Hızır kimdir, ne iş yapar ?
Bu yazı İşte Kuran sitesinden alıntıdır.
HIZIR İNANCI
“Hızır” sözcüğü; “yeşil” demektir ve baharı simgeler. Bu kavram ilk önceleri ilkel toplumların çok tanrılı inançlarındaki, belki “Bitki Tanrısı” denilebilecek bir kavrama karşılık gelmekte iken, daha sonra kişileştirilmiştir. Kişileştirme ise ortaya yeni bir sorun çıkarmıştır: Kimlik!
HIZIR KİMDİR?
Bize göre cahil ve sapık çevrelerin inanç ve kabullerine göre Hızır:
“İbrâhim As.dan sonra yaşamış bir peygamber ve ya velidir. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn As.mın askerlerinin komutanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ b.Melkan, künyesinin Ebu-l Abbas olduğu ve soyunun Nûh As.mın oğlu Sam’a dayandığı bildirilmiştir. Bazıları da Hızır As.mın İsrailoğullarından olduğunu söylemişlerdir.
Hızır lâkabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığında, oranın yeşerip, yemyeşil olmasından dolayıdır.
Hızır As. Allah’ın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefat etti. Ancak cenabı Hak onun ruhuna insan şeklinde görünmek ve kıyamete kadar yardım isteyen Müslümanların imdadına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğretmek özelliklerini verdi.
Bazı âlimler Peygamber, bazıları da Velî kabul ederler.
Hızır, gerçek fizyonomisini değiştirme, sonsuz değişik kalıplarda görünme kabiliyetine sahiptir. İhtiyar bir adam, genç veya bir çocuk olabilir. Kuş, tavşan vs. gibi her türlü hayvan biçimlerine girebilir. Göz açıp yummadan uzun mesafeleri katedebilir. Yardıma ihtiyaç duyulduğu bir anda görünüp, işini bitirince hemen yok olur gider. Tabiattaki varlıkları kendi emrine alabilir. Onları kendi hizmetinde kullanabilir. Ölü insanları diriltme kabiliyetine sahiptir. Havada, boşlukta yürüyebilir; su üstünde batmadan dolaşabilir.”(!)
Görüldüğü gibi cahil ve sapık olarak nitelediğimiz çevreler Hızır’a, İslâm dini ile hiç bağdaşmayan bir anlayışla insanüstü, doğaüstü güçler ve özellikler yakıştırmışlardır.
DİNÎ KAYNAKLARDA HIZIR:
Yukarıdakilere benzer şekillerde kimlik kazandırılmış Hızır inancı, Zerdüştlük, Hıristiyanlık, Yahudilik, Şamanizm ve Eski Yunan dinlerinde yer almaktadır. Özellikle de Yahudilikteki İLYA inancı, Hızır inancı ile tıpatıp aynıdır. Kitab-ı Mukaddes’e göre İlya, Yahudi mistiklerine görünmekte, onlara gizli hikmetleri öğretmektedir. Yahudi mistikleri de yollarda, çöllerde İlya’ya rastladıklarını ondan bilgi aldıklarını, maddî ve manevî yardım gördüklerini anlatırlar.
İslâm dininde ise böyle bir inanç ve motif yoktur. Dinimizin tek kaynağı olan Kur’an, Hızır diye birisinden bahsetmez.
Ancak, cahil çevrelerce, “yeşil” anlamına gelen Hızır sözcüğü kutsallaştırılıp, yeşil renk İslâm’ın rengi olarak kabul edilmektedir. Özellikle de Şİİ kesim bu rengi Ali sülâlesinin ve dolayısıyla da Şiilerin kutsal rengi saymaktadır. Şii kesimin Hızır’ı böyle sahiplenmelerinin bir nedeni de yine rivayetlere dayanmaktadır. Rivayetlere göre Hızır, Ali’nin cenaze namazına katılarak ehli beyte başsağlığı dilemiş, hatta Hüseyin şehit edilince de arkasından mersiye okumuştur. (!)
Bu rivayetlerde Hızır’ın, Ali ve Hüseyin şehit olurken nerelerde ne yaptığı, niye bu katliama engel olmadığı hakkında bir bilgi olmadığı gibi, rivayetlerdeki ravilerin de Nevf b.Fudala el bekkali ve Ka’bü-l Ahbâr gibi Yahudi kökenli kişiler oluşu dikkat çekicidir.
Müslümanlar arasında Hızır konusu ile ilgili olarak yaşanan bir diğer gelişme de, Kur’an’daki iki kıssa üzerine yapılan tartışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır:
Kehf suresinde anlatılan kıssadaki Musa peygamberin yol arkadaşı “âlim kul” ile Neml suresinde varlığı bildirilen Süleyman peygamberin maiyetindeki “âlim kul” hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş ve Kehf suresindeki Musa’nın, İsrailoğulları’nın peygamberi olan Musa mı yoksa başka bir Musa mı olduğu, “âlim kul”un ise insan olmayıp melek ya da cin olabileceği hep tartışılmıştır. İşte bu tartışmalar içinde, Kur’an’da yer alan bu “âlim kul”, Hızır olarak isimlendirilmiş, çeşitli ekleme ve uydurmalarla da bu Hızır, halk içerisinde yaşayan, onlara dar zamanlarında yardıma koşan, insanüstü bir varlık olarak kabul edilmiştir. Hatta, ayrı zamanlarda ve ayrı mekânlarda yaşamış olmalarına rağmen Musa peygamberin yol arkadaşı olan “âlim kul” ile Süleyman peygamberin yanında bulunan “âlim kul”un aynı kişi olduğu, bu kişinin de Hızır olduğu kabul edilmiş ve böylece KUR’AN’A AYKIRI olarak ölümsüz, ebedî, zaman ve zemin üstü, kıyamete kadar yaşayacak HURAFE bir varlık oluşturulmuştur.
Oysa, “Musa ve Âlim Kul” başlıklı çalışmamızda yaptığımız tespitler göstermektedir ki, Kur’an’da geçen bu “âlim kul” bir insandır. Bunun ispatı ve ayrıntısı, sözünü ettiğimiz çalışmamızda olup, burada vurgulamak istediğimiz husus, o “âlim kul”un, Hızır diye birisi olmadığıdır.
Ama daha önemlisi, Hızır özelliklerine sahip bir varlığın mevcudiyeti Kur’an’a göre mümükün değildir:
Enbiya; 34, 35 :
SENDEN ÖNCE HİÇBİR İNSANA ÖLÜMSÜZLÜK VERMEDİK. Şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklar?
HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.
HADİSLERDE HIZIR:
Kehf suresinde Musa ile “âlim kul” kıssasını anlatan ayetlerin tefsirini (!) ve “İlim”i konu alan hadislerde, bu “âlim kul”un Hızır olduğu beyan edilmektedir. Metinleri çok uzun olduğu için Arapça ve meallerini örnek olarak buraya almadığımız bu mealdeki hadisler, hadis kitaplarının en sağlamı denilen Sahih-i Buhari’de bile vardır. Bu kitabın Kitabü-l Enbiya ve Kitabü-l İlim bölümlerinde Hızır’dan bahseden hadisler yer almakta ve bu “alim kul”un Hızır olduğu söylenmektedir. Ama Hadis İlminin (!) “Mevzuu Hadisler (uydurulmuş hadisler)” bölümü incelendiğinde ise, Hızır adı geçen hadislerin tümünün yalan ve uydurulmuş olduğunun MÜTTEFEKUN ALEYH olduğu, yani o hadis denen sözlerin yalan ve uydurma olduğunun OY BİRLİĞİ ile kabul edildiği görülmektedir. Bu sebeple tüm bu hadislere şüphe ile bakılır olmuştur.
TASAVVUF KİTAPLARINDA HIZIR:
İslâm dininin yegâne kaynağı olan Kur’an’da böyle bir varlığın mevcudiyetinden söz edilmemesine ve “Hızır” sözcüğünün Kur’an’da hiç yer almamasına karşılık, tüm tasavvuf ve tarikat çevrelerinde “Hızır”, bir inanç, bir ana unsur olarak yer almıştır. Bu çevrelerde; “âlim kul”un Hızır olduğu, Hızır’ın da Nebi olmayıp Velî olduğu kabul edilmekte, Kehf suresinde anlatılan kıssadaki “âlim kul”un Musa peygamberden bilgili olmasına dayalı olarak da Velî’nin Nebi’den üstün olduğuna inanılmaktadır. “Rüya”, “Keşif” gibi aslı astarı olmayan safsataları kendilerine temel kaynak edinmiş olan bu çevreler, Hızır adındaki uydurma kişiliği de kendilerine sermaye yapmışlar ve bu konuyu çok eskiden beri, dini bilmeyenler üzerindeki sömürülerinde ilâve bir malzeme olarak kullanmışlardır.
Hızır hakkında bir çok yalan ve yanlış olaylar uydurulmuş, bu olayları konu alan belki de yüzlerce kitap yazılmıştır. Meselâ; İmam-ı Gazalî tarafından yazılmış ve Hızır’ın bazı tasavvuf erbabıyla görüşmelerini nakleden İhyâ; Muhydidîn-i Arabî tarafından yazılmış ve Hızır’la bir çok kez karşılaşıp konuştuklarını anlattığı Futuhât; Hacı Bektaş Velî tarafından yazılmış ve Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı Makâlât; İmam-ı Rabbanî tarafından yazılmış ve yine Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı Mektûbât adlı eserler, bu kitaplardan birkaç tanesidir.
Bu meşhur kişilerin meşhur eserlerinin yanında piyasada dolaşan yüzlerce tasavvuf ve tarikat kitapları ile evliya menkıbelerini konu alan kitaplarda, Hızır’dan ve onun kerametlerinden bahsedilmektedir.
İslâm dini ile hiç alâkası olmayan bu kitaplar, temsil ettikleri akımın ayrı bir din olduğunu göstermektedir. Hiçbir tasavvuf ve tarikat erbabı bunu açıkça ifade etmese de maalesef bu bir gerçektir. Çünkü tasavvuf ve tarikatlar incelendiğinde, onların İslâm dininden (Kur’an’dan) ayrı bir inanç temeline dayandıkları açık ve net bir şekilde görülmektedir. Böyle olmasına rağmen “din adamı” geçinen İslâm âlimleri(!) ise, saflık görünümü altına saklamaya çalıştıkları korkaklıkları ile, o sapık hazretlerin herzelerine kılıf hazırlamaya uğraşmaktadırlar.
Meselâ; Mevlâna unvanlı Celâleddin Rumî’ye ait olduğu söylenen kitaplar eğer gerçekten bu şahsa ait ise ve başta Mevlevîler olmak üzere diğer tarikat zümreleri tarafından baş tacı yapılmış olan Menâkıbu-l Arifin adlı kitapta yazılan rezillikler doğru ise, Celâleddin Rumî’nin Müslümanlığına yüz bin şahit az gelir. Ama hakkında “AŞK PEYGAMBERİ MEVLÂNA” diye kitap yazılan ve “aşk dini”nin peygamberi ilân edilen bu şahıs için hiçbir Müslüman “Ne peygamberi?” diye bir soru sormamakta, hiçbir “din adamı” kisveli zevat da tüm ülkede satışı yapılmakta olan kitap hakkında ve de bu şahsın Kur’an’a aykırı olarak Muhammed’den sonra peygamber ilân edilmesi karşısında bir söz söylememektedir.
Özetle ifade etmek gerekirse; Hızır inancı, İslâm dini ile uzaktan ve yakından alâkası olmayan ve ayrı bir sapık din olan tasavvuf ve tarikat kanalı ile Müslümanlar arasına sokulmuş pek çok sapık ve yanlış inançlardan birisidir.
SONUÇ OLARAK İSLÂM’DA HIZIR :
Hızır inancı, kışın bitişini ve baharın gelişini simgeleyen, havaya, suya ve toprağa hayalî bir “cemre (kor)”nin düştüğünü varsayan “cemre düşmesi” inancı gibi gerçek dışı bir inançtır.
Hızır inancı İslâmî bir inanç olmayıp, Zerdüştlük, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Şamanizm gibi, tahrif olduğu için batıl hâle gelmiş dinlerin mensuplarında görülen bir inançtır. Bu inanç, tamamen vehme dayalı ve uydurulmuş bir inanç olup, Müslümanlar arasına da sonradan sokulmuştur. İslâm dininin biricik kaynağı Kur’an’a göre de böyle bir kişi veya varlık yoktur.
Hakkı YILMAZ
Hakkı Yılmaz
hakkiyilmaz@istekuran.com
25 Ekim 2007, 10:57 tarihinde.
kainatta Allah’ın koyduğu kuralların nasıl işlediği, Musa peygambere bahsedilen ayetlerdeki örneklerle gösterilmiş ve anlatılmıştır…
bir takım rivayetlerde bahsedilen şahıs; hızır veya evliyadan biri kesinlikle değildir…
o hızır diye bilinen kişi, cebrail (as.) ve azrail (as) dır…
insan suretinde yeryüzüne gelmiş ve musâ’ya ana yazılımdan kendisine öğretildiği kadarını göstermiş ve geri dönmüştür…
nitekim bir insan (peygamber bile olsa) bir genci o gerekçe ile ve o şekilde öldürebilir mi?
hızır diye bahsedilen kişi (bana göre melektir) bu cinayeti işlediğinde musa peygamber ona itiraz etmiştir.
demek ki öldüren bir insan değildir….insan suretinde melektir….
“Allahın gizli icra ettiği bazı kanunların varlığını” ALLAH hızır diye tanımlanan birisi eli ile mi gösterir, yoksa meleklerinden biri aracılığıyla mı?… bunun iyi düşünülmesi gerekmektedir.
kanaatimizce hızır diye bilinen şahıs ne veli, ne de nebidir… o bir melektir… görevini yapmış tekrar geldiği yere dönmüştür…
acaba bir insan (hızır bile olsa???) kendi kararı ile bir başka insanı öldürebilir mi?
hem de anne ve babasını müşrik edecekti gerkçesi ile?
böyle bir kararı bir peygamber bile tek başına veremezken hem de….(zaten Hz. Musa da buna itiraz etmiştir. Kur’an böyle demektedir…..)
PEKİ NASIL OLUYOR BU? böyle bir kararı hızır denen kişi nasıl veriyor?..
bu mümkün müdür? bana göre mümkün değildir…
dolayısıyla bu bilge kişiye (Allah’ın kullarından bir kul olan o meleğe) hızır denildiği zaman bir kısım sufilerin ekmeğine yağ çalınmış olduğu ortadadır.. zira bu sefer onlar… “veliler nebilerden üstündür” gibi havalara giriyorlar ki bunu kabul edebilmemiz mümkün değildir…
sonuç olarak; hızır diye bilinen kişi bana göre bir melektir…. ne veli, ne peygamber ve ne de kendisine ölümsüzlük verilen bir insandır…
selam ve dua ile….
28 Ekim 2007, 00:33 tarihinde.
bu bilge kişi hakkında islam alimleri 4 ayrı görüş belirtmişlerdir…(doğrusunu elbette Allah bilir….)
1. kendisine ölümsüzlük verilen bir insan yani; “hızır” olduğu,
2. o dönemde yaşayan bir başka “peygamber” olduğu,
3. yine o dönemde yaşayan bir “veli” olduğu ve sonradan öldüğü,
4. son olarak da bir “melek” olduğu,
(hızır konusunda son dönemde yapılmış çalışmalar vardır… sütçü imam üniversitesinde bir hadis doçenti olan Abdulkadir Evgin bu konuyu araştırdı ve kitap olarak bastırdı veya bastıracak sanırım… ben bu çalışmayı okudum…)
benim kanaatim hızır diye bilinen şahsın bir melek olduğudur… görevini tamamlayıp geri dönmüştür….
nitekim;
1. gemiyi delmesi; genci öldürmesi ve duvarı tamir etmesinin nedenlerini açıklarken anlıyoruz ki bu kişi geleceği çok iyi bilmektedir…
geleceği ancak Allah’ın bildirdikleri bilir… O yolculuğu gerçekleştiren ve bir peygamber olan Musa bile, bilemeyip itiraz etmişken, bir velinin veya ölümsüz olduğu iddia edilen bir kişinin bilebilmesi söz konusu değidlir…
bunu ancak bir melek bilebilir… o da bildirildiği kadarıyla bilmektedir….
2. aynı şekilde duvar tamiri karşılığı ücret almaması ve bu yaptıklarını kendi görüşüyle yapmadığını söylemesi onun bir melek olduğunun diğer bir delilidir…
3. o bilge kulun melek olduğunun bir delili de; gelecekte yaşanacak olayları bildiği için Musa’ya: “sen benimle olmaya güç yetiremezsin, iç yüzünü bilemediğin konularda nasıl sabredersin” (kehf,67-68) demek suretiyle geleceği bildiğini ortaya koymaktadır ki geleceği bir peygamberin bilmesi düşünülemez.. zira musa bir peygamberdi ve geleceği ve olayların iç yüzünü bilemediği için bu itirazlarını sürdürmüştü…
görüleceği üzere bütün bu deliller o şahsın bir melek olduğuna işaret etmektedir…
sonuç olarak; bu zamana kadar yapılmış yorumların isabetli olmadığı anlaşılmaktadır… Hz. Musa’ya öğretmenlik yapan ve olayların iç yüzünün nasıl olduğunu kendisine verilmiş sınırlı bilgi kadarıyla öğreten bu kimse; ne veli, ne peygamber ve nede hızır diye ölümsüz bir varlıktır… bu; insan suretinde bir melektir…
selam ve dua ile….
29 Ekim 2007, 04:17 tarihinde.
Hz. Musa ile yolculuk eden kişi bir melekti… delillerim şunlardır. Bu delillerimi sıralıyorum…
1. Allah’ın “katımızdan bir rahmet verdik ve tarafımızdan bir ilim öğrettik” dediği (kehf, 65) ya bir peygamber, ya da melektir… zira velilere böyle bir ilim öğretildiğine dair Kur’an’da hiçbir bilgi yoktur…
2. Musa (as) o kişiye tabi olmayı istiyor. (kehf, 66) Bir peygamber başka bir peygambere veya bir veliye böyle bir taleple gidemeyeceğine göre, bu kişi ancak insan suretinde bir melek olabilir.…
3. Musa gibi bir peygambere karşı: “sen benimle beraber olmaya sabredemezsin. Aklının almadığı şeye nasıl sabredeceksin” (kehf, 67-68) diyen ancak bir melek olabilir… Musa gibi bir peygambere, ne başka bir peygamberin, ne de bir velinin böyle bir şey söylemesi zaten düşünülemez… söz konusu bile olamaz..
4. Bir peygamber veya veli kendi kararı ile bir gemiyi delebilir mi? (kehf, 71) delemez, ama o şahıs delmiştir. Allah’tan aldığı bilgi ile (ilm-i ledün) bunu yapmıştır… yani; bu bilgiyi ancak bir melek alıp, böyle bir şeyi emir üzere o uygulayabilir.
5. Bir peygamber veya veli, veyahut ölümsüz olduğu iddia edilen kişi suçsuz günahsız bir delikanlıyı o tür bir gerekçe ile öldürebilir mi? (kehf, 74) elbette öldüremez. Bunu ancak Allah’tan aldığı bilgi ile (ana yazılımdan kendisine öğretildiği kadar bir bilgi ile) bir melek yapabilir… bu tür bilgi ve böyle bir görev ancak bir meleğe verilebilir…
6. Duvarı tamir edip ücret almıyor ve Musa ya “bu seninle beni aramdaki fark” (kehf, 77-78) diyor.. yani; “sen bir insansın, ben bir meleğim… yemem, içmem, herhangi bir ücrete de talip olmam” demek istiyor… zaten böyle bir sözü, ancak yeme ve içme ihtiyacı olmayan bir melek söyleyebilir…
7. Musa zaten böyle bir kimse ile buluşmaya gideceğini ve o yerin neresi olduğunu tarif üzere biliyordu. Bu durum “demek aradığımız yer orasıydı” derken ve “izlerini takip edip geri dönmelerinden” (kehf, 64) anlaşılmaktadır… yani bu buluşma yeri kendisine vahiyle bildirilmiş olabilir.. o bu yolculuğa, Allah’ın emriyle meleklerin olaylara nasıl müdahale ettiklerini göstermek amacıyla çıkartılmıştır…
Hz. Peygamber de Cebrail ile birlikte Mi’rac yolculuğuna çıkmamış mıydı? Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum???… Musa ‘ya dünyadaki işleyiş, Hz. Peygamber’e de Ahiretteki işleyiş gösterilmiştir…
8. Yolculuğun sonun da bu kul (melek) “ben bunları kendiliğimden yapmadım” (kehf, 82) derken bu yaptıklarını Allah’ın emriyle yaptığını zaten ifade etmiştir… nitekim bu yapılanları hiçbir insanın yapma hakkı yoktur… yani; sorgusuz, sualsiz ve haksız yere bir genci öldürmek; veya bir gemiye hasar vermek; veyahut hazineyi o iyi adamın çocukları bulsun diye geleceği ve geçmişi bilerek duvarı tamir edip hiçbir ücret almamak gibi konularının iç yüzünü insanlar bilemezler… zira Hz. Musa’da işin iç yüzünü bilmediği için itiraz etmiş ama sonunda dünyada ki bu işleyişin nasıl olduğunu yakından öğrenme fırsatı bulmuştur… demek ki bütün bunları ancak Allah’tan aldığı emirleri yerine getiren bir melek yapabilir… ilm-i ledün’ün bir kısmına (özel bilgi, gayb bilgisi) ancak bir melek Allah’ın izniyle vakıf olabilir…
9. Hızır olduğu iddia edilen, ancak bize göre bir melek olan bu kişi Hz. Peygamber’e ait bir sözde: “Ey Musa! Ben Allah’ın ilminden bir ilme sahibim ki sen onu bilemezsin. Onu bana Allah öğretti” demiştir. (Buhârî, tefsir, 18/2; Müslim, Fedâil, 170, 172) Bir melek ancak Musa gibi bir peygambere böyle konuşabilir… Zira ne başka bir peygamber, ne de bir veli Musa’ya hitaben böyle bir konuşma yapabilirler.…
10. Hz. Musa, o şahsın suçsuz bir insanı öldürmesine itiraz edince o şahıs yani melek, gerekli açıklamayı yapmış ve Musa (as) yı ikna etmeyi başarmıştır… demek ki Hızır diye bilinen kişi Allah’ın emrilerini uygulayan bir melektir… ve bu çocuğu Allah’ın emriyle öldürmüştür… Musa da bu durum karşısında gerekli bilgiyi ondan alınca itiraz etmemiştir. Zaten böyle bir nedenle can alabilen, ancak görevli bir melek olabilir…
Selam ve dua ile….
01 Kasım 2007, 00:12 tarihinde.
selamlar,
“hızır” diye bilinen ve musa ile yolculuk yapan şahıs insan suretinde bir melektir… diyorum ve hala aynı kanaatteyim….
zira bu “hızır” kimliğini doğru bir şekilde çözmeden yol almak mümkün değildir… nitekim bu zamana kadar da yol alınamamıştır… bir sürü ciddiyetten uzak yorumlar yapılmıştır…
hızırın kim olduğunu iyice kavradıktan sonra kıssadan çıkartılacak derslere gelmek gerekir… zira ilk düğmeyi yanlış iliklerseniz çok yanlış yapmış olursunuz…
veya yanlış bir yola girerseniz de doğru yolu bulamanız çok zorlaşabilir..
özetle;
kanaatimizce bu kıssadan çıkartılacak ders ve can alıcı kısım şunlardır:
kainattaki muhteşem işleyiş…
olaylar arasındaki bağlantılar…
farkedemediğimiz ve fark edemeyeceğimiz gerçekler…
muhteşem denge ve uyum….
hayır sandığımız şerler….
şer sandığımız hayırlar…
her an değişip duran dengeler….
siz iyi olduğunuzda size ve çocuklarınıza ulaşacak hayırlar…
bir takım sırlar… sırlar… sırlar…
hiç bir şeyin asla ihmal edilmediği ama imhal edildiği…
her şeyin külli bir plan dahilinde işlediği…
her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünüldüğü….
bence can alıcı kısım buralar..
ve buradan çıkartacağımız dersler var……
nitekim;
hayata bakışımız…
Allah’ın büyüklüğünü kavrayışımız….
tevekkül anlayışımız…
Kur’an’ın mükemmelliği….
kararlılık… azim…. cesaret…. vs. vs…
bunlar üzerinde de düşünülmesini temenni ederim…
zira;
dünyada yaşadıklarımız, gizli olan ve iç yüzünü bilemediğimiz ama tevekkülü, sabrı ve teslimiyeti gerektiren ilahi planın bir parçasıdır…..
Hızır diye isimlendirilen melek geldi ve Musa’ya bu sırların bir kısmını öğretti,
şimdi kur’an da anlatılan bu kıssalar da bize bazı gerçekleri öğretiyor ve çok olumlu ve faydalı mesajlar veriyor….
inşaallah bu kıssalardan gereği gibi istifade edebiliriz…
selametle aziz dostlar…
02 Kasım 2007, 18:40 tarihinde.
selamünaleyküm..
kuran da hızır nerede ve naısıl bir şekilde gecmektedir.
konu hakkında biraz daha bilgi verirmisinz?
selametle
09 Aralık 2007, 23:13 tarihinde.
aleyküm selam,
Kur an da hızır diye bir kavram zaten yok… yorumlar var sadece…
ayrıntılar yukarıda mevcut…
selametle…
25 Mart 2008, 03:56 tarihinde.
muhakeme kardesim yuregine saglik ne guzelde aciklamissin Rabbim ilminizi arttirsin ins.kuran isiginda
17 Eylül 2008, 15:29 tarihinde.
Sayın Muhakeme,
Üstteki yorumunuzda:
“bir takım rivayetlerde bahsedilen şahıs; hızır veya evliyadan biri kesinlikle değildir…
o hızır diye bilinen kişi, cebrail (as.) ve azrail (as) dır…” diye öne sürmüşsünüz.
Benim öğrenmek istediğim AZRAİL adını nereden bulduğunuz ?
Kuran’da AZRAİL adı hiç geçmiyor.
Kuranda geçen;
32 Secde 11 melekul mevtillezi = ölüm meleği dir. Ayrıca diğer ayetlerde Melekler ve elçilerimiz olarak çoğul bildirilmiştir. Örn.: 7 Araf 37, 4 Nisa 97, 8 Enfal 50
Sonuç;
AZRAİL diye bir melek adı İslam’a bir yerlerden sonradan girmiştir.
Saygılarımla.
20 Eylül 2008, 03:13 tarihinde.
Hızır isimli kişi yazının başında anlatıldığı üzere mitolojik bir karakterdir. Bu karakterin anlatılagelen özellikleri kur’an da anlatılan kişiyle örtüşüyorsa yada yakınsa onun hızır olduğu tahmini yapılabilir. tabiki sadece olabilir cümlesidir bu kesinlik olamaz.
örnek verirsek Eski mısır, Yunan,Hint, kaynaklarında tufan öncesinde yaşamış ve bütün sanat zanaat ve bütün ilimlerin babası olarak “hermes” isimli kişiden bahsedilmektedir. 9. yy(yanılmıyorsam) alimi Farabi Bu kişinin kur’an da ismi geçen idris/ilyas peygamber olabileceğini yazmıştır.
Meryem Suresi 57
Onu üstün bir makama yücelttik. İdris a.s
Sâffât Suresi 129
Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, ilyas a.s.
20 Kasım 2008, 23:19 tarihinde.
Sitenizde bazı yerleri okuduğumda çok kafam karıştı.Örneğin HIZIR konusunda o kadar gereksiz ve çok şey yazılı ki.Hızır diye birşey olmadığını zaten bilmeyen yoktur.Ancak ”KUL DARALMAZSA HIZIR YETİŞMEZ’’sizce bunun anlamı nedir.Bu deyimide bilmeyen kullanmayan yoktur.Bunun manası Allah zorda darda kalana yardım eder.Tabiki Allah’ın bir adının da HIZIR olmadığını yine herkes bilir.Bu Allah’a olan güven ve itikattır.Diğer bir husus, İmam-ı Gazali,MEVLANA,İmam-ı Rabbani,Hacı Bektaş VELİ,Muhyittini Arabi gibi bizce değerli alimlerin saçma sapan uyduruk şeyler yazdığını yazmışsınız.Böyle bir sitede buna şaştım kaldım.Yanlış anladığımı düşünürseniz ,yanlış anlaşılmayacak ifadeler kullanın.Benim anlamadığım siz YENİ NESİL ALİMLER misiniz yoksa …Selam ve Saygılar sunarım yinede.(Site adını yanlış yazdığım için yeniden göndermek istedim, bilginize sunulur.)
15 Ocak 2010, 14:18 tarihinde.
Allah’ın selamı üzerinize olsun kardeşlerim.
Elbette ki Kur’anda Hızır ismi geçmemektedir, ancak bu isim altında sunulan değerler göz önünde bulundurulduğunda akla Kehf suresi,18/65 ayetinde “Orada kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğrettik.” Ayetinin sonundaki “Lütfumuzdan bir ilim öğrettik” sözünde “İlm-i leddun” ifadesi vardır. Bundan dolayı arif ve kâmil âlimler: “Leddun ilmini=Tevhid ilmini öğreten kişi Hızırdır” buyurmuşlardır. İslâm dini zahir ve batın yönleri olan bir bütünlüktür. Zahir yönünün öğrenilmesi ve öretilmesi şeriat ilmi iledir. Batın yönün öğretilmesi ise tevhid ilmi (leddun ilmi) iledir. Şeriat ve tevhid ilminin öğreticileri önclikle peygamberlerdir. Âdem aleyhisselamdan başlayıp Hz. Peygamber (s.a.v) efendimiz ile tamamlanmış zaman diliminden sonra, “Âlimler benim varislerimdir” hadis-i şerifi ile ifade edilen âlimler iki kısımda toplanmışlardır ki, bir kısmı sadece dinin zahir yönüne ilgi gösterip şeriat ilmini öğrenmiş ve öğretmektedirler. Diğer kısmı ise dinin zahir yönüyle birlikte batın yönüne de ilgi gösterme ile şeriat ve tevhid ilmini öğrenmişler ve öğretmektedirler. Örnek olarak; Selman farisi hazretleri: “Ben Allah’ın resulünden iki ilim öğrendim, birini herkes ile konuşur ve öğretirim, diğerini beni tenhada özel olarak ziyaret edenle konuşur ve ona öğretirim” sözüyle ifade ettiği şeriat ve tevhid ilimleridir. Her kim İslâm dinin batın yönünü öğreten kâmil öğretici (Mürşid-i kâmil) i bulursa Hızır’ı bulmuş olur. Bu anlamda, seçkin kâmillerden olan Hasan Fehmi Tezdoğan hazretleri, bir ilahisinin son kısmında:
Aşk oldu FEHMİ’nin yolunda rehber
Onunla eyledi Hızır’a sefer
Ondan etti ilm-i Ledünn’ü ezber
Bana ihsan etti ol Gani Mevlâ
sözlerini buyurmuştur. Yüce Allah, bu özelliği taşıyan Hızır’ı (kâmil mürşidi) arayan mümine aradığını ihsan eylesin. Âmin… Selâmlar.