İLLE DE KURÂN!
28 Mayıs 2009Neyzen SEMAZEN
Kurân Müslümanı blogunda bir çok makalemizi yayınlamış ve makale altlarında bir çok yorum kaleme almışız.
Neyzen SEMAZEN
Kurân Müslümanı blogunda bir çok makalemizi yayınlamış ve makale altlarında bir çok yorum kaleme almışız.
Hıristiyanların Tanrıyı üçlemesine haklı olarak şirk diyen “Müslüman”(!) çoğunluğun kaç tanrısı vardır ?
“La ilahe illallah” demekle tevhide yönelmiş olur muyuz ?
Bu yazıda, insanın üç gizli tanrısına değineceğiz.
“Tanrı” veya “İlah” deyince, gökyüzünde oturan, kızan, öfkelenen, sevinen, darılan, ara sıra insanlara vahyedip sonra istirahate çekilen “insanımsı” vasıflarla donanmış bir “şey”i tasavvur edenler için zor bir konu bu…
Çünkü, kendilerinin bilerek veya bilmeyerek “kulluk” ettikleri ve yukarıdaki tanıma hiç uymayan üç gizli tanrıdan bahsedeceğiz.
Sonra, şirk ve müşriklik denildiğinde “heykellerin” önünde tapınmayı anlayanlar için de zor bir konu. Çünkü, O yüce Yaratıcının var kıldığı hiçbir insan durduk yere bir taş parçasına tapacak kadar “salak” değildir. Müşrikler, başka bir gezegenin “zeka özürlü” varlıkları olmadıklarına göre, apaçık gerçeği görmezden gelmelerine sebep teşkil eden şey, heykellerin sanatsal yapılarından başka bir şey olmalıdır. Yazının tamamını okuyun »
Sorgulamaksızın, aklı işletmeksizin ezber edilen verilere göre İslam’ın şartı 5’tir. Şöyle söylenir ve öğretilir:
1 – Kelime-i Şahadet
2 – Namaz Kılmak
3 – Oruç tutmak
4 – Hacca gitmek
5 – Zekat vermek
Ezberciye göre sıralamanın değişmesi bile “küfr” alameti olabilir. Şahadet’in “şahitlik / tanıklık” olduğunu unutanlar, inanç ile tanıklık arasındaki farkı gözetemeyenler, “kelime-i şahadet” ile, Hz. Muhammed’in peygamberliğine “şahit” olduklarını söylerler. Onlar, buna şahit olmadıklarını ve olamayacaklarını, ancak “inanabileceklerini” düşünemeyen kimselerdir. Allah’ın birliğine şahitlik ise, gören gözü, işiten kulağı olanlar için, direksiz yükseltilen göğe, deveye, kendi nefislerine, güneşe, aya, yıldıza en netice alemlere nazar etmek ve yerlerin ve göklerin yaratılışı hakkında derinden derine düşünmekle mümkündür. Yazının tamamını okuyun »
Neyzen Semazen Makaleleri 1. e-kitap:
e-kitap: http://hanifdostlar.org/ns/ns_makaleler1.rar
(pdf): http://hanifdostlar.org/ns/ns_makaleler1.pdf
Neyzen SEMAZEN
Şu halde, A’raf:158’e -Peygamber Efendimize- gelebiliriz artık!
Âyet, çok değişik bir kurguya sahip! Hakikaten, çok değişik!!
Yorum hakkı tanımayan; tafsilata boğmaya veya surda bir gedik açmaya çalışacaklara göz açtırmayan deliksiz bir kilit sistemi var!!
Bahsettiğimiz kilit sistemi algılanabilsin diye, gökten zembille inmeye mecbur kaldık! Meseleyi, Elvah’dan alıp buralara kadar getirdik.
158. âyet “Kul: Söyle” ile başlıyor.. Söyleyen Resullullah ve söyleten Cenabı Allah!
A’raf:158- “Kul yâ eyyühe’n-nâs,….. De ki; Ey İnsanlar……”
“… innî Resulullahi ileyküm cemiy’an…… muhakkak ki ben sizin hepiniz için (gönderilmiş) Allah’ın resulüyüm..”
Bu kadarı âyetin birinci kısmıdır ve peygamberimiz “Kul” emriyle, birinci tekil şahıs olarak (İnnî) risâletini ilan etmektedir.
Âyetin ikinci bölümünde konu değişmemesine rağmen “özne” değişmektedir! İlginç olan da budur!
A’raf:158- “…fe-âminû billahi ve resulihi’n-nebiyyi’l-ümmiyyi’llezî …”
Görüldüğü gibi, âyetin bu kısmında özne değişmiştir ve âyetin başında Peygamberimizden “Ben Resullulah” diye bahis varken, âyetin ikinci kısmında “O Resullullah” olmuştur! Aynı âyetin içinde ve “Kul: De ki” emrine rağmen!
Bu noktadan sonrasını anlayabilmek ve anlatabilmek hiç kolay değil!!
Kuran, Arap diliyle inmiştir. İndirilen son Kitapla, bir kez daha yüceltilen İslam dininin uluslararası dili Arapça olmuştur. Müzzemmil suresinin 4. Ayeti Kuran’ın ağır ağır, düşüne düşüne okunulmasını buyurmaktadır. Düşüne düşüne okumak için bilenler Arapça okuyacaktır. Arapça bilinmiyorsa bize verilen akılla hatalarını düzelterek ana dilimizdeki çevirileri okunacaktır.
Türkçe Kuran çevirilerinde karşımıza, Arapça’da bulunan İLAH sözcüğünü karşılamak üzere Türkçe ‘tanrı’ sözcüğünün sıklıkla kullanıldığı çıkmaktadır. Kuran’a göre tek ilah Allah’tır. Diğer tapınılan ilahların hepsi yaratılmıştır (Kuran 16 Nahl 20-22). Diğer tapınılanları karşılamak üzere kolaya kaçılarak TANRI sıklıkla kullanılmaktadır.
Neyzen SEMAZEN
Bunun için Bakara sûresine dönüyoruz ve Hz. Musa’ya Elvah’ın verilmesinden sonra, bir tarihte cereyan eden olaya bakıyoruz.
Bakara:67- “Ve iz kâle Musâ likavmihî…….”
Kavim için yeni bir imtihan başlıyor… İlâhi emirle bir inek kesmeleri isteniyor!
Bakara:68- “Kâlü’d’u lenâ rabbeke yübeyyin lenâ mâ hiye….??”
Kavim, çok “tafsilatçı”… Hemen, ineğin kara kaşını kara gözünü sormaya başlıyorlar bile…
Aynı âyetin (68) içinde, sorularına karşılık verildiği bilgisine ulaşıyoruz..
Bakara:68- “………… kâle inneHÛ yekuulü…. (Hz. Musa) dedi ki Rabb şüphesiz şöyle diyor….”
Anlatıma dikkat edilecek olursa ve ELVAH MODEL’e ilişkin söylenenler hatırlanırsa; Bakara:67’den itibaren yeni detaylar yakalamak kolaylaşacaktır…
Neyzen SEMAZEN
İşte bu cümlelerimizle ELVAH’ın ne olduğuna dair yeni bir önerme getiriyoruz.
Rabbimizin Hz. Mûsa’ya diğer vahiy modelleri dışında bir de ELVAH ile yazılı ve –teşbihte hata olmaz- “on-line” mesaj iletme modeli sunduğunu iddia ediyoruz!
İlâve deliller sunmadan önce, ELVAH MODEL’in işleyişini açıklığa kavuşturalım…
ELVAH’ta, Tûr’da teslim alınırken bir “yazılı olanlar” var ve bir de Hz. Musa’nın vefatına kadar geçecek sürede hâdiselere bağlı olarak “interaktif yazılacak olanlar” var…
Yani, 145. âyete göre Elvah çift yönlü:
a) “min külli şey’in MEVIZA” (Durağan, temel veriler…)
b) “TAFSIYLEN likülli şey’in” (Online, akmaya devam eden veriler…)
Şimdi, bu ELVAH MODEL önermesini kavrayabilmek için A’raf Sûresi’nin başlarına dönelim ve oradaki diyalogları inceleyelim…
Neyzen SEMAZEN
Peki, Rabbimiz bize neden bu kadar çok detay veriyor?!
Yâni, Hz. Musa’ya sadece Levhaların verildiği bilgisi bizler için yeterli olmaz mıydı?
Önce, Hz. Musa’ya Levhaların verilmesi ve onun Levhaları “kuvvetle” tutması….. (145)
Ardından öfkelenip Hz. Harun’un üzerine yürüdüğünde Levhaları bir kenara bırakması… (150)
Daha sonra, öfkesi yatıştığında Levhaları tekrar eline alması…. (154)
“Tutmak, Bırakmak ve Almak”a ait neden bu kadar çok detay…??????
Bu arada, 154. âyetten Levhalara hiçbir şey olmadığını (kırılmadığını) anladık mı??
Çünkü, ELVÂH’ı (çoğul) tekrar eline aldı; LEVH’ı (Tekil) değil!!!
Fırlatıp atmadığını da anlamışızdır umarım???
Hele hele, tarihte bazıları Hz. Musa’ya verilen ELVAH’ın iki adet LEVH’dan ibaret olduğunu söylemişler ki, bunu aslında telaffuz etmeye bile değmez!!
Şimdi, yoğun soru işaretlerimizi tâkip ederek merakımızı giderecek önermeler geliştirmeye ve ufkumuzu açacak bir model geliştirmeye çalışalım…
Bu arada unutmayalım; Son Peygamber’in “Son” oluşunun peşindeyiz!
150. âyete tekrar dönelim…
Neyzen SEMAZEN
Peygamberlik bitmiştir!
Bu konudaki tereddütler îmanî ve ilmî zaafiyetlerin işaretidir!
İnsanoğlu ilimle imanı, akılla vahyi harmanlamayı bir türlü başaramamaktadır.. Bu yüzden tereddüt ve kuşku üretmek imanın sıhhatine hizmet eden ilmî bir ameliye zannedilmektedir…
Oysa, dînî alanda ilme yer vardır ve fakat tereddütlere, kuşkulara yer yoktur!
Yani, ilimden iman çıkartmayı hedefleyemezsiniz ama imandan ilim çıkartabilirsiniz!
Eğer, ilimden iman çıkartmak mümkün olsaydı; peygamberlere ve ilâhî kitaplara ihtiyaç olmazdı..
Bilakis, ilmin kaynağında da yine o peygamberler ve ilahî kitaplar vardır…
İnsanlık için dini oluşturma (ikmal etme) serüveni Hz. Muhammed Mustafa (A.S.) ile son bulmuştur!
İlahî senaryo din oluşturma serüvenini binlerce yılı aşmış olsa da “sınırlı süreli” kılmıştır.
Din ikmal olmuştur!
Peygamberlik bitmiştir!
Bazı analizler (?) geliştirirek ve Kurân’a dayanarak (!) insanlığın peygamberlere ihtiyacının devam ettiğini iddia etmek imana uzaktır ve ilme de yakın değildir!!
Selam,
bir değerli arkadaş, Kur’an’da ” vakitleri belirlenmiş ” , ” kıyamlı-rükulu-sücudlu ” namazın olduğundan o kadar emin olmayınız demişti bana. kısıtlı sürelerde bakabildiğim için, yanıt vermeye fırsatım olmadı.
Arkadaşım, eminim hem de kesin olarak eminim ki : Kur’an’da ” vakitleri belirlenmiş ” , ” kıyamlı-rükulu-sücudlu ” namaz vardır.( defalarca da gösterildi…) yani namaz, kıyamlı salatlardan BİRİ dir. bundan katiyyen şüphem yoktur ve tüm bu tartışmalar da benim bu konudaki imanımı arttırmıştır ancak…
Bir TEK örnek vermek gerekirse, şöyleki :
Eğer, Kur’an’da açıkça emir buyrulan ” kıyamlı-rükulu-sücud ” kelimelerinden hiçbiri ” namaz ” anlamına gelmiyorsa ( savunulmaya çalışıldığı gibi…) o halde ve bu durumda bir yetimin başını okşamak, onu koruyup kollamak için, Peygamber(ler)i desteklemek için, zulme, şirke dur demek için, her türlü zulme, baskıya, haksızlığa karşı kıyam edebilmek, direnebilmek, bu konuda gerekirse kıtal yapabilmek, hakkı ve sabrı tavsiyeleşmek için, salat kavramı içine girecek tüm hâyır eylem ve fiillerinde bulunabilmek için, evet bunları yapmak için, bunları yapabilmek için ÖNCELİKLE ::::yüzümüzü, ellerimizi dirseklere kadar yıkamak, başımızı ve ayaklarımızı mesh etmek vd.vd.( maide 6…) yapmak gerekiyor…( o halde ve bu durumda…) bu sizce de makul mu? Bir yetimin başını okşamak, onu gözetip kollamak için, salat yapmak için bizim yüzümüzü, dirseklere varana kadar ellerimizi yıkamak, başımızı ve ellerimizi mesh etmek mi gerekiyor? ayriyeten de salat’ı gerçekleştirebilmek için ( mevkûta = vakitleri belirlenmiş 4/103 ) emr-i ilahisi gereğince bir de bu ” belirlenmiş vakitleri ” mi beklememiz gerekiyor? Bütün bunları yapmak mı gerekiyor…veya salatın diğer icaplarını yapmak için de aynı şey?. Bu kadar saçmalık olamaz.