Dabbet-ül Arz Kıyamet Alameti Değildir
Bizlere öğretilen bilgi Dabbet-ül Arz’ın bir Kıyamet alameti olduğudur. Bakalım bu bilgi Kur’ana dayanmakta mıdır?
Neml 82. O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar için bir dâbbe/debelenir gibi yürüyen bir canlı çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.
Neml 83. O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar, toplu halde ortaya sürülürler.
Neml 84. Geldiklerinde Allah onlara: “Ayetlerimizi, ilminiz onları kuşatmadığı halde inkâr mı ettiniz yoksa ne yapıyordunuz?” der.
Neml 85. İşledikleri zulümler yüzünden o söz tepelerine inmiştir; artık tek kelime söyleyemezler.
Neml 82,83,84 ve 85’i beraber okursak “o söz başlarına indiğinde” denilerek kıyamet öncesinden mi yoksa ahiret ortamından mı bahsedildiğini anlarız.
O söz, başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler. (Neml Suresi, 82)
Bu ayeti anlayabilmek için öncelikle ‘O söz başlarına geldiği zaman’ ile neyin kastedildiğine bakmamız gerekiyor.
Acaba “o söz” kelimesi Kuran’da ne şekilde kullanılmıştır.
İnternette birkaç yerde turladım ve şu bilgileri buldum. “Söz” kelimesinin Arapçadaki karşılığı “kavl”dir. Kur’anda bu kelime 4 farklı anlamda kullanılmıştır:
1-) Müminlerin güzel ve maruf sözleri, insanlara yaptıkları tebliğ ve konuşmalar anlamında kullanılmıştır. (Bakara 263, Nisa 8
2-) Kuran’ı -Allah’ın sözünü- tanımlamak adına kullanılmıştır. (Tarık 13, Tekvir 19,25, Muminun 68, Hakka 40-42)
3-) Allah’ın sözünün -vaadinin- gerçekleşmesi olarak kullanılmaktadır. (Secde 13)
“Söz” kelimesinin 3. anlamda kullanıldığı ayette görüldüğü gibi Allah’ın vaat ettiği sözü, cehennemin inkar eden insan ve cinlerle tamamen doldurulması, azabın insanlar üzerine hak olmasıdır. “O söz” gerçekleştiğinde inkar edenler sonsuz cehennem azabıyla karşılaşacaklardır.
4-) Allah’ın yıkımı ve azabı olarak kullanılmıştır. (Saffat 31, İsra 16, Muminun 27, Kasas 63, Yasin 7,70, Fussilet 25, Ahkaf 18, Neml 85)
“Söz” kelimesinin 4. anlamda kullanıldığı ayetlerde görüldüğü üzere Allah’ın sözü tüm inkar edenler için “büyük bir helak ve sonsuz bir azap”tır. Üzerine “söz hak olmuş” olan kimseler için bir kurtuluş, çıkış ya da kaçış yolu yoktur. Onlar hem dünyada hem de ahirette büyük bir azaba uğrayacak, bu azaptan hiçbir şekilde uzaklaşamayacaklardır. Çünkü bu, Allah’ın vaadidir ve Allah vaadinden dönmez.
Şimdi gelelim bizim konumuza. “Söz” kelimesi dört farklı anlamda kullanılmıştır ama acaba Neml Suresi 82’de geçen “O söz” hangi anlamda kullanılmıştır. Bunu bulmak için Neml Suresindeki 82. ayetin devamına bakmamız gerekiyor.
82. O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince inanmadıklarını söyler.
83. O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar, toplu halde ortaya sürülürler.
84. Geldiklerinde Allah onlara: “Ayetlerimizi, ilminiz onları kuşatmadığı halde inkâr mı ettiniz yoksa ne yapıyordunuz?” der.
85. İşledikleri zulümler yüzünden o söz tepelerine inmiştir; artık tek kelime söyleyemezler
Bu ayetlerden anlaşılıyor ki “ o söz tepelerine inmiştir “ denilerek ahiret alemine, mahşer meydanına, sonsuz azabın başlayışına, dolayısıyla kıyamet gününe işaret edilmiştir diyebiliriz. Demek ki üçüncü yada dördüncü anlam geçerli olabilir.
İşte -yerden bir dabbe- bu kıyamet sonrası zamanda çıkarılacak ve “insanlara Allah’ın ayetlerine gereği gibi inanmadıklarını” söyleyecek. Dikkat edilirse sadece “söyleyecek”, tutup da bu ayetlerin tefsirini falan yapmayacak yada detaylı bir şekilde ayetlerle öğüt falan vermeyecek. Zaten iş işten geçmiş. Hesap bitmiş, kitap kapanmış. İnsanlara “yanıldıklarını” söylemek kalmış. Ayrıca bu “dabbet” ayetlerin yedi yada kırk farklı yorumu ile uydu üzerinden millete vaaz falan vermeyecek. Yada internet üzerinden yayın yaparak insanların Allah’ın ayetlerine gereği gibi inanmaları için faaliyette bulunmayacak. Ayetlerde bu konuda bir açıklama bulamadım ben. Bu benim gördüğüm, tabiki yanılıyor olabilirim. Ayrıca ayette Dabbe’nin ne olduğu değil ne yaptığı anlatılıyor. Dolayısıyla ne olduğuna dair tahminlerde bulunmak spekülasyon yapmaktan öteye geçmeyecektir. Hem eğer çok gerekli olsaydı Allah bu konuda detay verirdi.
Burada çok önemli bir nokta daha var. 83. ayette “O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar, toplu halde ortaya sürülürler.” deniliyor. Demek ki konu sadece ümmeti Muhammed ile alakalı değil. Her ümmetin içinden yalanlayıcılara seslenecek bu “DABBE”. Ve yine bu dabbe sadece belli bir zaman diliminde yaşayan örneğin biz ve bizden sonrakilere seslenmeyecek. Tüm ümmetler onun muhatabı olacak. Daha doğrusu 84. ayette söylendiği gibi -ayetleri “ilimleri onları kuşatmadığı halde” inkar eden- yalanlayıcı insanların tümünü muhatap alacak bu dabbet. Allah bu “dabbe” aracılığı ile o insanlara kelam edecek belki de. Direkt seslenmeyecek dabbe aracılığı ile bunu yapacak belki de. (En doğrusunu Allah bilir…)
Burada tek sorun kalıyor. O da “Arz’dan bir Dabbe” konusu. Dabbe Arz’dan çıkarılacak. Acaba buradaki “Arz” ile dünyamız mı kastediliyor yoksa mahşer meydanı mı? Dünyamız kastediliyorsa başa dönmemiz gerekir değilse sorun yok. Ayetlerde mahşer meydanı için yada kıyamet sonrası toplanılacak mekan için “arz” kelimesi kullanılıyor mu acaba?
Acaba Arz kelimesi hangi ayetlerde geçiyor? www.kurandaara.com isimli siteden yeryüzü=arz kelimelerini tarattım ve konuyla ilgili iki ayet buldum. Kur’an’da kıyamet sonrası toplanılacak mekan, hesaba çekileceğimiz ortam ve mahşer meydanı anlatılırken “ARZ” kelimesi kullanılıyor. Böylece, ahiret gününde -Dabbet’in ARZ’dan çıkarılması- hususu da netliğe kavuşmuş oldu kanaatindeyim.
Buradan anlaşılıyor ki ‘dabbet’ ne dünya hayatıyla alakalı bir konu ne de bir kıyamet alameti.
Yeryüzü (=ARZ) Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar. (Zümer 69)
Düşün o günü ki, dağları yürüteceğiz; yeryüzünü(=ARZ) çırıl çıplak göreceksin. Onları mahşer meydanına toplamışızdır, hiçbir kimseyi geride bırakmamışızdır. (Kehf 47)
25 Kasım 2007, 23:04 tarihinde.
Dâbbetü’l-Arz küresel küresel kıyâmetin bir alameti değildir.
Arapça’da (دب “debb” kelimesi, “yavaş ve sessizce yürümek, emeklemek, nüfuz ve sirâyet etmek, hastalığın bedene yayılması, içilen şeylerin vücûda sirâyet etmesi ve elbisenin yıpranması gibi gözle görülemeyen şeyler” anlamlarına gelmektedir.
(دابة “Dâbbe” ise, “debb” kökünden sıfat olan “yeryüzünde yürüyen canlı” ve özellikle “binek hayvanı” mânâsında kullanılan bir kelimedir. Bu kavram, “hayvan mertebesinde olan, doğasına yabancılaşmış kötü kimseler” için de kullanılmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de ise (دابة kelimesi 14 yerde tekil, 4 yerde çoğul olarak geçmekte, bazen yeryüzünde yürüyen, bazen hem yerde hem gökte bulunan, bazen de yer belirtilmeksizin mutlak olarak hareket eden bütün canlılar anlamlarına gelmektedir. Ancak Kur’an-ı Kerim’de, (دابة الارض “dâbbetü’l-arz” şeklinde bir kelime yer almamaktadır.
Yahûdî ve Hıristiyan kaynaklarında ise, kıyâmet öncesi bir takım hayvanların ortaya çıkacağı, ejderha şeklindeki bir canavarın dünyanın sonuna doğru zuhûr edeceği gibi haberler mevcuttur. Bu bilgilerle İslâmî literatürdeki “dâbbetü’l-arz” tasvirleri arasında bir takım benzerlikler görülmektedir. İslâm Akâid ve Kelam kaynaklarının bazılarında bir kısım rivâyetlere dayanılarak “kıyâmet alâmetleri” sayılırken “dâbbetü’l-arz”ın çıkacağından da bahsedilmektedir.
Bazı rivâyetlerde, onun özelliklerinden söz edilmeksizin ortaya çıkışının “kıyâmet alâmeti” olduğu haber verilirken, bazılarında Hz. Süleyman’ın mührü ile Hz. Mûsâ’nın âsasına sahip olacağı, âsa ile mü’minin yüzünü parlatıp mühürle kâfirin burnunu damgalayacağı ifâde edilmektedir. “Dâbbetü’l-arz”ın şekli, çıkışı ve özellikler hususunda, “Kütüb-i Tis”a dışındaki kaynaklarda ve bazı tefsirlerde yer alan, ancak sened ve metin açısından tenkîd edilen İsrâiliyyât nev’inden rivâyetler bulunmaktadır. Bu rivâyetlerde “dâbbetü’l-arz”ın olağanüstü özelliklerinden bahsedilmektedir. Nitekim, onun 60 arşın boyunda vücudu kıllarla kaplı, sakallı, boynuzlu, öküz kafalı, domuz gözlü, fil kulaklı, aslan yeleli, kaplan renkli, koç kuyruklu olduğu, yerden çıkışının üç gün sürdüğü, başının bulutlara değdiği, inananlarla inanmayanların ayırt edilebilmesi için asasıyla mü’minlerin yüzünü parlattığı, mühürle kâfirlerin burnunu damgaladığı ve onları zelil ve perişan ettiği anlatılmaktadır.
“Kıyâmet alâmetleri” hakkında bazı hadisleri tahric eden Buhârî’nin, “dâbbetü’l-arz” ile ilgili herhangi bir rivâyete eserinde yer vermemesi ve diğer muteber hadis kaynaklarında bahsedilen bu tür ayrıntıların hiç birisine temas edilmemesi ise dikkatleri çekmektedir. Öte yandan Fahreddin er-Râzî (606/1209), dâbbetü’l-arz ile ilgili söz konusu rivâyetleri kaydettikten sonra: “Kur’an-ı Kerim’de bu haberlerin hiç birine delâlet olmadığını, Hz. Peygamber’den gelenlerin sahih iseler kabul edileceğini, değilse reddedilmesi ve bunlara kesinlikle iltifat edilmemesi gerektiğini” söylemektedir.
Neml sûresinde geçen “dâbbe” kelimesinden hareketle, bir kısım müfessirler bunun “dâbbetü’l-arz” olup “kıyâmetin alâmetleri”nden biri olduğunu belirtmektedirler. Onun çıkışının câiz olup, azamet ve kudretiyle Allah’ın vücûda getirmeye kâdir olduğunu ve bunda tereddüt edilecek bir yön bulunmadığını ifâde edenler de vardır. Hz. Peygamber’in gaybî bir varlık olan “dâbbe”yi insanlara tanıtmak üzere sembolik bir anlatıma başvurması, müşâhede edilen türden bir varlık olmayıp olağan dışı bir varlık olduğunu akıllara getirmektedir.
Beydavî ve Ebû Şehbe bunun “cessâse”; Kâsımî (1332/1914), “müşriklere karşı cihada çıkan mü’minler”; Hamdi Yazır, “maddi ve mânevî yönden harikulade bir kuvvet ve saltanat ile zuhûr edip İslâm devleti kuracak büyük bir şahsiyet”; Sarıtoprak, “âhir zamanda sayılarının artması beklenen ve hayvandan daha aşağı bir seviyede bulunan şerir insanlar” veya “belli olumsuz şartların ortaya çıkması halinde, yeryüzündeki bütün insanları kapsamayan, sadece belirli yerlerde vukû bulabilecek sosyal sarsıntılar” İlyas Çelebi ise, “kıyâmetin vukûundan önce ortaya çıkacak bir alâmet değil, kıyâmetin vukûu ile ortaya çıkacak bir olay (safha/makam)” olduğu şeklinde değişik yorumlar yapmaktadırlar. Esed ise, “yerden çıkartılan yaratık” ifâdesini, “insanın hayata ‘dünyevi’ bakışını, başka bir deyişle, kıyâmet gününden önceki zamanların insanı rûhen yoksullaştıran maddeci karakterini dile getiren temsili bir ifâde” olarak değerlendirmekte ve “bu ‘yaratık’, insana mecaz yoluyla, özellikle maddeci değerlere gömülüp gitmesinin ve dolayısıyla yavaş yavaş kendi kendisini tüketmesinin Allah inancının eksikliğinden ileri geldiğini söyler/gösterir” demektedir.
Kanaatimizce Muhammed Esed ve İlyas Çelebi tarafından yapılan yorumlar daha isabetlidir. Zîra, kendisine Allah’ın mesajı lütfedildiği halde onu bir kenara atan ve hep “dünyaya sarılıp”, zamanla âhireti unutan, kendi arzu ve heveslerinin peşinden koşan kimse, hayata zevk ve menfaat açısından bakması sebebiyle hakkı kabule yanaşamamaktadır. Aklı ile bedensel güdüleri arasındaki çatışmada duygularının yanında yer almaktadır. İçsel huzursuzluğun, hayalî korku ve kuruntuların kurbanı olmakta, dolayısıyla zihnî berraklıktan ve ruhî dengeden yoksun kalmaktadır. Netice îtibârıyla, maddeci değerlere bağlanarak “sonsuzluğu yeryüzünde araması” sebebiyle de gerçekleri idrak edememektedir. Kendi doğasına yabancılaşmasının tabii bir sonucu olarak da verilen mühletleri iyi kullanamamakta, yapılan uyarıları kavrayamamakta ve doğal olarak kendi sonunu kendisi hazırlamaktadır.
Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de mezkur âyette geçen “dâbbe” kelimesi ile sembolik bir anlatım yapılmakta, küresel kıyâmetin vukûu ile ortaya çıkacak bir duruma işaret edilmekte ve maddeci değerlere kapılanların sonunun nasıl olacağı insanlara anlayacakları bir dille anlatılmaktadır.
[Geniş bilgi için bkz. Dr. Ahmet Emin SEYHAN, Hadislerde Kıyamet Alametleri, s. 192-195, MORALİTE Yay., İstanbul, 2006]
17 Temmuz 2008, 07:58 tarihinde.
çok dehşet bir film. bu filmi izleyince çok korktum. ama çok güzel olmuşbir daha izlemek isterim televizyonda yayınlarsanız
24 Temmuz 2008, 16:26 tarihinde.
dabbe gercekmi?dabbe topraktan nasıl cıkıcak? dabbe insanmı? dabbe gercekten hz.muhammed kılıgında gelip insanları kandıracakmı ? dabbe hz.muhammed kılıgında olup insanların ona inanmasınamı sebepmi olacak ?semum hakkındada bilgi verirseniz sevinirim. lutfen messengerime 1 saat icinde cevap yazarsanız sevinirim. iyi gunler
27 Eylül 2008, 19:33 tarihinde.
o söz kuranı kerimin kendisidir kuran canlı bir varlıktır
denilecekki biz size kuranla anlatmadıkmıki siz sapıtanlardan oldunuz dabbenin uyarısı bu olabilirmi acaba sizce