Allah Kelimesi İslam Dininden Önce Biliniyor muydu?
Bu yazı Kuranda Çelişki Yoktur sitesinden alıntıdır.
Vatan gazetesinde köşesinde “Eli, İlah, Allah” başlıklı yazısında bu konuya değinen Zülfü Livaneli, katıldığı bir toplantıda ilahiyatçılarla yaşadığı bir diyalogu şöyle aktarıyor:
Yıllar önce Çorum’da katıldığım bir toplantıda İlahiyat hocaları da vardı.
Ben konuşmamda Allah adının, Hz. Muhammed’ten önce de var olduğunu söyleyince şiddetle itiraz ettiler.
“Nasıl olur?” dediler.
Ben de onlara basit bir soru sordum:
“Peki Hz. Muhammed’in babasının adı neydi?”
“Abdullah!” dediler ve der demez de önlerine baktılar.
Abdullah; yani Allah’ın kulu.
Bu konuda sayın Livaneli’nin tespiti doğru, buna itiraz ettiği iddia edilen ilahiyatçıların ise itirazları yanlıştır. Bu konuda daha önce de “Ay Kültü” başlıklı bir yazı bu sitede yayınlanmıştı.
Bir çok ayetten, İslam dini geldiğinde Allah kavramının ve kelimesinin müşrikler tarafından bilindiği anlaşılmaktadır. Zaten müşrik kelimesinin anlamı, Allah’a şirk koşan demektir. Yani ortada bir Allah bilgisi vardır bunun yanında müşrikler başka ilahlar da edinmişlerdir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” (39 Zümer Suresi - 3)
Dikkat edilirse burada müşrikler Allah’ı inkar etmemektedir. Araya bazı aracılar koyarak ona yaklaşacaklarına inanmaktadırlar. Bu ayetten de o dönemde müşriklerin Allah kavramı ve kelimesini bildikleri anlaşılmaktadır. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Allah inancı İslam dini ile ortaya çıkmamıştır. İnsanlık tarihi boyunca yaşamış tüm topluluklarda doğru yada yanlış Allah inancı olmuş ve bu inancı ifade etmek için de kendi dillerinde bu kavramlara ilişkin kelimeler kullanılmıştır.
Arap dilinde de “Allah” kelimesi hep var olmuştur. Allah kelimesi köken olarak “İlah” kelimesinden gelir. “El- İlah” ifadesi daha sonradan “Allah” olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır. ingilizce bilenler bu ifadeyi daha iyi anlayacaktır. “The God” gibi bir anlam taşımaktadır. Yani belli bir ilah, bilinen ilah, gerçek ilah demektir.
Bu aslında sadece Arap dilinde var olan bir kelime de değildir. Aynı dil ailesinden olan Aramice ve İbranicede de “ilah” kelimesi bulunmaktadır. Hz. İsa’nın anadili olan Aramicede “Allah” kelimsenin karşılığı “ilah” kelimesidir. Hatta buna çok yakın telaffuz edilir. Bu konuda Aramice bir sözlüğe ulaşamayanlara bir filmi kaynak olarak gösterebiliriz. Mel Gibson’un yönettiği “Passion” filminde, konu orijinali gibi olması için o dönemde konuşulan diller seçilmiştir. Filmde, İsa rolünde oynayan kişi de Aramice konuşmaktadır. Bu filmde bir çok yerde Tanrı kelimesi kullanırken Aramice “İlah” şeklinde telaffuz edilir. (Bu filmi seyretme imkanı bulunanlar, Hz. İsa rolündeki kişinin çarmıha gerildiği sahnede, Aramice Allah’a dua ederken “İlah” diye seslendiğini duyabilirler, yine benzer bir şeyi Yahudi rolündeki kişinin Hz. İsa’yı sorgularken, “Sen Allah’ın oğlu musun?” diye sorarken, yine Aramice “ilah” kelimesini kullandığını duyabilirsiniz.”)
İbranicede ise “Elohim” dir ki, bu da “İlah” kelimesinden gelmektedir.
Sonuçta Hıristiyanların da, Yahudilerin de, Müslümanların da taptıkları tanrı tek ilah olan Allah’tır ve kendilerini yaratana dua ederlerken aynı kelime ile dua ederler. Zülfü livaneli’nin yazısında dikkat çektiği başka bir nokta bu açıdan önemli diye düşünüyorum. Sayın Livaneli şöyle diyor:
“Bütün dinler ve bütün peygamberler insanları doğru yola, güzel ahlaka çağırmış; “Öldürmeyeceksin!” demiş ama insanoğlu o kadar garip ki bu buyruğu bile kendine göre yorumlayıp, kan dökmeye vesile ediyor.
Ve böylece en kutsal dini kavramları bile kendi içindeki karanlık vahşeti tatmin etmek için kullanıyor.”
Bu 3 kitaplı dinin mensupları aynı Allah’a iman etmektedirler. Hatta aynı kelimelerle ona seslenmektedirler. Buna rağmen 3 ayrı dinin mensupları din adına birbirlerini öldürmekteler. Fakat burada eksik bir noktayı tamamlamak istiyorum. Bu 3 din içinde saldırgan olan taraf emperyalist duygularla hareket edenlerdir. Bu saldırganlıklarına dini motivasyon aracı olarak kullanmaktadırlar. Müslümanlar ise saldırılan taraftır ve kendini savunma duygusu içinde bu savaşa taraf olma durumunda bırakılmışlardır. Bu savaşı bir tarafı olarak gösterilirken müslümanlara haksızlık yapılmaktadır. yüzyıllar öncesinden Rabbimiz Kuran’da tüm kitap ehline bir çağrı yaparak bu ortak kelimeye çağırmaktadır:
De ki: “Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.”( 3 Ali İmran- 64)
Gerçekten de Allah kelimesi bu üç din için ortak bir kelimedir. Dünya barışının temelinde de bu kelime olacaktır. Dinler bu kelime üzerinde ittifak ettiklerinde diğer detayları çözebileceklerini düşünüyorum.
Müslümanlar, kitap ehlinden sağ duyu sahibi olanlarla bu kelime etrafında bir ittifak oluşturabileceğine inanıyorum. Tüm Hıristiyan yada tüm Yahudileri aynı olmadığını bilmek ve içlerinde uzlaşa kültürüne sahip olanlara bu çağrıyı ulaştırmak önemli bir görevdir.
09 Şubat 2008, 17:12 tarihinde.
Selamunaleyküm, saygıdeğer sunucu, yahudi ve hıristiyanları kitap ehli olarak, kendinizi de müslümanlar olarak niteliyorsunuz.Yoksa sizler kitap ehli değilmisiniz?, sizin inandığınız Kur’an kitap değilmi?, 3 dinin inandığı tek ve aynı ALLAH’dır diyorsunuz,tek ALLAH inancı doğru ama 3 din yoktur ki, bir tek din vardır.ALLAH bir ise din de bir olmalı değilmi efendim.Tüm yahudi ve hıristiyanlar bir olmadığı gibi, tüm müslümanlar da bir değildir.Aslında her insanın inancı ve o inanca bakış ve yaşayışları bir gibi gözükse de farklı farklıdır.Ama gaye ALLAH rızası ve ALLAH’a tapınmak olması önemli faktördür bence.Sadece gidiş güzergahları ya da vasıtaları farklı olabilir.Önemli olan birbirimizi sevmek, saygılı olmak, ALLAH’A halis kullar olmaya çalışmak değilmidir?.ALLAH’ın vahyettiği kitaplara, tahrif edilmiştir, okumayın, kafir olursunuz, Kur’an önceki kitapları neshetti demek ne kadar yanlış.Halbuki Kur’anın hiçbir ayetinde böyle bir anlam olmadığı gibi, aksine o kitapları doğruladığı bir çok ayette göze çarpar.Hatta bir ayette, “Ey peygamber, sana indirdiğimizden şüpheye düşersen, senden önce kitap verilenlere sor” diyor!!!. ALLAH’dan gelen tüm kitapların (TEVRAT-İNCİL-KUR’AN) hepsini okudum ve iman ettim.ALLAH’ın sözlerini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez, hiç kimse buna zaten cüret de edemez.Ben o kitaplarda bir yanlışlık, bir küfür veya eğrilik bulamadım, aksine Allah’ın sevgi olduğunu, her şeyi sevgiden yarattığını, birbirimizi sevmemiz gerektiğini öğrendim.Küfür sayılan bazı terimlerin mecazi olduğu, yani harfi anlamda değil, ruhi anlamda olduğu, incelendiğinde anlaşılacaktır.Sevgiyle kalın efendim…ALLAH C.C.cümlemizi nefislerimizin şerrinden korusun, AMİN…
09 Nisan 2008, 04:24 tarihinde.
Yorumcu arkadaşıma bir yorum.
‘Allah inancı’ tüm anlayışlarda farklılıklar içerebilir. Hatta bireysel düzlemde bile farklı bir ‘Allah’ inancından bahsetmek mümkündür. Algı düzeyindeki farklılıklar elbette ki ‘genel anlayıştan’ kopmadığı sürece anlamlıdır. Küçük farklılıklar, lezzettir.
İslâm, İlahı reddetmiştir. İlahın varlığında türetilmiş tüm ilahları da yok saymış, La ilah-illa-ALLAH diyerek noktayı koymuştur. Bu söylemle, tüm ilahların ‘mit’ olduğu var sayılmıştır. Bu süreç, arap kavimlerinin çok tanrıcı anlayıştan, tek tanrılı anlayışa geçmesini sağlamıştır. Çağrı sadece Arap kavimlerine yapılmış gözükse de, tüm insanlığa iletilmesi istenen bir çağrıdır. Evrenseldir.
Muhammed Peygamber ile, tüm ehli kitap, tek olan Allah inancında birleşmeye davet edilmiştir. Bu davetin, daha önce de yapıldığına örnek olarak, önceki vahiyler gösterilmiştir. Evvelki vahiylerde de aynı çağrı, tıpkı kendisinden öncekiler gibi yinelenmiş, doğrulaması yine kendisinden öncekilerle desteklenmiştir.
Ancak ‘çağrılar’ farklı yöntemlerle ‘tahrif’ edilmiş, ayıklanması imkânsız bir bütüne (kitap) dönüştürülmüştür. Tahrif edilmiş kısımlar ‘Rab’ bin sözleri değildir. Bozulan şey, eklemeler ve çıkarmalar yapmak suretiyle, bir bütün haline getirilmiş kitap ve anlayıştır. Bu anlayış Kuran hükümleriyle, Allah tarafından da bildirilmiş, insanlar uyarılmıştır. İncil, Tevrat ve Kuran, tek bir Allah’ın varlığına işaret eden kısımlarıyla aynı söylemi doğrulamaktadırlar. Bunun yanına yapılan (iyi ya da kötü niyetli) eklemeler bütünlüğü yıpratmış, temelini sarsmıştır.
Kitapların değişip değişmediğini tartışmak, bizi anlamlı bir sonuca götürmeyecektir. Tartışılması gereken şey, bütün olarak iletilen mesajın algı boyutunun değişip değişmediğidir. Sözcük sayılarına, anlamsız matematik formüllere girilerek yapılan ‘orijinal’lik tartışmaları, komik ve düzeysizdir. En basit hikâye kitapları dahi böylesine kutsallaştırmalarla, ilahi metinlere dönüştürülebilir.
Kuran sözcükler düzeyinde değişmiştir ya da değişmemiştir tartışması da aynı bağlamda anlamsızdır. Bir bütün olarak algılanamayan Kuran da maalesef değişmiştir. Biliyorum. Bu yeni bir tartışma konusu olabilir. Ancak benim niyetim burada Kuran’ın değişip değişmediğini tartışmak değildir. Tartışılan konu, bütün bir anlayıştır.
Kuran, anlam bütünlüğü kapsamında ele alındığında tam bir denge içerir. Dil açısından incelendiğinde mükemmele ulaşır. Konuların anlam bütünlüğü, açılımların yeni açılımlar ile desteklenmesi ve konuyu kapama süreçleri son derece etkileyicidir. Anlatılan tüm olaylar farklı bakış açılarıyla her düzeyde yeniden ele alınmış, tüm algı düzeylerini kapsayıcı olarak düzenlenmiştir. Sadece bu bile Kuran’ın neden değiştirilemeyeceğine iyi bir örnektir. Bunu yaptığınız anda, Charles Dickens’in ‘İki şehrin Hikayesi’ adlı eserinin arasına, yemek tariflerini sıkıştırmış olursunuz. Aynen diğer kutsal kitaplarda örneklerini gördüğümüz gibi.
Kısa bir tanımla, Allah’ın sözleri değişmemiştir. Allah, sözlerini, sonsuzluk perdesinde algılanacak boyutta söylemiştir. Ancak, sözcükleri yeterli bulmayan ‘alim’ler bunlara farklı eklemeler yapmak ve bazılarını çıkartmak suretiyle yeni bir anlayış oluşturmuşlar ve bunları farklı ‘din’ler olarak sunmuşlardır. Bu tahrif sürecinden geçen yeni anlayış, kendi kitabını yazmakta zorlanmamıştır.
Tevrattan alıntı (Yaratılış 19)
29 Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahim’i anımsamış ve Lut’un yaşadığı kentleri yok ederken Lut’u bu felaketin dışına çıkarmıştı.
30 Lut Soar’da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31 Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32 Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.”
33 O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
34 Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.”
35 O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
36 Böylece Lut’un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar.
37 Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlılar’ın atasıdır.
38 Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular’ın atasıdır.
Gördüğünüz üzere, LUT peygamber kızlarının her ikisiyle de yatmış, hamile bırakmış, güya soy bu şekilde devam etmiştir. Şimdi bu okuduklarımızı, bırakın erdem, ahlak, şeref bağlamında değerlendirmeyi, en basit, en aşağı, en adi ahlak kurallarıyla ölçmeye kalkın. Bu derece ahlaksızlığı bir elçiye, bir peygambere yakıştırmak, her ne pahasına olursa olsun hiçbir ölçüye sığmayacak derecede aşağılık bir iştir.
İşte bu ve benzer eklemeler ile Tevrat’ın bütünlüğü sarsılmıştır. Oluşturulan din ise zorla kabul ettirilmiştir.
İncilden alıntı, (Matta 3)
16 İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. O anda gökler açıldı ve İsa, Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin gibi inip üzerine konduğunu gördü.
17 Göklerden gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum” dedi.
Tevrat’tan ve İncil’den farklı örnekler vermek mümkün. Örnekleri uzatmayacağım. Hele ki ‘Tanrı’ nın insan kılığında Yakup peygamber ile güreşmesi ve yenemeyeceğini anlayınca ‘hile’ yapıp uyluk kemiğini sakatlamasını anlattığı bölüm ayrı bir şenaattir.
Bahsedilen ‘tahrif’ kitabın tümünün değiştirilmesi değildir. Bununla birlikte, kitapların bozulmadığını ve aynen ilk şekliyle korunduğunu savunmak saf bir şekilde yukarıdaki alıntıları aynen ‘ikrar’ etmek demektir ki, bunu yapmaya şahsen benim gönlüm elvermiyor.
Aynı şey Kuran’a da yapılmaya çalışılmışsa da, kötü tecrübelerden kaynaklanan nedenlerden ötürü başarılı olunamamıştır. Bu başarısızlık, kitabın değiştirilmesinde yaşanmış, ancak toptan anlayışın değiştirilmesinde kısmen de olsa başarıya dönüştürülmüştür. İşte ‘Hadis’ adı verilen sözler ile peygamberlerin alçaltılması, küçük görülmesi. İşte farklı ‘mezhep’ uygulamaları ile ibadetin küçültülmesi, yabancılaştırılması…‘Bidat’ adı verilen saçmalıklara ise hiç girmeyeceğim bile. Hele ki, evliyalar, erenler, şeyhler, mürşidler kısmı ayrı bir şenlik yeri…
Allah’ın emri birdir. Din tektir. Ancak;
• Kendilerine ‘Yahudi’ diyerek, peygamberlere en adi ahlaksızlığı yakıştıran Tevratçılar,
• Gönderdiği elçiyi Allah’ın oğlu sayıp ona tapınmak suretiyle şirk günahını işleyen İncilciler,
• Kuran anlayışını terk edip onun yerine, hadislerle ‘amel’ eden, Allah’a tapınmak yerine, şeyhlerine, şıhlarına ve bilumum şefaatçilerine tapınan kalburcular, bu birliğin dışındadır. Zira bu anlayışa sahip insanların hepsi, istisnasız, sadece kendilerinin cenneti hak ettiğini, yek diğerinin cezayı hak ettiğini rahatça ifade etmektedirler.
Bu anlayışın insanları, kendileri gibi düşünmeyen her düşünceyi öldürmeyi dindarlık, bu uğurda ölmeyi d şehitlik saymışlardır. Allah’ın emrinden kopuk her yeni din anlayışı, şirk temelini atan bir tuğladır.
SONUÇ:
Bir sözün Tanrısal olup olmadığı ancak bir bütün içinde kavranabilir. Bütünselliğin tamamen sarsıldığı anlayışları takip etmek bireysel yanlışa götürür. Ancak Allah’ın emirlerinin değişmezliğinin, evvelki vahiyler ile sınanması, yüksek derecede tahribata uğramış olmasına karşın doğrulanabilir olması, muhteşem bir bakış açısı oluşturur. Önceki vahiylerle sınanma, onların bozulmadığını göstermez. Tüm bozulmuşluğuna rağmen, Allah’ın emirlerinin değişmezliğini, insanoğlunun inkarını gösterir. Yangın yerinde, bozulmayan, parlayan elmas gibi, gerçekliğini haykırır.
25 Eylül 2008, 06:36 tarihinde.
İslam öncesi arap dini karma bir dindir. Doğu’da hint dinleri, yukarısında sabiiler, hristiyanlık ve musevilik bölgenin bilinen dinleridir.
Eski Arap dininde;
1- En büyük tanrı Al’lah tır. Kur’an da “onlara sorarsan bizi Allah’a yaklaştırsın diye putlara tapıyoruz derler” -tamamını ve yerini hatırlamıyorum- benzeri bir ayet vardır.
2- Onun 3 kızı vardır.
Al’Lat - Kore Q’re ( tanrıça) Bütün tanrıların anası
Al’Uzza ( büyük Ana)
Sabah yıldızı olarak geçen Venüs ve ayın ışığını; onun güzelliğinden, içtenliğinden, zarafetinden aldığı söylenmiştir.
Menat (Shayah/ Şayba)
Hub-Al (aşk/aşık gibi bir manaya geldiği ve ay tanrısı olduğu söylenmiştir. bu sebepten eski eserlerde hilal ile sembolize edilmiştir.
Bunlar bizimde bildiğimiz Kuran’da himmet beklenilmesi, bunlar için dua edilmesi yasaklanmış olan putların isimleridir.
3- Kabe kutsaldır. putlar bu yüzden içerisine konmaktadır.(neden kutsaldır bilgim yok)
4- kabenin köşesindeki hacer-ül esvet taşının Mt. kalish tepesine baktığı söylenmiştir( kaynak almanca yanlış anlamış olabilirim.) Eski mısır’da piramitlerinin en tepesine tanrının kemiği olarak dile getirilen taşlar yerleştirilmiştir. (i.ö. 1000′li yıllarda tamamının kaybolduğu/çalındığı geçmektedir eski yunan eserlerinde.
5- oruç, hac, namaz( nasıl bir şekilde olduğunu bilmiyorum) olduğu söylenmektedir. dua ederken koların açılıp ellerin avuç içleri yukarıya bakcak şekilde tutulduğu kalan heykellerden anlaşılmaktadır.
Bu döneme ait çok fazla bilgi günümüze gelememiştir. En fazla bilgiyi, Sultan Selim’in seferlerinde toplattığı islam önceci şairlerin şiirleri sunmaktadır. bu şiirler istanbul’da günümzde de arşivlerde tutulmaktadır.
saygılar
25 Eylül 2008, 13:27 tarihinde.
Yorumlara katılıyorum. Ayrıca, “Lâ ilâhe İllallah” cümlesi Allah’tan başka ilah yoktur demek değildir. Biraz daha açarsak “LÂ İLAHE”= “İLAH YOKTUR” ve “İLLÂ ALLAH”=”SADECE ALLAH VARDIR” . Son şeklini verirsek cümlenin “İlah yoktur sadece Allah vardır” anlamında olduğu kanaatindeyim.