TARİKATÇI İDDİALARA YANITLAR
Tarikatçı iddia 1 : Ali İmran 200’de rabıtadan bahsediliyor. Mürşit rabıtasının Kur’anda yeri var, haktır.
Evet bu ayette RaBiTu kavramı var ama konunun mürşit rabıtasıyla ilgisi yok. Herhangi bir meale bakan sıradan bir insan bile bunu net olarak görebilir.
O ayette düşman karşısında ve savaş esnasında sabretmekten, uyanık olup gözetlemekten ve böylece gafil avlanmamaktan bahsediliyor.
Ribat ileri karakol anlamındaki askeri yapılarında ismi.
Diyanet Meali Ali İmran 200:
Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Kur’anda Rabıta kelimesi değil türevleri geçiyor. Kehf 14, Kasas 10, Enfal 11 ve 60. Hiçbirisinde mürşit rabıtası veya onu çağrıştıran en ufak bir işaret yok.
Tarikatçı iddia 2: Mürşitlerle daimi birliktelik Tevbe 119’da geçiyor. Allah sadıklarla birlikte olun diyor. Sadıklarla yani şeyhlerle her an birlikte olmak ise ancak rabıta ile mümkündür.
Sadıklarla birlikte olmak bizlere bir Allah emridir Tevbe 119’a göre. Fakat kimdir bu sadıklar? Tekkelerinde pinekleyen ruhban takımı mı? Yoksa düşman karşısında dik duran, mücadeleden korkmayan kesim mi?
Yüce Allah onların kimler olduğuna örneği bir önceki ayette, Tevbe 118’de vermiş bizlere. Sadıklarla birlikte olma uyarısı savaştan kaçan üç kişi anlatılırken verilmiş.
Diyanet Meali Tevbe 118-119:
Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah(ın azabın)dan yine ona sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
Bu ayetlerin ne şeyhlerle ilgisi var, ne de onlara yapılan rabıtayla.
Mümtehine 12 ve Fetih 18’de intisabdan değil beyatten bahsediliyor. İkisi de bağlılık yemini fakat ilki tasavvufi diğeri siyasi bir kavram. Şeyhe yapılan bağlılık yemininin adı beyat değil intisabdır.
Bu ayetlerde toplumun liderine bağlılık yemininden bahsediliyor. Tarikatlara girişte yapılan törenden değil.
Diyanet Meali Mümtehine 12:
Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Diyanet Meali Fetih 18-19:
Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kelime tekrarı, Zikir Çekme, boncuk sayma, sallabaşlık yapma Kur’andaki Dinde yok. Zikir Kur’anın da bir adıdır. Öğüt alma, düşünme, hatırlama, anma gibi anlamlara sahiptir.
Tesbih çekme de Kur’andaki Dinde yok.
Diyanet Meali Araf 205:
Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.
“Yüksek olmayan ses” tanımının cehri=sesli yada hafi=sessiz zikir çekme ile herhangi bir ilgisi yoktur. Yüksek ses kabalığın, taşkınlığın ve küstahlığın bir simgesidir. Bu bağlamda Hücurat Suresi 2. ayete de bakılmalıdır. Bu ayette Resulullah’ın sesinin üzerine ses yükseltilmemesinden ve kabalığın bir göstergesi olan yüksek tonlu sesten sakınılması gerektiğinden bahsedilmektedir. Peygamberin şahsına, sözlerine ve söylemine saygısızlık yüksek sesle ilişkilendirilmiştir.
Üstelik ayette zikir çekmekten değil zikretmekten bahsedilmektedir. İkisi arasında dağlar kadar fark vardır. Zikir çekmek zikrin bir numaralı düşmanıdır, zihni uyuşturur. Halbuki zikir de amaç zihni uyarmak ve uyandırmaktır.
“Zikret, gafillerden olma” hitabı bizlere zikrin amacını göstermektedir.
Ayette kelime tekrarından da bahsedilmemektedir. Rab içtenlikle yalvarma ve korku eşliğinde sabah akşam hatırlanacak.
Rabbin Sabah akşam hatırlanmasının, anılmasının gündelik zikir çekme dersleri ile herhangi bir ilgisi yoktur. Çünkü sabah-akşam deyiminin ilgili ayetlere de bakıldığında sıklığı ve sürekliliği ifade ettiği görülmektedir.
Rabbin ismi onun sıfatlarıdır, nitelikleridir.
Zikir düşünme ile yapılır, sayıklama ile değil. (ZikirNedir?)
19 Kasım 2007, 22:38 tarihinde.
tasavvuf ve tarikat sevmediğim şeylerdir.
hele
şeyhimiz geceleri uçuyor.
evet bende tüfeğimle onu vurdum.
ne kadar komik değil mi?
insanlar şirkten kaçrken tarikata girip şeyhe kul olup ta şeyhim isterse yağmur yağdırır.tevbe verir.sıratta bizi kurtarır.diyerek kendisini şirke sokuyor.
ben asla kabul etmem tasavvufu ve tarikati insanları köleleştiriyor.
hak teala karşısında bunu da söyleyeceğim.
29 Eylül 2008, 06:13 tarihinde.
1- dergah kapısından girmeden, dergah hakkında yorum yapmak, gözler kapalı yol tarif etmeye benzer.
2- hiç bir tarikat liderinin ben geceleri uçuyorum, böyle büyüğüm şeklinde bir feryat ettiğini bu güne kadar duymuş değilim.
3- kadızadeler gibi mi olalım . Bir tek kuran-ı kerim kalsın gerisi yakılsın başka bişey de yazılmasın. Bu mudur isteğiniz anlamış değilim. Hatta camilerdeki ikinci minareleri de yıkalım. peygamber döneminde yoktu bunlar mı diyelim.
4-Dergah bireylerinin saçma iddalarda bulunmaları tarikatı kirletmemeli. bunu kabul edersek müslümanların durumundan islamiyeti kirletmek dünyanın en kolay işi olur.
5- Tarikatların tarihini, yaptıklarını araştırırsanız. Neyi eleştirdiğinizi bilmeniz açısından faydalı olur.
Tarikat= bir şey var, köleleri var ne derse onu yapıyorlar, islamın papası
böyle bir anlayışınız varsa. Sokakta karşılaştığınız 3-5 müridin anlattıklarından fazlasını bilmiyorsunuz demektir.
tarikatların geçmişi, gelişimi ve bugünü hakkında tez zamanda bir yazı yayınlamayı düşünüyorum. Hayırlısıyla.
03 Ekim 2008, 22:54 tarihinde.
Bence sen gormek istediğini gorüyorsun,tarikatların tarihi yerine Kuran’da ihtiyacımız olan adı geçen konuların araştırmasını yapsak daha doğru olur,tarikatlara bağlılık niye, bizim ALLAH ile aramızda bir aracıya ihtiyacımızmı var kendimize şiş sokmasak ya da sürekli ileri geri yaparak zikir yapmasak(gerçek zikir bu değil) olmuyormu ben konuya dışarıdan bakan biri olarak şunu gorüyorumki tarikatlar cemaatlar mezhep hep birbirine karşı biri siyah derken biri beyaz diyebiliyor ,ama ALLAH’ın kitabında buna yer yok bu nedenle biz dini şeyhlerden,şıh,’lardan değilde Kuran’andan ögrenmeliyiz,ALLAH’ın katında bir tek din vardır oda İslamdır,mezhep diye tarikat diye bir şey yoktur,şu anda görüyoruzki camide,medresede toplantılarda birilerinden bizlere aktarılan hadisler okutuluyorsa buna inanmak ve hayatımızı buna gore sürdürmek bizi hangi yola gotüreceği meçhul (En doğruyu ALLAH bilir)bizim için tek doğru var o da yüce kitabımız Kuran bunu sen ben hepimiz okuyabilecek durumdayız bunun için bir bağlantıya ihtiyacımız yok unutmayalım ki hepimiz insanız,beşeriz tıpkı peygamberlerin olduğu gibi, selametle
04 Ekim 2008, 23:47 tarihinde.
Ben de tarikatlara karşı çok şüpheciyim. Kuran’ı Kerim i meallerinden okudukça ne kadar rasyonel yazıldığını anlıyorum. Halbuki tarikat mensubu tanıdığım kişilerin, hurafelerle yoğrulmuş, biraz da dikbaşlı olduklarını üzülerek gözlemliyorum.
Bana ters gelen tarikat ile ilgili gözlemlerim:
1.) Adını yazmayacağım ;Bu tarikattakilerin kendilerini “ihvan” diye kategorize etmesi, yani bir nevi ırkçılık davranışı göstermeleri,
2.) Tarikat liderliğinin babadan oğula geçmiş oluşu (En garibi bu bence)
3.) Tarikata yaklaşık 1 yıl devam eden kişye “el verilme” suretiyle “ihvanlık mertebesine” kabul edilişi
4.) Tarikat liderinden “Efendimiz” diye söz edilmesi
5.) Bu tarikat liderinin FOTOĞRAFLARININ evlerde BAŞ KÖŞELERDE asılı durması
6. İnternet sitesini gezdiğimde aynı fotoğrafların sitede de “albüm” olarak yayınlanması(Artık misafir üyelere açık değil fotolar-sadece üyeler görebiliyor.)
Beni bu konuda bilgilendirirseniz sevinirim- eğer bu tarikat yolu doğru ben yanlış isem onu da bilmek isterim. Ama hurafeli bir açıklama ile değil, bana göre “yegane “rehberim olan Kuran ve ayetleri vasıtasıyla.