vicdana) danışma, sonrada ben Kuran’ı anlayacağım de! Şaşılacak şey doğrusu.” Demişsin de sevgili İbrahim,

    1-İstesekte insanı devre dışı bırakamayız.Çünkü,sınanan insandır.
    2-Aklı kale almamak mı!?
    3-Bize ölçü olacak “insanlık tarihi tecrübesi” Kuran’da kilerden ibarettir.
    4-“İşleyip duran yasalar”dan kastın tabiatta ki varlıklar ise onlar zaten Allah’ın ayetleri.

    “Ekonomi konusu füru bir mevzuu olduğundan, değinmenin, size de bana da pek faydası olacağını sanmıyorum”Demişsin,

    Asla asla! Ekonomi “füru” bir konu olamaz.İnsanın imtihanında en ana konulardan birisidir.

    Sevgili dostum, kibar uslubun tartışmayı devam ettirmeme vesile oldu.Dediğin gibi, “İnşallah bizzat tanışma imkanı bulursak” birbirimiz için daha anlaşılır olabiliriz.Sana ve Yunus Emre’ye çok teşekkür eder,muhabbetler sunarım.

    Selametle.

  23. ibrahimim diyor ki:

    Selam Yunus Emre Gündoğdu!

    ““Kur’an’da giz vardır. O gizler bizim henüz o gize ulaşamadığımız, o gizin açığa çıkmadığı için vardır. Daha doğrusu insan için henüz gizdir. Hele ki en büyük gizler cinler ( göremediğimiz varlıkların ) nasıl, hangi şekillerde olduklarıdır..””

    Yunus kardeş, gereği gibi zikretmezsen balığın karnında ebediyen kalacaksın! 37/143,144

    Kusura bakmayın ama bence gidin biraz Kur’an okuyun, cinleri, melekleri ve Kuran’da geçen kelimelerin hangileri hangi ayette var bir bakın, meallere bakarak delil getirilmez.

    Tezinizi ne pahasına olursa olsun savunmak için değil, Allah rızası için, Allah’tan içi titreyerek hakkı öğrenin ve hakkı söyleyin….olmak…
    “Ey inananlar, Allah’tan korkarsanız O size iyi ile kötüyü ayırt edici bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.” 8.Enfal.29

    Sizce cinler Kuran’dan sorumlumu? Nerede yaşarlar, kaç yaşına kadar yaşarlar? Muhammed a.s onlara da gönderilmiş mi? Acaba cinler bu dünyada mı, yani içimizde bizimle berber soyut varlıklar mı? Ne dersiniz!!??.

    Ben size söyleyeyim! Bugün salat/ namaz beraberinde, abdest, secde, rüku, Mescid, kıble ve hac yok denir, arkadan devam eder gider yok demeler…
    Bazı insanlar tanıdım, bu zincirleme inkarla, sonunda Kur’an Muhammed a.s tarafından yazılmıştır a kadar vardı!..

    Bu yazdıklarımın sana faydası olacağını bilsem üşenmeden daha çoooook yazardım ama “öğüt alacaklarsa öğüt ver” 87/9 ilkesinden hareketle ben burada noktayı koyuyorum.

    Allah sana basiret versin.

  24. ibrahimim diyor ki:

    Selamlar ve saygılar sunarım sevgili sultan!

    Bu kibar üslubun, sizin gibi nezaket sahibi dostlardan izleri vardır. Sizin gibi Kur’an aşığı biriyle tanışmaktan şeref duyarım.
    Aynı sitelerde yazdığımız için bir birimizi, yazılarımızdan tanıma imkânımız olacaktır, bir gün yine böyle bir yazı vesile olur muhabbeti ilerletiriz de tanışmaya vesile olur.

    Allah seninle olsun.

    Selam ile.

  25. Rad diyor ki:

    Selam olsun alemler içinde düşüne ve öğüt alan insanlara,müminlere;

    alak suresinde peygamberin salatı engelleniyor!

    - peygambere delirmiş cinlenmiş mecnun olmuş gözü ile bakan biri kabe önünde onun eğilip kalkmasını neden engellesin?

    konuya şu açıdan bakmak gerek.

    demek ki müşriklerin engellediği salat o kadar farklı ve onların zoruna giden bir şey ki engelleme gereği duyuyorlar!!!

    bugünkü meallerde “gördün mü namaz kılarken engelleyeni bir kulu!” meali verilir. halbuki ayette “akimus salah” ya da “salatı ikame” geçmez!

    şimdi şöyle düşünelim…bugün insanlar bu cahili toplumda camilerde namaz kılıyorlar.ama kimse onların namazlarını engellemiyor.hemde yönteim allahın hükmünü tanımadığı halde. nasıl bir namaz ki bu engellenmiyor ( toplumu cahil,müşrik bir toplum olarak değerlendiriyorum)

    müşriklerin engellediği salat peygamberin teslimiyeti allaha olan bağlılığı davaya olan inancı ve bu yönde verdiği mücadele….

    işte o zamanın salatı ile şimdikinin namazı arasında bir fark var hemde uçurum kadar!!

    bence bu konuları şimdi tartışmaktan ziyade harekete ve içeriğine dikkat etmemiz gerekli…

    nasıl bir salat yapmalıyız ki engellensin müşrikeri cahilleri rahatsız etsin!!!

    misal : ülkenin ekonomisine her şeyine içtiği suya bile faiz pisliği bulaşmışken faiz hakkında konuşmak tartışmak ve birilerinin bu konuda fetva vermesi ne kadar doğrudur!!!??

    ilk önce tevhid,ilk önce hareket!!!

    bu konuyu burada gayet güzel bir uslüp ile tartışan ibrahimim,yunus emre ve sultan kardeşlerimize selamlar!

    Allah ilminizi arttırsın! o bize bilmediğimizi öğretecektir!

    Selam ile…

Yorum Yapın

Related Posts from the Past: